buy viagra

AçıkÖğretim Ders Notları

posted by: admin
posted on: Şubat 5th, 2010

Türkiye’nin Doğal Yapısı ve Dünya Ekonomisindeki Yeri

Ekonomik yaşamda önemli bir yere sahip olan doğal yapı; ülkenin coğrafi konumu, büyüklüğü, yüzey şekilleri, iklim koşulları ve jeopolitik durumu göz önüne alınarak belirlenebilir.Coğrafi konum açısından Türkiye’nin, kuzey yarımkürede, büyük bölümü Asya kıtasında ve küçük bölümü ise Avrupa kıtasında yer almaktadır.Kuzey ve güneyinde sıradağlarla çevrili ülkemiz geniş deprem kuşağının da içinde bulunmaktadır. Farklı yörelerdeki farklı iklim koşulları nedeniyle farklı bitki örtüsüyle kaplıdır. 814578 kilometre karelik yüzölçümüne sahip Türkiye Cumhuriyeti sınırları 24 Temmuz 1923’de Lozan Anlaşması ile çizilmiş ve bir kısmı kesin şeklini daha sonra almıştır. Ilıman iklim kuşağında yer alan Türkiye’de her tür ürün yetişmektedir. Türkiye madenler bakımından da zengindir. 1997 sayımına göre nüfusu 62 milyon dolayındadır.Üç kıta arasında yer alan, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye jeopolitik konumu itibariyle önemli bir merkezdir. Boğazların Türkiye’nin jeopolitik durumu içerisinde özel bir önemi vardır. Türkiye 1997 yılında 195.4 milyar dolarlık GSMH ile dünyada 23′üncü,Satın alma Gücü Paritesine göre ise 409.7 milyar dolarlık GSMH ile dünyanın 16 ncı büyük ülkesidir. Türkiye tüketici fiyatlarına göre yıllık enflasyon açısından, Türkmenistan ve Romanya’dan sonra dünyada en yüksek üçüncü ülkedir. 1996 yılında dünya mal ihracatında 33 üncü, mal ithalatında ise 25 inci sıradadır.

Türkiye’nin Demografik Yapısı

İnsan faktörü ekonomik kalkınmanın hem amacı hem de aracıdır. Nüfus ise bir arazi parçası üzerinde yerleşmiş olarak yaşayan insan topluluğudur.Türkiye nüfus çokluğu bakımından Dünyada 16. Avrupa’da 5. büyük ülke konumundadır.Bir ülkenin nüfusunda erkek sayısının kadına oranla azlığı yada çokluğu o toplumun kuvvet ve gelişiminde önemli bir etken olmaktadır.Türkiye’nin nüfusunda görülen yaş grupları dağılımı genç ve dinamik bir durum ortaya koymaktadır. Diğer taraftan bağımlı nüfus ve bağımlılık oranı da büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıca bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısını incelerken üzerinde durulması gereken bir konu da aktif nüfusun sektörlere (işkollarına) göre dağılımıdır.Ülkemizin demografik yapısı özellikle 1950′lerden itibaren değişmekte nüfus başlangıçta kırsal alanda yoğunlaşmış iken, bugün kentlerde yoğunlaşmış durumdadır. Eğitim durumu açısından da okur yazar oranı 1927′de %19.54 iken 1990′da %80.46′ya çıkmıştır.Nüfus yoğunluğu ya da nüfusun ülke içindeki dağılımının bilinmesi sosyal ve kültürel açıdan önemli olmakla beraber ülkelerarasında karşılaştırma olanağı da vermektedir. Öte yandan nüfus planlaması ülkelerin gelişimi ve bireylerin Milli Gelir’den ne kadar pay alacağını belirleyen etmenlerden birisidir.Nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı, yoğunluğu, eğitim durumu, yerleşim biçimi istihdam sorununu da beraberinde getirmektedir. İstihdam basit olarak çalışabilir durumda niteliklerine ve yeteneklerine göre iş bulmaktır.Nüfusumuzun genç nüfuz karakterinde olması dolayısıyla ekonomimizde her yıl çalışma yaşındaki nüfus artışları olmakta, bu da işgücü fazlası yaratmaktadır.

Osmanlı Ekonomik Yapısı ve Osmanlıdan Devralınan Miras

Osmanlının son yıllarındaki ekonomik yapı yarı sömürge olarak değerlendirilebilir. Osmanlı İmparatorluğunun çarpık bir üretim yapısına sahip olmasının nedenleri arasında üretimin büyük ölçüde tarıma dayalı olması,sanayi devrimini ülkeye aktarmakta başarısız kalınması ve ülkede sanayinin mevcut olmaması, sermaye birikiminin yabancılar ve azınlıklar tarafından kullanılması sayılabilir. İmparatorluğun son yıllarında yoğun olarak yaşanan savaşlar ve ayaklanmalar da bu çarpık yapının oluşmasında öne çıkan faktörler arasında yer almaktadır. Bu genel ekonomik yapı içerisinde üretimin temelini teşkil eden tarımsal üretim ilkel koşullarda ve Pazar için değil içe dönük olarak gerçekleştirilmektedir. Toprak mülkiyetindeki değişme, ağır vergi yükü ve yaşanan savaşlar Osmanlı İmparatorluğunda tarımsal üretimde düşük bir verimliliğin düşmesine neden olmuştur.Öte yandan büyük ölçüde el sanatlarına ve esnaf biçimi örgütlenmeye dayanan, temel tüketim mallarının üretimine yönelmiş Osmanlı sanayi, Osmanlının dışa açılması ile batı Avrupa’dan gelen rekabete dayanamamış ve yıkıma uğramıştır. Ayrıca var olan az sayıdaki sınai tesisin mülkiyeti de yabancıların ve azınlıkların denetimindedir. Mevcut sanayi yapısı bu biçimde şekillenince Osmanlı İmparatorluğu ulaştırma alanında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Temel ulaşım biçimi olan deniz taşımacılığı yabancıların elindedir ve İmparatorluğun son yıllarında demiryolu taşımacılığında tamamen yabancı sermaye ile ve çok büyük ayrıcalıklar tanınarak yatırımlar yapılmıştır. Karayolu açısından durum daha da kötü ve Anadolu’da bulunan yerleşim merkezleri arasında düzenli, her mevsim ulaşıma açık karayolu bulmak mümkün değildir.Kapütilasyon rejiminin uygulanması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu serbest dış ticaret rejimini benimsemek zorunda kalmıştır. Bu durum hem dış ekonomik ilişkilerde hem de uluslararası siyasi ilişkilerde Osmanlı İmparatorluğunun güçlü devletlerin denetimine girmesine neden olmuştur. Bu tür bir rejim altında dış ticaret sürekli açık vermekte, ülke temel olarak tarımsal ürünler ve maden ihraç ederken, temel tüketim malları ve silah-cephane ithal etmektedir. Bu yapıya sahip bir dış ticaret rejimi ile Osmanlı ekonomisinin dış ilişkileri borçlarla varlığını sürdürebilir duruma gelmiştir.Bankacılık alanında tamamen yabancı sermayeye bağımlı olan Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, sermaye birikimini azınlıkların ve yabancıların elinden çekebilmek amacıyla ulusal bankacılığın oluşturulmasına dönük, zayıf da olsa, teşebbüsler bulunmaktadır. Osmanlı devleti çağdaş anlamda bütçe prensiplerini uygulamaya koyamadığı için, sürekli borçlanmayla kapatılan gelir-gider dengesizlikleri yaşamıştır.Bu durum 1881 yılında ülkede kamu maliyesinin Düyun-u Umumiye İdaresi’nin denetimine geçmesi ile sonuçlanmış ve bu sayede gerek bağımsızlığın yitirilmesi, gerekse İmparatorluğun yıkımı süreci hızlanmıştır.

Planlı Dönem Öncesi Ekonomik Politikalar

Çok ağır koşullar altında kurulan Cumhuriyetle, hatta Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’yle Türk Ekonomisinin düzenini belirleyecek ve yönlendirecek ana politika ilkeleri de ortaya konulmuştur. Kuruluş yıllarındaki koşullar, olanaklar ve tercihler çerçevesinde, ekonomik kalkınmada özel sektörün oldukça özendirici önlemlerle harekete geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak uygulamada ortaya çıkan engel ve aksaklıklar, özel sektöre bağlanan umutları büyük ölçüde boşa çıkarmıştır. Lozan Antlaşmasının Kongre’de alınan kararların uygulanmasını önlemesi; kamu fonlarının kolaylıkla özel sektöre aktarılamaması; özel sektörün sermaye birikimi aşamasından çok gerilerde olması; yetersiz altyapı ve teknik bilgi ile yıllardan beri süren savaşların yarattığı yoksulluk bu dönemin ve özel sektörün başarısı önlemiştir.1930’lu yılların başlarında sanayileşerek kalkınma kararındaki Türkiye,bu hedefe “devletçilik” diye adlandırılan yöntemle varmaya zorlanmıştır.Gerek Sümerbank’ın kurulmasındaki düşünceler, gerekse Birinci ve İkinci Sanayi Planlarının stratejik amaçları, sanayileşmenin temelde içe dönük olduğunu ya da ithalatı ikame edici bir nitelik taşıdığını ve kurulacak sanayilerin yurtiçinde üretilen hammaddelere dayalı olduğunu ortaya koymaktadır.Savaş sonrası döneme ülke yeni ekonomi politika arayışlarıyla girmiştir.Bu dönemde çok partili siyasal yaşama geçilmesiyle başlayan yoğun ekonomi politikası tartışmaları, ekonomik yaşamda kamu ve özel sektörün yeri ve rolü üzerinde odaklanmıştır. Bu dönemdeki yeni devletçilik anlayışına göre, devletin özel girişimciliği açıkça desteklemesi, yönetim, güvenlik ve kamu hizmetlerinden başka ekonominin planlı kalkınması için önlemler alması ve bu süreçte gelişmenin yerli ve yabancı unsurlarına gerekli önemi vermesi söz konusu olmuştur. 1950-1962 arasında ise, yeni hükümet, “ liberal ekonomi” düzenini uygulamayı denemiştir. Hükümetin,bu ekonomi politika anlayışı, kendini en büyük ölçüde dış ticaret alanında göstermiştir: Dönem başında ithalat yüzde 75 oranında serbest bırakılarak iki yılda yaklaşık iki katına çıkmıştır. Serbestleşmenin bir başka yansıması para ve kredi alanında görülebilir: Dönem başındaki kredi hacmi 1958 yılında yaklaşık 6.7 katına yükselmiştir. Kredilerdeki bu artışın en büyük nedeni tarım sektörüne verilen kredilerdir. Kredi dağılımındaki bu tablo da sektörel öncelikte, sanayinin değil, tarımın esas alındığının açık bir göstergesidir.Dönemin başlarında, bir yandan ithalattaki artış, öte yandan tarım sektörüne sağlanan büyük kredi olanakları, yüksek taban fiyatları ve hava koşullarının elverişli gitmesi sonucunda tarımsal üretimdeki önemli artışlar dolayısıyla ülkede görülmedik bir bolluk yaşanmıştır.1954 yılına kadar çeşitli yollardan beslenen ekonomi, bu yıldan itibaren olumsuz sinyaller vermeye başlamış, hızla bir darboğaza sürüklenmiştir.Tarımsal üretimdeki artış duraklarken ithalat daralmaya ve dış ticaret açığı büyümeye başlamıştır. Bunda, belirli ölçüde dış ekonomik konjonktürün etkisi olmakla birlikte, büyük ölçüde sağlanan dış ve iç kaynakların uzun dönemli bir düşünüşle, verimli alanlarda, özellikle sanayileşmede yapısal dönüşüm sağlamada kullanılmaması etken olmuştur.Sonuçta fiyatlar genel düzeyi hızla yükselmiş ve enflasyonist baskılar artmıştır. Bu gelişmeler sonucunda uygulanmaya çalışılan liberal ekonomi politikası yerini, devletin geniş ölçüde denetim önlemleri aldığı “ müdahaleci” bir politikaya bırakmıştır. Kâr oranlarını belirlemek, ithalata kota koymak, Milli Korunma Yasasına başvurmak hükümetin aldığı başlıca önlemler olmuştur. Ekonomik durumun bozulması sonucunda, iç ve dış ekonomik güçlükleri ortadan kaldırmak ve ekonomiyi tekrar düzene sokmak için, sağlanan dış finansman kaynaklarıyla 4 Ağustos 1958 Kararları diye anılan “İstikrar Tedbirleri”nin alınması ve önemli oranda bir devalüasyon yapılması zorunda kalınmıştır. Alınan bu önlemler sonucunda, ekonomide bir durulma dönemi başlamıştır: Alınan dış yardımlarla dış ticarette ortaya çıkan darboğazlar önemli ölçüde genişletilmiştir. Bu arada iç ekonomide kredi piyasası yeniden düzenlenmiş, fiyatlar genel düzeyinde görülen istikrarsızlık da büyük ölçüde giderilmiştir.

Planlı Dönemde Ekonomik Politikalar

1960 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kurulması ve ayrıca kalkınmanın planlanmasının 1961 Anayasası ile devlete bir görev olarak verilmesiyle ülkemizde planlı kalkınma dönemi başlamıştır.1963 yılında uygulanmaya başlanan beş yıllık kalkınma planlarının birincisinde milli gelirde yıllık ortalama %7’lik bir artış öngörülmüş, bu oran %6.7 olarak gerçekleşmiştir. BBYKP döneminde tarım kesiminden sanayi ve hizmet kesimine bir istihdam kayması kendini göstermiş, milli hasılada tarımın payı azalmış, buna karşın sanayi ve hizmetlerin payı artmıştır.Özetle, BBYKP ülkenin sanayileşme ve kalkınmasında önemli ölçüde etkili ve başarılı olmuştur diyebiliriz.İkinci beş yıllık planın en önemli özelliği, ekonomik gelişme ile ilgili bütün diğer büyüklüklerin, büyüme hızına bağımlı olarak ele alınmış olmasıdır.Plan dönemi için hedeflenen yıllık ortalama %7’lik büyüme hızı, %6.9 olarak gerçekleştirilmiştir. GSMH’da sektörlerin payı, tarımda %27.7, sanayide %21.0 ve hizmetlerde %50.5 olmuştur. Tarım ve sanayi için planlanan hedeflere ulaşılamamış, hizmetlerde ise aşılmıştır. Plan döneminde ihracat gelirleri yıllık ortalama %25’lik bir artış göstermiştir.Hızlı bir sanayileşme ile dışa bağlılığı azaltan bir sınai yapının oluşturulması için Üçüncü Plan döneminde yapım sanayi içinde ara ve yatırım malları sanayilerinin payının artırılmasına önem verilmiştir. Üçüncü plan yıllık ortalama %7.9’luk bir ekonomik büyümeyi hedeflemiş, ancak bu oran %6.5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu plan döneminde tüketim malları üretiminin toplam yapım sanayi üretimindeki payı azalırken ara ve yatırım mallarının payı 1972 yılına göre artmıştır. Yapım sanayi üretiminin planın sanayileşme hedefleri ile aynı doğrultuda olmasına karşın, hedeflenen oranlara pek ulaşılamamıştır.Dördüncü plan, önceki planların doğal bir uzantısı olarak, ekonomik büyüme için gerekli yatırımların büyük ölçüde kamu kesimince sağlanmasını,sınai üretimde ithalat yerine yerli üretim politikasının sürdürülmesini öngörüyordu. Öte yandan ihracatın yılda ortalama %18’den fazla artışını ve böylece de döviz darboğazının aşılması amaçlanıyordu. Dördüncü planda da %8.2 gibi yüksek bir büyüme hızı hedeflenmiş, ancak bu hız gerçekleştirilememiş, ortalama büyüme hızı %2.4 olmuştur. Dördüncü plan döneminde yatırımların GSMH’ya oranı düşmüştür. Fiyatlar genel düzeyi önemli oranda artmıştır. İşsizlik oranı da, 1981 yılında % 16.75 iken, 1983 yılında %20’ye yükselmiştir.Dördüncü planı değerlendirirken önemli iki noktayı gözden kaçırmamamız gerekir: Bunlardan birincisi 24 Ocak 1980’de alınan istikrar önlemleri,ikincisi ise aynı yılın Eylül ayındaki askeri müdahale. Bu iki olay, dördüncü planının uygulanmasını olanaksız kılmıştır.Gerçekten de 24 Ocak Kararları, öncekiler gibi yalnızca ağırlaşan ekonomik koşulların giderilmesini amaçlayan bir dizi istikrar önlemi olmaktan çıkıp, alışılmış planlama anlayışının sona ermesi biçiminde de yorumlanmıştır. Ekonomik düzen politikasında ortaya çıkan bu değişim, 1984 yılı için bir geçiş programı hazırlanmasına ve artık 1985’ten sonraki beş yıllık planların yeni bir anlayışla kaleme alınmasına yol açmıştır.1980’den sonra önemli ölçüde değişen ekonomik düzen politikasına dayalı kalkınma stratejisi Beşinci Plana olduğu gibi yansımıştır. İktisadi büyüme, ihracata bağlı kılınarak belirleyici bir amaç değişken olmaktan çıkmıştır. Beşinci planda, “verimlilik ve ihracat artışını teşvik eden” ve “tarımsal gelişme potansiyelini gözeten” bir yapı içinde “sınai üretim payının yükseltilmesi ile ekonomik ve sosyal yapının geliştirilmesi” temel amaçlar olarak benimsenmiştir. Beşinci plan hedeflerinin gerçekleşmelerine bakıldığında,gerek GSMH gerekse sektörel gelişme hızları için öngörülen hedeflerin gerisinde kalındığı anlaşılmaktadır.Altıncı Plan, “açık toplum ve rekabete açık ekonomi ilke ve esasları doğrultusunda Türk Ulusunun hayat seviyesini yükseltmeyi” temel amaç olarak saptamıştır. Bu arada hızlı, dengeli ve istikrarlı kalkınma süreci içinde gelir dağılımını iyileştirmek, işsizliği, bölgesel ve yöresel gelişmişlik

farklarını azaltmak da planın başlıca amaçları arasında yer almıştır.Plana göre, büyümenin serbest rekabet ortamında ve özel sektörün dinamizminden en üst düzeyde yararlanarak gerçekleştirilmesi, iktisadi faaliyetlerde kamunun yönlendirici ve özendirici olması, uluslararası bütünleşmeye olanak verecek bir ekonomik yapının oluşturulması esastır. Altıncı planın uygulama sonuçları bu hedeflere büyük ölçüde ulaşılamadığını göstermektedir. Her ne kadar büyüme hızı %7.0 olarak gerçekleşmişse de, enflasyon oranı 1994’te %70’in üzerine çıkmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı %50’ler civarına gerilemiştir. Dış borçlar 1989’da 41.8 milyar dolardan 1993 sonunda %67.4 milyar dolara çıkmıştır. Toplam iç ve dış borç stokunun GSMH’ya oranı plan dönemi sonunda %64.55 gibi çok yüksek bir düzeye çıkmıştır. 1989 yılında GSMH’nın %5.3’ü oranındaki kamu açıkları 1993 yılında %11.7 oranına yükselmiştir.Altıncı plan dönemi sonunda Türkiye Ekonomisi, bu açıkların kapatılamamasının doğurduğu sorunlar nedeniyle 5 Nisan 1994 İstikrar Önlemlerinin alınmasına yol açan önemli bir iktisadi bunalıma girmiştir.Yedinci plan kurumsal ve hukuksal düzenlemelere ağırlık vermiştir.Doğrudan üretimde bulunan, piyasalara müdahale eden ve rant dağıtan devlet anlayışı terk edilerek ekonomik birimlerin piyasa ekonomisi çerçevesinde etkin bir biçimde faaliyetlerini sürdürmeleri için gerekli kurumsal ve hukuksal düzenlemeler öne çıkarılmaktadır. Yedinci planda önceki planlar gibi hedef belirleme yerine, piyasa ekonomisinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesini sağlayacak ortamı hazırlayacak düzenlemelere yer verilmiştir. Yedinci planda, temel olarak özgür ve demokratik bir ortamın yaratılması, bireyin ve insan sermayesinin ön plana çıkarılması, sürdürülebilir hızlı bir büyümenin sağlanması, yaşam düzeyinin yükseltilmesi,gelir dağılımının iyileştirilmesi ve istihdamın artırılması amaçlanmıştır.

Planlı Dönemde Ekonomik Politikalar

1960 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kurulması ve ayrıca kalkınmanın planlanmasının 1961 Anayasası ile devlete bir görev olarak verilmesiyle ülkemizde planlı kalkınma dönemi başlamıştır.1963 yılında uygulanmaya başlanan beş yıllık kalkınma planlarının birincisinde milli gelirde yıllık ortalama %7’lik bir artış öngörülmüş, bu oran %6.7 olarak gerçekleşmiştir. BBYKP döneminde tarım kesiminden sanayi ve hizmet kesimine bir istihdam kayması kendini göstermiş, milli hasılada tarımın payı azalmış, buna karşın sanayi ve hizmetlerin payı artmıştır.Özetle, BBYKP ülkenin sanayileşme ve kalkınmasında önemli ölçüde etkili ve başarılı olmuştur diyebiliriz.İkinci beş yıllık planın en önemli özelliği, ekonomik gelişme ile ilgili bütün diğer büyüklüklerin, büyüme hızına bağımlı olarak ele alınmış olmasıdır.Plan dönemi için hedeflenen yıllık ortalama %7’lik büyüme hızı, %6.9 olarak gerçekleştirilmiştir. GSMH’da sektörlerin payı, tarımda %27.7, sanayide %21.0 ve hizmetlerde %50.5 olmuştur. Tarım ve sanayi için planlanan hedeflere ulaşılamamış, hizmetlerde ise aşılmıştır. Plan döneminde ihracat gelirleri yıllık ortalama %25’lik bir artış göstermiştir.Hızlı bir sanayileşme ile dışa bağlılığı azaltan bir sınai yapının oluşturulması için Üçüncü Plan döneminde yapım sanayi içinde ara ve yatırım malları sanayilerinin payının artırılmasına önem verilmiştir. Üçüncü plan yıllık ortalama %7.9’luk bir ekonomik büyümeyi hedeflemiş, ancak bu oran %6.5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu plan döneminde tüketim malları üretiminin toplam yapım sanayi üretimindeki payı azalırken ara ve yatırım mallarının payı 1972 yılına göre artmıştır. Yapım sanayi üretiminin planın sanayileşme hedefleri ile aynı doğrultuda olmasına karşın, hedeflenen oranlara pek ulaşılamamıştır.Dördüncü plan, önceki planların doğal bir uzantısı olarak, ekonomik büyüme için gerekli yatırımların büyük ölçüde kamu kesimince sağlanmasını,sınai üretimde ithalat yerine yerli üretim politikasının sürdürülmesini öngörüyordu. Öte yandan ihracatın yılda ortalama %18’den fazla artışını ve böylece de döviz darboğazının aşılması amaçlanıyordu. Dördüncü planda da %8.2 gibi yüksek bir büyüme hızı hedeflenmiş, ancak bu hız gerçekleştirilememiş, ortalama büyüme hızı %2.4 olmuştur. Dördüncü plan döneminde yatırımların GSMH’ya oranı düşmüştür. Fiyatlar genel düzeyi önemli oranda artmıştır. İşsizlik oranı da, 1981 yılında % 16.75 iken, 1983 yılında %20’ye yükselmiştir.Dördüncü planı değerlendirirken önemli iki noktayı gözden kaçırmamamız gerekir: Bunlardan birincisi 24 Ocak 1980’de alınan istikrar önlemleri,ikincisi ise aynı yılın Eylül ayındaki askeri müdahale. Bu iki olay, dördüncü planının uygulanmasını olanaksız kılmıştır.Gerçekten de 24 Ocak Kararları, öncekiler gibi yalnızca ağırlaşan ekonomik koşulların giderilmesini amaçlayan bir dizi istikrar önlemi olmaktan çıkıp, alışılmış planlama anlayışının sona ermesi biçiminde de yorumlanmıştır. Ekonomik düzen politikasında ortaya çıkan bu değişim, 1984 yılı için bir geçiş programı hazırlanmasına ve artık 1985’ten sonraki beş yıllık planların yeni bir anlayışla kaleme alınmasına yol açmıştır.1980’den sonra önemli ölçüde değişen ekonomik düzen politikasına dayalı kalkınma stratejisi Beşinci Plana olduğu gibi yansımıştır. İktisadi büyüme, ihracata bağlı kılınarak belirleyici bir amaç değişken olmaktan çıkmıştır. Beşinci planda, “verimlilik ve ihracat artışını teşvik eden” ve “tarımsal gelişme potansiyelini gözeten” bir yapı içinde “sınai üretim payının yükseltilmesi ile ekonomik ve sosyal yapının geliştirilmesi” temel amaçlar olarak benimsenmiştir. Beşinci plan hedeflerinin gerçekleşmelerine bakıldığında,gerek GSMH gerekse sektörel gelişme hızları için öngörülen hedeflerin gerisinde kalındığı anlaşılmaktadır.Altıncı Plan, “açık toplum ve rekabete açık ekonomi ilke ve esasları doğrultusunda Türk Ulusunun hayat seviyesini yükseltmeyi” temel amaç olarak saptamıştır. Bu arada hızlı, dengeli ve istikrarlı kalkınma süreci içinde gelir dağılımını iyileştirmek, işsizliği, bölgesel ve yöresel gelişmişlik

farklarını azaltmak da planın başlıca amaçları arasında yer almıştır.Plana göre, büyümenin serbest rekabet ortamında ve özel sektörün dinamizminden en üst düzeyde yararlanarak gerçekleştirilmesi, iktisadi faaliyetlerde kamunun yönlendirici ve özendirici olması, uluslararası bütünleşmeye olanak verecek bir ekonomik yapının oluşturulması esastır. Altıncı planın uygulama sonuçları bu hedeflere büyük ölçüde ulaşılamadığını göstermektedir. Her ne kadar büyüme hızı %7.0 olarak gerçekleşmişse de, enflasyon oranı 1994’te %70’in üzerine çıkmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı %50’ler civarına gerilemiştir. Dış borçlar 1989’da 41.8 milyar dolardan 1993 sonunda %67.4 milyar dolara çıkmıştır. Toplam iç ve dış borç stokunun GSMH’ya oranı plan dönemi sonunda %64.55 gibi çok yüksek bir düzeye çıkmıştır. 1989 yılında GSMH’nın %5.3’ü oranındaki kamu açıkları 1993 yılında %11.7 oranına yükselmiştir.Altıncı plan dönemi sonunda Türkiye Ekonomisi, bu açıkların kapatılamamasının doğurduğu sorunlar nedeniyle 5 Nisan 1994 İstikrar Önlemlerinin alınmasına yol açan önemli bir iktisadi bunalıma girmiştir.Yedinci plan kurumsal ve hukuksal düzenlemelere ağırlık vermiştir.Doğrudan üretimde bulunan, piyasalara müdahale eden ve rant dağıtan devlet anlayışı terk edilerek ekonomik birimlerin piyasa ekonomisi çerçevesinde etkin bir biçimde faaliyetlerini sürdürmeleri için gerekli kurumsal ve hukuksal düzenlemeler öne çıkarılmaktadır. Yedinci planda önceki planlar gibi hedef belirleme yerine, piyasa ekonomisinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesini sağlayacak ortamı hazırlayacak düzenlemelere yer verilmiştir. Yedinci planda, temel olarak özgür ve demokratik bir ortamın yaratılması, bireyin ve insan sermayesinin ön plana çıkarılması, sürdürülebilir hızlı bir büyümenin sağlanması, yaşam düzeyinin yükseltilmesi,gelir dağılımının iyileştirilmesi ve istihdamın artırılması amaçlanmıştır.

Milli Gelir ve Büyüme

Bir ulusal ekonominin bir yıl içinde yaratmış olduğu mal ve hizmetlerin değerlerinin toplamı olarak tanımlanan GSMH’nın (ya da bir anlamda Milli Gelirin) ulusal ekonominin büyüklüğü hakkında ilk bakışta genel bir bilgi verebilmesi en önemli özelliğidir. Kaldı ki, özellikle bu büyüklüğün zaman içindeki gelişimi, bileşimi, dağılımı ve değişimi ile kişi başına düşen miktarı ulusal ekonomik analizlerde vazgeçilemeyecek bir role sahiptir.Türkiye’de milli gelir ilk kez İktisat Bakanlığı Konjonktür Dairesi tarafından 1935 yılında hesaplanmıştır. Ancak 1950’lerden önceki dönemde Türkiye’de Milli Gelir hesaplarının yetersiz olduğu görülür. Son olarak,1971’den sonra DİE ve DPT ortaklaşa bir çalışmayla tek bir yöntem üzerinde anlaşarak milli gelir tahminlerini buna göre yapmaktadırlar.1923-1932 dönemini kapsayan Kuruluş Yıllarında milli gelirin çok kararsız,

inişli-çıkışlı bir gelişme gösterdiği görülmektedir. Bu durumun en önemli nedeni tarımsal üretimin hava koşullarına bağlı olarak kararsızlık göstermesidir. Bunun ötesinde 1927 yılı ile Büyük Dünya Ekonomik Buhranını izleyen yıllar dışında Türk Ekonomisinin oldukça yüksek büyüme gerçekleştirdiği görülmektedir.1933-1945 dönemini kapsayan Devletçilik ve Savaş Yıllarındaki hızlar da inişli-çıkışlı bir eğilim göstermektedir. Ancak ilginç olan, savaş yıllarına gelinceye kadar milli hasılanın 1935’teki azalma dışında, hep artış göstermesidir. Anlaşılan Türk ekonomisi savaştan önce sürekli büyümüştür. Savaş yıllarında ise, 1942 ve 1944 dışında milli hasıla hep düşme göstermiştir 1946-1962 dönemini kapsayan Savaş Sonrası ve Enflasyoncu Büyüme Yıllarına ilişkin hızlar da, önceki dönemlerdeki gibi inişli-çıkışlı bir eğilim göstermektedir. Büyüme hızı dönem ortalaması olarak yüzde 5-6 dolayında olmuştur. Yine dönemin bir başka özelliği, yalnızca 1949 ile 1954 yıllarında milli hasılada düşme olmuş, diğer yıllarda ekonomi sürekli büyümüştür.Planlı dönemde ise ilk iki kalkınma planında hedeflenen büyüme hızı yüzde 7’dir. Bu oran Üçüncü Planda yüzde 7.4’e, Dördüncü Planda ise yüzde 8’e çıkarılmıştır. Planlanan bu büyüme hızlarına karşılık elde edilen sonuçlara baktığımızda, yalnızca İkinci Plan hedefin biraz üzerine çıkmış, Birinci ve Üçüncü Planda hedefin belli ölçüde altında kalınmış; ancak 1979-1983 dönemini kapsayan Dördüncü Plan, yüzde 8’i hedeflemişken,yüzde 2.1 gibi çok düşük bir oranı yakalayabilmiştir.Büyüme hızı yönünden 1980’li yılların sonrasındaki gelişmeler, önceki yıllardan farklıdır. Bu dönemde hazırlanan planlarda hedeflenen büyüme hızları, önceki planlarla karşılaştırılamayacak ölçüde düşük tutulmuştur.Bunun en önemli nedeni, büyümenin birincil bir amaç olmaktan çıkarak yerine ihracatın artırılmasının geçmesi ve büyümenin buna bağlı kılınmasıdır. Bu dönemde büyüme hızı, yine büyük ölçüde inişli-çıkışlı bir eğilim kazanmıştır. Ayrıca, büyüme hızlarındaki gerçekleşmeler 1980-1989 arasında genellikle planlanandan düşük çıkarken, 1990, 1992 ve 1993 yıllarında planlanandan yüksek olmuştur.GSMH’nın sektörel dağılımına gelince; 1923-1932 döneminde tarımsal üretimin durumu tüm öbür sektörlerdeki gelişmeleri ve dolayısıyla GSMH’yı belirleyecek kadar güçlüdür. 1933-1945 arasında ise, savaş öncesinde 1935 yılındaki azalma dışında GSMH’nın sürekli artışında,özellikle sanayi sektörü etkili olmuş, buna karşılık savaş yıllarında ise hizmetler sektörünün giderek büyüdüğünü ve milli hasılanın yarısına yakınının bu sektörde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. 1946-1962 döneminde GSMH’nın üç ana sektör itibariyle dağılımı açısından göze çarpan en önemli özellik, milli hasıla içinde tarım sektörünün nisbi payının azalması, buna karşın sanayi ve özellikle hizmetlerin payının önemli ölçüde artmasıdır. Hizmetler sektörünün, ekonominin diğer ana üretken sektörleri olan tarım ve sanayiye karşı sağlamış olduğu bu üstünlük dönemin en önemli gelişmesidir.Genel olarak ifade edilmek istenirse, Türkiye’nin ekonomik yapısı, planlı kalkınma döneminde, tarımsal yapıdan sanayi yapısına, ama çok daha baskın biçimde hizmetler sektörünün egemen olduğu bir yapılaşmaya doğru gelişme göstermektedir. GSMH’nın nüfusa oranlanmasıyla bulunan kişi başına düşen gelir ülkelerin, özellikle gelişme yarışındaki yerlerini belirlemede sıkça kullanılan bir ölçüttür. Öte yandan kişi başına düşen gelirin zaman içindeki gelişimi de çok önemli bir göstergedir. Hatta denilebilr ki,gelişmenin asıl göstergesi milli gelirin yıllık artış hızı değil, kişi başına gelirin artış hızıdır. Kişi başına gelir artışı büyüme hızından nüfus artış hızının çıkarılmasıyla bulunur. 1923-1997 yıllarını kapsayan Türkiye’de kişi başına gelirin, büyüme hızlarının istikrarsızlığından kaynaklanan inişli-çıkışlı bir seyir gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu arada, kimi bunalımlı yılları bir kenara bırakırsak, son dönemlerde nüfus artış hızındaki yavaşlamanın, kişi başına düşen geliri olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz.

Türkiye’de Gelir Dağılımı

Gelir dağılımı, tüm dünyada ve Türkiye’de üzerinde önemle durulan sosyo-ekonomik konular arasında yer almıştır. Gelir dağılımı kavramı ile gelirin bireyler veya üretim faktörü sahipleri arasındaki dağılım ilişkileri anlaşılmaktadır.Türkiye’de gelir dağılımı konusunda bilinen ilk araştırma, 1933 yılında Ticaret Bakanlığı Konjonktür Dairesi tarafından Ankara ve İstanbul’da yaşayan işçi ve memur ailelerine uygulanan hane halkı gelir ve tüketim harcamaları anketidir. 1953 yılında daha somut sonuçlar ortaya koyan bir hane halkı gelir ve harcama anketi uygulanmıştır.Kişisel gelir dağılımı, gelirin bireyler ve haneler arasında dağılımını gösteren bir yöntemdir. Bu yöntem ile genel anlamda bireyler ve haneler arasında gelirin büyüklüğüne göre dağılımı ve eşitsizliklerin görülmesi

amaçlanmaktadır. Gelir eşitsizliğinin derecesini ölçen Gini Katsayıları incelendiğinde Türkiye’de 1973 yılından 1987 yılına kadar iyileşen gelir dağılımının 1990′lı yıllarda kötüye gittiği görülmektedir.Fonksiyonel gelir dağılımı, milli gelirin emek, sermaye ve toprak sahipleri olmak üzere üç temel üretim faktörü arasında nasıl dağıldığını gösterir.Araştırma sonuçlarına göre 1994 yılı itibariyle faiz, kira ve kar gelirlerinin milli gelir içindeki payı yüzde 15,9′dur.Gelirin fonksiyonel ve kişisel dağılımına ek olarak ülkede gelir dağılımını farklı açılardan değerlendirme olanağı sağlayan yaklaşımlardan da yararlanılmaktadır.Tablo 7.12. Türkiye’de Milli Gelirin Sektörel Dağılımı.Sektörler 1987 1994 Tarım 31,58 24,62 Ticaret 19,94 26,19 Hizmet 26,23 24,20 Tarım-dışı Üretim 22,24 24,98 Gelir dağılımının kır ve kent ayrımında görülmesi ile gelir dağılımındaki dengesizliğin kaynakları daha iyi anlaşılabilir. Bu yaklaşım, gelirin kır kent arasındaki dağılımının yanı sıra, kırsal kesimlerde ve kentlerde gelir dağılımının görülmesini gerektirmektedir. Bu sonuçlara göre, Türkiye ekonomisinde gelir dağılımı sorunu artık kırsal kesim kaynaklı olmaktan çıkmış, kent karakterli bir yapıya dönüşmüştür.Bölgesel gelir dağılımı yaklaşımı gelir dağılımı sorununa farklı bir bakış açısı getirmektedir. Marmara ve Ege bölgelerinde görülen çarpık gelir dağılımı, bu yönüyle Türkiye ekonomisinde yaşanan gelir dağılımı sorununun da belirleyicisi durumundadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri dengeli gelir dağılımlarına karşın düşük gelir düzeyleri ile yoksulluk sorununu en ağır biçimde yaşayan bölgeler olarak görülmektedirler.Milli hasılanın ve istihdamın sektörel dağılımı gelir dağılımındaki eşitsizliğin derecesini belirleyen önemli bir göstergedir. Tarım-dışı sektörde kişi başına üretim değeri, tarım sektöründeki değerin çok üzerindedir.Sektörler arası işgücü verimliliklerinde görülen bu farklılık, Türkiye’de gelir dağılımındaki dengesizliğin temel nedenlerinden biridir.

Tarım Sektörü

Türkiye’de tarım sektörü Çiftçilik, Ormancılık ve Kara ve Su avcılığı alt sektörleri altında ele alınmaktadır. Gıda ihtiyacının tamamının sağlandığı,çalışan nüfusun büyük bir bölümünün istihdam edildiği ve toplam ihracat içinde başlıca payı tarım ürünlerinin oluşturduğu ülkemizde tarım sektörü hala önemini korumaktadır.Türkiye 77.6 milyon hektar araziye sahiptir. Bunun 28 milyon hektarı işlenebilir topraklardır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tarım sektöründe önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 1970 yılında 27 milyon hektar olan ekili ve dikili alan 1992 yılına kadar yaklaşık 1 milyon hektar artmıştır.Buna karşılık önemli tarım ürünleri üretiminde 2 ila 10 kat arasında artışlar meydana gelmiştir.Tarımsal üretim içinde cari fiyatlarla ifade edildiğinde % 70.3 oranı ile en büyük pay bitkisel ürünlerde olup, bunu %25.4 ile hayvansal ürünler izlemekte daha sonra %3.4 ile orman ürünleri ve %1.2 ile su ürünleri gelmektedir.Yıllara göre incelendiğinde bu oranların büyük değişiklikler geçirmediği görülmektedir.Türk tarımı ikili yapı özelliği göstermektedir. Bir yanda geleneksel-geçimlik diye adlandırılan; geleneksel üretim teknolojisi kullanan, ekonomik üretim yapmaya olanak vermeyen küçük toprak parçalarında üretim yapan,piyasa ilişkileri göreli olarak zayıf ve fakir bir kesim varlığını sürdürmektedir.Diğer yanda gelişmiş teknoloji kullanan, piyasa için üretim yapan, piyasa ve fiyat hareketlerine duyarlı bir kesim bulunmaktadır. Geleneksel- geçimlik üretim yapan kesimin işletme/aile sayısının aşırı büyüklüğü tarım sektörünün önemli sorununu oluşturmaktadır.Tarımsal yapıdaki bozukluklar nedeniyle tarım işletmelerinin büyük bir kısmında işletme sermayesi yetersiz, girdi kullanımı ve tarımsal teknoloji düzeyi düşüktür. Dolayısıyla tarımda verimlilik düşük ve çiftçi gelirleri yetersizdir.Türkiye’de günümüze kadar uygulanan tarımsal destekleme politikasında fiyat yoluyla destekleme ağırlık taşımaktadır. Bunun yanında, ucuz girdi temini, düşük faizli kredi ve tarım ürünleri dış ticaretine müdahale,bazı vergi ve harçlarda muafiyet gibi fiyat yoluyla yapılmayan desteklemede yapılmaktadır.Türkiye’de uygulanan geleneksel tarım politikaları ile bu politikaları kullanan araçlar artık yeterli olmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin dünyadaki

gelişmelere ayak uydurabilmesi için yeni tarım politikalarına yönelmesi gerekmektedir.

İmalat Sanayii Sektörü

Bilindiği gibi imalat ya da yapım sanayii, sektör sınıflandırmasında enerji ve madencilik alt sektörleriyle birlikte sanayi sektörünü oluşturan bir daldır. Ancak, genellikle sanayi ya da sanayileşme denildiğinde akla hemen imalat sanayii gelir.Kuruluş yıllarında uygulanmaya çalışılan sanayi politikası çerçevesinde özendirme, sınırlı bir korumacılık ve kamu ortaklıkları gibi yöntemlerle özel sanayi geliştirilmeye çalışılmışsa da, başarı sağlanan olanaklar ölçüsünde olmamıştır. Özel girişim, temel sanayi alanlarına pek ilgi göstermemiştir.1933-1945 dönemine ilişkin verilerden sanayi kuruluşlarının yüzde 44 kadarlık bir bölümünün tarıma dayalı sanayi ve yüzde 23′ünün de dokuma sanayinde toplandığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde sanayinin belirgin özelliği, temel tüketim malı üretiminde yoğunlaşmış olmasıdır.1946-1962 döneminde ülke, temel ya da dayanıksız tüketim mallarının yerli üretimini artırmış ve ithalat yerine yerli üretimi ikame etme sürecini,bu anlamda tamamlamıştır. Sanayileşmede, en az özel sektör kadar kamu sektörü de etkili olmuştur. Belli bir düzeyin altındaki enflasyonist gelişme içinde, ancak sağlanmasında zorluklarla karşılaşılan bir kısım yatırım ve ara malları sektörlerinde özel sektör yatırımları artış göstermiştir.1963-1980 döneminde yürütülen içe dönük sanayileşme ile Türkiye Ekonomisi’nde dayanıklı tüketim mallarından ara mallarına uzanan bir sanayileşme hamlesi yaşanmıştır. Bir bilgi birikimi sağlanmış, hatta kimi mekanik ve elektrikli yatırım malları üretimi de gerçekleştirilmiştir.Ancak bu üretim, ulusal sanayinin yatırım malı ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmamıştır. İthal ikameci bir sanayileşmeyi sağlamak amacıyla izlenen politikalarla ortaya çıkan imalat sanayii bir çok sorunla da karşılaşmıştır: Mutlak koruma altında optimum ölçeğin altında, verimsiz, yüksek maliyetli, kalitesi düşük üretim ve aşırı değerlendirilmiş kur politikasıyla, adeta caydırılan ihracatın gelişmemesi yanında sanayinin ihtiyaç duyduğu ara ve yatırım malları ithalatının artması ile dış ticaret açığının sürekli büyümesi bunların en başta gelenleridir. 24 Ocak 1980 Karaları ve bunu izleyen ekonomi politikası önlemleri,Türkiye’nin sanayileşme ve kalkınma stratejisinde önemli bir dönüşümün belirleyicisi olmuştur. Böylece, öteden beri izlenmeye çalışılan ithal ikameci sanayileşme stratejisinin yerine ihracata yönelik bir sanayileşmeye uygulanmaya çalışılmıştır. Bu uygulama, izleyen yıllarda,özellikle imalat sanayi ürünlerinde önemli bir ihracat artışı sağlamıştır.Bu yolla, ayrıca sınai girişimciler uluslararası rekabetin dikkate alınması,verimlilik ve kalite unsurlarına gereken önemin verilmesi gibi konularda bilinçlenmişlerdir.1963′ten bu yana geçen dönem boyunca, çeşitli göstergeler aracılığıyla incelendiğinde, Türk İmalat Sanayinin GSMH ‘nın büyümesinde, istihdam olanaklarının genişletilmesinde ve dış ticaret büyüklüklerinde gelişen ve giderek dışa açılan bir ekonomik yapının yaratılması yönünde, kimi dönemlerde ortaya çıkan aksaklıklara rağmen olumlu bir gelişme eğilimi gösterdiğini söyleyebiliriz.


Popularity: 22% [?]

posted by: admin
posted on: Kasım 14th, 2009

TURKIYE EKONOMISI
UNITE1
DÜNYA İMPARATORLUĞUNUN SORUNLARI
16.-18. YÜZYILLAR ARASI KLASİK DÖNEM OSMANLI EKONMİSİ
Osmanlı imparatorluğun ’da kapitalizm öncesi hâkim üretim tarzı vergisel üretim tarzı idi.
Dirlik: Has, tımar ve zeamet topraklarının genel adidir.
Has: Geliri 100 000 akçeden fazla olan genellikle üst düzey bürokratların maaşı karşılığında kendilerine tevcih edilen tımar topraklarına verilen genel isim.
Zeamet: Geliri 20 000 ile 100 000 akçe arasında olan bürokratların maaşı karşılığında kendilerine tevcih edilen tımar topraklarına verilen isim
Tımar: Geliri O ile 20 000 arasında olan bürokratların maaşı karşılığında kendilerine tevcih edilen tımar topraklarına verilen isim
Ekonominin temel olgusu toplum ihtiyaçlarını karşılamaktı. 16-18 yy.’da Osm Dev’in dış siyasetinde öncelik saray, ordu, nüfusun ve loncaların ihtiyaçlarını karşılamaktı. Devlet ithalatı destekliyordu.
Avrupa’nın Artan Etkisi:
Osmanlı’nın 16 yyda karsılaştığı sorunlar
-Avrupa ülkelerinde askeri teknolojinin gelişmesi ve Osm’nin batıya doğru genişlemesinin durması
-Avrupa’da tarımsal urun talebinin artmasıdır.
Fiyat enflasyonun tek sebebi Osm’nin bütçe açıklarını karşılamak amacıyla sikkeleri tahsis etmesidir. Vergilerin değeri azalınca, devlet bütçe açıklarını kapatmak için yeni vergiler koydu. Bu da halkı fakirleştirdi. Tımar sistemi çözülmeye başladı. Tımar sistemi işlevini yitirince Osmanlı tarım vergilendirmek için iltizam sistemi yaygınlaştırıldı. Devlet belirli bir yörenin vergi toplama yetkisini açık arttırma yöntemi ile mültezim denilen kişilere ihale ediyordu.
SANAYI DEVRIMININ ETKISI ALTINDA 19.YY MERKEZ-CEVRE ANTLASMASI
18 yyda İngiltere ticaretle uğraşmaya başlamış demir-çelik ve başka üretim dallarına girerek dünyanın ilk sanayi ülkesi olmuştur. 19 yyda sermaye birikimi hızlandı ve makineleşme oluştu. Sanayileşmiş ülkeler sanayileşmemiş ülkelere ordularını göndererek sömürgeleştirdiler. Avrupa ülkeleri ve ABD uç asırdan beri genişleyen kapitalist dünya sisteminin merkezini oluşturdu. Osm Dev. Siyasi bağımsızlığına rağmen kapitalist merkez ülkelerinden gelen uyarılarla şekillendi.
19-20 YYDA OSMANLI IKTISAT SIYASETI
Osm Dev’nin iktisadi siyasetinde İstanbul’un iasesi ve maliyenin ihtiyaçları önemliydi.1838 de İngiltere ile iktisadi tavizler verilen Balta Limanı Ant imzalandı. Antlaşma ile yabancılar ic gümrük vergilerinden muaf tutuldu. Osm Dev kendi gümrük vergilerini Avrupa devletleriyle birlikte saptamayı kabul etti.
1856 Islahat fermanı ve 1867 Nizamnamesi siyasi destek uğruna Avrupa devletlerine verlen iktisadi tavizlerdi.
Tahsis: Metalist para sisteminde paranın içindeki değerli maden oranını azaltma işlemidir. 1844 de son verilmiştir.
1840 da kaime denilen ilk kağıt para ortaya çıktı. 1863 de kurulan Bank-I Osmaniye’ye para basma yetkisi verildi.
1881 de Muharrem Kararnamesi ile Duyun Umumiye kuruldu.
1923 de Tesvik-I Sanayi Kanunu-u Muvakkati’ni uygulamaya koydu
Dünya Sistemine Eklemlenme
Osmanlı Dev 19 yy da ihracat ve ithalat yapan bir ülke haline geldi.

CUMHURIYET’IN ILK ALTI YILI
1923-29 yılları arasında Liberal Ekonomik sistem uygulandı. Lozan Ant 5 yıllığına gümrük politikasını sınırladı. Devlet tekelleri kurup bunları imtiyazlı yerli ve yabancı şirketlere devretmek suretiyle koruma altına aldı. Asar vergisi kaldırıldı.
1930-39 Korumacı – Devletçi Sanayileşme
1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomik Buhranı ekonomi üzerindeki etkileri azaltmak için ithalatı kontrol etmeye ve ithal ikameci sanayileşmeye yöneldi.
1930 da MB kuruldu. 1933 de Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmaya başladı. Dokuma, un ve sekerde dışa bağımlılıktan kurtuldu.
1940-45 İkinci Dünya Harbi Yılları
Savasın ağır iktisadi etkileri;
-Erkeklerin silah altına alınması üretimi etkiledi.
-Buğday üretimi azaldı.
-İthalat azaldı.
-Sanayileşme programı askıya alindi.
-1940 da çıkarılan Milli Korunma Kanunu ile hükümet tedbirler aldı.
-1942 de Varlık Vergisi denilen servet vergisi alindi.
1944-46 yılları arası TMO vergisi ile tarımsal gelirleri vergilendirdi.
1946-53 Liberal Politikalarla Eklemlenme
Türkiye 1946 yılında doların kurunu 1.28 den 2.80’e çıkartarak devaluasyin yaptı ve gümrük vergisi dışında ithalatı kontrol eden kısıtlamalar gevşemeye başladı.
1947 de müzmin diş ticaret acık donemi başladı. Tarımsal üretim hızla arttı.
1954-61 Dış Ticarette Kontrole Dönüş
Tüketim mallarının ithalattaki payı azaldı dış ticaret açığı azaldı. Tarımın makineleşmesi, ulaştırmada karayollarına ağırlık verilmesi ve tedrici sanayileşme sonucu, ekonomi dış kaynaklara bağımlı hale geldi.
1961-79 Planlı İthal İkameci Sanayileşme
Türkiye 1961 de başlamıştır. Beş yıllık kalkınma planları sonucu dayanıklı tüketim malları sanayileri genişledi. Ancak Türkiye yatırım malları ikamesinde yol alamadı.1973 de OPEC’in petrol fiyatlarına yaptığı büyük zamla uluslararası iktisadi daralma başladı.1977’e kadar Türkiye sanayileşme politikasını borçlanarak sürdürdü.
1980-89 LIBERAL POLITIKALARLA DUNYA SISTEMINE EKLEMLENME
Türkiye 1980 yılında 24 Ocak kararları ile yapısal uyum dışa açılma ihracata dayalı büyüme kavramlarıyla nitelenen yeni bir liberal politika dönemine girdi. Bu sisteminin ilk tedbirleri sik devalüasyonlarla esnek bir kur politikası izlemek, iç talebi daraltmak, teşvik ve sübvansiyonlarla ihracatı desteklemek, fiyat kontrollerini ve temel mallara yapılan sübvansiyonları kaldırmak oldu. Amaç ihracatı arttirip ödemeler dengesini sağlamaktı. 1984 den sonra ithalat da kademeli olarak serbestleştirildi. 1995 de Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği antlaşması yapılarak ülke ithalatı kontrol imkanlarından da feragat etti.
84 de döviz alim satımı serbestleştirildi.1989 da yurtdışına ve yurt dışından ülkeye sermaye transferleri serbestleştirildi.
TÜRKİYE EKONOMİSİ UNITE 2
GAYRI SAFI MILLI HASILA GELISIMI
Üretim, gelir ve harcama olarak üç yöntemle hesaplanır.
GSMH: Genellikle bir yılda bir ülkenin sahip olduğu kaynaklarla üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir.
GSYIH: Genellikle bir yılda bir ülke sınırları içersinde üretilen tüm tamamlanmış malların piyasa değeridir. GSMH’ YA dış alem net faktör gelirleri dediğimiz isçi dövizi, kar transferleri borç faizleri gibi gelir ya da giderlerin eklenmesi ile elde edilir. En yüksek kişi basına geliri elde eden ülke Lüksemburg, en düşük kişi basına geliri elde eden ise Etyopya’dir.
Satın Alma Gücü Paritesi: Farklı ülkelerin ulusal paraların eşit değerini ifade eder.
GSYIH’nin Sek törel ve Bölgesel Dağılımı
GSYIH içindeki payı sürekli azalan sektör tarımdır. Sanayi sektörünün payı büyüktür. İmalat sektörü, enerji, ticaret ve ulaştırma sektörlerinin GSYIH içindeki payları istihdam içindeki paylarından daha yüksektir.
GSYIH daki payı en yüksek olan bölge Marmara’dır. Üretim, yatırım ve toplam nüfus içinde en büyük paya sahiptir. Kişi basına milli gelir acısından en yüksek geliri sırasıyla: Marmara, Ege, Ic Anadolu, Akdeniz, Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’dur.
GSMH’nin Büyümesi
İlk göze çarpan istikrarsız büyümesidir. 1989 dan sonra çıkan istikrarsizligin nedeni aşırı spekülatif sermaye hareketleridir.
• Gelirin Türlerine göre dağılımı
Hane Halkı Dağılımı
Gelirin haneler arasında nasıl bölüşüldüğünü ve hanelerin gelirlerinde zaman içinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesinde kullanılır. DIE tarafından yapılan anketlerde ülke içi gelir dağılımının gelişiminin izlenebileceği iki önemli gösterge:
-Gini Katsayisi: Gelir eşitsizliği katsayısı olarak bilinir. Katsayının artması eşitsizliğin arttığını gösterir.
-Hane Halklarını Gelirine Gore Sıralamak: Haneleri 5 eşit dilime ayrılıp her %20 lik dilimler arasında eşitsizliğin artması gelir dağılımının bozulduğu anlamına gelir.
% 20 lik dilimler arasında eşitsizliğin artması gelir dağılımının bozulduğu anlamına gelir.
Gelirlerin Türlerine Gore Dağılımı
Hane halkı bireylerinden gelir getirenlerin çalıştıkları islerden elde ettikleri gelir, sermaye ve mulk geliri ile transfer geliri gibi parasal gelirleri ve ayni gelirlerinin toplamı kişisel kullanılabilir gelir kapsamı içinde yer almıştır.
Gelirin İsteki Durumuna Gore Dağılımı
DIE Gelir dağılımı anketlerinde; ücretli çalışanlar, yevmiyeli çalışanlar, işverenler, kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile isçisi olarak ayrılmaktadır.
GELIRIN UCRET VE UCRET DISI GELIR SAHIPLERI ARASINDA DAGILIMI
Kriz yıllarında is gücü ödemelerinin aldığı pay azalmaktadır. Bunun nedeni krizden çıkışta ücretlerin düşürülmesi politikalarıdır.
Gelirin fonksiyonel dağılımı incelendiğinde Türkiye’de toplam gelirden en çok pay alanlar tarım dişi kira, faiz ve kar geliri elde edenlerdir.
Fonksiyonel Gelir Dağılımı: Gelirin emek, sermaye ve toprak sahipleri arasındaki dağılımıdır.
GENEL DENGE
Ekonominin genel dengesi, toplam kaynaklar ile toplam harcamalar arasındaki ilişkiyi gösterir. Toplam kaynak hesaplanırken dış kaynak olarak dış açık kullanılır. Ekonomi dış açık verdiğinde ekonominin kazandığından daha çok döviz harcandığı anlamı çıkar. Dış fazla verdiğinde ekonominin kazandığından daha az harcadığı anlaşılır

• TUİK yoksulluk çalışması sonuçlarına göre yoksulluğun temel nedenleri;
Eğitimsizlik-İşteki durum-TL’nin değer kazanması-Çalışılan sektör
• 2005 yılı ile 2 yılı gelir dağılımı anketleri karşılaştırıldığında Birinci ikinci üçüncü ve dördüncü %20’lik dilimlerin gelirlerinde artış olmuştur.
• Türkiye’de 1968 yılında GSYİH içindeki payı %40 olan fakat 2006 YILINDA %9’lar civarında inen sektör Tarım.
• Türkiye’de GSYİH’nin 2001 yılından itibaren GSMH ’ nin üzerinde değer almasının temel nedeni Dış borç faiz ödemelerinin artmasıdır.
• Gayri safi Milli Hasılanın ABD dolarına dönüştürülüp nüfusa bölünmesiyle elde edilen veülkenin bireylerinin refah düzeylerinin saptanması ve karşılaştırılması için kullanılan en önemli araç-Kişi başına Mili gelir.
• GSYİH’nın bölgesel dağılımındaki dengesizlik Üretim ve yatırım bölgeler arasında dengesiz dağıldığının dengesizliğine işaret eder.
• Türkiye’de GSYİH’nın sektörel dağılımı incelendiğinde,1980li yıllarda keskin bir artış yasayan sektör Hizmetler sektörüdür.
• Türkiye’de GSYİH ve İstihdamın sektörel dağılımı incelendiğinde Mali kurumların katkısı en yüksektir.
• Bie ekonomide toplam kaynaklardan dış kaynaklar ve tüketim çıkarıldığında Toplam yurt içi tasarruf’a ulaşılır.
• 2000 yılında en düşük kişi başına milli gelire sahip ülke ethopyadır.
• Tarım sektörünün toplam istihdam içerisindeki payı 2002 yılında %13’tür.
• 2000 yılında Türkiye’de ortalama kişi başına mili gelir 3.100$
• 2000 YILINDA GSYİH nin %3’ünüyaratan bölge Doğu Anadolu Bölgesi
• 2000 yılında GSYİH’nın yüzde 17’sini alan bölge Ege Bölgesi dir.
• 1969-1977 yılları arasında GSMH %3,%10 arasında büyüme göstermiştir.
• Türkiye genelinde 2002 yılında beşinci %20’nin toplam gelirden aldığı pay %50.1’dir.
• 2002 yılında kırsal alanlar için gini katsayısı değeri 0.42’dir.
• Toplam çalışanlar içerisinde 2002 yılında en düşük paya sahip olan kesim işverenlerdir.
• Ücretli ve maaşlı olarak çalışanların %18.7’ini kadınlar oluşturur
• Ücretsiz aile işçilerinin yüzde kaçını %74,5’ini kadınlar oluşturur.
• Singapur’un 2000 yılında kişi başına milli geliri 24.700$’dır.
• Türkiye’nin dışa açık büyüme gösterdiği dönem 1981-1988
• 1995 yılında Hizmet sektörünün payı %50’nin üzerine çıkmıştır.
• 1994 yılında çalışan sayısının en yüksek olduğu kesim Ücretsiz aile işçileri

ÜNİTE 3
YATIRIMLARIN YAPISI VE GELİŞİMİ
Sabit sermaye stokuna yapılan ilavelere denir. Makine-Teçhizat Yatırımları; yatırım amaçlı binek otolar, ulaşım amaçlarıdır. İnşaat Yatırımları ise, gerek özel sector gerek kamu sektörü tarafından yapılan inşaatları kapsamaktadır.
Üretime konu olan hammadde, malzeme mamul ve yari mamulden oluşan stok değişimleri de yatırımların bir unsurudur.
YATIRIMLARIN GELISIMI VE SEKTOREL DAGILIMI
Yatırımları etkileyen faktörler arasında faiz oranı, karlılık, iç ve dış talep, büyüme, döviz kuru, ücretler, istikrarsızlık gibi nedenler sayılabilir.
-1980-88 İhracata yönelik büyüme donemi
-1989-94 Dış finansal serbestlik donemi
-1994 sonrası Kriz sonrası daralma donemi
Dünya bankasının 1988,90,92 yıllarında yayınladığı Adjustment Lending raporuna göre yapısal uyum programı uygulayan ülkelerin yatırımlarında ortaya çıkan azalısın nedeni politik belirsizlik ve reformların yavaş yapılması gibi nedenlerle yatırımlarda bir dinlenme olarak yorumlanır.
Özel sektör yatırımları 1988 yılında ciddi bir ivme kazanmıştır. Özellikle 1994 yılına kadar görülen hızlı artış dad is finansal serbestlik politikalarından büyük oranda etkilenmesidir. Bu politikaların alt sektörlerine göre iki temel ayırıma tabi tutulur.
-Tarım, imalat, maden ve turizm alt sektörlerini içeren uluslararası ticarete konu olan sektörler
-Hizmetler sektörünü içeren ticarete konu olmayan sektörler
Dış finansal serbestlik politikalarının uygulanması ile birlikte iki alt sektörün yatırım trendleri birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Bunun nedenleri; sermaye girişi ile birlikte faiz oranlarının yükselmesi, kamu yatırımlarının azalması, dış borçların artması, bankacılık sektörünün kırılganlaşması, firmaların finansal yapılarının bozulması, cari açığın artması ve devalüasyon beklentilerinin güçleşmesi gibi bir çok faktörün yatırımları olumsuz etkilemesidir.
Türkiye’ye finansal akımların artması ile Türk lirasının değer kazanması tüketim talebini artırmaktadır. Bunun sonucunda ticarete konu olan ve olmayan malların goreli fiyatları ikincisi lehine değişmektedir. Ticarete konu olmayan sektörlerde uluslararası rekabeti olmaması, yatırım maliyetindeki artışların urun fiyatlarına yansitilarak karlılığın artması bu sektördeki yatırım kararlarını olumlu etkilemektedir.
Yatırımların Alt Sektörlere Dağılımı
Ulaştırma-Haberleşme özel sektörün yatırım payını en çok artırdığı sektördür.
Ticarete konu olan sektörlere yapılan yatırımların oranındaki azalma ülkenin uluslararası rekabet gücünün yapısal olmaktan uzaklaşmasına, teknolojik gelişme ve verimlilik artısına dayalı bir ihracat artısının yerini esas olarak ucuz fiyata dayalı bir rekabet gücünün almasına neden olmaktadır. Ücretlerin azaltılması ve devalüasyonlar aracılığıyla ihracat fiyatlarının düşürülmesinin üç olumsuz amacı vardır.
-Ülke içi bölüşümü bozar.
-Yatırımların maliyetini artırır.
-Devalüasyona dayalı bir rekabet gücü artısı dış ticaret hadlerinin ülke aleyhine gelişmesini sağlar.
Kamu yatırımları içinde imalat sanayi yatırımlarının payı azalırken, en yüksek yatırım payına sahip olan ulaştırma-haberleşme sektörüdür.
YATIRIM TESVIKI
Haziran 2002 tarihinde yayımlanan 4367 sayılı “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar” hükmünce “Bölgelerarası dengesizlikleri gidermek, istihdam yaratmak ve uluslararası rekabet gücünü arttırmak için Kalkınma Planları ve Yıllık programlarda öngörülen hedefler ile Avrupa Birliği normları ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak tasarrufları, katma değeri yüksek, ileri ve uygun teknolojileri kullanan yatırımlara yönlendirmek suretiyle yatırımların desteklenmesi amaçlanmaktadır.
Bu amaçla yatırımlara sağlanan destek unsurları;
-Gümrük vergisi ve toplu konut istisnası; teşvik belgesi kapsamındaki makine ve teçhizat ithalatında ödenmesi gereken gümrük vergisi ve toplu konut fonundan istisna
-Yatırım İndirimi; teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlarda kurumlar vergisi matrahından, yore ve sektore gore % 40 ile % 200 arasinda indirim yapilmasi
-Katma değer vergisi istisnası
-Vergi, resim ve harç istisnasi
-Kredi tahsisi; arastirma-gelistirme, cevre koruma ve teknoloji gelistirme gibi yatirimlara kredi tahsis edilmektedir. Kredi miktari faizsiz sabit yatirim tutarinin % 50 si kadar olup bu miktar 500 milyar, isletme kredisi miktari ise 200 milyar’i gecemez.
Yatirim tesvik belgelerinin sektorel dagilimi incelendiginde, 2002 yili itibariyle;
-% 59 imalat sanayi
-% 33 hizmetler sektoru
-% 4 madencilik sektoru
-% 3 enerji sektoru
-% 1 tarim sektoru
Yatirim tesvik belgesi alan iller gelismislik derecesine gore uce ayrilir,
-Gelismis Yoreler: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Izmir Buyuksehir Belediyesi ici, Istanbul, Kocaeli
-Kalkinmada Oncelikli Yoreler: Adıyaman, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartin, Batman, Bayburt, Bingol, Bitlis, Canakkale, Cankiri, Corum, Diyarbakır, Elazığ, Ercincan, Erzurum, Giresun, Gumushane, Hakkari, Igdir, Kahramanmaras, Karabuk, Karaman, Kars, Kastamonu, Kilis, Kirikkale, Malatya, Mardin, Mus, Nevsehir, Nigde, Ordu, Osmaniye, Rize, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Sanliurfa, Sirnak, Tokat, Trabzon, Tunceli, Van, Yozgat, Zonguldak.
-Normal yoreler (Diger iller)
YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
Türkiye’de yabancı sermaye girişini düzenleyen ilk kanun 18 ocak 1954 tarihinde yürürlüğe giren 6224 sayili Yabanci Sermayeyi Tesvik Kanunudur. 5 Haziran 2000’de 4875 sayili Dogrudan yabanci Yatirimlar Kanunu kabul edilmistir. Yabanci sirketler elde ettikleri net kar, temettu, satis, tasfiye tazminat bedellerinin, lisans, yonetim ve benzeri anlasmalar karsiliginda odenecek meblaglar ile dis kredi, ana para ve faiz odemelerini, banka ve finans kuruluslari araciligiyla yurtdisina serbestce transfer edebilirler.
Turkiye’de en cok yabanci sermaye yatirimi yapan ulke Fransa’dir. Hollonda, Almanya ve ABD kaynakli firmalar izlemektedir.
Türkiye ekonomisi UNIT 4
IMALAT SANAYININ GENEL GORUNUSU
İmalat Sanayii Katma Degerinin Yillara Gore Gelisimi
Imalat sanayii toplam ozel ve kamu katma degerinin GSMH icindeki payi 1968 yilinda %15 civarindadir. Bu oran 1980 yilinda bir ivme kazandigi gorulmektedir. 1986 da ikinci bir sicrama ile % 20 oranina gelmistir.
Imalat Sanayii Yatirimlarinin ve Ihracatinin Yillara Gore Gelisimi
1980 yilindan itibaren imalat sanayii ihracati cok hizli bir artis gostermektedir. Imalat sanayii ise 1978-79 krizi ile baslayarak azalma gostermistir. 1980 sonrasi imalat sanayii yatirimlarinin artmayip ihracatin artmasinin nedenleri uygulanan ekonomi politikalaridir. 1989 sonrasinda izlenen finansal serbestlik politikalarinin sonucunda imalat sanayii ihracati azaltilmis, yatirimlar cok az da olsa canlanmistir. Bu donemde izlenen politiklar; yerli paranin yabanci paralar karsisinda degerlenmesi, faiz oraninin yukselmesi ve ic talebin yukselmesidir. 1994 yilindan sonra ihracat bir ust platoya cikmis ve imalat sabayi ihracatinin GSMH deki payi ilk kez % 10 un ustune cikmistir. Bu artisin nedeni buyuk oranda ihracat fiyatlaridir.

ÜNİTE 4
SANAYİSEKTÖRÜNÜN YAPISI VE GELİŞİMİ
IMALAT SANAYIINDE KATMA DEGER VE ISTIHDAMIN KAMU VE OZEL SEKTOR ARASINDA DAGILIMI
Katma Degerin Ozel ve Kamu Sektorleri Arasindaki Dagilimi
1980 oncesinden 1986 yilina kadar imalat sanayii katma degerinde kamuve ozel sector esit paylara sahip iken 1987 yili ile birlikte ozel sektorun payi hizla artmis, kamu kesiminin payi ise sabit kalmistir. Kamu sektorunde toplam kamu imalat sanayii uretiminin % 65 kimya sektoru tarafindan yapilmaktadir. Ikincisi gida, ucuncusu ise ana metaldir.
Ozel sektorde ise % 22 ile makine ve dokuma sektorleridir.
Katma Deger, Istihdam ve Olcek Analizi
Ozel ve kamu sektorunde katma deger belirli bir istihdam ile yaratilmaktadir. Ozel sektorde, alt sektorlerin ozel sektorun katma degeri icindeki paylari, istihdam paylarindan yuksektir. Bu konuda tek istisna dokuma sektorundedir. Bunun nedeni yogun emek yapisidir.
Kamu sektorunde ise, sektorlerin istihdam paylari, katma deger paylarindan daha yuksektir. Bunun tek istisnasi sermaye yogun sector olan kimya sektorudur. 1973 den bu yana ozel sector imalat sanayinde gerek olcek gerekse isci sayisi acisindan bir artis gorulmektedir. Kamu sektorunde ise ozellikle 85 den itibaren azalma olmustur.
OZEL IMALAT SANAYI ALT SEKTORLERINDE YATIRIM – IHRACAT – KARLILIK – MALIYET ILISKILERI
Imalat sanayi alt sektorleri uluslararasi sanayi siniflandirmasina gore 9 alt sektore ayrilmaktadir. Bunlar gida, dokuma, orman, kagit, kimya, toprak, ana metal, makine ve diger alt sektorlerdir.
Karlilik ve Maliyetler
Kar paylarinin incelenebilmesi icin mark-up fiyatlama yontemi kullanilmaktadir. Mark-up Fiyatlama: Fiyatlarin dogrudan maliyetlerini karsilayacak v ek olarak belli bir kar yuzdesi saglayacak bicimde belirlenmesidir.
Q
r = {———}
c + w
satislarin artmasi ya da ucret ve ucret disi girdi maliyetlerinin dusmesi kar payini arttirmaktadir.
Kar paylarinin hesaplanmasinda dikkate alinan iki temel maliyet bulunmaktadir. Bunlardan birisi ucretler, digeri ise ucret disi girdi maliyetleridir.
Yatirim ve Ihracat
Dokuma ve ana metal sektorleri: 1980 ihracata yonelik sanayilesme politikalarindan etkilenerek hizli bir ihracat artisi gostermis ve 1980 yilinda kazanilan ihraat ivmesi daha sonraki yillarda cok ciddi bir azalma yasamadan devam etmistir.
OZEL IMALAT SANAYIINDE BUYUME VE BOLUSUM KALIPLARI
Imalat Sanayiinde Buyume Kaliplari
Buna iliskin tanimlar; yatirimlardaki, verimlilikteki ve istihdamdaki buyumelere dayali olarak yapilabilir.
Yogun Buyuyen Sektor: Imalat sanayii geneli ve alt sektorlerinde hem yatirimlarin hemde verimliligin arttigi sektorlerdir.
Kapasite Kullanimina Dayali Buyuyen Sektor: Sadece verimliligin arttigi ve yatirimlarin katma degree oraninin % 18 in altinda kaldigi sektorlerdir.
Yaygin Buyume Gosteren Sektor: Yatirimlarin arttigi verimliligin sabit ya da azalan bir durum gosterdigi sektordur.
Dinamik Etkin Sektor: Hem verimliligin hem de istihdamin arttigi sektordur.
Statik Etkin Sektor: Verimliligin arttigi ancak istihdamin artmadigi sektordur.
Durgun Kalip: Negatif verimlilik artisi ile istihdamin artisinin bir arada rastlandigi durumdur.
Daralan Kalip: Hem verimliligin hem de istidamin azaldigi durumdur.
Atil Birikim Kalibi: Yatirimlar artarken hem istihdam hem de verimliligin azaldigi kaliptir.
Emek Kullanimina Dayali Kalip: Yatirimlar azalirken istihdamin arttigi kaliptir.
Daralan Birikimsiz Kalip: Yatirimlarin, istihdamin ve verimliligin azaldigi kaliptir.
Ozel imalat sanayiini yillar itibariyle buyume kaliplari acisindan degerlendirirsek:
1974-1977 Dinamik ve yogun buyume kalibi gorulur.
1978-1979 Durgun ve emek kullanimina dayali buyume gorulur.
1980 yili da durgun ve emek kullanimina dayali bir kriz yilidir.
1981-1983 ihracata yonelik buyume doneminin baslangici olan bu donem kapasite kullanimina dayali dinamik bir buyume kalibi gostermektedir.
1984-1988 Ihracata yonelik buyumenin olgunlastigi donemdir. Dinamik buyume kalibi devam ederken kapasite kullanimina dayali buyumenin yerini yogun buyume kalibi almaktadir.
Finansal serbestlik uygulamalarinin ilk donemi olan 1989-93 donemi dinamik ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi gostermektedir.
1994 kriz yilinda daralan birikimsiz bir buyume kalibi ortaya cikmaktadir. 1995-99 doneminde durgun ve kapasite kullanim oranina dayali bir buyume yasanmaktadir.
2000 dinamik kapasite kullanim oranina dayali, 2001 statik – kapasite kullanim oranina dayali bir buyume kalibi icerisindedir. Turk imalat sanayiinde disa acilma politikalari ile birlikte belirlenen en onemli yapisal sorun verimlilik artisi ile yatirim artislari arasinda birlikte hareket eden iliskinin olmamasidir. Bu iliskinin olmasi icin yogun buyume kalibinin hakim olmasi gerekir.
Imalat Sanayiinde Bolusum Kaliplari
Buyume ile verimlilikteki buyumenin karsilastirilmasina dayandirilmaktadir. Eger ucretlerdeki artis, verimlilikteki artisi asiyorsa emek-yonelimli sanayilesme politikalarinin gecerli oldugu, eger reel ucretlerdeki artis, verimliligin gerisinde kaliyorsa sermaye-yonelimli bir kalibin gecerli oldugu soylenebilir. Ithal ikameci politikalarin izlendigi 1974-77 donemi toplam imalat sanayii icin verimliligin, ucretlerden daha hizli bir artis gosterdigi sermaye yonelimli deonemdir. Ithal ikameci sanayiilesme donemi bolusum acisindan oldukca dengeli bir donemdir. Ithal ikameci sanayiilesme doneminin bolusum acisindan ozelligi ic tuketime ve yuksek alim gucune dayali olmasidir.
Ihracata yonelik buyume politikalarinin izlendigi donemler 1981-83 / 1984-88 gerek imalat sanayii gerek alt sektorler icin sermaye yonelimli olarak gorulmektedir. Tek istisnasi 1989-93 doneminde kimya sektorudur.
Toplam imalat sanayiinde emek yonelimli olan iki doneme rastlanmaktadir. Bunlar finansal serbestlik politikalarinin uygulandigi 1989-093 ve 1995-99 donemleridir. Tek istisnasi 1989-93 donemi haric kagit sektorudur. Yerli paranin asiri deger kazanmasi, ic talepte yogun patlamalarin yasanmasi asiri sermaye girislerinin, krize yol acmasi ve bu krizlerin bolusum iliskilerinde ucretlerin bastirilmasi ile sonuclanmasi, diger gelismekte olan ulkeler kadar Turkiye icin de gecerli olmustur. Kriz yillarinin bolusum uzerindeki en temel etkisi sermaye yonelimli donemlerdir. Ozellikle krizden cikis icin bolusumun sermaye- yonelimli olarak degistirilmesinin benimsendigi soylenebilir.

Türkiye ekonomisi UNIT 5
TURKIYE TARIMI
Bir ulkenin genel sosyo-ekonomik yapisi icersinde tarim sektorunun yeri degerlendirilirken goz onunde bulundurulan etkenler; sektorun ulusal gelire katkisi, ulkenin gida urunlerinde kendine yeterlilik durumu, dis satim ve dis alim acisindan gosterdigi ozellikler, sanayi sektorune girdi saglanmasi, istihdamdaki payi, talep yaratma gucudur.
CUMHURIYET DONEMI BOYUNCA ANA HATLARIYLA TURKIYE TARIMININ SOSYO EKONOMIK DONUSUMU
Turkiye’de ilk kez 80-85 donemlerinde kirsal nufus mutlak olarak azalmaya baslamistir.
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Ant hukumleri geregince Turkiye Osmanli borclarini odeyecek, bes yil sure ile gumruklerindeki dusuk koruma oranlarini degistirmeyecektir. Cumhuriyeti gelistirmek ekonomik atilimlarla olanakli idi. Tarim kalkinmay saglayacak sector olarak izlenmistir. 17 Subat 1925’de Asar vergisi kaldirildi. 1935 yilinda Tarim Kredi ve Tarim Satis Kooperatifleri kuruldu. 1937’de Zirai Kombinalarin ve 1938 de Devlet Ziraat Isletmesi kuruldu. 1980’li yillar ise tarim sektorunun geriledigi ic ticaret haclerinin tarim aleyhine gelistigi bir donemdir.
Ulusal ekonomiler guclendikce , buyuyen GSMH icersinde tarimin payi goreli olarak azalir.
1980 SONRASI TURKIYE TARIM SEKTORU
80-89 Donemi
Ic ticaret hadlerinin hizla tarim aleyhine gelistigi bir donem olmustur. Destekleme kapsami daraltilmis, tarimsal urun fiyatlari baskilanmis ve tarimsal kamu yonetimi reorganize edilmistir.
90-99 Donemi
-KIT ozellestirmeleri gerceklesti.
-1990-1994 doneminde Turkiye’de emegin bolusum iliskilerindeki payinin goreli olarak artmasi, isci sendikalarinin eylemleri ile olusan ortamda ic ticaret hadleri tarim lehine gelismistir.
-1994 krizi, kriz donemleri tarim sektorunun en cok kaybettigi donemdir. 1994 krizi sonrasi desteklemeye konu olan tarimsal urun sayisi 26’dan 9’a dusurulmustur.
-Dunya Ticaret Orgutu kapsaminda imzalanan tarim antlasmasi ve AB ile imzalanan Gumruk Birligi Anlasmasi tarim politikalarinin dissal belirleyicileri olmustur.
Dissal Cevre
DTO orgutune uye ulkeler tarafindan imzalanan ve 1 Ocak 94’de yururluge giren Uruguay Turu Tarim anlasmasinin amaci tarim sektorunu serbestlestirmektir. Alinan kararlar:
-Ulkelerin tarim sektorune verdikleri ic desteklerin indirgenmesi
-Subvansiyonlu dissatim miktarinin azaltilmasi
-Ic pazarlari koruyucu onlemlerinin ortaklastirilarak duzeylerinin indirgenmesi
-Saglik ve bitki sagligi onlemlerinin dunya genelinde uyumlastirilmasi
Tarimsal KIT’lerin Ozellestirilmesi
1985 yilinda Dunya Bankasi destegiyle hazirlanan Ozellestirme Ana Plani sonrasinda 1986 yilinda 3291 sayili Kamu Iktisadi Tesebbuslerinin Ozellestirilmesi Hakkinda Kanun cikarilmistir.
Turkiye’de tarim alaninda ozellestirilmis ya da ozellestirilecek KIT’ler:
a-)Hayvancilik Alt Sektorunde Faaliyet Gosterenler:
Et Balik Kurumu, Et ve Balik Urunleri A.S., Gonen Gida Sanayii A.S., Turkiye Sut Endustrisi Kurumu, Yem Sanayii
b-)Girdi Uretimi ve Dagitimi Alanlarinda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Zirai Donatim Kurumu, Turkiye Gubre Sanayii A.S., Istanbul Gubre Sanayii A.S. , T.C. Ziraat Bankasi, Tarim Isletmeleri Genel Mudurlugu
c-)Tarim Ticareti Alaninda Faaliyet Gosterenler:
Turkiye Seker Fabrikalari A.S., Tutun Mamulleri, Tuz ve Alkol Isleri Genel Mud., Cay Isletmeleri Genel Mudurlugu, Tarim Satis Kooperatifleri Birlikleri
Tarimsal ozellestirmeler, uretci orgutlugunun niteliksel olarak yetersiz, pazarlama kanallarinin sagliksiz oldugu Turkiye kirsal yapisinda bir cok sorunlar yaratmistir.
Bunlar;
-Kamu’nun cikti pazarindan ayrilmasi sonrasinda genellikle yerli ortakli cok uluslu sirketler piyasaya girmistir.
-Piyasanin paylasimi ile rekabete kapali yapilar olusturmustur.
-Gerileyen hammadde fiyatlari nedeniyle uretici gelirleri azalmistir.
-Zayiflayan tarimsal uretim yapisi sonucunda yerli ortagin ayrilmasi ile sector yabancilasmaktadir.
Destekleme Kapsaminda Degisim
Tarima verilan destegin amaci; Tarimsal uretimin surekliligini saglayarak ulkenin gida guvenligini korumak, tarim ureticilerinin ve tuketicilerinin yasam duzeylerini yukseltmek, sector uretiminin ulusal ekonomiye katki olusturmasini saglamak ve dis ticarette rekabet ustunlugunu elde etmektir.
Bu amacla uygulanan politika araclari:
1-Pazar Fiyat Destekleri: Uretici odaklidir. Taban fiyat ve fiyat primleri ureticinin urunune bagli olarak odenir. Bunlarin yaninda ic pazari korumak amaciyla uygulanan dis satim tesvikleri ve disalim kisitlari bu kapsamda degerlendirilir. Pazar fiyat desteklemenin en onemli olumsuzlugu tuketici fiyatlarini artirmaktir.
2-Dogrudan Gelir Destekleri: Kullanimi giderek artmaktadir. Nedeni, piyasa dengesini bozucu etkisinin en az olusudur. Baslicalari, birim alan ve hayvan basina yapilan odemeler, dogal afet ve zarar odemeleri, depolama yardimlaridir.
3-Dolayli Gelir Destekleri: genel olarak uretim masraflarini azaltici etkiye sahip onlemlerdir. Tarimsal uretim girdilerine uygulanan subvansiyonlar, dusuk faizli krediler, sermaye bagislari, urun sigortalamasina verilen devlet destekleri.
4-Tarima Saglanan Genel Hizmetler: Tarimsal alt yapi hizmetleri, egitim arastirma ve yayim hizmetleri, tarim sektorune taninan kredi kolayliklari, tasimacilikta taninan ayricaliklar. Uzun yillardan beri en yaygin olarak basvurulan destekleme araci Pazar fiyati desteklemedir. Ilk Pazar fiyati destegi uygulamasi olan bugday, destekleme alimlarina 1932 yilinda Ziraat Bankasi araciligiyla baslamis 1938 yilinda TMO’nun kurulmasi ile bu gorev TMO’ne devredilmistir.
2000 ve Sonrasi
2000’li yillarda dogrudan gelir destegi DGD sistemine gecilmesi amaclanmistir. 1999 yili sonunda uluslararasi para fonu ile imzalanan stand-by anlasmasi ve bu kapsamda verilen niyet mektuplari uygulanmakta olan tarim politikalarinda degisiklikler ongormektedir.
-Oncelikle destekleme fiyatlarinin dnya fiyatlarina cekilmesi
-Girdi ve ciktiya dayali destekleme sisteminin tumuyle elemine edilerek DGD sistemine gecilmesi.
-TSKB,TCZB’nin yeniden yapilandirilmasi
-TZDK, IGDAS, TUGSAS, TSFAS, CAYKUR, TEKEL’in ozellestirilmesi
-Seker, tutun ve TSKB alanlarinda kurullarin olusturulmasi
IMF reformlarinin Dunya Bankasi Yapisal uyum kredileri ile desteklenecegi dogrultusunda, Dunya Bankasi ile 2001 yilinda Tarim Reformu Uygulama Projesi imzalanmistir.
Dunya Bankasi ile imzalanan 4 alt projeden olusmaktadir.
a-Dogrudan gelir destegi
b-Ciftci gecis programi
c-Tarim satis kooperatiflerinin yeniden yapilandirilmasi
d-Proje destek hizmetleri
DGD sistemi gelismis ulkelerde ticarette rekabet ustunlugu saglayici bir politika araci iken az gelismis / gelismekte olan ulke gruplarinda olumsuz sonclar dogurabilmektedir.
a-Tarimsal uretimin en onemli gereklerinden biri olan finans, DGD sistemi ile tarimdan daha da uzaklasmaktadir.
b-Uretim bagimsiz DGD sistemi ile Turkiye’nin cok gereksinim duydugu uretim planlamasini gerceklestirmek olanaksizdir.
c-Mevcut DGD sistemi, isleyis itibariyle, topragi isleyeni degil, mulk sahibini desteklemektedir.
d-Mevcut sistem varsil koyluyu desteklemektedir.
e-Tum girdilerin pahalilastigi bir ortamda DGD odemeleri neredeyse sabit tutularak dolayli da olsa tarimsal uretimi destekleme etkisi giderek zayiflamaktadir.
f-Basvuru sayisinda ve odeme miktarindaki goreli artislara karsin butceden DGD icin ayrilan kaynaklar her yil biraz daha kisilmaktadir.
g-DGD sistemi, Dunya Bankasinin TRUP Antlasmasi geregince 5 yillik bir sure icin uygulanmaktadir. Bu nedenle gecici bir yardimdir.
III. NEOLIBERAL POLITIKALARIN TURKIYE TARIM SEKTORU VE KIRSAL YAPILARI UZERINDE DOGURDUGU SONUCLAR
A-Uretim ve Dis Ticaret Yapisina Iliskin Sonuclar:
1980 sonrasi yaklasik ceyrek yy donemde tarim sektorunun buyume hizinin dusuk veya negative olmasi, basta hayvancilik olmak uzere tum uretim yapilarinda cokus, bircok alanda kendine yeterliligini kaybetme ve 1996 yilindan itibaren tarimda disalimci ulke konumuna giris olarak ozetlenebilir. Gunumuz Turkiye’si yagli bitkilerde, baklagillerde, celtikte ve hatta tahillarda yaptigi disalim miktarini her yil attirmaktadir.
Disalimlar arasinda findik, incir, yas ve kuru uzum, turuncgiller, zeytinyagi, tutun, baklagiller ve bugday unudur.
B-Mulkiyet Iliskileri Uzerine Olan Etkileri:
KIT’lerin ozellestirilmesi surecinden once, kamu alandan cikisi tamamlanmakta, bir sure sonra alan yabancilasmaktadir. Koyluye sozlesmeli ureticilik iliskileri cercevesinde kendi topraginda bagimli isci rolu bicilmektedir. Tuketici ise tarim urunlerine her gecen gun daha yuksek bedel odeyerek kent yoksulu konumuna suruklenmektedir. Bunun ortaya cikmasinda, Turkiye’de uretici orgutlenmesinin yetersizligi de vardir.
Turkiye’de tarimsal isletmelerin irrasyonel yapisi cogunun oz tuketime yonelik olrak uretim yapmasina neden olmaktadir.
C-Emek Piyasalari Uzerine Etkileri:
Yoksullasma ve sosyal yardimlasma ve dayanisma fonu / Koylere Hizmet Goturme Birlikleri araciligiyla Dunya Bankasi yoksulluk yonetimine gecis, piyasaya sunulan ucuz emek kendini somuren emek, yapisi ve koylunun gelistirdigi beak stratejileri ile kendini yeniden uretim olanaklarini aramasi biciminde sekillendirmektedir.
Beka Stratejisi olarak tanimlanan, Turkiye koylusunun giderek artan zorluklara karsin kendini yeniden uretme kosullarina yonelik degisimi, baska bir deyisle yasamini surdurebilmek icin aradigi ve buldugu yollar:
-Yeni gelir olanaklari yaratmaya yonelik olarak emegine acimamadir. Koylu yoksullastikca daha cok emek sarfiyatina yonelerek kendini somurmektedir.
-Birikeni tuketme ve borclanmak
-Tüketimi sınırlama ve kadın emeğinin sömürüsünü derinleştirmektir
Ünite 6
Hizmetler sektörü-1 Sosyal sermayenin gelişmesine yönelik hizmetler
Hizmetler sektöründe yatırım
GSYİH içinde hizmet sektörü nün büyüme hızı 2004-2005 yıllarında tarım ve sanayiden daha yüksektir.
2004 yılında tarım sektörü %2 ,sanayi sektörü %9.4 ve hizmetler sektörü %10.2 büyümüştür.
2005 yılında tarım sektörü %5,6, sanayi sektörü %6.5, hizmetler sektörü %8.2 büyümüştür.
2006 yılında tarım sektörü %2.9, sanayi sektörü %7.4 ve hizmetler sektörü %6.2 oranında büyümüştür.
***Hizmetler sektöründe en hızlı büyüme %19.4 ile inşaat sektöründe gerçekleşmiştir.
Hane halkı işgücü anketi sonuçlarına göre ,hizmetlersektörü gsyih’nın % 60’ının üretmesine karşılık istihdamın yaklaşık %50 sini gerçekleştirmektedir.
SanaYİİÇİN GSYİH NİN KATKI %30 CİVARIBNDA iken istihdam hakkı%15lerde kalmaktadır.
EĞİTİM
Lizbon Stratejisi:2000 de Portekiz’in başkenti Lizbon’da yapılan Avrupa konseyi toplantısı sırasında Avrupa birliği üyesi ülkelerin devlet yada hükümet başkanları tarafından geliştirilmiştir. AB ekonomisi dünyada en rekabetçi ekonomi haline getirmeyi ve 2010 tarihine kadarda tam istihdam sağlamayı hedefleyen bir gelişme planıdır. AB Lizbon Stratejisinde AB’nin rekabet gücünü arttırmak için çağ nüfusunun %12.5’inin sürekli eğitimden geçirilmeleri hedeflenmektedir.
Yüksek öğrenimli gençlerin arasında işsizlik oranı en yüksek olan ikinci ülke türkiyedir.
20-24 yaş arası gençlerin yükseköğretim almış kesimin ancak %46 sı istihdam edilmektedir.
AB VE EĞİTİM POLİTİKALARI
Lizbon Stratejisi ÇERÇEVESİNDE 2020içinöngörülen takvime dayalı somut hedefler arasında üniversite öncesi öğreninimn tamamlanma oranının %85 seviyesine erişmesi çalışan çağ nüfusunun (25 ve 65 yaş arası)en az %12.5 oranında sürekli öğrenim programlarına dahil olması okulu terk ortalamasının % 10 eşiğinin altına düşmektedir.
MAASTRİİCHT ANTLAŞMASI
7ŞUBAT 1992 DE İMZALANAN kasım 1993 de yürürlüğe giren anlaşma ile Avrupa topluluğu Avrupa birliği adını almıştır.Anlaşma ile sağlanan temel yenilikler:Ekonomik ve parasal birlik,Ortak dışişleri ve Ortak güvenlik ve Adalet ve içişlerinde işbirliği
Amsterdam Antlaşması:29 mart 1996 tarihinde Torino zirveyle başlatılan hükümetler arası konferans süreci sonucunda hazırlanan Amsterdam antlaşması 16-17 hziran1997 tarihli Amsterdam zirvesinde onaylanmış ve 1 mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasal açıdan Amsterdam anlaşması, Avrupa Birliği’ni kuran Maastriicht Antlaşması ve Avrupa Toplulukları kurucu antlaşmalarının yanı sıra bazı ilgili karları tadil etme amacı taşımaktadır.
Yapılan bir araştırmaya göre 2025 yılında Türkiye’de eğitim çağındaki nüfus azalacak ve 2000yılında 27.7 milyon olan 3-22 yaş grubu 2025 yılında 24.9 Milyon KİŞİYE İNECEK.
Yüksek öğrenimde olan nüfus (19-22 yaş aralığı) 2000 yılında 5.648.000 iken 2025 yılında 5.077.000’düşecek.
Nüfus artış oranının birçok AB ülkesinde negatif olması bu ülkelerde iş gücü açığı olacağının bir işaretidir.
Bologna Süreci:Haziran 1999 da Yüksek öğretimden sorumlu 29 Avrupalı bakanın katılımıyla,2010 yılına kadar Avrupa yüksek öğretim alanı yaratmak ve dünya genelinde Avrupa’daki yüksek öğretimim daha çekici hale getirmek amacıyla başlatılmış süreçtir.
Sosyal yardım ve dayanışma’yı teşvik fonu/(SYDDT)
SYDTF’ yasada yoksulluk ve muhtaç durumda bulunan,herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayan,eğitim alamayan üretim becerisinden yoksun özürlü yada süreğen hastalığı olan gibi nedenlerle sosyo ekonomik risk altında bulunanlar SYDTF ve SYDV’ nin hak sahipleri arasında bulunabilirler.

Eğitimin niceliksel yönleri
Türkiyede orta öğretim sistemi esas olarak orta öğretim sitemi niteliğindedir. Meslek lielerinde okullaşma oranı %19.5 iken genelliselerde okullaşma oranı %41’dir.

Yeşil kart:Türkiye’de yeşil kartlı nüfusun toplam nüfusa oranı yaklaşık %16’dır.Toplam 11 milyar kişi yeşil kart sahibidir.

Popularity: 6% [?]

eskişehir forum