buy viagra

AçıkÖğretim Ders Notları

posted by: admin
posted on: Ocak 24th, 2010
Maliye politikasında klasik görüşten sapmalar özellikle 1930 yılından sonra önem kazanmaya başlamıştır.

Para arzı, IS-LM eğrileri analizinde LM eğrisini hareket ettiren bir değişkendir.

Gelir düzeyini artırmak için para arzının artırılması gerektiğini savunan yaklaşım Monetarist yaklaşımdır.

Otomatik istikrar sağlayıcı maliye politikasına yöneltilen en önemli eleştiri Ekonomik büyümenin otomatik frenlenmesini ortaya çıkarmasıdır.

Enerji, hammadde veya nitelikli eleman kıtlığı gibi nedenlerle üretim artmadan fiyatların yükselmesine Yapısal enflasyon denir.

Artan kamu harcamaları hipotezini savunan iktisatçı Wagner’dir.

Gelişmekte olan ülkelerde genişletici maliye politikasının etkin olamamasının nedeni Yapısal darboğaz ve kapasite eksikliğidir.

Stagflasyon tanımı içinde yer alanlar: Kullanılmayan üretim kapasiteleri, Yüksek bir fiyat artışı, Yetersiz iktisadi büyüme, İşsizlik

Bir ekonomide bütçe açığı ve vergilemenin ekonomi üzerindeki etkisinin aynı olduğu görüşünü savunan yaklaşım Ricardian yaklaşımıdır.

Keynesyen maliye politikasının gelişmekte olan ülkelerde uygulanabilirliğini yitirebilmesinin nedeni Gözlemlenen ekonomik dalgalanmaların yapısının ve kaynağının farklı olmasıdır.

Genel bir harcama vergisi öneren ve gelir vergisinin böyle bir vergi ile ikame edilmesi halinde iktisadi büyümenin hızlandırılacağını ileri süren iktisatçı Kaldor’dur.

Ani amortisman, otofinansman olanağını en fazla artırır.

Gelişmekte olan bir ekonomide geleneksel yöntemlerin hakim olduğu tarım kesiminde gözlemlenen durumlar: Paralı değişimin azlığı, Düşük verimlilik, Hızlı nüfus artışı, Düşük gelir düzeyi

Ekonomide net bir yararın oluşmadığı, fakat bölgelerarası ve kişilerarası rant aktarımının ortaya çıktığı yarar tipi Parasal yarardır.

Ortalama oranın yüksek, marjinal oranın düşük uygulandığı dolaysız vergilerde Gelir etkisi, ikame etkisine ağır basarak faktör arzı artar.

Borç faiz ödemeleri, Türkiye’de 1990′lı yıllarda kamu transfer harcamalarının önemli bir miktarını oluşturmuştur.

Fonksiyonel gelir dağılımı, çeşitli üretim faktörlerinin üretime katılmaları karşılığında milli gelirden aldıkları payları gösterir.

Bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik mali araçların etkisiz kalmasına yol açan en önemli faktör Olumsuz iktisadi ve sosyal koşullardır.

Bölgesel dengesizliği gidermeye yönelik olarak altyapı yatırımlarının getirdiği en önemli yarar Maliyet tasarrufu sağlamasıdır.

Bir ekonomide, üretim ve istihdam hacminin, toplam talebe bağlı olduğunu savunan iktisatçı Keynes’tir.

Bütçe açığı veya fazlası ölçüsünün maliye politikası işlemlerinin ekonomik etkilerini ölçmede sakıncalı olmasının nedeni Ekonomik faaliyet düzeyindeki değişiklikler tarafından etkilenmesidir.

Keynes’e göre, bir ekonomide üretim ve istihdam düzeyi Toplam talep düzeyine bağlıdır.

Gelir düzeyini artırmak için para arzının artırılması gerektiğini savunan yaklaşım Arz ekonomisi yaklaşımıdır.

Gider vergisi türlerinden Kişisel bir harcama vergisinin konjonktürel esnekliği en fazladır.

IMF kökenli istikrar programlarına yöneltilen eleştiriler:
Yapısal sorunlara gereken önemi göstermemesi
Gerçek gelirleri azaltması
Ekonomik büyümeye önem vermemesi
Gelir dağılımında eşitsizliklere neden olması

1980 öncesi dönemdeki ekonomik istikrarsızlığın nedenleri:
Tarımsal üretimin doğa koşullarına bağlı olması
Şehirleşmenin hızlı olması
Değişen talebe karşı üretim yapısının değişmemesi
Sanayi sektörünün dış piyasalarla rekabet edebilmeolanağının olmaması

Tüketim malları üzerine salınan dolaylı vergilerin tasarrufu artırmasının nedeni Tüketimi kısmasıdır.

Türkiye’de 5 yıllık kalkınma planlarının ilk üçünde özellikle, sanayi sektöründeki üretimin niteliğive üretim teknolojisi gibi konularda herhangi bir düzenleme bulunmamasının sonuçları:
İthal girdilere bağlı kalması, Teknolojik etkinliğin sağlanamaması, Üretimin yüksek maliyetle gerçekleşmesi, Sanayi sektörünün kendi kaynaklarını yaratamaması

Bir ekonomide vergilerin kişisel gelir dağılımı üzerindeki etkilerini gösteren yöntem Lorenz eğrisi yöntemidir.

Kış aylarında hava kirliliğini azaltmak için tek plakalı araçlarla, çift plakalı araçların trafiğe çıkışlarına farklı günlerde izin vermek İdari önleme bir örnektir.

Bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik mali araçların etkisiz kalmasına yol açan en önemli faktör Olumsuz iktisadi ve sosyal koşullardır.

Bölgesel dengesizliği gidermeye yönelik olarak altyapı yatırımlarının getirdiği en önemli yarar Maliyet tasarrufu sağlamasıdır.

Y.Müh. Naim Uygun tarafından hazırlanmıştır.

Tarafsız maliye, klasik yaklaşımın savunduğu bir görüştür.

Bir ekonomide devletin önemli bir vergi azaltması programı yürütmesinin arzulanan mal ve hizmetleri üretmek açısından gerekli teşviki sağlayabileceğini ve böylece gerçek gelirde hızlı bir gelişme yaratacağını savunan yaklaşım Arz ekonomisi yaklaşımı’dır.

IS-LM analizine göre Vergilerde yapılan bir azalış IS eğrisini sağa doğru kaydırır.

Ekonomi eksik istihdamda dengede iken Merkez Bankasının Pm (para arzı) artırması karşısında Gelir artar , Yatırımlar artar , Tahvil fiyatları yükselir , LM eğrisi sağa kayar .

Enflasyonun sonuçları: Faiz oranları yükselir yatırımlar düşer Gelir dağılımı sabit gelirlerin lehine bozulur Kısa vadeli ve spekülatif yatırımları artırır Göstermelik tüketim artar ve tasarruflar azalır.

Transfer harcamaları Transfer geliri elde edenlerin marjinal tüketim eğilimi 1 olduğunda , cari ve yatırım harcamaları kadar gelir artırıcı etkiye sahip olur.

Stagflasyonla mücadelede alınacak önlemlerden biri Genişletici maliye politikası ile daraltıcı para politikasının optimal bileşimi oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.

Büyük bütçe açıkları sonucunda ortaya çıkan olgular: Yüksek fiyat düzeyi Yüksek faiz Yüksek borç servisi Yüksek dış ticaret

Genel olarak gelişmekte olan bir ekonomiye özgü istikrarsızlık kaynakları: İhracat miktarında değişmeler Bütçe açıklarındaki değişmeler Uluslararası Ticaret hacmindeki değişiklikler Tarımsal üretimdeki değişmeler

Türkiye’de ocak 1980′de uygulanmaya başlanan ekonomik istikrar politikası önlemleri: İhracatın artması , Yüksek faiz oranları , Ücretlerin sınırlandırılması , Kamu harcamalarının azaltılması

Türkiye’de 5 Nisan 1994 kararlarının alınmasını gerektiren nedenler: Dövize olan talebin artması , İç borç faizlerinin artması , Dış ticaret açığının artması , Kamu açıklarının artması

Tasarruf eğilimi, ekonomik büyümenin temel öğelerinden biridir.

Gelişmekte olan bir ekonomide vergi kapasitesini belirleyen etkenler: Nüfus artış hızı , Bozuk gelir dağılımı , Fert başına düşen gelir düzeyi , vergi denetiminin etkinliği

Gelişmekte olan ülkelerde vergi yönetiminin zayıf olması Gümrük vergisini ön plana çıkarmaktadır.

Yüksek faiz oranı ile yatırımların getiri süresi arasındaki ilişki: Kısa sürede getiri sağlayan yatırımlar tercih edilir.

Gelişmekte olan ülkelerde özellikle artan oranlı vergilerin kullanıldığı durumda kamu ve özel yatırımların birbirine rakip olduğu iddia edilebilir. Bu mantık Kamu yatırımları , teşvik edici olduğunda genel verimlilik artışı sağlayacağı gerekçesi ile reddedilebir.

Kamu kesimi projeler değerlendirilirken dikkate alınanlar: Dışsal maliyetler , Doğrudan faydalar , Dolaylı Fayda , Doğrudan maliyetler

Gerçek gelir üzerinden alınan dolaysız vergilerin yol açabileceği en önemli sakınca Toplam birikim düzeyinin azalmasıdır.

Bir ekonomide gelişmenin ilk aşamalarında Gider vergisi ağırlıklı olarak uygulanır.

Ortalama vergi oranı yüksek , marjinal vergi oranı düşük olan bir vergi sisteminde Gelir etkisi en fazladır.

Dolaylı vergilerin özellikleri: Tüketim üzerine salınır , Malların fiyatını yükseltir , Uyarılmış yatırımları artırır , Tüketim harcamalarının azalmasına neden olur .

Türkiye’de 1980′li yıllarda uygulanan ekonomi politikası İhracatın artırılmasına bağlı bir kalkınma anlayışına dayanır.

Türkiyede 1970′lilerden sonra Türkiye’yi istikrarsızlığa iten ve 28 Ocak 1980 kararlarına sürükleyen unsurlar: Üretim niteliği ve üretim teknolojisinin geri kalması , Fiyatların hızla yükselmesi , İthal girdilere aşırı bağlı kalınması , Spekülatif faaliyetlere ağırlık verilmesi

1980′li yıllarda izlenen ekonomi politikasının uygulama sonuçları incelendiğinde İhracatın artırılması amacının öne çıktığı görülmektedir.

Devlet depresyonla mücadele etmek için bütçe açığı verir bunu borçlanmayla finanse etmek isterse konjonktür politikasına ters düşmemek için borçlanmanın Merkez Bankasından yapılması gerekir.

Vergilerin kişisel gelir dağılımı üzerindeki etkilerini gösteren yönteme Lorenz eğrisi yöntemi denir.

Gerçek gelir üzerine salınan dolaysız vergilerden vergi kaçırma kanallarının fazla olmasının sonuçları: Kamu kesimine aktarılan fonların az olması , Tasarruf kanallarının özel birimlerce verilmesi , Sermaye birikiminin özel sektörde oluşması , Vergilemede adalet ilkesinin sarsılması

Yeniden gelir dağılımı değiştirilmesi maliye politikasının temel amaçlarından biri değildir.

Yerel yönetimlerin kendi gelir kaynakları: Emlak vergisi , Bazı meslek vergileri , İşyeri kurma izin rüsumları , Hemşehrilik mükellefiyetleri

Ani amortismanın getirisi ilk yıllarda elde edilen yatırımları daha avantajlı hale getiren bir teşvik aracıdır.

Klasik yaklaşımın temel varsayımları: Her arzın kendi talebini yaratması , Bütün piyasalarda tam rekabetin geçerli olması , Ekonominin tam istihdamda olduğu , Miktar kuramının geçerli olması

Keynesyen Yaklaşıma göre Kamu harcamalarının arttırılması toplam talebi doğrudan doğruya ve kesinlikle artırır.

Post Keynesyen beklentilerin ekonomik davranışa hakim olduğunu ve bir ekonomide yatırımların temel belirleyicisi olduğunu savunur.

Philips Eğrisi analizi Tam istihdam – Fiyat istikrarı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kullanılmaktadır.

Tam istihdam bütçe fazlasında bir değişikliğe yol açabilen öğeler: Vergi oranları , Kamu harcamaları , Fiyat düzeyi , Potansiyel gayrisafi milli hasıla

Maliye politikasının araçları: Kamu cari harcamaları , Kamu yatırım harcamaları , Katma Değer Vergisi hasılatı , Gelir vergisi oranı

Transfer harcamalarındaki değişikliklerin, milli gelir üzerinde aynı miktardaki reel harcamalara oranla daha az bir etkiye sahip olmasının temel nedeni Transfer harcamalarından yararlananların gelirlerinin bir kısmını tasarruf etmeleridir.

Kamu harcamalarında gerçekleştirilecek bir artış eşit düzeyde vergi artışı ile finanse edildiğinde milli gelir denge düzeyindeki değişme Kamu harcamasındaki artış kadar artar .

Keynesyen yaklaşıma göre yatırım talebi faiz esnekliği Sıfırdır.

Esnek döviz kurunun benimsendiği bir ekonomide fiyatlar genel seviyesinde meydana gelecek bir artıştan dolayı Ülke parasının değeri düşer, İhracat azalır, İthalat artar, Yurt dışına döviz çıkışı artar.

Yatırım talebi faiz esnekliğinin sonsuz kabul edildiği bir ekonomide Para arzı artışı yoluyla milli gelir arttırılabilir.

İhtiyari maliye politikası yönteminde önlemlerin fiilen uygulamaya konması ile ekonomik istikrarsızlığın giderilmesi arasındaki süre Etkilemeye ilişkin gecikmeye örnektir.

Gider vergileri içinde konjonktürel esnekliği en düşük olan vergi Özel tüketim vergisidir.

Kişisel gelir vergisinin konjonktürel esnekliğini arttıran etkenler: Artan oranlılık derecesinin kuvvetli olması , Verginin kaynaktan kesme usulü ile tahsil edilmesi , Vergi matrahnın konjonktürel gelişmeye hassas gelir türlerinden oluşması , Verginin tahsil süresinin kısa tutulması

Anti-enflasyonist politikaların gündeme geldiği dönemlerde en şiddetli darbeyi Yatırım harcamaları almaktadır.

Kamu cari harcamalarında yapılacak bir kısıntı aşağıdaki etkilerden hangisini ortaya çıkan etkiler: Önceden yapılmış kamu yatırım harcamalarının veriminin düşmesine yol açar. Personel ödemelerinde yapılan kısıntı sosyal adalet ilkesi ile çatışır. Uzun dönemde üretimde kalite kaybına yol açar. Toplam kamu harcamaları üzerindeki baskı azalır.

Anti-enflasyonist politika aracı olarak servet vergilerinin doğurabileceği en önemli sakınca Servet dağılımını bozmasıdır.

“Artan Kamu Harcamaları Hipotezi” iktisatçı Wagner tarafından ortaya atılmıştır.

Devlet tahvillerinin halka satılması durumunda Vadeleri içinde kişi ve kurumların portföyünde tutulması likiditeyi kısıcı etki en yüksektir.

Enflasyonda uzun vadeli borçların kısa vadeli borçlara tercih edilmesinin temel nedeni Likiditeyi daha fazla kısabilmeleridir.

Devlete borç verenlerin ileride bu borca ait faiz yükü geleceğinden dolayı tasarruf oranlarını arttıracaklarını söyleyen görüş Barro Hipotezidir.

Durgunluk dönemlerinde gelir vergisi otomatik istikrar sağlayıcı olarak Artan oranlı tarife yapısı ile etkili olur.

1930′lara gelininceye kadar kuram ve uygulamadaki hakim görüş tam istihdam ve fiyat istikrarının Otomatik olarak sağlanacağını savunmaktaydı.

B.Kitching’in 1971′de yapısal işsizlik ve enflasyonun bir arada görünmesi olayını açıkladığı yaklaşım Real Crowding Out Hipotezi

Keynesyen Yaklaşıma göre geçici bir vergi azalması toplam talep üzerinde ani ve önemli bir etki yaratarak milli gelirin yükselmesine neden olur.

Neo klasik yaklaşıma göre sermaye hareketlerinin de kapsandığı dışa açık küçük bir ekonomide bütçe açıkları Net ihracatın dışlanmasına neden olur.

İthal girdi fiyatlarının çok artması, gelişmekte olan ülkelerde karşılaşılan enflasyonun mali olmayan bir nedenidir.

Gelişmekte olan ülkelerde görülen iç istikrarsızlık kaynakları: Tarımsal üretimdeki değişmeler , Devletin mali sorunları yönetmedeki hataları , Politik karışıklık ve istikrarsızlıklar , İzlenen yanlış para politikaları

Popularity: 9% [?]

posted by: admin
posted on: Ocak 24th, 2010
MALİYE MERKANTİLİZİM Genel ekonomiyi hedef tutan düşüncelerle gelişen devletin ekonomiye müdahalesi 17 yy dan merkantilizmlerden başlar. Merkantilizm de temel düşünce toplumun zenginliğidir onlara göre toplumların zenginliği sahip oldukları altın ve gümüş ile ölçülür. Toplumların zenginleşmesinde dış ticaretin önemli olduğu üzerinde durmuşlardır. Dış Ticareti geliştirmek için milli ekonomiler geliştirmek devlet gerekirse müdahale etmeli ve faydalı gördüğü önlemleri almalıdır. Ama sonunda bir toplum dışarıya aldığından fazlasını satmalı bu sayede zengin olmalıdır görüşünü savunurlar

FİZYOKRASİ Fizyokratlar bütün maliyeyi kapsayan genel bir sistem getirmişlerdir. Bu sistem altında mali olayları teorik incelemelerle sonuçlandırarak maliye ilminin doğuşunu da sağlamıştır. 18 yy da Fransa da gelişmiş olan bu akım bir yandan liberal düşünce ve uygulamalara öncülük etmesi diğer yandan A.Simiti büyük ölçüde etkilemiş olması nihayet ekonomik olayları ilk defa sistem içinde açıklaması nedeniyle önemlidir. Liberalizmin öncüleridir. Devlet müdahalesine karşıdırlar, toplum hayatını yöneten bir doğal düzenin varlığına inanırlar, bu düzen için devletin müdahalesinin asgari olması bunun içinde devlet harcamalarını kısılmasını ön görür. Borçlanmaya başvurulmasına uygun görmezler. Aşırı devlet harcamalarını çeşitli ve çok vergi getireceğini ve düzeni bozacağını savunurlar. Fizyokratların vergi dalında görüşünü “ tek ve dolaysız vergi” dir bu tek vergide tarım sektöründen alınmalı diğer sektörlerin vergilendirmesini gereksiz ve masraflı bulmuşlardır.

KLASİK LİBERAL GÖRÜŞ Bu görüşün temelini A.Simit’in “Laissez-faire” benimsediği “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” ifadesini oluşturur. Bunlara göre devlet sadece yasa ve hukuk düzenin devam ettirerek, özel mülkiyet haklarını korumalı ve sözleşmelerin uygulanabilmesi için gerekli ortamı hazırlamalıdır. Böylece devletin ekonomiye müdahalesi minimum düzeyde tutulurken bütün ekonomik etkinlikler piyasa ekonomisi tarafından yerine getirilmelidir. Kısa dönemde maliyetinin karşılanamayıp kişiler tarafından karlı görünemeyecek olan bayındırlık projelerinin devlet tarafından yapılması böylece devletin ekonomideki rolünün savunma adalet ve yürütme fonksiyonların yerine getirmek seviyede sınırlanmasını kabul eder. A.Simit özel teşebbüsün cazip görmediği işlerin devletçe yapılmasını uygun görmüş ve insan ihtiyaçlarını 2 ye ayırmıştır.
1. Devlet tarafından karşılanan milli savunma adalet, diplomatik hizmetler gibi toplumun birici derecedeki ihtiyaçları
2. Özel ekonomi tarafından karşılanmadığı yada yeteri kadar karşılanmadığı zamanlar devletin karşılaması gereken milli eğitim sağlık, bayındırlık hizmetleri gibi toplumun 2 nci derecedeki ihtiyaçları Bunlar kamu harcamaların sınırlı olmasını isterler harcama az olursa vergilerde ona göre ayarlanacaktır. Böyle olursa bir gizli elin kendiliğinden hem özel hem de kamusal çıkarların mümkün olan en iyi bicimde düzenlenmesini sağladığı doğal düzeni müdahale gereği olmayacaktır.Tarafsız maliye klasiklerin özenle savundukları bir görüştür. Denk bütçe mümkün olduğu kadar sınırlandırılmış bir borçlanma, objektif değişmez esaslara dağıtılmış küçük oranlı vergileme klasiklerin temek önerirlidir.

KEYNESYEN GÖRÜŞ 1929 ekonomik buranları üzerindeki gözlemlerinden yeni bir kuram geliştiren Keynes çağdaş ekonomik düşüncenin temelini atmış ekonomik alandaki tarafsızlık politikasını eleştirmiş ve devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini savunmuştur. Liberallerin para politikası Keynes le beraber maliye politikasına dönüşmüş ve kamu kesiminin diğer ekonomi içindeki pay artırılmıştır. Ekonomide önemli bir yapısal aksaklığın mevcut olduğunu ve piyasanın kendi gücü ile bu aksaklığı aşamayacağını ortaya koyan Keynes, özellikle devamlı ve yaygın işsizliğin ekonomi için tehlike olduğunu tam istihdamı sağlayacak önemlerin almasını ileri sürmüştür. Keynes’le beraber müdahaleci bir iktisat politikası ile mali araçlar ekonomi için de “ Müdahale aracı” olarak kullanılmaya başlanmıştır.

MALİYE İLMİNDE KLASİK VE MODERN YAKLAŞIMLAR Maliye ilminde klasik yaklaşımda da modern yaklaşımda da aynı yöntemlerden faydalanılmakta fakat amaçlar farklı olmaktadır mesela her isinde de vergi toplama yöntemleri aynıdır fakat amaç faklıdır klasik yaklaşıma göre vergi devletin zorunlu bir harcamasını karşılamak amacıyla savunmakta iken modern yaklaşımda ise vergi ekonomiye müdahale amacıylada savunabilmektedir

1- MALİYE İLMİNDE KLASİK YAKLAŞIM Modern yaklaşıma göre klasik yaklaşım farklı anlayışlara göre değişmemektedir. Klasik yaklaşımda bugün üzerinde tartışılan 2 husus vardır bunlar Kamu harcamalarını sınırlı tutulmasını ve Kamu gelirlerin in ekonomik tarafsızlığı konularıdır. Klasikler devlet fonksiyonlarını yani iç ve dış güvenlik ile diplomatik fonksiyonlarını bir veri olarak ele almış ve şu hususları ortaya koymuştur. “ madem bu hizmet vardır o halde bu hizmetler için nereden ve nasıl para bulunacaktır.” Pek tabi toplum üyeleri bu gideri yüklenecektir. Mali ilmi bu durumda; kamu harcamalarını karşılamak için gerekli kaynakları oluşturarak bunları kullanma ve yükünü bireylere dağıtma birimi olarak tanımlanmadır. Tanımdan şu unsurları çıkarabiliriz
I – Maliye ilmi kamu harcamalarını karşılama bilimidir; Gaston Jeze “ Kamu harcamaları vardır o halde onları finansa etmek gerekir der. Klasiklere göre kamu harcamalarının finans kaynağı vergidir. Vergilerin yetersiz kalması durumunda kamu harcamalarını sağlamak için devlet borçlanır devletin borçlanmasını klasikler hoş görmezler
II – Maliye ilmi kamu yüklerinin dağıtılması bilimdir; Devletin sunmuş olduğu hizmetlerden toplum içindeki birtakım hepsi faydalanmakta ama kimi ne ölçüde faydalandığı bilinmemektedir. Klasiklere göre tüm hizmetin finans kaynağı vergilerdir. Klasikler istemese de devletin kaynak bulmak için borçlanmasına boyun eğmişlerdir. Klasiklerin devlet borcu ile ilgili en önemli görüşleri ;” Devlet borcu kamusal yüklerin nesiller itibariyle kaydırılmasıdır” biçiminde özetleyeceğini görüşleridir. Klasiklere göre devletin sadece güvenlik ile ilgili hizmetleri olabileceğini bunun dışından ekonomik hizmetler yapmaması gerektiğini savundukları için kamu harcamaları da sadece tüketim harcamaları niteliğindeki cari harcamalar olarak deyimlendirilebilen harcamalardır, Bunlar devletin yatırım harcaması niteliğindeki harcamalar yapmasını kabul etmemektedir.
III – Maliye ilmi kamu yüklerinin eşit dağıtılması bilimidir; Klasikler kamu yüklerinin eşit dağıtılmasında; yükün eşit olarak paylaşılmasını, herkesin kamu hizmetlerinden yararlandığı ölçüde mi yükü paylaşması, yoksa kişilerin gelirleri ölçüsün demi kamu hizmetlerinin yüküne katlanması gerektiği konusunda tartışmışlar ve her bir görüşün savunucuları olmuştur.

2- MALİYE İLMİNDE MODERN YAKLAŞIM Devletin yeni baştan fonksiyonların gözden geçirilmesi ve buna göre harcama ve finans politikalarının tayini maliye ilminde teknik ve seviyeli klasik yaklaşımın yerini fonksiyonel bir yaklaşıma kamu ekonomisi başlığı altında bırakmıştır. Özetle Jandarma (koruyucu) devletten müdahaleci devler, sosyal devlet, refah devleri deyimleri ile ortaya konan fonksiyonel devlete geçilmesi ile maliye ilminde de buna paralel gerekli değişmelere bilinmesi kaçınılmaz olmuştur.
A – Klasik maliye ilmindeki gelişmeler
Klasiklerin bir veri olarak kabul ettikleri kamu harcamaları devlet fonksiyonlarındaki gelişmeler doğrultusunda yeniden ele alınıp üzerinde özellikle başlangıçta artış nedenleri sonrada bu harcamaların bünyesel dağılımları olmak üzere durulmaya başlanmıştır. Kamu gelirlerinin de salt kamu harcamalarının finansmanı acısından değerlendirmelerinin yanı sıra soysa ekonomik etkileri üzerimde durulmuştur. Kamu gelirlerinden vergiler sadece mali amaçla değil sosyoekonomik amaçla da alınmaya başlanmış ve bu eylem maliye ilminde yeni akımların başlamasına neden olmuştur. Örneğin ülkede üretilemeyen dolayısıyla da teşviki veya korunması söz konusu olmayan bir malın ithalinden sırf kamu harcamaların finansmanı amacıyla gümrük vergisi alınması, aynı şekilde devlet borçlanması devletin finansmanı ihtiyacından değil ekonomik politikasını aracı olma doğrultusunda gelişmiştir. Örneğin devlet piyasada para hacmini daraltmak isterse borçlanır, artırmak isterse borç ödemesinde bulunulur. Klasik maliye ilmi kamu harcamalarının karşılanması amacını incelerken modern ilmi aracı yani devletin ekonomik sosyal ve politik amaçları doğrultusundaki politikalarda nasıl bir araç olunabileceğini araştırmaktadır. Duverger’in anlatımıyla maliye ilmi finans amacından ayrılıp sosyo-ekonomik bir müdahale aracı olarak gelişmiştir.Ona göre mali mekanizma bir emme basma tulumbaya benzemektedir.toplumun belirli bir sosyal kesiminden emdiği gelirleri diğer bir sosyal kesime dağıtmaktadır. Sonuç olarak klasiklerin maliye ilmine salt mali açıdan yaklaşımına modern maliyeciler , iktisat politikasını yönlendirici tamamlayıcı bir yaklaşım getirmek suretiyle geliştirilmiş ve genişletilmiştir.
B- Klasik mali tekniklerdeki gelişmeler ;
mali teknikteki gelişmeler ve değişmeler özellikle bütçe ile ilgili alanlardaki gelişmelerdir. Artan oranlılık en az geçim indirimi , vergi iadesi ayırma gibi teknikler sadece kamu yükünün adil dağıtımında bir arac olarak değil aynı zamanda ekonomi politikasında yönlendirme de bi teknik olarak gelişmiştir. Klasik yaklaşım ile modern yaklaşım arasında bezerlikler ve farklar; Ekonomi politikası yönünden klasik yaklaşım ile modern yaklaşım arasında fark olmamakla beraber amaca ulaşmada kullanılan araçlar farklıdır. Her ikisinde de amaç ekonomik büyüme fiyat istikrarı vs dir. Klasik yaklaşım piyasada toplam arz ve talep dengesini veri olarak kabul eder, mali denge bozulursa bu den geninde bozulacağı endişesi ile mali dengeyi esas alır yani bütçe dengesi klasik yaklaşımda esastır modern yaklaşımda ise toplam arz talep dengesi yani ekonomik dengenin belirli bir büyüme hızı ile birlikte var olabilmesi için mali araçların kullanılması gerektiği savunulur. Esas olan mali denge değil ekonomik dengedir. Mali denge ekonomik dengenin bir amacıdır.

KAMU MALİYESİNİN GÖREVLERİ 16-18 YY lar arasında genellikle üretimini ticaretin devlet tarafından kontrol edildiği, dolaysıyla devletin üstlendiği görevlerin oldukça fazla olduğu bir dönem sonucunda 18 ve 19 yy başlarında klasik iktisadi düşüncenin liberalist politikaları gereği devletin ekonomideki görevleri en aza indiği görüşmüştür. 1929 dünya buhranı ile devletin ekonomideki görevleri artmış 2 nci dünya savasından sonra ise devletlerin ekonomik ve sosyal görevleri arasında önemli artışları olmuştur.

PİYASA BAŞARISIZLIĞI Mal ve hizmet üretim miktarları ve bunların fiyatları tüketicilerin serbest (gönüllü) olarak belirledikleri tercihleri ve gelir düzeyleri ile gönüllü değişim maddeleri açıklanmaktadır. Piyasa başarısızlığı ise; piyasaların etkin çalışmasını sağlayan koşulların ya hiç ortaya çıkmamasını sağlayan yada bir biçimde ters yönde çalışmasını ifade etmektedir. Serbest piyasaların aslında başarması gereken kendi başına bırakıldığında etkin çalışması iken uygulamada durum bu değildir. Bazı malların çok fazla, bazılarının ise yetersiz üretilmesi yada hiç üretilmemesi söz konusu olabilir. Piyasa başarısızlıkları ve iken, devlete yüklenen bir görev piyasaların kaynak tahsisi fonksiyonuna karışma ve piyasa başarısızlıklarını düzeltme veya piyasa başarısızlığının etkilerini azaltacak önlemler almasıdır. Bu devletin “kaynak tahsisi” görevi olarak bilinmektedir. Piyasalar toplum refahının dağılımında adaleti sağlayamadıkları ölçüde, devlet piyasa mekanizmasına karışarak gelir dağılımını adil olarak kabul edilen bir noktaya getirmeye çalışır. Bu ise devletin “gelir dağılımı” görevini ifade eder. Günümüz modern devletlerine bundan başka 2 görev daha yüklenmiştir. Birincisi “ekonomik istikrar” görevidir. Enflasyon, işsizlik, ödemeler dengesi be yetersiz büyüme gibi piyasaların başa demedikleri durumlarda devlet; para ve maliye politikalarını kullanarak toplum refahını arttırmaya amaçlar mesela enflasyon ve işsizliği azaltarak; İkincisi “düzenleyici görev” dir. Kaynak tahsisin bir devamı olup; devlet yasa koyup bunları uygulamaktadır. Düzenleyici görev ticaretin ve insan ilişkilerinin, bunların dışında çok daha geniş alanda yasa koyma ve adalet sistemini yönetmektedir.

KAYNAK TAHSİSİ GÖREVİ : Rekabetçi piyasaların altında yatan aslında mal varlığı haklarıdır. Mal varlığı hakları bir bireye herhangi bir mal veya mülke sahip olma ve bunların kullanımından diğer bireyleri mahrum etme hakkı vermektedir. Bireyler mal ve hizmet alıp sattığında; aslında mal varlığı haklarını değiştirmektedir.

ORTAK MAL KAYNAKLARI : Bazı mallarda hiçbir bireye veya gruba verilmeyebilir. (hava, deniz gibi) Bunların faydasından tüm bireyler kısıtlanmaksızın sınırsız yararlanmaktadır. Serbest olduğu için; bireyler ortak malı aşırı kullanmaktadır. Bunun sonucu ortak mal kaynağın zarar görmesidir. Devletin buradaki görevi ortak malın kullanımının bireyler arasında ve zaman açısından tahsisi sağlamaktır. Devlet bu görevini yerine getirirken zorlatıcı olmak zorundadır. Mesela; birkaç köy düşünelim ve bir mera var, ortak kullandıkları merayı (hiç birinin mülkiyetinde değil) hepsi aşırı kullanacaklardır. Meranın yenilenmesine izin vermeyeceklerdir. Çünkü bir dönem boş bırakma kararı alsalar da diğerine güvenleri olmayacaktır. Bu güven konusu kamu maliyesinde “mahkum açmazı, mahkum ilkeleri” olarak bilinir. Aynı nedenle tutuklanmış iki kişi düşünelim; aynı odalarda sorgulanmaktalar her ikisine şu alternatifle sunulsa;
1) ikisi de polis ile işbirliği yapmasa serbest kalacaklar
2) Biri işbirliği yapar; diğeri yapmasa, işbirliği yapan 6 ay, yapmayan 6 yıl hapis cezası olacak
3) Her ikisi de işbirliği yaparsa 1 yıl ceza alacaklar. Her iki mahkum içinde ortak yarar serbest kalmasıdır. Ancak birbirlerine güvenleri olmadığı için işbirliği yapma kararı alacaklardır. Ortak malların kullanıma örnek; televizyon kanal tahsislerinin devlet tarafından verilmesi, avlanma alanlarında hayvanların çeşitlerinin av zamanının tespiti, ….. gibi

KURUMSAL MALLAR : Piyasa başarısızlığının bir başka kaynağı kamusal malların varlığıdır. Paul Samelson kamu mallarını; “bir bireyin kamusal malı tüketmesi, diğer bireylerin aynı malı tüketmesinde bir azalmaya neden olmamaktadır. “ diye tanımlar. Örneğin; ulusal güvenlik, sokak aydınlatması, şifresiz televizyon yayınları gibi Bu malların özelliğinden dolayı, piyasa mekanizması etkin tahsisi sağlayamamaktadır. Bu aksamaya neden olan iki özellikleri vardır.
1) “Ortak tüketim” veya “tüketimde rekabetin olmaması” yani bir bireyin kamu malını tüketmesi başka bireyin bu maldan faydalanmasını engellememektedir.
2) “Kullanımında dışlanamama” yani bu malların kullanımında bazı bireylerin mahrum bırakmak (dışlamak) imkansızdır, veya çok maliyetlidir. Kamu malları bireyler eşit düzeyde tüketmez mesela, Konya’daki biri ile Şırnak’taki biri ulusal güvenlikten eşit faydalanmaz. Şırnak’taki fazla kullanır. Kamusal malların fiyatlandırılması ve bunların alınması (vergi gibi zorla) sorundur. Gönüllü fiyatlar oluşmayacağı için zorlama unsuru taşıyacaktır. Gönüllü fiyat mekanizmasında ortaya çıkan sorun “bedavacılık sorunu” olarak adlandırılır.

YARI KAMUSAL MALLAR : Kamu malları ile özel mal arasında yer lan bir çok mal çeşidi “yarı kamusal mallar” veya “karma mallar” olarak adlandırılmaktadır. Bunlarda ortak tüketim ve dışlanamama özelliğinin birisi bulunmamaktadır Bu iki özellikten birinde sağma görülmektedir. Bazı kamusal mallarda kısmen rekabet görülür. Belli seviyede kamu malı üretimi varken; bir bireyin bu malı kullanması diğerinin kullanmasına engel olmaz ama daha önce o malı kullanan faydalarını azaltabilir. Böylece bir bireye o malı kullanmaya izin vermenin bir fırsat maliyeti vardır. Bu durum ekonomi litaritüründe kısmı rekabet “sıkışıklık” olarak tanımlanır. Bir malı kullanmak için daha fazla kişiye izin vermenin Fırsat maliyeti veya o malı daha önce kullananların faydalarındaki azalmaya “sıkışıklık maliyeti” denir. Teorik olarak tüm kamusal mallarda sıkışıklık maliyetinin ortaya çıkması imkansızdır yada çok güçtür. Dışlanabilir Dışlanamaz Tüketimde Rekabet Var
TAM ÖZEL MALLAR
1) Dışlama maliyetleri düşük
2) Özel firmalarca üretilir
3) Piyasalarda dağıtılır
4) Satış gelirlerinde finanse edilir. Örnek : Yiyecek, ayakkabı
YARI KAMUSAL MALLAR
1) Faydaları ortak tüketilen ancak sıkışabilen mallar
2) Özel firmalarca veya kamuda üretilebilirler
3) Piyasada veya kamu bütçelerinde sunulabilir.
4) Satış gelirlerinden (servisi kullanma ücretlerinden veya vergi gelirinden finanse edilirler; Örn. Parklar, ortak mallar, kamu yüzme havuzları Tüketimde Rekabet Yok
YARI KAMUSAL MALLAR
1) Dışsallık yayan özel mallar
2) Özel firmalarca üretilebilir
3) Özel vergiler veya sübvansiyon-larla piyasaya sunulur.
4) Satış gelirlerinden finanse edilir Örn. Okullar, Sağlık Hizmetleri, Şifreli TV kanalları, sıkışıklık olmayan köprü, özel yüzme havuzları, golf kulüpleri
TAM KAMUSAL MALLAR
1) Dışlama maliyeti yüksek
2) Doğrudan devlet tarafından veya devlet tarafından izin verilmiş özel firmalarca üretilir.
3) Kamu bütçelerince dağıtılır.
4) Zorunlu vergi gelirleri ile finanse edilir. Örn. Ulusal savunma İki farklı neden sıkışıklığın nedeni olabilir. 1- Daha fazla bireyin kamusal maldan yararlanması 2- Belirli bir yan kamusal malı bir bireyin daha yoğun (daha uzun süre) kullanması. Örn. İtfaiye ve polis yan kamusal hizmettir. Belli sayıda itfaiye aracı varsa, hizmet veren kişi sayısı arttıkça, kişi başına fayda azalır.
DIŞSALLIKLAR Bir birey yada firma yaptığı ekonomik bir faaliyetten sağladığı fayda dışında, diğer birey veya firmalara fayda sağlıyor (dışsal fayda) veya zarar veriyor ise (dışsal zarar) dışsallık oluşmaktadır.
Dışsallık; iki ekonomik birimin üretim veya tüketim faaliyetinden, üçüncü kişilerin fiyat mekanizması dışında fayda veya zarar görmesidir. Yani bireylerin fayda fonksiyonları veya firmaların üretim fonksiyonları fiyat mekanizması dışında bir üretim veya tüketim faaliyetinden etkilenmesidir. Örn. Eskişehir’de bir fabrikanın atığı, Porsuk çayını kirletiyorsa çıkan kokular bireylerin fayda fonksiyonlarını olumsuz etkilemekte, aynı zamanda porsuk çayında kayık kiralayan işletmecilerin üretim fonksiyonunu olumsuz etkilemektedir. Dışsal zarar söz konusu olunca devlet, faaliyet düzeyini aşağıya çekecektir. Dışsal fayda durumunda ise; faaliyet düzeyini arttırma (teşvik etme) yönünde düzenleme yapacaktır.

ÖLÇEĞE GÖRE ARTAN GETİRİLİ EKONOMİLER: Rekabetçi piyasaların başarızlığının bir başka kaynağı, bazı piyasaların yüksek üretim seviyelerinde ölçeğe göre artan getiriye sahip olmasıdır. Ölçeğe göre artan getiriye sahip ekonomiler üretim düzeyi arttıkça maliyetlerin düşmesini ifade etmektedir, yani ölçek arttıkça getiride artmaktadır. Örn. Demir yolu işletmeciliğinde demiryollarının yatırım maliyeti oldukça yüksek olsada üretim düzeyi arttıkça ortalama (birim) maliyet düşmektedir. Bunlar doğal tekellerdir ve kaynak tahsisi açısından rekabetçi piyasalar iki neden den etkin çalışmayacaktır.
1- Piyasanın rekabetçi davranışı engellemesidir. Ölçeğe göre orta getiri ile büyük firmaların daha düşük maliyette üretmesi küçük firmaların iflas ettirecektir ve monopollaşacaktır. Monopolcu kar maksimizasyonu gereğince öz üretip yüksek fiyatla satacaktır.
2- Rekabetçi piyasa var olsa veya firma rekabetçi davranmaya zorlansa dahi; özel sektör karlı bir biçimde toplum içinde gerekli marjinal maliyet fiyatlaması yapmayacaktır.

Ölçeğe göre artan getiri endüstrilerde devletin alabileceği önlemler;
1- Devlet hiçbir şey yapmama politikasını izleyebilir. Ölçek büküklüğü fazla olan firmalar AR-GE yapıyorsa toplum bundan faydalanabilir.
2- Devlet monopolun fiyatını belirlemek isteyebilir. Fiyat marjinal maliyette belirlenirse monopol zarar edecek ancak kaynak tahsisinde etkin sağlanacaktır. Ortalama maliyette belirlenirse, monopol zarar etmeyecek ancak etkinlik kaybı olacaktır.
3- Kamu kemsi “kamı ekonomik kuruluşu” olarak üretimi üstlenebilir. Kamu kesimi monopolun fiyatını karlılık açısından değil toplumsal refah açısından belirleyecektir.

1- RİSK VE BELİRSİZLİK: Rekabetçi fiyat sistemi tam bilgiye sahip olunması yani üreticilerin ve tüketicilerin ekonomideki tüm malların şimdili ve gelecekteki fiyatlarının bilindiği düşüncesine dayanır. İklim koşulları, zevkler ve tercihlerindeki değişiklikler, teknolojideki değişiklikler fiyatları etkileyecektir. Gelecekteki oluşacak riskleri tam olarak bilen bireyler, gelecekteki mal ve hizmet taleplerini kesin olarak şimdiden bileceklerdir. Böylece gelecekte her bir mal ve üretim faktörü için piyasalar oluşacaktır. Bu koşullarda oluşan piyasalar “gelecek yasalar” olarak adlandırılmaktadır. Örn: sigorta endişesi Gelecek piyasaların oluşması için iki neden vardır.
1- Bu tür piyasa oluşturmanın işlem maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır.
2- Asimetrik bilgi sorunudur. Asimetrik bilgi sorunu; sigortalanmak isteyen bireylerin sahip olduğu; ancak sigorta yapanın sahip olmadığı bilgilerden kaynaklanmaktadır.

Asimetrik bilgi sorunu; Piyasaların aksaması iki nedenden oluşur;
1- “Ahlaki riziko” sigortacı tarafından kontrol edilemeyen, sigortalının zararın ortaya çıkma olasılığını veya zararın büyüklüğünün etkileyebileceği durumlarda ortaya çıkar. Ahlaki riziko oluştuğu zaman rekabetçi gelecek politik alanının oluşması mümkün değildir. Örn. Sağlık riski fazla olanların sigorta yaptırması gibi,
2- Ayırma gülcülüğü riskin oluşma olasılıkları farklı olan sigortalı bireylerin varlığı halinde ortaya çıkar. Bazı bireyler yüksek riskli, bazı bireyler düşük olabilir. Örn. Kasko yaptıran şoförlerin dikkat derecesi ölçülemez. Gelecek piyasaların aksaması devletin kaynak tahsisinde etkinliğin sağlanması için göreve çağrılmasına neden olmaktadır. Devlet işsizlik sigortası, sağlık sigortası, sosyal güvenlik gibi olanlarda ya kendisi faaliyette bulunmakta yada, özel kesimin faaliyetle bulunmasına izin vermektedir.
2- GELİR DAĞILIMI GÖREVİ: Kaynak tahsisi görevinin yanında bireyler, hane halkları ve çeşitli kesimler arasında servet ve gelir arasındaki dengesizlikleri giderme görevi devlete verilmektedir. Gelir ve servet başlangıçta adil dağıtılmış olsa bile zaman içerisinde bireysel yetenekler fiyatların farklılaşması, alınan eğitim düzeyinin farklılaşması neticesinde yine bozulacaktır. Ayrıca rekabetçi piyasalar işleyişleri itibarı ile gelir dağılımını bozucu etki yaparlar. Bu düzeni sağlana devlet tarafından yapılır. Devlet zorunlu vergileme, vergilemede artan oranlılık, bazı kamusal mal ve hizmetler, süpvansiyonlar aracılığı ile gelirin yeniden dağılımı sağlamaya çalışır.
3- EKONOMİDE İSTİKRAR GÖREVİ : Piyasa başarısızlığı olan mal ve hizmet piyasalarındaki arz talep dengesilizliklerinden kaynaklanan enflasyon, deflasyon, işsizlik, ithalat – ihracat, arasındaki dengesizliğin sonucu cari işlemler acık veya fazlaları gibi makroekonomik konular devletin, para ve maliye politikalarını kullanması yolu ile dengelenmeye çalışılır. Devletin müdahale etmemesini savunan görüşlerde vardır. Piyasa dengesizliklerinin giderilmesine ek olarak makroekonomik bir hedef olarak devlet, uzun dönem yeterli büyüme ve kalkınmayı sağlayacak koşullarda oluşturmak zorundadır. Örn. Uzun dönemli kalkınma planları gibi Devletin görevleri ; – Kaynak tahsisi – Gelir Dağılımı – İstikrar Görevi

KAMU HARCAMALARININ TANIMI
Devletin yüklendiği görevi yerine getirebilmesini için bazı harcamaların yapılması gerekmektedir. Devletin varlığının temelini oluşturan toplumsal ihtiyaçlarının giderilmesi için devletin bazı mal ve hizmetlerde yararlanması gerekir. Zannediyorum ki istihdam ettiği çalışanların, özel kesimden satın aldığı veya ücret ürettiği mal, malzeme vs gibi ödeme zorunluluğudur. Bunun yanında gelir dağılımını düzeltme, tam istihdamı gerçekleştirme, ekonomik kalkınmayı sağlama gibi amaçların devleti sürekli olarak mal ve hizmet alımına yönelttiği gerçektir. Aynı zamanda bu amaçlar devlet, zaman zaman özel kesime karşılıksız ödemelerde bulunmaya yöneltir. Bunlar devletin belirli amaçlara ulaşmak için kullandığı araçlardır. Kamu harcamalarını, devletin kamusal mal ve hizmet üretimi için yaptığı harcamalar olarak tanımlayabiliriz. Dar anlamda kamu harcaması kavramı : Merkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin harcamalarıdır. Geniş anlamda kamu harcaması kavramı : Merkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin yanında kamu iktisadi karuluşlarının harcamalarını, vergi muafiyet ve istisnalarını kapsamaktadır.

KAMU HARCAMALARININ ÖZELLİKLERİ: Özel harcamalar ile kamu harcamalarının farkları ; Kamu harcamaları kamu gelirlerin önce gelir yani önce harcamalar saptanmakta sonra bunları karşılayacak gelirler belirlenmektedir. Özel ekonomide tam tersidir. Özel harcamalar bölünebilir nitelikteki mal ve hizmetlerin üretimine kar amacı ile yatırılır. Kamu harcamaları hem bölünebilir hem bölünemez ( tam kamusal) malların üretiminde kar amacı olmadan sosyal faydanın en üst seviyede gerçekleşmesi amacı ile yapılır. Diğer fark harcamaların gerçekleştirme aşamalarının farklığıdır. Örn. Kamu harcamalarında kolektif karar alma mekanizmalarına uygun olarak kararlar siyasi bir nitelik taşıyarak belirlenirken, özel harcamalarda böyle bir durum söz konusu değildir.
KAMU HARCAMALARIN ARTIŞI İLE İLGİLİ TEORİLER: Bu konuda ilk ciddi çalışma Adolph WAGNER tarafından yapılmıştır. WAGNER ; hem devletin ekonomiye müdahalesini hem de kamu harcamalarının ekonomik ve sosyal gelişme ile birlikte arttığını bunun rastlantı olmadığını, bir sosyal yasa kapsamında olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre ; kamu harcamalarının artışı, kamu faaliyetlerinin artışı sonucudur. Toplumların sosyal ilerleme istekleri, devlet faaliyetlerini arttırmakta, böylece kamu harcamaları artmaktadır. WAGNER yasası : Genellikle kamu harcamalarının, milli gelirden daha hızlı artması olarak anlaşılmaktadır. Yani kamu harcamalarının milli gelirdeki payının zamanla yükselmesidir. Henry Carter ADAMS, Wagner’e katılmakta ona, kamu giderlerinin artış nedenlerinin ne ülke için aynı olmayacağını belirtmiştir. Bunun nedenlerini de ülkenin sahip olduğu sosyal ve ekonomik faktöre bağlamıştır. Çünkü her ülkede hizmetler aynı hızda ve ağırlıkta gelişmemektedir. Wagner’in ileri sürdüğü kamu harcamalarının artışı uzun dönemi kapsayan analizdir. Kısa dönemdeki değişiklik ve dalgalanmalar, uzun dönemdeki genel seyri açıklamak için gereklidir. Bu yaklaşımın benimsendiği ilk çalışma Peacock ve Wiseman tarafından yapılmış sıçrama tezidir. Buna göre : kamu harcamalarının artış nedeni, savaş sonucu vergilerin arttırılmasıdır. Vergilerdeki artış nedeni ile savaş sonrasında askeri harcama azalsa da, sivil kamu harcamalarındaki artış neden ile vergi savaş öncesi düzeyine dönememektedir. Dolasıyla devlet için savaşın bitmesi ile elinde kalan ek mali güçle yeni mal ve hizmetlerin üretimini kamu sektörü içine alma imkanı doğmaktadır. Bunun sonucu kamu harcamaları artar, böylece savaş öncesi düzeyden savaş sonrası kamu harcamaları düzeyine doğru bir sıçrama olmaktadır. Böyle dönemlerde devlet eskiye göre daha fazla vergi toplamak ve harcama yapmak zorunda kalmıştır. Olağan üstü durumun kalkması vergiyi eski Anına getirmez ona hem harcamalar hem de vergi eskiye oranla daha yüksek bir düzeyde dengelenmiş olur.
KAMU HARCAMALARININ ARTIŞ NEDENLERİ:
a) Görünüşteki artış nedenleri : 1- Paranın satın alma gücündeki azalma ;
Kamu harcamalarının görünüşteki artış nedenleri
1 ) Paranın satın alma gücündeki azalma: enflasyon nedeni ile kamu harcamalarında artış olur ama asıl artış nedeni ile enflasyondan kaynaklanan artısı belirlemek için fiyat endeksleme yoluna gidilir.
2 ) Bütçe ve yönetim tekniğinde meydana gelen değişimler: devlet gelirleri toplanırken, toplama için yapılan harcamalar gelirden düşülecek gelirin net veya safi miktarının yazılması yerine toplanan gelirlerin gayrı safi olarak yazılması ve giderlerin ayrıca görülmesi yönteminin benimsenmesidir. Böylece kamu harcamalarında görünürde bir artış olmaktadır. Bütçe dışı bırakılan bazı harcamaların bütçeye alınması da aynı etkiyi yapar. Safi yöntem; kurumların elde ettiği gelirlerden gider düşüldükten sonra bütçeye kalan net değer aktarılmasıdır.bu yöntemde bazı yolsuzluklar olunca gayrisafi yöntem uygulaması başladı. Yani tüm gelirler bütçeye alındı, giderler ayrıca düşüldü.
3 ) siyasal nedenlerle nüfusun ve yüzölçümünün büyümesi nüfusun ve yüzölçümünün büyümesi: nüfusun artmasıyla arttırılan toplam kamu giderleri kişi basına düsen kamu gideri payını arttırmıyorsa toplam kamu giderleri görünürde artmış olur. Yüzölçümünün artması o alanda yapılan giderlerin devlet bütçesi içine girmesine neden olacaktır ki buda görünüşte artış nedenidir.
4 ) kamu hizmetlerinin para ile görülmesi; trampa ekonomilerinin yaygın olduğu dönemde kamu gider ve gelirleri büyük ölçüde aynı bir biçimde yapılırdı. ( trampa: malı malla değimse gibi anlamı var. ) para ekonomisine geçilince daha önceden aynen yapılan hizmetler parasal karaktere bürünmüş ve kamu giderlerinde yaptığı artış gerçek bir faaliyet artısının sonucunda gerçekleşmemiş olmaktadır. Sadece ödeme aracının değişmesi ile görünürde artmış oluyor.
** kamu giderlerinin gerçek artış nedenleri;
1 ) savaşlar; sadece savaş giderlerini değil, savaşa hazırlık ve savaşın sona ermesinden sonra yapılan harcamaları da dâhil etmek gerekir.
2 ) nüfus artısı ; eğitim, sağlık, ulaşım, konut ve istihdam gibi giderler artar.
3 ) teknolojide meydana gelen değişmeler; devlete yeni harcamalar yükler, mesela otomobilin icadı yeni yolların yapılmasını neden olmuştur. Bilimsel araştırmalar devlet eliyle yürütülür.
4 ) devlet anlayışında meydana gelen değimseler; sosyal refah devleti ile bütünleşen amaca göre devlet, sağlık, eğitim, konut, sosyal güvenlik gibi hizmetleri sunarak halkın hayat düzeylerini yükseltmekte zorunlu sayılmıştır.
5 ) ekonomik nedenler; gelişmiş ekonomilerde piyasa ekonomisinin kendi haline bırakılması ekonomik konjoktörde dalgalanmalara yol açmaktadır. Ekonomi tam istihdam halinin ve fiyat istikrarının sağlanması gibi görevler devlete düşmekte ve devlet kamu giderleri vasıtasıyla ekonomiye zamanında müdahalede bulunmaktadır. Az gelişmiş ekonomilerde devlet tasarruf ve yatırım eksikliğiyle gidermek üretim kapasitesini genişletmek amacıyla cebri tasarrufa başvurarak ekonomiye müdahalede bulunur. Vergi gelirlerinin büyük bir kısmını üretim kapasitesini genişletecek yatırımlara ayırır. Özel sektörün karlı bulmadığı alanlarda işlerin ürütülmesini sağlar. Sosyal sabit sermaye yatırımları olarak nitelendirilen yol, köprü, baraj, telekominikasyon, hava alanı gibi alt yapı yatırımlarını yapmak için veya bazı alanları siyasi ve sosyal nedenlerle özel teşebbüse kapatması durumunda bu alanlara yatırımlar yapmak, örnek işletmeler kurmak amacıyla ödenek ayırır.
6 ) doğal afetle
7 ) göçler ( köyden şehre göçler altyapı yatırımlarını arttırır. )
8 ) toplumun hayat standardının artması : gelir seviyesi yükselen toplumların kültürel sportif yeşil alanların artması gibi isteklerle devletin harcamasını artırır.
**Kamu harcamalarının tasnifi
1 ) Kamu Harcamalarının İdari tasnifi: idari kamu gideri yapan idari birimlerin esas alınması suretiyle yapılan bir tasniftir. Bu tür tasnife organik tasnif adı verilir. İdari tasnifin diğer bir biçimi de giderlerin yapılış amacına uygun olarak ayırımına yarayan fonksiyonel tasnif olmaktadır. Kamu harcamalarının idari tasnifi devletin organik yapısına göre yapılan bir tasnif biçimidir. Organik tasnifte devleti meydana getiren üst kuruluşlar düzeyinde giderler ayrılabilmektedir. Örn; milli eğitim bakanlığı, sağlık bakanlığı, maliye bakanlığı vb.. Merkezi idare kuruluşlarının bütçelerinin toplanması bize toplam giderleri verir. Devleti oluşturan her bir idare ( Sayıştay, anayasa mahkemesi vb.. ) ve bakanlıkların bütçeleri organik tasnifin içeriğini oluşturur.
2 ) kamu harcamalarının işlevsel tasnifi ; İ.T. ; siyasi organlarca belirlenen kamu harcamalarının ulaşılmak istenen bazı hedeflerin anlamlı biçimde birleştirildiği bir tasnif denebilir. Hizmetler, genel hizmetler, ekonomik hizmetler ve sosyal hizmetler olarak 3 grupta toplanır. Genel hizmetler; devlet düzeninin sürdürülmesini ve devlet yönetimini sağlayan hizmetlerdir. Genel yönetim; yargı, kolluk, savunma gibi. Buna göre TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, başbakanlık, dış işleri bakanlığı, milli savunma bakanlığı gibi kuruluşlar genel hizmetleri yürüten kuruluşlardır. Ekonomik hizmetler, genellikle bireylerle doğrudan yanar sunma yerine üretim sürecinin aşamalarında hammadde ve ara mal ile altyapıyı oluşturan özellikleri dolayısı ile firmaları yarar sağlama amacına yönelik hizmetlerdir. Bu hizmetler firmaların özel maliyetlerini azaltmaları nedeniyle tüketicilere de dolaylı fayda sağlamaktadır. Bu hizmetlere; tarım, enerji, doğal kaynaklar, üretim, inşaat ve ulaşım gibi hizmetle girer. Ülkemizde yerel ve katma bütçeli kuruluşlardan, ulaştırma bakanlığı, enerji ve tabi kaynaklar bakanlığı, DSİgenel müdürlüğü, tekel genel müdürlüğü gibi kuruluşlar ekonomik hizmetler yürütülmektedir.Sosyal hizmetler ise; bireylere teker teker ve dolayısı ile topluma yarar sağlayan hizmetlerdir. Bunlarda bireyle kendi ihtiyaçları için doğrudan yararlanırlar. Eğitim, sağlık, sosyal, güvenlik ve refah kültürel hizmetleri din, boş zamanları değerlendirme hizmetleri, konut ve yerel araştırma hizmetleri girmektedir. Ülkemizde genel ve katma bütçeli kuruluşlardan sağlık bakanlığı, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı, milli eğitim bakanlığı, diyanet işleri başkanlığı, üniversite gibi kuruluşlar sosyal hizmetleri yürütür.
3 ) kamu harcamalarının ekonomik tasnifi :
1 – reel harcamalar
2 – transfer harcamaları
1a- cari harcamalar
1b- yatırım harcamalar Reel harcamalar toplam talebin bir öğesini oluşturan ve bu niteliği ile cari dönem üretimini etkileyen harcamalardır. Çoğu kez tüketim harcamaları da denir. Esas olarak cari üretimden devletin bir pay alabilmek için ödediği fiyat niteliği taşır. Söz konusu harcamalar; devletin toplumsal ihtiyaçları karşılayabilmek ve üstlendiği diğer görevleri yerine getirebilmek için satın aldığı mal ve hizmetlerin son kullanım amacı ne olursa olsun, ele alınan dönem üretiminden aldığı bir paydır. Yatırım harcamaları; ekonominin üretim gücünü doğrudan arttırmaya yönelik harcamalardır. Gelecek dönemlerde kalıcı varlıklara yapılan harcamalar, yatırım niteliğinde olup sermaye mallarına ödemeler yada stok artırımı amacıyla yapılan harcamadır. Cari harcamalar; kısa dönemde doğrudan üretimi arttırıcı etkisi olmayabilen ve faydası bir dönemle sınırlı sayılabilecek harcamalardır. Bu harcamalar varolan üretim kapasitesini kullanmak için gerekli mal ve hizmetler için yapılır. Bazı harcamaların etki ve faydaları gelecek dönemlere sarktığı halde sermaye malları olarak ortaya çıkmamaları nedeniyle cari harcama olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla üretim gücüne katkısı açık olan ve bu özellikleri taşıyan eğitim ve sağlık gibi harcamalara kalkınma carileri denmektedir. Transfer harcamaları; maddi gelirde bir değişiklik oluşturmayan ve sadece satın alma gücünün bireyler ve sosyal gruplar arasında el değiştirmesine neden olan harcamalardır. Cari dönem üretimine karşı devlet tarafından doğrudan bir talep oluşturulmamakla birlikte bazı kaynakların devlet bütçesi aracılığı ile kişi ve kurumlar arası karşılıksız el değiştirmesi niteliğini taşıyan harcamalardır.
** kamu harcamalarında etkinlik ( fayda – maliyet analizi )
A ) fayda – maliyet analizinin kapsamı ve tarihi gelişimi; devletin kıt gelirlerinden en verimli faydayı alması için çeşitli görüşler zaman içinde oluşmuştur. Duks dupont ; tüketici rantını açıklayıp ( 19. yy’da ) kamu hizmetlerinin faydasının kişilerin bunlar için ödedikleri tutardan ibaret olmayıp, kişilerin ödemeyi kabul edecekleri maksimum tutara eşit olacağını ortaya koymuştur. İngilterede ise 1959 yılında G.P. Wibberley’in arazilerin ziraat ve şehir gelişmesi arasında tahsisi çalışmalarıyla, 1963 C.D. Foster ve M.E. Beesley tarafından Londra yer altı tren şebekesinin uzantısı olarak Victorya hattı inşasının ekonomik incelemesi ile gene 1960 yılında yol araştırma laboratuarının M1 karayolunun ekonomik değerlendirilmesi ile başlamıştır.
B ) fayda ve maliyetlerde ekonomik kavramlar; kamu yatırımlarının büyüklükleri veri olarak alınırsa bunlara uygun değerleme tekniklerinin önemi küçümsenemez. 1844’de Dupuit’in “Bayındırlık işlerinin faydalarının ölçümü üzerine” adlı yazısı önemlidir.
1 – tüketici artığı kavramı ; Dupoit’in çalışmasına göre; bir malın bir kişi için faydasının, kişinin o mal için ödemeyi kabul edeceğini en yüksek fiyat olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kısaca fayda = ödenen tutar ve tüketici ortağının toplamlarıdır. Bir malın faydası; kişinin bu nal için ödeyeceği tutardan ibaret olmayıp, razı olacağı maksimum tutara eşit olacaktır. Daha sonra Marshall bu kavramı genişletip fayda analizi çerçevesine sokmuştur. M.’a göre tüketici artığı “ tüketicinin verilen bir mal miktarı için ödemeye hazır olduğu maksimum tutar ile gerçekte ödediği miktar arasındaki fark ” olarak tanımlamaktadır. Üretici ve tüketici artıklarının toplamı bize refah değişikliğinin bir göstergesini vermektedir.
2 – fayda maliyetlerde etkinlik ; faydayı kişilerin ödeme istekliliği ve maliyetlerinin tazmini toplamı idi. Fakat bu arada kişilerin gelirlerinin marjinal faydalarının değişebileceği üzerine Marshall çalışmış ve fiyat değişikliklerine göre gelirlerin marjinal faydasının zengin bir insan için fakir bir insanınkinden daha düşük olduğunu ortaya atmış ve bu nedenle de her fayda ve maliyeti ayrı ayrı bunlardan etkileyen kişilerin gelirlerinin marjinal faydalarının hesaplanması üzerinde durmuştur.
3 – fayda ve maliyetler ; piyasa firmalarında dış fayda ve dış zarar kolay tertip edilir. Yararlanana ödetilmeyen faydalar var ise bu dış faydadır. Aynı biçimde firmanın veya kuruluşun neden olduğu zararlar maliyetlerin içine katılamıyorsa bu da dış zarardır. Oysa kamu projelerinin pek çoğunda bedel ödenmez. Bu konuda kabul edilen ilke, dış kazançlardan sadece teknolojik nitelikte olanların dikkate alınması, buna karşılık teknolojik verimi etkileyen, sadece nisbi fiyatlar yoluyla gelir dağılımını etkileyen dış kazanç ve zararların proje tahlillerinde göz önüne alınma aşamasıdır. Para piyasaları; piyasa firmaları ürünlerinin faydalarının satış fiyatları ile ölçerler, üretimlerini arttırmaları halinde bu fiyatların geçerli olacağını kabul etmeleri çoğu zaman yanlış değildir. Firmanın piyasadaki payı büyük değilse ve ürünlerine talep esnekliği çok düşük değilse projelerin gerçekleşmesinden sonra ürün artışını piyasa fiyatından sürdürebilir. Oysa kamu yatırımlarında teknolojik bölünmezlikler yaygındır. Projenin gerçekleştirilmesi üretimde büyük artışlara neden olabilir ve piyasa fiyatı yani arz, miktar karşısında değişebilir. Gölge fiyatlar; bazı devlet projelerinde projelerin çıktılarının hesaplanabilmesi için piyasa fiyatlarından yararlanılabilir. Öyle çıktılar vardır ki eğer piyasa fiyatları kullanıma hazır değil ise bu çıktıları da parasal olarak değerlendirmek gerekiyorsa o zaman gölge fiyatları kullanılır. Örneğin 1 işçi 100 bin lira ücretle 1 saat fazla çalışmayı kabul ederse: bu kişinin 1 saat boş zamana verdiği değer en az 100 bin liradır. Ve bu kişinin boş zamanının gölge fiyatını bize verir.
Maliyetlerin ölçülmesi: Geniş anlamda, kamu yatırım projesinin maliyeti, projeye tahsis edilen gerçek kaynakların en iyi seçenek kullanımının değeridir. Mümkün olan tüm seçeneklerde ve her birinden sağlanacak faydalarda kullanılacak kaynakların değeri piyasa fiyatı ile ölçülür. İdeal olarak kamu projelerinde kullanılan gerçek kaynaklar için piyasa fiyatları uygulanır. Piyasa fiyatlarının geçerliliği konusunda önemli şüpheler olduğu takdirde gölge fiyatları kullanılabilir.
Fayda-Maliyet Analizi Teorisi Yapısı ve Uygulama Teknikleri:
Fayda-maliyet analizi; Herhangi bir politikanın veya projenin sosyal fayda ve sosyal maliyetlerini ortak bir para cinsinden ifade etmek ve bunları karşılaştırmaya çalışmaktadır. Dolayısı ile fayda maliyet analizi uygulayan kamu kuruluşundan amacı proje sonunda toplumun en yüksek faydayı sağlaması iken, özel sektörde net kişisel kardır.
Fayda-maliyet analizinin yapısını oluşturan öğeler;
1) Kişiler kendi refahları konusunda en iyi kararı yine kendileri verecektir.
2) Sosyal Refah Fonksiyonu; Kişilerin kendi refahlarının artan bir fonksiyonu olup başka bir şeye bağlı değildir.
3) Fayda-maliyet analizi etkinlik sorununu da içerir ve pareto iyileştirilmesi fayda-maliyet analizinin rasyonelliğini oluşturur. Diğer deyişle analiz talep eğrisindeki tazmin edici değişmelerin cebirsel toplamı yardımıyla ölçülebilen bir pareto iyileştirmesini amaçlar.
Fayda-Maliyet Analizinin Teorik Yapısı:
NFS = KÖHOT – TGM NFS: Net Sosyal Fayda
KÖHOT: Kişilerin ödemeye hazır oldukları tutar.
TGM: Tanzim edilmesi gereken tutar. (Fayda-maliyet analizinin maksimize etmeye çalıştığı miktarını net sosyal fayda olduğunu belirtmiştir) Anolistler tüketicinin ödeme arzusunu ölçüt olarak kullanmaktadırlar. Malların fiyatlarının tamamen olmasa da kısmen de olsa arzu edilen ödemeyi yansıttıkları varsayılabilir. Fayda=KÖHOT=Fiyat=MM olacaktır.
MM: Marjinal maliyet demektir. Sosyal malların hemen hepsinin piyasası, fiyatları yoktur. Bunların gölge fiyatları kullanılacaktır.
Toplam Tüketim Fazlası=Tüketici Fazlası+Fiili Ödemeler Fayda=Maliyet analizinde düşünülen kamu yatırım projelerinin gelecekteki faydalı ve maliyetleri parasal olarak tanımlanınca, her proje için faydaların ve maliyetlerin karşılaştırılması yapılabilir ve karara varılabilir. Fayda-Maliyet Analizi Uygulanacak Projelerde
Zaman Faktörü: Analize konu olmuş projelerde nekrotik hesaplamalarda kolaylık için zamanın sürekliliği yerine; bölünebilir ve gelecekteki faydalar spesifik yıllarda meydana geldikçe incelenebilir. İlk yıllar inşaat aşaması olduğu için fayda olmaz, sonraki yıllarda faydalar önce artar, sonra belli düzeyde kalır ve düşer. Bir projenin gelecekteki gelir tutarı maliyetten düşükse hemen kabul edilmez (1+1) bileşik faiz getirisine bakılır. Fayda-Maliyet Analizinde Karar Vermede Kullanılan Yatırım Kriterleri Şu Kriterler Sayılabilir:
a) Kesim Dönem Ölçütü: En yaygın kullanılandır. Özde ölçütün esası: Bu tür bir ölçüt kullanılacaksa, ilk önce belli bir süre saptanır. Bunun nedeni gelecekte; risk, belirsizlik veya teknolojinin yenilenmesi gibi faktörlerin ortaya çıkabileceği endişesi ile kesin bir dönem saptayıp bu dönem içerisinde getirisi en yüksek olan projeyi seçmektir. Bu ölçütün sakıncası; büyük yatırımlarda yani kuruluşu uzun dönem kapsayan ve ilk yıllarda fazla getirisi olmayan projelerin seçilme şansı düşüktür.
b) Geri Ödeme (Geri Ödeme Haddi) Dönemi Ölçütü: Projeleri geri ödeme dönemleri itibariyle bir sıralamaya sokmak ve ödemesi en kısa olan projeyi seçmek mantığı ile çalışır.
c) Yıllık Ortalama Getiri Ölçütü: Bunda projelerin oluşturdukları bütün faydalar dikkate alınır. Yıllık ortalama getiri haddinin hesabında bütün getiri rakamları olduğu gibi alındığında, bu yaklaşım hesaplamaya giren bütün rakamların belirsizlik açısından düzeltilmiş olduğu zımmen kabul edilmektedir. Bu yöntemde asıl değişkenler yatırım projesinin üretken ömrü ve ürettiği gayri safi faydanın, parasal değeridir. Bu ölçütte maliyetler hesaplamaların içine girmez, ancak maliyetleri eşit olan iki proje arasında bir tercih yapmada bize anlamlı sonuç verdirir.
d) Net Yıllık Ortalama Getiri Ölçütü: Yukarıdaki ölçütte maliyetler dikkate alınmıyordu. Bu ölçütte değişkenler; projenin üreteceği toplam faydalar, projelerin üretken ömürleri ve maliyetleridir. Yıllık ortalama net getirisi yüksek olan tercih edilir.
e) Son Değer Ölçütü: Bu ölçüt proje faydalarının ve maliyetlerinin bileşik faizle projenin son dönemine taşınması ile elde edilir. Buradaki son dönem projenin ekonomik ömrünün sonunu ifade etmektedir.
SD+SD(B)-SD (K) SD(B): Son değer kamülatif faydası
SD(K) Son değer kamülatif maliyeti SD: Son değer f) Net Bugünkü Değer Ölçütü: Hesaplamalarda şimdiki ve gelecekteki fayda ve maliyetler bu güne iskonto ettirilir. Fayda ve maliyetler farkının maksimum olduğu proje tercih edilir.
GHD(B)-GHD(C)=NHB(B) GHD(B)= Gayri Safi Bugünkü Faydanın Değeri
GHD(C)= Gayri Safi Maliyetlerin Değeri g) İç Kârlılık Oranı: Projeye ait fayda ve maliyet akımları içinde saklı olan getiri yüzdesinin hesaplamasını ve sonra bağımsız olarak elde edilen sosyal iskonto haddi ile karşılaştırılmasına dayanır. Diğer bir tanımla iç karlılık oranı net bugünkü değeri sıfıra eşit kılan iskonto haddidir. Yatırımın sosyal bakımdan karlı olabilmesi için iç karlılık oranı borçlanma maliyetinden büyük olması lazımdır.
İKO>; (faiz haddi) olmalıdır. h) Fayda-Maliyet Oranı: Alternatif projeler farklı faydalar ve maliyetler verir ve her birinin fayda maliyet oranı dikkate alınarak faydalara göre sınıflandırma ve seçim yapma imkanı doğar. Bu durumda mutlaka en yüksek fayda maliyet oranı veren projenin seçilmesi gerekmez. Hesaplamalarda pay ve payda da yer alan fayda ve maliyetler yıllık maliyet bazında olmalı ve iskonto hadleri belirtilmelidir.
I) Net Bugünkü Değer Oranı (Karlılık İndeksi) Yöntemi: Bu yöntem Net Bugünkü değer ölçütünün bir sakıncasının sonucu bu sakıncayı ortadan kaldırmak için geliştirilmiştir… bugünkü değer ölçütü, yatırımın büyüklüğünü göz önüne almama sakıncasını gidermek araç ile, bir yatırım önerisinin net bugünkü değerini, yatırımın bugüne indirgenmiş ilk yatırım tutarına oranlayarak bir oran bulmaya çalışır.
BÜTÇE Bütçe; devletin bir yıllık süre içerisinde gelir tahminleri ile giderlerini gösteren ve bunların uygulanma ve yürütülmesine izin veren bir kanundur. Bütçe; devlet, vilayet ve belediye gibi kamu şahısları ile resmi ve özel teşekkül ve topluluklarının belirli bir devre içerisindeki gelir ve giderlerini tahmin eden ve bunların icrasına önceden izin veren bir kanun bir idari tasarruftur. Bu tanımdan şu örgeleri çıkarabiliriz: -Bütçe kamu tüzel kişileri ve özel kişiler için hazırlanmaktadır -Belli bir devre için hazırlanmasıdır -Bütçede yer alan tüm gelir ve giderlerin tahmini rakamlardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Çünkü bütçe gelecekteki rakamlarla uğraşır. -Bütçe gelir ve giderlerin icrasına önceden izin veren bir belgedir (Kamu için) -Bir kanun, bir idari tasarruftur görüşü ise kamu hukukçuları tarafından kanun olmayıp, şekli bakımdan kanun sayılabileceğini, bir kısmı ise; bütçe kavramındaki gelir ve gider kısımları birbirinden ayırarak gelir kısmını maddi olarak bir kanun, gider kısmını ise idari bir tasarruf olarak kabul eder.
BÜTÇE ÇEŞİTLERİ Kamu kesimi ve özel kesim bütçelerini ayrı ayrı incelersek: Kamu Tüzel Kişilerinin Bütçeleri: Genel Bütçe: Devleti oluşturan merkezi devlet teşkilatının bütçelerinden oluşur. Yani Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve ona bağlı kurumlar, bakanlıklar gibi kuruluşların bütçelerinden oluşur. Bu tür bütçeler TBMM’nin onayına tabidir. Sayıştay’ın denetimine tabidir ve muhasebei umumiye kanunun hükümlerine tabidir. Katma Bütçeler (Mülhak Bütçeler) Ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olmaları ve kendine özgü gelir kaynakları olması nedeni ile genel bütçede ayrılırlar idari ve mali bağımsızlığa sahiptirler. Kotra Bütçeler; devlet bütçesinin adeta bir parçası olup ona benzerler, TBMM onayına tabidirler. Devlet bütçesinin tabi olduğu usullere, idari, siyasi ve kazai denetime tabidirler. Farkı; giderlerin özel gelirlerle karşılanması ve genel bütçe dışında idare olunmasıdır. Yalnız kotra bütçeli kurum ve idarelerin bütün giderlerinin özel gelirlerle karşılanması şart değildir. Sadece özel gelirlere sahip olmak katma bütçe ile idare edilebilmek için yeterlidir. Bunların gelir-giderleri arasındaki artı fark genel bütçeye gelir fazlası olarak aktarılır. Eksi ise harcama fazlası genel bütçeden karşılanır.
Özerk Bütçeler: (s. 23) Özerk genel bütçeden gerek katma bütçelerden bağımsız olarak yapılan bütçelerdir. Yapı ve prensip itibariyle özel sektör bütçelerine yaklaşmaktadır. Katma bütçelilere nazaran daha geniş bir uygulama ve hareket serbestisine sahip bağımsız teşekküllerdir. Bu tür kuruluşları; iktisadi devlet kuruluşları sistemine dahil olanlar ve olmayanlar diye ikili bi bütçelerdir. Yapı ve prensip itibariyle özel sektör bütçelerine yaklaşmaktadır. Katma bütçelilere nazaran daha geniş bir uygulama ve hareket serbestisine sahip bağımsız teşekküllerdir. Bu tür kuruluşları; iktisadi devlet kuruluşları sistemine dahil olanlar ve olmayanlar diye ikili bir ayırıma dahil tabi tutacak olursak; iktisadi devlet sistemine dahil olan ve 440 sy. Kanunla kurulan bu kuruluşlar; sermaye ve iktisadi alanda faaliyet göstermeleri kıstasları esas olmak üzere teşekküller, müesseseler ve iştirakler olmak üzere sıralanabilir: İktisadi Devlet Sistemine dahil olmayan 440 sayılı kanunla kurulan kuruluşlar ise; T.C. Merkez Bankası, Futbol Federasyonu, BDDK gibi kuruluşlar için kullanılır. Bu tür kuruluşlara yaptığı veya ürettiği mal hizmet için özerklik verilmiştir. Her iki grupta genel ve katma bütçeden ayrı olarak kendi bütçelerini hazırlarlar. Bu kuruluşlar için özel hukuk kuralları geçerlidir. Parlemento onayı gerekmez. Sayıştay üzeri ve Sayıştay denetimine tabi değildir.
Konsolide Bütçeler; Bir kuruluş bütçesi olmayıp kamu tüzel kişilerinin bütçelerinin birleştirilmesinden meydana gelen bir bütçe çeşididir. Ülkemizde sadece genel ve katma bütçeler konsolide bütçe içerisinde birleştirilmekte mahalli idareler ile özerk bütçeler dahil edilmemektedir. Ülkemizde konsolide bütçe harcamalarının hesaplanmasında genel ve katma bütçe ödenekleri toplanmakta, bu toplamdan hazine yardımları çıkarılmaktadır. Hazine yardımları genel bütçeden katma bütçelere yapılacak olan ödemeleri gösterdiğinden hesaplarda çifte kayıtı önlemek amacıyla bu yardımlar toplamdan çıkarılmaktadır.
Mahalli İdare Bütçeleri: Türkiye’de mahalli nitelikteki mal ve hizmetleri devlet mahalli idarelere bırakmıştır. Federasyon devletlerde, bu hizmetler federasyona dahil devletlere bırakılmıştır. Türkiye’de ise belediyeler, il özel idareleri ve köylerdir. Bu idarelerin bütçeleri muhasebei umumiye kanununun 115. md. Göre bütçe olarak adlandırılır. Mahalli idareler bütçeleri TBMM’nden geçmeyip, mahalli idare meclisince onaylandıklarından yasal bir nitelikleri olmayıp idari işlem kabul edilirler.

Belediye bütçeleri; belediye başkanları tarafından hazırlanır. Belediye encümenince incelendikten sonra tekrar başkana gönderilir. Son değişiklikler başkan tarafından yapılınca bütçe belediye meclisine sunulur. Aynen değiştirerek kabul ederler ya da reddederler. Meclis tarafından onay ve kabul edilen bütçe kararnamesi o yerlerin yerinin en büyük mülki amirinin onayı ile kesinleşir. Kesinleşen bütçenin bir nüshası vali tarafından içişleri bakanlığına bilgi için gönderilir.

İl Özel İdarelerinin Bütçeleri ise; İl Daimi Encümeni tarafından incelenen kurum bütçesi daha sonra İl Genel Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilir. Bütçe İçişleri Bakanlığına gönderilir ve Bakanlık tarafından 30 gün içinde onaylanır. Bu süre içerisinde onaylamadan gelmeyen bütçelerde kendiliğinden onaylanmış kabul edilir. Köy bütçelerinin hazırlık, görüşme, onay ve uygulama aşamaları köy ihtiyar meclisi tarafından yapılır. Özel Kişilerin Bütçeleri: Kişilerin, ailelerin ve işletmelerin bütçeleri olmak üzere 3’e ayrılır.
Kişisel bütçenin önemi; toplumun sosyo-ekonomik yapısı hakkında fikir vermesi yönündendir.
Aile Bütçesinin önemi ise; geçim endekslerinin hazırlanması bakımındandır.
Kamu-Özel Bütçe Farkı; Kamu kesiminde bütçe içerisinde yer alan giderler önce belirlenir, sonra giderlere uygun gelir kaynakları oluşturulur. Özel kesimde ise önce gelirler belirlenir, bu gelirlere uygun giderler belirlenir. Bunun nedeni kamu kesiminin gelir oluşturma yetkisidir. Kamu kesiminde bütçelerin büyük kısmında hukuki zorunluluk vardır. Özel kesim bütçelerinde ise; bütçe yapma konusunda zorunluluk yoktur.
Bütçenin Fonksiyonları:
-Ekonomik Fonksiyon
-Sosyal Fonksiyon
-Siyasal Fonksiyon
-Denetim Fonksiyon
-Hukuki Fonksiyon
Bütçenin ekonomik ve sosyal fonksiyonu, devletin üretici olarak kamu ekonomisi aracılığı ile mal ve hizmet üretmesi ve vergiler yoluyla milli gelirin önemli bir kısmını kendisine aktarması olarak karşımıza çıkar. Siyasal fonksiyonu ile bütçenin siyasal otorite tarafından onaylanarak bütün devlet kurumları için yürürlüğe girmesi ifade edilir. Hukuki fonksiyonu dendiğinde de, bütçenin yasama organınca temsil edilen bir kanun olması dolayısı ile yürütme organının buna göre uygulaması anlaşılır. Aynı zamanda bütçenin denetim görevide vardır.
BÜTÇE PRENSİPLERİ Bütçenin hazırlanma, görüşülme, onaylama, uygulanma ve denetim aşamalarını ilgilendiren uyulması bütçe başarısı açısından gerekli olan kurallardır. Bunlar;

1-Bütçenin Genellik Prensibi: Devletin gelir ve gider tahminlerinin tümünün ayrıntılarıyla bütçede yer almasına bütçenin genellik prensibi denir. Bütçe dışında hiçbir devlet geliri ve harcamasının bırakılmamasıdır. Tüm gelirler ortak bir havuzda toplanıp, tüm harcamalar yine bu havuzdan yapılır. Bu yöntemde gelirler ve giderler gayri safidir. Buna gayrisafi yöntemde denir. Gelirleri toplayan kuruluş, giderlerini düşüp bütçeye net gelir yazamaz ya da kuruluşlar bütçe ile aldıkları ödeneklere, kendi faaliyetlerinden gelirlerini ekleyerek harcamalarını çoğaltamazlar. Gelir ve giderlerin eksiksiz olarak yani, biriyle diğerini mahsup etmeksizin veya gelir arkasında gider ve gider arkasında gelir gizlemeksizin bütçeye yazılması halinde, bu ilke geçerlidir. Kamu kuruluşlarının gelir kaynağı oluşturup harcamalarını arttırması engellenmiştir. Yasama organınca kabul edilen miktarda harcama yapabilirler. Elde edilen gelir bütçeye aktarılır. Bu prensip hiçbir vergi gelirinin herhangi bir hizmete tahsis edilememesi sonucunu doğurur. Buna “adem-i tahsis yöntemi” de denir. Ör. Trafikten elde edilen gelirin trafiğe harcanmayıp genel bütçe gelir yazılması gibi.

2) Bütçenin Tekliği Prensibi: Birlik ya da yeknesaklık prensibi de denir. Devletin tüm gelir ve giderlerinin bir tek bütçede toplanması gösterilmesini ifade eder. Bazı maliyecilere göre, mahalli idareler ve KİT’lerin ayrı bütçesinin olmasını bütçenin tekliği ilkesinin ayrıcalığı görürler. Bu yanlıştır. Şöyleki; yerel yönetimlerin ayrı bir kamu hizmeti kademesi olduğu için bütçesininde ayrı olması doğaldır. KİT’ler ise ticari ve sınai olan da piyasa şartlarına göre faaliyette bulunan piyasa işletmeleridir. Ayrı bir bütçelerin olması ve buna uymaları gerekir. Bütçenin tekliği ilkesinin ayrıcalıkları; katma bütçeli kuruluşların bütçeleri; döner sermayeli işletmeler ve fonlardır. Nedeni bu kuruluşların genel (merkezi) bütçe dışında gelir ve giderlerini gösterir ayrı bütçelerinin olmasıdır. Yani merkezi hükümet kademesinde kamu faaliyeti gören bu kuruluşların genel bütçeden ayrı bütçeleri vardır.

3-Bütçenin Yıllık Olması Prensibi: Bütçe gelir ve giderlerine ilişkin izin ve yetkilerin bir yıl için verilmesini öngören prensiptir. Bir yıllık dönemin genel olarak kabul edilme nedeni hasat, iklimler gibi doğal olayların akışı ile ekonomik faaliyetlerin planlanmasında ve hesaplanmasında yaygın bir zaman ölçüsü olmasındandır.

4-Bütçede Önceden İzin Alma Prensibi: Belli bir döneme (mali yıla) ait harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, yasama organınca o mali yıl başlamadan önce bir bütçe yasası ile yürütme organına verilmesi, önceden izin alma ilkesi olarak adlandırılır.

5-Bütçenin Açıklığı Prensibi: Bu ilke; bütçe tahminlerinin ve bütçe uygulama sonuçlarının incelemek isteyen herkes tarafından kolayca anlaşılacağı şekilde düzenlemesini gerektirir.

6-Bütçenin Samimiyet Prensibi: Maliye Bakanlığınca bütçe tahminlerinin doğruyu ve gerçeği yansıtabilecek biçimde hazırlanması gerekir.

7-Bütçenin Doğruluk Prensibi: Bütçede yer alan gelir ve gider tahminlerinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara uygun olmasıdır. Böylece doğru tahmin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulların bozulmadan iyileşmesini sağlayacaktır.

8-Bütçenin Denkliği Prensibi: Bütçede gelir ve giderlerin eşit olması gerekir. Bütçe tahminlerinde veya başlangıçta hazırlanan bütçenin denk olması bütçenin uygulama sonuçlarının denk olacağı anlamını taşımaz önemli olan bütçe uygulama sonuçlarında sağlanan denkliktir. Bu denklik aynı zamanda bütçede samimiyet, doğruluk ilkelerine uyulduğunu gösterir.

9-Bütçenin Aleniliği Prensibi: Bütçe tasarısının hazırlanmasından başlayarak kesin hesap kanununa kadar geçen sürece ortaya çıkan bütün belgelerin gerçek durumu yansıtacak biçimde yayınlanması gerekir. Böylece bütçe ile ilgili bilgiler kamuoyunun dikkatine ve bilgisine sunulmaktadır.

10-Bütçenin Tasarruf Prensibi: Bütçe lüks ve savurgan giderleri önlemelidir. Belli bir gider ile en yüksek fayda ya da belirli bir faydanın minimum giderlerle elde edilmesini sağlayacak biçimde uygulanmalıdır.

TÜRKİYE’DE BÜTÇE UYGULAMASI
Bütçenin Hazırlanması: Dünyada parlamenter rejimlerde bütçenin yasa olması nedeniyle yürütme organınca hazırlanması esastır. Ancak taslağın hazırlanması güç ve teknik bir iş olduğu için yasayla bu görev hükümetlere verilmiştir.
Türkiye’de Bütçe Hazırlığı Süreci: Ülkemizde bütçe çalışmaları; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp Başbakan Onayı ile yayınlanan, bütçe hazırlıklarında dikkat edilecek ilkeleri belirten Bütçe çağrısı ile başlatılır. Kuruluşlar bütçelerini Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberinin belirlediği ilkeler doğrultusunda yaparlar. Maliye Bakanlığıda kendi bütçesini ve ilerde anlatılacak olan genel bütçe için gelir bütçesinin hazırlıklarını yürütür. M.B. kendi bütçelerini hazırlayıp, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne teslim eder. Kuruluşlar cari ve transfer ödenekleri ile ilgili önerilerini Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne sunarken, yatırım harcamaları ile ilgili isteklerini DPT (Devlet Planlama Teşkilatına) yaparlar. Bu istekler incelenip onaylandıktan sonra bu kuruluşlar tarafından Maliye Bakanlığına gönderilir. Maliye Bakanlığı, bu yatırım projeleri için DPT tarafından belirlenen ödenekler olduğu gibi kuruluşların bütçelerine koyarlar. DPT, yıllık program hazırlıkları ile birlikte, kuruluşların yatırım projelerini ve bunlara ilişkin ödenek önerilerini plan ilkeleri doğrultusunda inceler ve değerlendirir. DPT’nca onaylanan yatırım projeleri ve bunların ödenekleri; bütçe yasa taslağı Bakanlar Kuruluna sunulmadan önce, bütçede yer alabilmeleri için Maliye Bakanlığına gönderir. Yatırım ödenekleri DPT’ye sunulduktan sonra Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müd.’lüğüne (Maliye Bakanlığı) gönderilir. Cari ve transfer ödenekleri üzerinde, kuruluş yetkilileri ile M.B. devlet bütçe uzmanları arasında bütçe görüşmelerinde bilgi alış verişi değerlendirme ve pazarlık sonucu anlaşma sağlanır. Anlaşma sağlanamazsa; sorun Bakanlar ile Maliye Bakanı arasında ve gerekirse Başbakan düzeyinde sonuca ulaştırılır. Maliye Bakanlığında gelirlerin tahmini ve gelir bütçesinin hazırlanması Gelirler Genel Müdürlüğünün görevidir.
Tahminlerin yapılmasında genellikle 2 yöntem uygulanır.
1) Otomatik usuller yöntemi; bu yöntemde kendi içerisinde,
a) bir önceki bütçe gelirlerinin aynen alınması usulü
b) Gelir artışlarının ortalamasını dikkate alan otomatik yöntem (son birkaç yılın gelir artışlarının ortalamasının son yıl gelirleriyle çarpılması sonucu bulunur)
c) Ortalama usül: (Son birkaç yılın gelirlerin ortalaması alınır. Bu ortalama yeni bütçenin gelir tahmini makamı olarak kabul edilir.)
2) Takdir usulüdür. Ekonomik bazı verilerden yararlanarak hiçbir usül dikkate alınmadan gelirlerin tahmindir (istatistiklerden, milli gelir ve milli muhasebe rakamlarından ve diğer milletlerarası her türlü verilerden yararlanılır) Bu iki yöntem rakip değil birbirini tamamlayıcı olarak kullanılır. M.B. gelirlerin tahmininde karma bir sistem uygulamaktadır. Bakanlık tahmini içinde bulunduğu yılın ilk 8 aylık gerçekleşen gelirlerine bir evvelki yılın son 4 aylık gerçekleşen gelirlerini ekleyerek gelecek yılın tahmini gelirlerini elde etmektedir. Bakanlık uygun gördüğü miktarda kalemlerden indirim ya da artırım yapabilir. M.B. gelir ve gider bütçelerini, bütçe yasası metnini ve ilişik belgeleri birleştirip yıllık bütçe tasarısını oluşturur ve TBMM’ne sunulmak üzere Bakanlar Kuruluna teslim eder. Anayasanın 162. md. Göre genel ve katma bütçe tasarıları ve milli bütçe tahminlerini gösteren raporun mali yılın başından en az 75 gün önce Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulmasını öngörmektedir, yani engeç 17 Ekimde bütçe tasarılarının TBMM’ne sunulması gerekmektedir. Bütçenin Yasama Organından Geçirilmesi: Parlamenter rejimlerde bütçenin görüşülüp onanma yetkisi yasama organına aittir. Parlamenter olmasına karşın bu yetki fiilen yürütme organında da olabilir.
Yasama organının yetkisi
1) Bütçeyi yürütme organından geldiği gibi aynen kabul etmek
2) yasama organı bütçeyi arama yetkisine fiilen sahip olmakla birlikte bu yetkisi sınırlı ve kısıtlıdır. Bu sınırlama bütçeyi red veya kabul edememe anlamına gelmez. Ancak belirli kurallara uyularak değiştirilmesi söz konusudur.
3) Yasama organı bütçeyi istediği gibi değiştirebilir. Bu farklı görüşler ülkelerin benimsedikleri siyasal yönetim biçimlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde bütçe tasarısı; Bakanlar Kurulunca, TBMM’ne sunulduktan sonra, incelenmek üzere, Bütçe Komisyonuna gönderilir. Bu komisyon 40 kişiden oluşur. Komisyonun kuruluşundan iktidar grubuna veya gruplarına 25 üye verilmek koşulu ile, siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsil göz önünde tutulur. Bütçe komisyonunda en çok 55 gün süre ile bütçe tasarısı üzerinde görüşmelerde bulunur ve gerekli değişiklikler yapılır. Bütçe üzerinde gider arttırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler, meclis genel kurulunda yapılamazken, bu komisyonda yapılabilir. Bütçe yasa tasarısı TBMM’nce kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı onayına sunulur. Cumhurbaşkanı diğer yasalar için sahip olduğu yetkiyi, 15 gün içinde bir daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderme (veto) hakkını bütçe yasası söz konusu olduğunda kullanamaz. İmzadan sonra R.G.’de yayınlanan bütçe, mali yıl başı olan 1 Ocak tarihinde yürürlüğe girer. Bazen bütçeler reddedilir, gelir toplanması ve giderlerin yapılabilmesi için geçici bütçe kabul edilinceye kadar, geçmiş yıl bütçesinin belli bir tutarının (2/12, 3/12, 4/12’sinin) uygulanmasının sürdürülmesi gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılması konusunda hükümete yetki ve izin veren bir yasadır. Bunların hazırlanmasında ivediliği nedeniyle bu yöntem uygulanmaz. Yasama organına sunulması ve görüşülüp onanmasında bütçe için izlenen yol ve yöntemin çok kısaltılarak aynen izlenmesi gerekir. Onandıktan sonra Cumhurbaşkanınca veto hakkı kullanılmaksızın mali yıl başında RG’de yayınlanıp yürürlüğe girer. Geçici bütçe sonra çıkarılacak mali yıl bütçesine eklenir ve böylece hukuki varlığı sona erer.

KAMU GELİRLERİ

1) VERGİLER: Kamu yönetimlerince kamu gereksinimlerini karşılamak amacı ile, belli bir hizmet karşılığı olmaksızın, yasalara dayalı olarak kişi ve kurumlardan devletin veya vergilendirme yetkisine sahip kamu kuruluşlarının egemenlik haklarına dayanarak zorla almış oldukları paralardır.
Verginin özellikleri;
1-Kamusal ihtiyaçlarının karşılanması, vergi alınmasının temel nedenidir.
2-Cebir (zor) ögesine dayanması. Bu cebir devletin egemenlik hakkına dayalı yasayla düzenlenen bir ögedir.
3-Verginin karşılıksız olması, kamusal malların finansman özelliğini yansıtmaktadır. Vergi karşılığı mükellefler bir mal veya hizmet telsini isteyemez.
4-Kesin olması; verginin geri ödemesi mümkün değildir.
5-Özel ekonomilerden kamu ekonomisine yapılan bir transferdir.
6-Verginin parasal bir transfer olması da çağımıza özgü bir özelliktir. Geçmişte mal ve hizmetle ödenen vergi günümüzde tamamen para ile ödenmektedir.

2) HARÇLAR Kamu yönetimlerince belirli kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla bu hizmetlerden yararlananlardan yasaya dayalı olarak zorla tahsil edilen paralardır. Vergide belli bir karşılığın bulunmaması ilkesi benimsenirken harçta belirli bir karşılığın bulunması söz konusudur. Harca bir fiyat ya da ücret olarak bakılamaz, çünkü alınan harç görülen hizmetin maliyetinin çok altında kalmaktadır.

3) RESİMLER Belli bir hizmetin veya işin görülmesi için yetkili makamlardan alınan izin karşılığı ödenen bir paradır. Harçla alınan bedel iken, resim belli bir hakkın elde edilmesi, veya izin karşılığı ödenmektedir. Uygulamada resim bazen vergilere, bazen harçlara çok yaklaşmıştır, daha çok yerel yönetimlerin

Popularity: 12% [?]

posted by: admin
posted on: Kasım 14th, 2009

ÜNİTE :1

MALİYE POLİTİKALARININ ETKİNLİĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR

-KLASİKLER-
*Bırakınız apsınlar, bırakınız geçsinler teorisini ileri sürmişlerdir.

*Düşünürleri ; David Ricardo-Adam Smith

*Sanayi devrimiyle birlikte gelişmeye başlamışlardır.

*Tam rekabet şartları geçerli

* Devlet ekonomide bulunmamalı
==>>Devlet sadece yönetimde bulunmalı asla ekonomiye müdahale etmemeli.

*Ekonomide “Her sorun kendiliğinden sanki görünmez bi el varmış gibi çözülür”
==>>Her sorunun kendiliğinden çözülmesinin nedenleri;

-Fiyatların esnek olması (Bozulan dengenin tekrar oluşmasına DENGENİN TEKLİĞİ oluşum hızı PİYASALARIN TEMİZLENME HIZı)

-Ücretten esnek olması.

* Para yansızdır.(Paranın yansız olması üretimi etkilemez)
(Ekonomide tam istihdam sağlanabilir)

Miktar Teoremi=

M . V = P . Y — >GSMH(gelir)
para…..dolaşm……. Fiyt.Gnl. sbt
miktarı….. hızı(sbt)…… düzeyi

(+)M(-) = (-)P(+)

* Toplam arz eğrisi düşeydir.

I (yatırım) = S (tasarruf)

-KEYNESYENLER-

*1929 Dünya ekonomik buhranı ile çıkışları başlamıştır.

*Düşünürleri:John-Maynard-Keynes

* 1936 ==>Para, faiz ve istihdamın genel kuramı

*Fiyatlar yapışkan (kolay değişmez)

*Ücretler yapışkan ” ”

*Toplam arz eğrii yatay.

*Piyasada eksik istihdam(işsizlik) var.

*Parasal sektörde “Likitide tuzağı” geçerli
I = S (eşit değildir olacak.) –> Tasarruf yapanlarla yatırım yapanlar farklı.

*İlk kez spakülatif amaçlı para talebini öne sürmişlerdir.

-ÇAĞDAŞ KEYNESYENLER-

Günümüz de Keynesyen görüşü simgeleyen temel görüşleri benimsemekle beraber hem para hem de maliye politikalarını savunurlar.Bunun nedeni=

*Keynesyenlerin 2.dünya savaşından sonra karşılaşılan sorunları çözmede maliye politikasının istenildiği kadar başarılı olduğuna inanılması

*Yine bu dönemde popüler olmuş monotarist görüşten oldukça fazla etkilenmiş olmaları

*1970’li yıllarda yaşanan yüksek oranlı stagflasyon(enflasyon anındaki durgunluk-enflasyon+işsizlik-)ekonominin geleneksel maliye ve para politikası ile düzeltilmesini zorlaştırmış aktivist politikalarının(maliye politika) yanlışlakları hissedilmeye başlanmıştır.

-MONOTARİSTLER-

1960-1970 yılarında Amerika’da M.fridman önderliğinde popüler olmuşlardır.ekonomideki sorunları çözmek için para politikalarının savunmuşlardır.Serbest piyasa ekonomisine dayalı para arzını ön plana çıkartan görüşler savunurlar.Piyasadaki aksaklıkların para arzının ayarlanmasıyla çözülebileceğini savunmuşlardır.

-MONOTARİSTLERİN TEMEL GÖRÜŞLERİ-

-Genişletici veya daraltıcı para politikaları ile ekonomiyi düzene sokarlar

-Amaç istikrardır, bu da piyasadaki para miktarının düzenlenmesiyle gerçekleşir.

-Monotaristlere göre tüketim cari gelirin değil sürekli gelirin bir fonksiyonudur.

CARİ GELİR: Dönem içerisinde kazanılan gelirlerdir.(keynesyenler savunur.)
SÜREKLİ GELİR: Geçmiş ve gelecekte ki gelirlerle birlikte yapılan bir ortalamadır.

-Monotarislere göre faiz oranları istikrarlıdır.

-Monotaristlerde klasikler gibi işsizliğin doğal işsizlik ve geçici işsizlik kavramı olacağından tam istihdam gerçekleşmez.

-MONOTARİSTLERE GÖRE DIŞLAMA ETKİSİ-

Genişletici maliye politikasının; maliye politikasında faiz oranlarının yükselmesine bağlı olarak yatırımlar azalır.bunun sonucunda özel sektörün payı devlete nazaran azalır.bu ekonominin yavaşlamasına neden olur.monotaristler bu nedenle maliye politikasının savunmazlar.

MONOTARİST YAKLAŞIMIN POLİTİKA ÖNERİSİ:

Keynesyenlerin aksine monotaristler özel sektörün istikrarlı olduğunu savunurlar , ekonomik sorunların içsel sorunlardan kaynaklandığını değilde ekonomiye yapılan dışsal mdahaleler sonucu olduğunu savunurlar.eğer aktif bi politika istikrarsızlık yaratıyorsa en iyi çözüm bu politikayı uygulamamaktadır.

YENİ KLASİK MAKRO EKONOMİK YAKLAŞIM

Ekonomik hayatta üretim ve istihdam düzeyinde meydana gelen dalgalanmaların nedenini insanların bekleyişindeki hatalar olarak görürler. Bu yaklaşımda kabul edilen iki önemli varsayım vardır. Bunlar:

Rasyonel Beklentiler kuramı: İnsanların bilerek ve isteyerek sistematik olarak hataya düşmeyeceklerini varsaya. İlk kez J.Muth tarafından incelenmiş daha sonrasında R.Lucas ve T.Sorgent tarafından geliştirilmiştir.

Piyasaların Temizlenmesi Kuramı: Bozulan dengenin kendiliğinden tekrar oluşması anlamındadır. Piyasa bunu kendiliğinden yapmaktadır. Bu yaklaşıma göre; Tam piyasa şartları söz konusudur.Ücret ve fiyat esnektir.Aktivist politikalar uygulanmaz.Monotaristlerden ayrıldıkları nokta kısa dönemde ve uzun dönemde hiçbir şekilde devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğidir.

YENİ KEYNESYEN YAKLAŞIMI

A.okun 1890’li yıllarda populer olmuşlardır. Sabit ücret varsayımına dayanan temiz olmayan piyasa yaklaşımını savunurlar. Keynesyenlerden farkları; fiyatların tamamen yapışkan(sabit) olduğuna değilde çok yavaş ayarlanabildiğini savunmalarıdır. Yeni keynesyenler ortaya çıkan makro ekonomik sorunların nedenlerini mikro ekonomik parçalara bölerek bulmaya çalışırlar.Yeni keynesyenler ise piyasa ekonoisinin zayıflıklarını mikro ekonomik yollardan hareket ederek çözmeye çalışırlar.

POST KEYNESYENLER YAKLAŞIMI

1970’li yıllarda yaşanan stagflasyon olgusunun temel keynesyen çözümler ile sonuçlandırılamaması nedeniyle keynesyen görüşün içindeki farklılaşmalardan doğmuştur. M.Kalecki , D.Davidson , J.robinson taraflarından savunulmuştur.Bu yaklaşıma göre birbirleriyle doğrudan ilişkili olan ekonomik büyüme ve gelir kavramları ana belirleyicilerdir.Post keynesyen yaklaşımda monotarist görüşe karşı çıkılarak tüketimi kısarak işsizliğin arttırılacağını ileri sürülmüştür.

EKONOMİK SORUN; YAKLAŞIMLARA GÖRE

KLASİK YAKLAŞIM–>ÜRETİM DENGESİZLİĞİ
KEYNESYEN YAKLŞ.–>TÜKETİM DENGESİZLİĞİ
MONOTARİST YAKLŞ.–>PARA ARZI DENGESİZLİĞİ
YENİ KLASİK YAKLŞ.–>BEKLEYİŞLER DENGESİZLİĞİ
POST KEYNESYEN YAKLŞ.–>EKONOOMİK BÜYÜMENİN YAVAŞLAMASI VE GELİR DAĞILIMININ ADALETSİZLİĞİ

ÜNİTE:2

MALİYE POLİTİKASINA İLİŞKİN BAZI TANIMLAMALAR

Maliye Politikasının Amaçları; Maliye Politikasının amaçları her devletin çözmeye çalıştığı makroekonomik sorunlarıdır.4’e ayrılır.

1-Ekonomik İstikrarın sağlanması= bir ekonomide ekonomik istikrarın sağlanabilmesi için iki sorunun çözülmesi gerekir. Bunlar; Tam istihdam ve Fiyat istikrarıdır.

Fiyat İstikrarı; Fiyat istikrarının sağlanması denilince piyasada seyreden fiyatların dengede düzenli olması anlaşılır. Burada amaç fiyatların devamlı yükselmesine(enflasyon))ya da fiyatların devamlı düşmesine (deflasyon) önlemektir. Günümüzde iktisatçılar fiyat istikrarıyla enflasyon sorununu çözmeyi hedefler %4 ile %5 arasında enflasyon bu sorunun çözülmesinde kabul edilir.

Tam İstihdam: Tam istihdam kavramı ile anlatılmak istenen bir ekonomide ki tüm mevcut üretim faktörlerinin üretime katılabilmesidir. Genel olarak işsizlik sorunu bu konu ile birlikte incelenir. Ancak her ekonomide bulunan gönüllü işsiz ve friksiyonel(geçici) işsizlik kavramı nedeniyle hiçbir zaman %100 bu orana erişilemez. Ekonominin tam istihdama ulaştığı anda %5 ile %6 oranında bir işsizlik normaldir. Ve bu orana doğal işsizlik oranı adı verilir.

Fiyat istikrarı ve Enflasyon Arasındaki İlişki

Ekonomik istikrardan kastedilen şey fiyat istikrarı ile birlikte tam istihdamında sağlanmasıdır. Ancak eksik rekabet piyasası şartlarında ötürü bunu sağlamak mümkün olmayabilir. İşsizlik ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. İşsizliğin azalması maliyetleri arttıracağı için fiyatları arttırarak enflasyona neden olur. İktisatta bunu inceleyen ilk iktisatçı E.Philips’dir.Kısa dönemde gerçekleşen bu olay uzun dönemde ortadan kalkar.Uzun dönemde İşsizliği etkileyen bir çok konu olduğu için direkt bağlantı oluşmaz.Bu nedenle kısa dönem Philips eğrisi azalan eğilime sahipken, uzun dönem philps eğrisi düşey eğilimlidir.

Enflasyonist Ortamda Durgunluk

1970’li yıllarda ortaya çıkan enflasyon olgusu, ekonomik istikrar politikasının temel amaçlarının birbirinden ne kadar uzak olduğunu gösterir. Bu olay enflasyonun ilerlemiş halidir.Üretimdeki daralma nedeniyle oluşur.

Ekonomik Büyüme

Bir ülkede ki GSMH’nın yıldan yıla artmasıdır. Gelişmiş ülkelerde sanayileşme tamamlandığı için nispeten daha düşük bir ekonomik büyüme oranı vardır.

*Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma, Maliye politikasının uzun dönemli amaçlarındandır.

Adil Gelir Dağılımı

Bu ülkede ki GSMH’nın ülke nüfusuna düzenli bir oranda dağıtılmasıdır.
Maliye Politika araçlarından artan oranlı vergi uygulamasıyla gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilmeye çalışılır.

Ödemeler Bilânçosu Dengesi;

Bir ülkenin diğer ülkelerle yapmış olduğu ticaretin muhasebeleştirildiği kayıt sistemidir. Amaç; ülkeye giren döviz miktarı ile çıkan döviz miktarını dengeye getirmektedir.

Maliye Politikasının Araçları;

Genişletici Maliye Poltk. –>T(vergi)Azalır yâda G(Kamu harcaması)–>Artar–>oplam talep Artar

Daraltıcı Maliye Poltk. –> T->Artar ya da G -> Azalır. –> Toplam Talep Azalır.

Dolay Vergi=KDV
KDV oranı, Maliye Politikası aracıdır. Ancak; KDV hâsılatı Maliye Politikası aracı değildir.

Maliye Politikası temel olarak devlet bütçesi aracılığıyla gerçekleştirilmekte, bu nedenle bütçeyi oluşturan harcama ve gelirlerde ki değişikliklerden de etkilenir.

Devlet bütçesinde ki açık veya fazla Maliye Politikasının en önemli araçlarıdır. Devletin belirlemiş olduğu vergi oranları yapmış olduğu harcamalar bütçenin açık veya fazla vermesinde etkilidir.

Maliye Politikasının Etkisinin Ölçülmesi;

Maliye Politikası uygulanmasının iki nedeni vardır. Bunlar;

— Maliye Politikalarının özel harcamaları nasıl etkilediğini görmek,

— Bir ülkede daha önce uygulanan Maliye Politikasının etkisini ölçmektir.

BÜTÇE FAZLASI –>Devlet Geliri(vergiler) > Devlet Harcamaları->Daraltıcı etki yaratır. ->Toplam Talep(AD)–>Azalır.

BÜTÇE AÇIĞI –> Devlet Harcamaları > Devlet Gelirleri ->Genişletici etki yaratır. -> Toplam Talep(AD)->Artar

— Kamu Gelirlerinin kamu harcamalarını aştığı duruma; Bütçe Fazlası denilir. Bütçe fazlası ekonominin durumuna göre ikiye ayrılır.

a-) Cari Dönem Bütçe Fazlası= bir ülkede içinde bulunulan yılda eldeki kaynaklar ile elde edilen çıktı düzeyine cari kıstı. Bu dönem de oluşan bütçe fazlasına “Cari Bütçe Fazlası” adı verilir.

……….C B F =……T…………. …..(..Y…… t….)…..G
………………….Vergiler……………Çıktı…..Vergi……Kamu
………………………………………….. …….Oranı……Harcm.

b-) Tam istihdam Bütçe Fazlası= Bir ülkede ki bütün kaynaklar ile yapılan üretim miktarına tam istihdam çıktısı ( potansiyel çıktı) adı verilir.Bu durumda oluşan bütçe fazlası Tam İstihdam Bütçe Fazlasıdır.

..T İ B F…..= …..T………… (………Y*……….. t……..)………G
……………Vergiler …….Tam İstihdam……….Vergi ……….Kamu
………………………………Çıktısı………………Oranı………Harcaması

Tam istihdam Bütçe Fazlasının Sakıncaları;

1- Maliye Sürüklenme; Büyüyen bir ekonomik bütçe gelirlerinde ki otomatik artışın ekonomi üzerindeki yarattığı ters etkiyle ekonomiyi aşırı şekilde hareketlendirmesidir
2- Hesaplama Sorunu; Belirli değerlerin potansiyeli hesaplamada yetersiz kalması
3- Fiyat Düzeyi Sorunu; Ekonomide ki aşırı hızlanma ile ortaya çıkan fiyatlar genel düzeyindeki istikrarsızlıktır.

MALİYE POLİTİKASININ SINIRLARI
A-İşlemsel Sınırlamalar(Gecikme Sorunu);

— Karar alırken (Hangi Politikanın uygulanacağı kararı)
—İlk etki ne zaman ortaya çıkacak (uygulanan politikanın etkisi kendini ne zaman gösterecek)
—Sonuç etkisi ne zaman (uygulanan politika sorunu ne zamana kadar düzenleyecek)

Zamanlama ve büyüklük gibi işlemsel bazı sorunlardır.Maliye Politikasında uygulanan politikanın sonucu hemen ortaya çıkmadığı için oluşur.Maliye Politikası değişikliğinde hangi politika uygulanacağına dair karar alınırken karar alma gecikmesi kara alındıktan sonra uygulamaya gecikirken de uygulama gecikmesi ortaya çıkar.

B-Yapısal Sınırlamalar; Ekonominin içinde bulunduğu durumdan kaynaklanır.

Örneğin 1 ;
Ekonomide toplu bir durgunluk varsa;
T(vergiler) Azalır ya da G (Kamu harcamaları )Artar–>AD (Toplam Talep) Artar–> ekonomik Durgunluk Azalır.

Ekonomik durgunluk sadece bir sektörde ise;
Genişletici Maliye Politikası o sektörü düzeltir, diğer sektörlerde aşırı hareketlenmeye neden olur. Bu da ENFLASYONA neden olacaktır.

Örneğin 2 ;
*Tam istihdam varken-> ücret artışı talep edilirse-> Maliyetler Artar->Üretim Miktarı Azalır -> Fiyat artar -> ENFLASYON Artar ->”enflasyonu düşürmek için maliyetler düşürülmeye çalışacak”->İşçi Çıkartma-> İSİZLİK Artar.

C-Politik sınırlamalar; Maliye politikasını uygulayan siyasilerinin politik düşüncelerinden kaynaklanan sınırlamalardır.

ÜNİTE:3
EKONOMİK İSTİKRARIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİNDE MALİYE POLİTİKASI

*Keynesyen Yaklaşıma Göre; Piyasa ekonomisinde kendiliğinden toplam talep düzeyini, tam istihdam gelir düzeyini sağlamak mümkün değildir.Ekonomi eksik istihdam da dengededir.

*Devlet Maliye politikasını uygulayarak dengede ki milli gelir düzeyini yükseltmeye çalışır.

—Dışa Kapalı Ekonomik Denge —

………..Y….=…….C…..+…..Io….+….Go
GSMH(Gelir) Tüketim Yatırım Kamu Harc.

Basit keynesyen modelde GSMH’nın(Y) nihai mal veya hizmet talebinin parasal değerlerinin toplamına eşit olduğu söylenir.dışa kapalı bir ekonomide denge; tüketim(C), Yatırım(I), ve Kamu harcaması(G) toplamından oluşur.Bu modelde yatırımlar faizden etkilendiği için kamu harcamalı ise;siyasi politikalara bağlı olduğu için otonom kabul edilir.
*Tüketimi belirleyen harcanabilir gelirdir.
Harcanabilir Gelir(Yd); vergiler düşüldükten sonra, kişinin gelirinin harcayabileceği bölümüdür.

……=……. C….+…..c…..Yd–>Harcanabilir gelir.
……Otonom tükt….Uygulanmış tükt.

Yd =Y-To (Net Gelir = Brüt Gelir-Vergiler)

Otonom Tüketim(Co);kullanabilir gelir düzeyinden bağımsız tüketim miktarıdır.

Harcanabilir tüketim(C); Gelir arttıkça tüketimin artan kısmıdır. Ne kadar artacağını belirleyen orana ise Marjinal Tüketim Eğilimi(c) denilir.
Kamu Harcamaları Çarpanı; Kamu harcamalarında başlangıçta ki miktara göre gerçekleşen değişimi gösteren orndır.

Kamu Harcaması Çarpanı(K)–> K =___1___
………………………………………….. ….. 1 – c

Yapılan Kamu Harcaması çarpan oranında gelire yansır.

……….Y……=……..k……….../\G
……………….Çarpan…….Kamu Harcamasındaki
…………………………………..Değişiklik

ÖRNEK 1 = Marjinal Tüketim Eğiliminin %75 olduğu bir ekonomide yapılan 300 birimlik bir kamu harcaması 1000 birim olan başlangıç gelirini nasıl değiştirir.

…… k =….1_………… __1__.…………. _1_
……………..1 – c …………….1- 0,75 …………. 0,25

Y = k . /\ G –> _1_ . 300 –> 1.100 . 300 –> 4 . 300 = 1,200
…………………..0,25 …………25

ÖRNEK 2= Çarpan katsayısının 2 olduğu bir ekonomide marjinal tüketim eğilimi kaçtır?

k = _1_……2 = _1_ (içler dışlar çarpımı yapılır)-> 2.( 1 – c ) =1-> 2 – 2c = 1 ->2c =1 -> c=_1_
…..1 – c……….1-c………………………………………….. ……………………………………….. 2

Vergi Çarpanı = Vergi çarpanı devletin uygulamış olduğu vergi politikasının gelirde ne kadarlık bir etki yarattığını gösterir.

Y=k ./\G
Y= _1_ . /\G
….1 – c

Y=_1_.(C./\To)yani kısaca –>Y=-1(C./\To )“/\ To=Vergideki değişik”
…. 1 – c………………………………………1 – c

ÖRNEK 3= Marjinal Tüketim Eğiliminin 0,75 olduğu bir ülkede devlet 300 birimlik bir vergi uygulaması yaparsa gelirdeki değişim ne kadar olur?

Y=_1_ .(0,75.300 )–>1.100 .(75 .300 )–> 4 . (75 . 3) –> 4 . 225 = – 900
1- 0,75……………… 25….100

N O T = *Vergideki artış, Geliri (Y) azaltır.
………..*Vergideki azalış, Geliri (Y) arttırır.

**ÖNEMLİ NOT**= Vergi çarpanı, normal çarpanın bir eksiğinin negatif işaretlisidir. Örneğin; yukarda çarpan “4” vergi çarpanı bi eksiğinin negatiflisi yani “ – 3” tür.

Denk Bütçe Çarpanı = Devlet bütçesinde gelir ve giderlerin birbirine eşit olması durumuna bütçe denkliği,bu durumda yapılan bir harcamanın gelirde ne kadarlık bir etki yaratacağını gösteren orana “Denk Bütçe Çarpanı” denir.

Denk Bütçe Çarpanı her zaman için 1’e eşittir.

ÖRNEK 4 = Marjinal tüketim eğiliminin %80 olduğu ekonomide yapılan 400 birimlik kamu harcaması ;

a- Gelirde nasıl bir etki yaratır?
b- Bütçe denkse gelirde nasıl bir etki yaratır?

a- K = __1__ = 1._ -> 1.100 = 5 5.400= 2000
……… 1- 0,80……0,20 …………20

b- K = 1 . 400 = 400

Transfer Harcaması Çarpanı; Transfer harcamaları devletin karşılıksız olarak yürüttüğü harcamalar olduğu için normal kamu harcamalarında daha az etki yaratır.

=__1__ . ( c . /\Tr)
1- c

“Kamu çarpanının bir eksiği transfer çarpanıdır.”

***DEVAMI***

Maliye Politikası ve Açık Ekonomi

….(X………M) = net ihracat
….İhracat…..ithalat

…..Y=Co….+….I….+Go+(..XoM)

Bir ülkenin dışa açık olduğunu varsaydığımızda modele, ihracat ve ithalatı katmamız gerekir.
İhracat diğer ülkenin gelirine bağlı olduğu için otonomdur. İthalat ise; gelir karşılığında mal alımını temsil ettiği için gelire bağlı olarak artan bir şekilde değişir. Açık ekonomi varsayımı altında:
GSMH= Y = Co + I + Go ( Xo – M )

K = ….1….. ……………………………–> ihracat çarpanı
……1 – c(1 – t)+m

IS EĞRİSİ-Yatırımların Değişkenliği ve Milli Gelir

Yatırımların tasarruflara eşit olduğu gelir düzeylerini gösteren reel sektör denge eğrisidir. Faizler ile yatırımlar arasında ters orantı olduğunda IS eğrisi azalan eğime sahiptir.

Para Arzı ve Milli Gelir – LM EĞRİSİ

Üzerindeki her noktada para arzı ve para talebinin bir birine eşit olduğu para piyasası dengesi eğrisine LM eğrisi denir.

IS ve LM eğrisinin birbirine eşit olduğu durum dengededir.(1)Bu durumda devlet genişletici Maliye Politikası uygularsa IS eğrisi sağa kayar Gelir ve faizler artar.(2)Faizlerin yaratmış olduğu negatif etkiyi azaltmak için Merkez Bankası piyasaya para sürerse (Genişletici Maliye Politikası)Faizler azalacak gelirdeki artış daha fazla olacaktır.(3)

NOT:Bir ekonomide denge durumundayken fiyatlarda artma meydana geliyorsa piyasadaki para miktarı azalır.Bu da LM eğrisini sola kaydıracağı için faiz oranlarını arttrı.

ÜNİTE :4

EKONOMİK İSTİKRARIN GEÇEKLEŞMESİNDE MALİYE VE PARA POLİTİKASININ ETKİNLİĞİ
Kapalı Bir Ekonomide etkinlik= IS – LM analizinde IS eğrisi yatırılabilir fon piyasasını dengede tutabilen faiz oranını ve gelir düzeyini göstermektedir. LM eğrisi ise;para piyasasını dengeleyen faiz ve gelir düzeyini göstermektedir.Genel denge durumunda IS ve LM eğrisi bir birine eşitlenir.Bu analizi ilk kez inceleyen iktisatçılar HİCKS ve HANSEN olmuştur.Keynesyen iktisatçılar likitide tuzağından ötürü Maliye Politikası etkinliğini, monotaristler ise para talebinin faiz esnekliğinin 0 olması nedeniyle para politikası etkinliğini savunurlar.

Para Politikası Etkinliği

Ekonomi tam istihdam gelir düzeyinin altında dengedeyken genişletici para politikası uygulandığını varsayalım;

Keynesyenlere göre;Geniletici para polt.nın normal sonuçu ekonominin genişlemesine neden olur.

Ms(artar)—Nominal gelir(artar)—Ld (artar)—Lp(artar)—İ(azalır)—I(Artar)—Y(artar)
Para arzı arttırılıyor……………Tahvil talebi..Tahvil fiyatı……Faiz……Yatırım……GSMH

Normal Durumda

Keynesyenlere göre. likitide tuzağı geçerli olduğu için para arzındaki artış, toplam talebi arttırmamakta bu nedenle para politikası etkili olmamaktadır.Monotoristlere göre ise,kısa dönemde para politikası etkili olurken uzun dönemde faizlerin esnekliği düşeceği için sadece fiyatlar genel seviyesi etkilenmektedir.
Çağdaş keynesyenlere göre ise,ilk keynesyenlerden farklı olarak hem para hem de maliye poltikası etkindir.ancak yinede maliye politikasının etkibliği üzerinde yoğunlaşırlar.
Keynesyenler ile monotoristler arasındaki farkın nedeni; Para ve mali varlıklar arsı ikame edilebilirlik durumudur.Keynesyenler paranın ikamesi olarak sadece tahvili benimserken monotoristler ise tüm reel varlıkları bu gruba dahil ederler.

Maliye Politikasının Etkinliği

Ekonominin tam istihdam gelir düzeyinin altında dengede olduğu durumda devlet genişletici maliye politikası uygulanırsa; Toplam talep artacak, IS eğrisi sağa kayacaktır yapılan harcama Çarpan katsayısı kadar ekonomiyi etkileyecektir.*Borçlanma ile bu hakaret yapıldığında bu borçlanmanın finnasmanı vergilerle yapılacağı için ekonomiye geri dönüşü daha az olacaktır.Maliye Politikası Keynesyenler için tam etkilidir.Monotoristler içinse;Kamu harcamalarındaki artışın özel sektörlerdeki yatırımlarının azalmasına neden olacağından bu nedenle geri dönüşün istenildiği kadar olmayacağını savunurlar.

Son Olarak Fiyatların Kapalı Ekonomisindeki Etkisi;

Bir ekonomide para politikası uygulandığında faizler düşeceği için genişletici bir etki çıkması söz konusu olacaktır.Ancak;*Önemli olan Genişletici politikanın fiyatlar üzerinde yapacağı etkidir.Genişletici para politikası ekonomi üzerindeki etkisi,Genişletici Maliye Politikası etkisinden daha azdır.*Toplam talepteki artış fiyatları daha çok arttıracağı için maliye politikası çoğu zaman etkisiz kalacaktır.

Açık Ekonomide Maliye ve Para Politikasının Etkinliği

Dışa açık ekonomi iki sorunla karşı karşıyadır
—İç Denge; Tam istihdam ve fiyat istikrarının sağlanması
—Dış Denge; Ödemeler Bilânçosu dengesinin sağlanması

Sabit Döviz Kuru; Merkez Bankasının belirlemiş olduğu kur üzerinden alım satımın yapılmasıdır.

Esnek Döviz Kuru; Döviz kurunun piyasada serbestçe belirlenmesidir.

Sabit Döviz Kurunda Etkinlik; Dışa açık ekonomide Genişletici Maliye Politikası uygulanırsa gelir artacaktır. Kişiler gelirlerinin bir kısmını ithalata yansıtır, ithalatın artması dış açığa neden olacaktır.Bu da GSMH’yı azaltacaktır.
Para Politikası uygulandığındaysa; Yine aynı şey meydana gelecek para arzının artması ithalatı artıracaktır.ve daraltıcı etki ortaya çıkacaktır.Devlet bu durumda bu etkiyi azaltmak için piyasaya para sürerse ENFLASYON ortaya çıkacaktır.

Sonuç olarak;

Maliye Politkası-Tamamen etkisiz…|  Sabit kur piyasaları bağladığı
Para Politikası- Kısmen etkili……….| için kur kadar etkili olamaz

Esnek Döviz Kurunda Etkinlik; Genişletici maliye politikası uygulandığın da ilave talep yurt içinde kaldığı için döviz rezervi değişmeyecek ve bir sermaye hareketi olmayacaktır. Sermaye hareketiliğinde ise; kamu harcamalarının artması faiz oranlarını yükseltecek iç yatırımları ise azaltacaktır.
Ancak;faizlerin yükselmesi dışarıdan gelen fon miktarını arttırarak GSMH’nın artmasına neden olacaktır.
Genişletici Para politikası ise;Para arzının arttırıldığı durumda ülke içerisinde kalan ilave talebin bir kısmı yurtdışına kayacak bu yabancı paraların değerini arttırarak böylece talebin yurt dışına kayması önlenmiş olacaktır

Sonuç olarak; Hem Para Politikası hem de Maliye Politikası her ikiside etkilidir. Sabit döviz kuruna göre daha iyi bir sonuç verir.

Fiyatlar ve Açık Ekonomi
Açık ekonomide fiyatlar artarsa;
1-Yurt içinde üretilen malların fiyatı artar. Yabancı mallar ucuzladığı için ihracat azalır. İthalat artar.
2-Bu olay reel para arzını azaltacaktır.(reel para arzı=satın alma gücü)
3-İhracatın azalması ithalatın artması sonucunda dış açık oluşacaktır. Dışarıya döviz akışının hızlanması iç ekonomiyi olumsuz yönde etkileyecektir.

***Yapılan deveülasyonların asıl amacı; ihracatı arttırıp dış açığı kapatmak için yapılmıştır.

ÜNİTE .5

TOPLAM ARZ TOPLAM TALEP ANALİZİ
Bir ekonomide Mal ve Para piyasalarının aynı anda dengede olduğu fiyat düzeyi ve çıktı miktarının eşanlı bileşimlerini gösterir. Üzerindeki her nokta da genel denge şartı sağlanır.

Mal Piyasası Dengesi= Para Piyasası Dengesi

I = S (IS eğrisiyler gösterilir.) Ms=Md (LM eğrisiyle gösterilir.)
GENEL DENGE

—Toplam Talep eğrisinin azalan eğilimli olmasının 3 edeni vardır;

1-Dış Ticaret Etkisi= Fiyatların düşmesi ihracatı arttırır. toplam harcamalar artar,bunun sonucunda GSMH artar.
2-Faiz Etkisi= Fiyatlar genel düzeyinin düşmesi reel para arzını (satın alma gücünü) arttırır,bunun sonucunda faizler azalır ve böylece yatırımların maliyeti azalır bunun sonucunda yatırımlar artar,GSMH yı da olumlu etkileip arttırır.
3-Refah Etkisi(Pigov Etkisi)= Fiyatların düşmesiyle satın alma gücü artan bireyler toplam talepleri arttırır bunun sonucunda gelir artar.

Toplam Arz Eğrisi;
Belli fiyat düzeylerinden bir ekonomideki tüm firmaların piyasaya satmak üzere sundukları mal miktarına toplam arz, fiyat ve gelir düzeyini gösteren eğriye de toplam arz eğrisi denilmektedir.toplam arz eğrisi, genel olarak artan eğime sahiptir.Bunun nedeni daha fazla çıktı düzeyi için artan maliyetleri karşılamk gerektiğinden fiyatların yükseltilmesidir.

Toplam Arz Eğrisinin 3 Alanı;

Keynesyen Bölge ;Toplam arz eğrisinin yatay olduğu bölgededir.Bunun sebebi firmaların ne kadar mal talep edilirse o kadar üretecekleridir.Keynesyenlere göre;fiyatlar yapışkandır ve tam istihdama ulaşabilmek için toplam talebin arttırılması gerekir.

Orta Alan ; Toplam arz eğrisinin ekonominin tam istihdama yaklaştığını gösteren artan eğimli kısmıdır.Fiyatlar yapışkan değildir.

Klasik Alan ; Toplam arz eğrisinin düşey olan kısmıdır.Ekonominin tam istihdama ulaştığı varsayımıyla fiyat düzeyi ne olursa olsun üretim miktarının değişmeyeceğini ifade eder.

NOT: Toplam harcamaları arttıracak her türlü faktör toplam talep eğrisi sağcı,azaltıcı faktörler sola kayar.
Toplam üretimi artturacak koşulları toplam arz eğrisini sağa, azaltan koşullar ise sola kaydırır.
Kısacası; Genişletici Maliye Politikası sağa(+)
Daraltıcı Maliye Politikası sola(-) kaydırır.

Arz Varsayımları Para ve Maliye Politikaları

1-Keynesyen Bölge ; Ekonominin ciddi bir durgunluk içinde olduğunu belirtmek için toplam arz eğrisinin yatay olduğu bölgedir.Fiyatlar yapışkan olduğu için GENİŞLETİCİ PARA VEYA MALİYE POLİTAKALARI toplam harcamaları arttırarak tam istihdama çıkmaya çalışır.

2- Orta Alan ; Bu alanda talep de ki bir artış sonucunda hem fiyatlar genel düzeyi hem de gelir artmaktadır.Fiyatların artmasının sebebi üretimde bazı dar boğazların yaşanması tam istihdama yaklaştıkça verimliliğin azalması gibi nedenlerdir.
*Genişletici Politika bu bölgede tam etkili değildir.

3- Klasik Bölge ; ekonominin tam istihdama ulaştığında toplam arz eğrisinin yatay eksene dik bir doğru şekline gelmesiyle genişletici politikaların gelir düzeyine etkilemediği bölgedir.

Toplam Arz Eğrisi ve Beklentiler

Toplam arz eğrisine ilişkin olarak üzerinde durulması gereken durumlarda birisi enflasyonist beklentilerdir.Her kısa döneme göre enflasyon oranı değiştikçe toplam arz eğrisinde hareket eder.eğer enflasyon oranı uzun dönem için sabit kalırsa firmalar ve çalışanlar bu oranın devam edeceğini bekleyecek ve beklenen enflasyon ile gerçekleşen enflasyon aynı kalacaktır.Ancak; fiyat düzeyindeki yanlış algılamalar söz konusu olursa bu durumda toplam arz eğrisi yanıltıcı olacaktır.

UNİTE : 6

İRADİ POLİTİKALAR KARŞISINDA OTAMATİK İSTİKRAR SAĞLAYICILAR
İradi Maliye Politikası; Toplam talebi değiştirmek ve ekonomiyi istikrara kavuşturmak için harcamaları ve vergilerde bilinçli olarak değişiklikler yapılmasıdır. İradi politikanın temel özelliği “Siyasi karar birimlerinin takdirine dayanmasıdır”.

-İradi politikalarının Uygulanmasındaki sorular-

İradi politikalar istikrarı sağlamaya yönelik olsada iki nedenden dolayı amacına ulaşamayabilir.
1-Tanı ve Teşhis Sorunu= Ekonomik faaliyetlerde dalgalanmaları doğru olarak tanı ve teşhis etmek için kullanılan teknikler son yıllarda gelişmiş olsa da her zaman tahminlerin doğru olacağı beklenemez. Doğru tahmin çözümüde beraberinde getirir.
2-Gecikme Sorunu= Bir maliye politikasına gerek duyulduğu andan itibaren sonuçları alana kadar geçen süredir.3’e ayrılır.
a-Tanıma Gecikme Tanısı= Bir istikrarsızlığın ortaya çıkmasıyla bir mali işlem için harekete geçme kararı alınana kadar geçen süredir.
b- Uygulama Gecikmesi= Harekete geçme ile uygulama arasındaki süredir.
c-Tepki Gecikmesi= Uygulamaya geçildikten sonra ilk sonuçları olana kadar ki süreçtir.

—Otomatik İstikrar Sağlayıcılar-

Ekonomik dalgalanma dönemlerinde kendiliğinden devreye girerek dalgalanmaları azaltan faktörlerdir.
Vergiler, işsizlik sigortaları, tarım destekleme fiyatları otomatik istikrar sağlayıcılardır.
Otomatik İstikrar sağlayacıların gücü;
—vergilerin esnekliğine
—yapılan kamu harcamasının zamanlamasına bağlıdır.

OSÖ = /\ Ya  Gerçek gelir artışı (vergilerle yapılan kamu harcamalarıdır.)
………../\ Y  Gerçek olmayan(arizi) gelir artışı (Borçlanma ile yapılan kamu harcamasının gelire etkisi)

OSÖ = 0 ‘sa istikrar gelir sağlayıcı herhangi bir sonuç vermiyor.(etkisizdir)

OSÖ = 1 ‘se istikrar gelir sağlayıcı tam etkindir.

Bir ekonomide vergilerin otomatik istikrar sağlayıcılı gelir düzeyinde ki değişikliğe verginin ne kadar tepki verdiğine bağlıdır.
*Verginin esnekliği arttıkça otomatik istikrar sağlayıcısıda artar.
YANi;Gelir düzeyinde bir değişim olduğunda vergi buna hemen tepki veriyorsa vergi esnektir ve otomatik istikrar sağlayıcı olarak kullanılabilir.

VERGİ ÇEŞİTLERİ
-Sabit oranlı Tarifeli Vergiler= Belli bir oran üzerinde alınan hiç değişmeyen vergilerdir.0 ‘dır.Örneğin;Baş vergisi

-Oransal Tarifeli Vergiler= Vergi matrahının GSMH’daki değişikliğe göre duyarlı olduğu vergilerdir.

-Tek Oranlı Vergiler= Vergi matrahının esnekliğine gelirdeki değişikliğine vergi matrahının otomatik olarak tepki verdiği belli oranlara sahip vergilerdir.

Artan Oranlı Vergiler= Otomatik istikrar sağlayacılığı en fazla olan vergilerdir.Gelirde ki değişikliğe en iyi tepkiyi veren esnekliği en fazla olan vergilerdir.Örnek;Gelir Vergisi.

Otomatik İstikrar Sağlayıcı Olarak Kamu Harcamaları
Harcamaların otomatik istikrar sağlayıcı olarak kullanılabilmesi için “ genişleme döneminde frenleyici, daralma dönemimdeise; genişletici bir etkisinin olması gerekir.İki uygulama vardır.
-İşsizlik sigortası uygulaması,
-Tarım Destekleme fiyatları.
Otomatik istikrar sağlayıcılar ekonomisinin kendiliğinden düzene gireyeceğini sağlayan Monotaritler açısından etkili devletin müdahalesini şart koşan keynesyenler açısından tek başına etkisizdir.(iradi politikaları savunurlar)
Formül Esnekliği Yöntemi
Belli göstergelerden hareket ederek hangi önlemlerin hangi dönemlerde uygulamaya geçileceğinin belirlenmesidir.

GÖSTERGE ÖNLEM KONJOKTÜR DÖNEM
İstihdam
Fiyatlar G.D. Vergi Daralma
Gelir Canlanma

Ani işsizlik artar toplam talep düşer, vergiler düşer—DARALMA
Gelir artar toplam talep artar, vergi artar— CANLANMA

buradaki önlem almanın belirleyicisi Göstergedir.

ÜNİTE:7

ENFLASYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI
Enflasyon bir ekonomide belli bir süre içerisinde fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselme olayıdır. Enflasyon mal ve hizmetlerin piyasa koşullarından kaynaklanan fiyatların değil fiyatlar genel düzeyinin artmasıdır.
Enflasyon çeşitleri;
1-Talep Enflasyonu: Yoğun talep artışının yarattığı enflasyondur.
2-Maliyet Enflasyonu: Malların maliyetindeki artışların fiyatları arttırmasıyla oluşan enflasyondur.
3-Yapısal Enflasyon: Ekonomide uzun süreli olarak süre gelen enerji, hammadde, nitelikli iş gücü kıtlığı ile oluşan enflasyondur.
4-İthal edilen Enflasyon: İç piyasada parasal faktörlere dayanan dış alemden aktarılan fiyat yükselişleri neniyle oluşan enflasyondur.
NOT::: Piyasada satın alma gücünü yükselten devlettir.Devlet kamu açıklarını para basarak gidermeye çalışırsa enflasyon artar.Enflasyonun etkilenmemesi için yapılması gereken ; Para basmadan özel tüketim harcamalarını arttırmaya çalışmaktadır.
Genişleme eğileme içerisindeki piyasalarda %4 veya %5’lik bir enflasyon gelişme için sağlıklı gözükür.Yüksek enflasyon yaşanan durumlarda fiyat artışları faizler üzerinde olumsuz etki yaratacağı için yatırım dengesini bozarak ekonomiyi negatif yönde etkiler bunun nedeni yüksek enflasyon döneminde ortaya çıkan enflasyon vergisidir. “Enflasyon nedeniyle azalan satın alma güncü güçlendirmeye çalışan kişilerin tüketimlerini kısmaları sonucunda paralel taban içinde kamu kesimine yönelik olan harekete “Enflasyon vergisi “ denir.
Enflasyon döneminde vergi tahsillerinin geçilmesinde reel satın alma gücü azaltır. Bu duruma “tanzi etkisi ”denir.

Enflasyon ile mücadelede Maliye Politikası
Toplam talebin toplam arzın üstüne çıkması durumunda fiyatlar genel düzeyinin artması şeklinde görülen enflasyon sonucunda gelir ve kaynak dağılımındaki bozuklukları düzeltmek için devlet parasal tabanı kontrol altına tutmaya çalışır. Enflasyonun kaynağı ne olursa olsun kamu kesimi açıklarının parasal tabanı genişleterek finanse ediyor olması enflasyonda kamu kesimini önplana çıkartır.
*Enflasyonun önlenmesinde etkili Maliye Politikası araçları kamu kesimi açıklarının kapatılması hatta kamu kesimi fazlası yaratılması şeklinde uygulanmalıdır ve bu yapılırken kesinlikle Merkez bankasına başvurulmalıdır.
Maliye Politikası
a-Kamu Harcaması
-Cari Harcama= *Gerçek ve *Yatırım olarak ikiye ayrılır.
-Transfer Harcaması=*Sosyal ve Ekonomik harcama olarak ikiye ayrılır.
b-Vergiler
-Dolaylı,
-Dolaysız ve
-Servet harcamaları olarak üçe ayrılır.
c-Kamu Borçları
-İç Borçlanma =Bankacılık Sistemi ve özel Kesim borçlanma olarak ikiye ayrılır.
-Dış borçlanma olarak ikiye ayrılır.

a-Kamu Harcamaları-
1-Cari Harcamalar(Gelir artışı yaratan Kamu harcamaları):Gerçek ve yatırım diye ikiye ayrılır.
Gerçek harcamalar personel ödeneklerinden oluşmaktadır. Enflasyonist dönemde ekonomide daralma yaratır. Bu dönemde en çok etkiye kamu yatırım harcamaları almaktadır. Kamu yatırım harcamalarının azalması hem kamu kesiminde üretimin azalmasına hem d özel kesimin verimlilik kaybına neden olacaktır.
2-Transfer Harcamaları: Sosyal ve Ekonomik olarak ikiye ayrılır.
Emekli, dul ve yetimlerin aldığı maaşlara Sosyal Transfere, Devletin üretimi arttırmaya yönelik mali yardımlara da Ekonomik transfer içinde yer alır. Enflasyonist dönemlerde bu grupların mağdur olmaması için harcamalar enflasyon oranında arttırılmalıdır.
b-Vergiler-
1-Dolaysız Vergiler: Gelir üzerine doğrudan salınan vergilerdir. Artan oranlı olarak uygulandığı durumda enflasyona bağlı olarak ortaya çıkan gelir dağılımındaki bozukluğu ortadan kaldırır.
2-Dolaylı vergiler: Tüketimden alınan enflasyonla mücadeledeki en etkili vergi uygulamasıdır. Talep azaltıcı ve yönlendirici olarak uygulanabilir. Zorunlu ve lüks mallarda, lüks mallardan; tüketim ve yatırım mallarında, tüketim mallarından fazla alınarak denge sağlanmaya çalışır.
3-Servet Vergiler: Kişilerin gelirlerinin veya harcama potansiyelinin göstergesi olması açısından önemlidir. Servetin harcama gücünü tam olarak yansıttığını varsayarsak yüksek oranlı servet vergileri enflasyonist dönmede etkili olabilir.
c-Kamu borçları-
Enflasyonist dönmede kamu harcamalarının artması vergilerin tahsil sürelerinin uzaması nedeniyle devlet borçlanmaya ihtiyaç duyar. Borçlanma ikiye ayrılır. Bunlar;
*İç borçlanma; İç piyasadan yapılan borçlanmadır.
*Dış borçlanma; IMF, Dünya Bankası gibi kaynaklardan yapılan borçlanmaya denir.
İç Borçlanma ikiye ayrılır. Birincisi Bankalar sistemindeki ikinci durum ise özel kesimden borçlanması devletin tahvil çıkartarak veya tahvil ödemesi yaparak yürüttüğü maliye politikasıdır.
Bankacılık sisteminden borçlanma ise devlet tahvili Merkez bankasına veya bankalara satabilir. Merkez bankasına tahvilin satılması durumunda Merkez bankası söz konusu tahvilleri elinde bulundurduğu müddetçe enflasyonist süreç devam eder. Bankalara satıldığında ise bankalar ya tahvilleri portföyünde tutabilir ya da Merkez bankasına ciro edebilir.
Birinci durum parasal tabanı etkilemezken ikinci durum parasal tabanı genişletir.

–Borç Yöntemi—
Borçların bütçeye faiz oranlarına etkilerinin düzenlenmeleridir. Borç yönetiminin yapılmasının 3 nedeni vardır;
—Devlet Borçlarına ait faiz oranlarının yatırımları azaltması
—Faiz oranlarının yükselmesinin borcun yükünü arttırması
—Kamu borçları faizlerinin yüksek olması diğer finansal aktiflerin değerinin azaltır.
-Yeni Ekonomik Politikalarda Enflasyonla Mücadele Araçları-
Keynesyenin savunduğu Müdahaleci maliye politikası yaklaşımı 1960lardan itibaren büyük değişikliklere uğramıştır. Bu değişiminin nedeni; Küreselleşmedir. Küreselleşme sonucunda devletin ekonomi içerisindeki rolü gittikçe azaldığından piyasaların kendini düzenlenmesi anlamına gelen “Mali disiplin ” olgusu önem kazanmıştır.
Bu süreçte piyasanın serbestleşmesi insanlara elindeki ulusal parayı yabancı parayla değiştirme olanağını verir. Bu olaya “para ikamesi” denilir. Bu durum sonucunda dünya faiz oranı ülke içindeki faiz oranına yaklaştığında ülke içine sermaye girişi yaşanır. Dış borçlanmayla oluşan bu durum kamu borçlarının artmasına neden olur.Bu duruma “İkiz Açık” denilir.eğer bu kriz aşılamazsa borç ihracat gelirleriyle ödemeye çalışır.Üretim yavaşlar bu duruma da “Finansal Kırgınlık” denilir.

Popularity: 13% [?]

eskişehir forum