buy viagra

AçıkÖğretim Ders Notları

posted by: admin
posted on: Ocak 20th, 2010

İktisat tarihinin gelişimi 1840 yılından itibaren Tarihçi okulun çalışmalarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelerden önce iktisat tarihinin başlangıcı ile ilgili iki iki temel tarih vardır.
Bunlar; 1- Adam Smith in Milletlerin Zenginliği kitabının yayın tarihi olan 1776. 2- ABD de Sir William J. Ashley için Harverd Üniversitesinde ilk kez kurulan iktisat tarihi kürsüsünün yıldır. (1892)
Tarihçi okulu klasik iktisada tepki olarak doğmuştur.tarihçi okulun klasik okulu klasik okula iki konuda itiraz etmiştir. Bunlar;

Klasik okul Tarihçi okul
İktidisadi davranış kuralları fiziki kanunlar gibi evrenseldir İktisadi davranış kuralları toplumsal gelişime göre farklılık gösterir
Klasikler tümdengelim metoduna dayanır ve iktisadı soyut bir birim olarak inceler Gözleme dayanır ve tümevarım metodu ile çalışmalarını yapar.

Tarihçilerin iktisat tarihine bakışı;
John Clapham G. Unwin N.S.B Gras Sir John Hicks Eli Heckser
İktisat tarihi; geçmişin sosyal kurumlarının ekonomik yönlerini araştıran bir bilimdir. Yazılı tarih boyunca insanoğlunun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilimdir İktisadi olayları kronolojik olarak sıralayan ve bu olaylar arasında ilişkileri ortaya çıkaran bir bilimdir İktisat tarihi geçmiş çağların uygulamalı iktisadıdır İktisat tarihinin amacı ; Kıt kaynakların çağlar boyunca nasıl kullanıldığını ve bu alandaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları nasıl etkilediğidir.

İktisat tarihinin temel görevi ekonomilerin performansında( iktisatçıların tipik ilgi alanlarını teşkil eden problemlerinde) ve yapılarında ( ekonominin performansını tayin eden bazı karakteristik özelliklerinde ) zaman içinde meydana gelen önemli değişiklikleri açıklamaktır ( bilgi verme içeriği yüksek ve anlaşılır bir teori kurma ve bu teorinin yaşanabilirliğini önceden kabul etmektir).

Tarım İnkılabı; M.Ö 8000 yılında ortaya çıktı ve avcılık ile toplayıcılık ile uğraşan insan gruplarını çiftçi ve çoban toplumlarına dönüştürmüştür.

Tarım, dünyada farklı bölgelerde farklı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Yerleşik tarım ilk kez Ortadoğu’da ortaya çıkmıştır.

GORDON CHİLDE TEORİSİ ROBERT J.BRAİDWOOD ÇEKİRDEK ALAN TEORİSİ LEWİS R BİNFORD TEORİS
Bu teori iklim kötüleşmesi sonucu ortaya çıkan çevre değişimini esas alır. Son buz çağındaki iklim kötüleşmesi Yakındoğu ve Kuzey Afrika’yı kuraklaştırdı. Bu durumda insanlar mevcut sahalar ve su kaynakları etrafında toplanarak daha yakın bir temas içine girdiler İnsanın doğal çevresindeki hayvan ve bitkileri daha iyi tanımasını sağlayan kültürel gelişimlerin tarım inkılabına yola çığını söyler. Çekirdek alan ; evcilleştirmeye hazır bir çok vahşi hayvanın ve yetiştirmeye uygun çok sayıda bitkinin bulunduğu, tarıma elverişli çevredir. Hareket noktası nüfus artışıdır.göçlerle meydana gelen nüfus yığılmaları doğal kaynaklar üzerinde baskı meydana getirmiştir.
EKSİKLİKLERİ
1. Bu değişimin önceki iklim değişimlerinde neden ortaya çıkmadığını açıklayamamıştır.
Meteorolojik çalışmalar iklim değişikliği ile tarımın ortaya çıkışı arasındaki paralelliği açıklayamamıştır. EKSİKLİKLERİ
1. tarımın doğuşu için bilginin gerekli bir şart olmasına rağmen yeteri olmadığını görememiştir.
EKSİKLİKLERİ
2. nüfus artışını açıklayacak bir nüfus teorisi ortaya koyamamıştır.

TARIM İNKILABININ SONUÇLARI

 nüfus arttı
 insanların yerleştikleri yerler genişledi
 tarım hakim ekonomik faaliyet haline geldi yerleşik
 hayat göçebeliğin yerini aldı
 bronz çağın yerini demir çağ aldı
 ticaret gelişti ve genişledi
 şehirler ilk kez gelişti
 komünal mülkiyet tipi doğdu
 ilk kez siyasi bir organizasyon olarak devlet

doğdu

ÜNİTE 2
İLKÇA? EKONOMİLERİ

Mezopotamya
m.ö 6000 ila 3000 yılları arasında ortaya çıkan en önemli teknik gelişmeler ; Yazının İcadı, Bakırın Eritilmesi Ve Dökülmesi, Hayvan Gücünün Saban Ve Tekerlekli Araçlara Koşulması, Yelkenli Gemilerin Bulunması, Çömlekçi Tekerleğinin Bulunmasıdır. Bu gelişmelerle neolitik köyün basit organizasyonu ilk şehirlerin sosyal hiyerarşisine dönüştü. Bazı sosyal sınıflar ortaya çıktı.Mezopotamya da ticaret kolonileri oluşturulmuştu ve uzak mesafeli ticarette hayati bir rol oynuyordu. Maden kereste ve hammadde ithal ediyorlardı. Sümerler.

Mısır
Sümer şehrinin kurulduğu dönemlerde Nil Nehrinin aşağı kıyısında şehirleşmeyi bilen bir topluluk yaşamaktaydı. Aynı dönemde aynı gelişmeleri yaşamalarına rağmen bazı farklılıkları vardı Mezopotamya ile. Bu farkların en önemlisi Mısır aşılmaz çöllerle istilalara karşı korunmasıdır. Mezopotamya da topraklar özel mülkiyet altındayken Mısır D firavun Tüm Mısır ın sahibiydi. Ekonomik hayat Mısır da merkezi kontrol altındaydı. Üretim bürokrasi tarafından planlanıyordu.

Yunan Ekonomisi
Ana ulaşım yolu denizdi. Toprakların dağınık olması denizciğin gelişmesini sağlamakla beraber bağımsız şehir devletlerinin oluşumunu desteklemiştir. Bu dönemde nüfus hızla artmış ve toprak kıtlığı en büyük sorun haline gelmiştir.bu kıtlık insanları ticarete ve sanayiye yöneltmiştir. Lidyalılardan öğrenilen para ticarette büyük bir kolaylık sağlamıştır. Gümüş paralar,yunan şehirlerinde Pazar ekonomisi ve ihtisaslaşmaya teşvik etmiştir. Toprakların büyük bölümü zeytincilik ve bağcılık için ayrıldı. Daha sonraki yıllarda bağcılık ve zeytincilik tipi tarım Akdeniz’in büyük bir bölümüne yayıldı. Pazar için zeytin yağı ve şarap üreten bölgelerle tahıl fazlası olan bölgeler arasındaki değişim klasik dünyanın ekonomik tekelini oluşturdu.
M.Ö 5 yy da Atinalıların, Persleri yenmesiyle beraber Atina’nın altın çağı başladı ve tüm yunan dünyasına hükmeder hale geldi.Atina parası, uluslararası bir ödeme aracı oldu. Bunların en büyük nedeni de Atina’nın üretim faktörleri üzerinde etkin bir mülkiyet hakkı sistemi kurmayı ve buna uygun bir hukuk sitemi geliştirmesidir.
Helenistik çağda en göze çarpan üretim ve bölüşüm üzerine Doğu’ya özgü devlet kontrolu uygulamasının benimsenmesidir.zeytin yağ ve şarap ihracı karşısında buğday ve hammadde alımı şeklinde olan yunan ticareti Helen şerhlerinde de devam etti

Roma İmparatorluğunun Ekonomisi

Roma imparatorluğu aristokratik bir karaktere sahipti. Yani başta kral ve yönetimi elinde bulunduran askeri partici zümresi ile küçük toprak sahipleri olan pleb sınıfından meydana gelir.

Gelişme döneminde roma ekonomisi:

NUFUS 2.yy en yüksek düzeye ulaştı.imparatorluğun son dönemlerinde doğum oranı az ölüm oranı çoktu. Ve ortalama yaşama süresi düşüktü. Nüfusun büyük çoğunluğu kırsal bölgede yaşıyorlardı ve tarımla uğraşıyorlardı. Gelirler geçimlik düzeydeydi
TARIM Roma teknik açıdan tarımda geriydi. Son dönemlerde imparatorluk iş gücü kıtlığı çekmeye başlamıştı. Zamanla toprak sahipleri veya kiracılar toprağı ekmeyi bıraktılar çünkü savaşlara katılıyorlardı.tarımdan vazgeçilen alanlar zenginler iş gücünün tamamını kölelerden sağladığı ve kar amacı güden çiftliklerine yani latifundialarına kattılar. Ağır vergilerde çiftçilerin ekim yapmasını engelliyordu.
ŞEHİRLER Roma imparatorluğu bir şehir imparatorluğuydu.
 Mahalli yönetim merkezleriydi
 Kırsal çevrenin ürünlerini sattığı bir pazardı
 Bazıları askeri fonksiyon taşıyordu
 En büyükler hariç tüm şehirlerde en önemli ekonomik faaliyet tarımdı
 İmalat ve ticaret fonksiyonları sınırlı kalmıştı.
TİCARET Geçimlik ekonomisi yüzünden ticaret hacminin doğmamıştır. Geçimlik ekonomisi öz tüketim için yapılan yaşam standartlarının ötesini karşılamayan marjinal prodüktivitenin çok düşük olduğu bir ekonomidir. Ticaret genelde zengin kesimin ve ordunun ihtiyaçlarını karşılamasına yönelikti. Roma gelişmiş ticarete aracılık edecek istikrarlı ve sağlam bir para düzeni kurmuştu.
İMALAT FAALİYETLERİ Taş ocağı işletmeciliği önemli sanayi dalıydı ve madencilik de vardı. En önemli maden kaynağı ispanya ve Alplerdeydi. Çanak çömlek sanayinde de gelişmişlerdi. Dokuma sanayi.

Doğu eyaletleri mamul mal üretici bölgelerdi.
Batı eyaletleri hammadde yetiştirici bölgelerdi.
Aynı dal meslekten olan esnaf gruplarının oluşturdukları localara Collegia deniliyordu.
Roma sinai teknoloji alanında hareketsiz kalmıştır. Sanat alanında çok büyüdü fakat ekonomik alanda bir büyüme geliştiremediler.

Roma imparatorluğunun gerileme ve çökmesi

 Harcamalar arttı;vergi ihtiyacı arttı fakat vergi kaynağı azaldı Bunlar siyasi istikrarsızlık ve sınırdaki güvensizliklere neden olan başlıca problemlerdir.
 Kıtlık ve salgın arttı
 İşgücü kıtlığı başladı
 Şehir sanayilerinin üretimi azaldı.

Bu durumda yeni tedbirle aldılar ve bu tedbirler şartları daha zorlaştırdı. Bu tedbirler.

 Vergiler ağırlaştırıldı
 Paranın değeri sürekli düşürüldü
 Fiyatlar ve ücretler üzerine kontrol getirilmeye çalışıldı
 Vergiler ürün veya hizmet şeklinde toplanmaya başlandı
 Hukuki çerçeveye geniş müdahale yapıldı
 Mesleki özgürlük kısıtlandı
 Çiftçiyi toprağa bağlayıcı tedbirler alındı. Kolonluk sistemi gibi.
 Kolonların evlilik hakları kısıtlandı

ÜNİTE 3
ERKEN ORTAÇA?DA AVRUPA

Orta Çağın Ekonomik Dönemleri

 Karanlık Çağ Veya Erken Çağ (476-1000 Yılları Arası)
 İleri Orta Çağ (1000 yıllarından 14 yy başların kadar)
 Geç Orta Çağ (14. ve 15. yy lar)

ERKEN ORTAÇA?

Batı roma yıkılınca Avrupa yaklaşık 1000 yıllık bir siyasi kargaşa dönemine girdi. Avrupa çeşitli güçler tarafından istilaya uğradı.
İlk istila Cermenler aşireti tarafından oldu.ikinci istila hareketi Müslümanlar tarafından gerçekleştirildi. Bu iki istila Avrupa üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Bu etki iktisadi ve kültürel bir birlik doğmasıdır. Üçüncü istila Macarlar ve Venedikliler tarafından gerçekleştirildi. 3 istila ile Avrupa’da büyük bir kırım ve yağmalama oldu.
Avrupa tüm bu istilalara karşı savunma sistemi olarak feodalizmi geliştirdi. Feodalizm ; büyük arazilere sahip lord yada senyör denilen kişilere koruma adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle serfler ve hür köylülüklerin alt tabakasını meydana getirdiği dikey olarak örgütlenmiş siyasi iktisadi ve sosyal bir organizasyondur.

Lord
Serf
Angarya
Rezerv

TİCARET
Bazı bilim adamlarına göre Cermen istilasıyla beraber 5.yy2da Akdenizin iki ucundaki büyük ticaret sona ermişti.bu görüşe itiraz eden 2 bilim adamı vardı.

Alfons Dopsch; Cermen istilacılar barbar değildir ve Romalıların ticari hayatını bir miras olarak korudukları için medeni olduklarını savundu
Henri Pirene; Cermenlerin Romanın son dönemindeki ticareti sürdürdüklerini savunmuştur. Akdeniz ticaretinin kesilmesi Cermenlerin istilası ile değil 7 yy daki Müslümanların istilası ile olduğunu iddia etmiştir.
Bu teze ise bir çok itiraz yapıldı. Bunlar
Robert S.Lopez; Müslümanların ilerlemesiyle ticaret kesilmedi.sadece Bizans parası bu bölgede dolaşmaz duruma geldi.
F.Vercauteren; her ticari gerilememenin yol açtığı kayıp başka ticari bağların gelişmesiyle giderilmiştir diyerek yapılan istilaların ticari ilerlemeyi durdurduğunu yalanlamıştır.

ÜNİTE 4
ORTAÇA? AVRUPASI: İLERİ ORTAÇA?

Avrupa’da Siyasi İstikrarın Sağlanması

10.yy da Avrupa fakir ve iptidai idi. Kendi kendine yeten kırsal malikanelerden oluşuyordu. Bu durum ticaretin azalmış olmasından kaynaklanmıştır. Bu dönemde eğitim ticaret ve üretim en az seviyeye inmişti. Sosyal yapıda din adamları savaşçılar ve işçiler vardı. Kuvvet ve inanç yüksek düzeyde olduğu için en önemli meslekler savaşçı yada din adamlığıydı.
10. yy ortalarına doğru Viking,Macar ve Müslüman akımlarının azalmaya başladı ve Avrupa da hızlı bir değişim başladı. Liman şehirleri kendini savunacak deniz gücüne kavuştular.Müslümanlarla başlaya ticaret düşmanlığı azalttı Akdeniz engel olmaktan çıktı.
Bu dönem (10.yy ortaları) Avrupa’nın toparlanma dönemi oldu. Bu toparlanmadaki en önemli faktör de Ortaçağ Devletler Sisteminin ortaya çıkışıydı.küçük siyasi birlikler sayesinde siyasi istikrar tekrar sağlandı. Siyasi istikrarın sağlanmasıyla birlikte Avrupa dışa karşı saldırgan bi politikaya başladı.(haçlı seferleri)

Güneybatıda İber yarım adası Araplardan 13.yy kadar tamamen ele geçirmişlerdir. Güneyde Normanlar, Sicilya’da Arap egemenliğine son verdi. Güneydoğuda 11.yy ile 13.yy kadar orta doğuda Hıristiyan hükümdarlığı kuruldu. Doğu Avrupa da almanlar doğuya doğru ilerlediler.

Bu genişleme süreci 1300 yılına kadar sürdü.

Ekonomik Büyüme
11. yy dan itibaren Avrupa için dinamik bir genişleme dönemidir.bu yüksek dinamizmi açıklayan görüşler vardır. Bunlar;
Hanri Prirenne’e göre bu dönemdeki genişleme dış bir faktör etkisiyle olan bi genişlemedir. Haçlı seferleriyle Akdeniz’in ticarete yeniden açılması ve Avrupa’nın Bizans ve İslam dünyası ile ticari ilişkiye girmesi dış faktörlerdendir.
Bu görüşün tezini reddeden bir grup tarihçi ise gelişmenin Avrupa Toplumun iç bünyesinden doğan faktörlere dayandırmıştır.

Nüfus
10.yy dan 14. yy kadar nüfus yavaş ve dikkatli ilerledi. 1348 yılında büyük salgın 25 milyon kişiye hayatını kaybettirdi. Ortaçağ Avrupa sı nüfusu yüksek doğum oranlı ve yüksek ölüm oranlı bir özelliğe sahiptir.nüfusun düşük kalması büyümesi için Asya’daki şiddetli nüfus artışı gibi engel olmamıştır.

Şehirlerin Doğuşu ve Büyümesi
Orta çağda şehir nüfusu kırsal kesimden yapılan göçlerle oluştu. Göçe rağmen orta çağ nüfusu azdı. Şehirlerde ekonomik ve sosyal başarı olduğuna inanıp kırsal kesimlerden hızla geliyorlardı. Şehirlerin doğmasının en önemli siyasal sonucu feodal olmayan bir yönetim tarzının ortaya çıkmasıdır. Yeni ticaret hukuku kuralı geliştirdiler.
Feodal dünyada tipik olarak dikey bir düzenleme varken şehirler arasında işbirliği ve karakterize edilmiş bir düzenleme vardı.
Şehirlerin oluşumu yeni ve modern Avrupa’nın temelini oluşturdu.

Teknolojik Yenilikler
6.ve 11. yy ortaya çıkan teknolojik yenilikler tarıma yönelikti.
Ağır saban
 yoğun ve sert toprağı tarıma elverişli hale getirdi
 insan emeğinden avantaj sağlama
 toparların uzun çizgiler halinde sürülmesine olanak sağlaması gibi faydaları vardır

Üçlü tarla rotasyonu
 Farklı mevsimlerde değişik ürünler ekilmesi ve kötü hasata sigorta
 Sürüm işleminin yıl içinde düzenli dağılması
 İlkbahardaki baklagil üretiminin toprağı kışa verimli hale getirmesi
Çivili at nalı
Böylece Avrupa’da at besleme yaygınlaştı

Diğer bir yenilikte su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşması oldu. Bu değirmenlerin yaygın kullanımı sanayi inkılabının habercisi oldu. Böylece imalat sanayinde de yenilikler ortaya çıktı

İmalat sektöründeki bazı yenilikler

 10.yy ortalarında dikey tezgah (flandra’da tarafından ). Üretim kalitesi yükseldi
 13.yy lın 2. yarısı çıkrık ve gözlük
 14.yy başında ilk saatler ateşli toplar ve kanallar için kapama sistemi
 ortaçağ sonlarında gemicilik araçlarında ve gemi tasarımında gelişmeler
 15.yy da tam yelkenli gemiler inşa edildi
 15.yy da matba icat edildi

Batıdaki teknik gelişmeler pek çok üretim sektöründe büyük prodüktivite artışına neden oldu ve insanların mekaniğe ilgisi arttı.
Avrupa daki bu teknolojik artış salgından dolayı emek yoğunluğunun azalmasıyla ihtiyaç olmuştur.

*Kalkınma ve Azgelişmişlik

Kalkınma ve azgelişmişlik, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın en çok ilgilendiği konuların başında gelmektedir. Dünyanın yaklaşık 3/4’ünü azgelişmiş diye tanımlanan ülkeler oluşturmaktadır. Kalkınmak, azgelişmişlikten kurtulmak bu toplumların tüm güçleriyle başarmak istedikleri bir savaşa benzemektedir.Kalkınma ekonomisi iktisat bilimi çerçevesinde yeni sayılabilecek bir dal olduğu için, kullandığı terminoloji konusunda da henüz tam bir fikir birliğine varılabilmiş değildir. Gerek büyüme, gelişme ve kalkınma gibi kavramların,gerekse gelişmekte olan, azgelişmiş, gelişmemiş, yoksul, geri kalmış gibi deyim ya da nitelemelerin kimilerinin açık ve tek anlamlı olarak tanımlanamadıkları bilinmektedir. Bir iktisatçının dediği gibi, bu kavramlardan hangisinin nerede kullanılacağı bir yandan kullananın, öte yandan da onu dinleyen ya da okuyanların duyarlılığına kalmıştır.Tanımlama dışında başka bir güçlük de azgelişmişliğin ölçülmesi ve bu konudaki uluslararası karşılaştırmaların yapılabilmesidir. Ölçümlemede, azgelişmişliğin tanımında kullanılan yaklaşımlardan hareket edilebilir. Esasen tek bir ölçütle ölçme işlemini yapmak sakıncalı olabilmektedir.Bu nedenle karmaşık bir sosyal-ekonomik olgu olan azgelişmişliği birden fazla kıstas kullanarak ölçmeye çalışmak, hatayı en alt düzeye indirecektir.Ne var ki, azgelişmişliğin ölçülmesinde hangi kıstas kullanılırsa kullanılsın,dünyada çizilecek azgelişmişlik haritası, -en azından uzunca bir süre- büyük ölçüde değişikliğe uğramayacak gibi görünmektedir.

*Azgelişmiş Ülkelerin Özellikleri

Azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve yapısal özelliklerini, ilk olarak kişi başına düşük gelir, dengesiz gelir dağılımı, tüketim bileşiminde zorunlu ihtiyaçları gideren malların yüksek payı, tasarruf ve yatırımların düşüklüğü ile sermaye birikiminin yetersizliği gibi makroekonomik büyüklüklerden giderek gösterebiliriz.Bu başlık altındaki ikinci grup özellikler, bu ülkelerin tarım, sanayi ve hizmet kesimlerinin (sektörlerinin), gelişmiş ülkelerinkinden olan önemli farklarıyla ortaya konulabilir: Düşük verimlilikle çalışan tarım kesiminin nüfusta, istihdamda, milli hasılada ve nihayet ihracattaki önemli payı; sanayi kesiminin yeterince ve dengeli bir biçimde gelişememiş olması ve son olarak tarım kesiminin ittiği ve ancak sanayinin ememediği işsiz kitleyi de yapısında barındıran “aşırı” büyümüş hizmet kesimi.Ekonomik ve yapısal özelliklerin son ikisi, pazar yapısı ve ikili yapılarla ilgilidir. Bu ülkelerde mevcut pazar yapısının fiyatların serbestçe oluşmasına, etkin bir rekabetin işlemesine ve sonuç olarak kıt kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasına olanak vermediği belirgin bir özelliktir. Öte yandan bu ülkeler ekonomik, sosyal, bölgesel ve teknolojik açılardan da ikili bir yapı sergilerler. İkilik olgusunun temelinde yapısal değişim sürecinin yattığı söylenebilir.Azgelişmiş ülkelerin demografik, sosyal, siyasal ve yönetsel özelliklerini de aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: Bu ülkelerdeki yüksek nüfus artışı, gerek kısa gerek uzun dönemde ekonomik ve sosyoekonomik açıdan büyük olumsuzluklar doğuran temel bir özelliktir. Bu ülkelerde beslenme ve sağlık koşulları yetersiz; kentleşme ve barınma koşulları önemli ölçüde elverişsiz ve çarpıktır.Azgelişmiş ülkelerde toplumun geleneklerine çok sıkı bağlı olması, sosyal bütünleşmeyi engellerken modern tekniklerin kullanımını, özel girişimcilik yeteneğinin öne çıkmasını ve modern işletme organizasyonlarının kurulmasını önemli ölçüde engellemektedir.Azgelişmiş ülkelerde kadının toplumda geri planda kalması, geçim derdinden dolayı eğitim çağındaki çocukların çalıştırılması sıkça görülen durumlardır.Toplumdaki ekonomik ve sosyal dengenin en önemli unsuru olan orta sınıfın bu ülkelerde yeterince ortaya çıkamamış olması kalkınma üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.Azgelişmiş ülkeler sadece okur-yazarlık açısından değil, genel ve teknik eğitim açısından da, gelişmiş ülkelere göre belirgin olumsuz göstergelere sahiptir.Son olarak siyasal ortamın halâ istikrara kavuşmamış olması, sosyal ve ekonomik olumsuzlukların siyasal düzene de yansıması ve aşırı bürokrasiye boğulmuş, yavaş ve aksak işleyen bir kamu yönetim mekanizması azgelişmiş ülkelerin tipik özelliklerindendir.

*Ekonomik Kalkınmanın Genel Analizi

Kalkınma kuramı, her şeyden önce milli gelirin zaman içinde nasıl artacağını, hangi faktörlerin milli gelir artışını belirlediğini ve bu artış hızının nedenlerini açıklamak zorundadır. Bu durum ise üretim fonksiyonu analizini gerektirir. Üretim fonksiyonuna, geleneksel üretim girdileri yanında teknolojik düzey ve sosyokültürel çevre koşullarını sokarak daha kapsamlı bir üretim fonksiyonu elde etmek olanaklıdır. Ancak bu geniş kapsamlı üretim fonksiyonunun bazı değişkenlerinin sayısallaştırılması oldukça güçtür.Üretim fonksiyonunun analizi bize üretimde kullanılan girdilerle (faktörler) bunların sağladığı çıktı (üretim) arasındaki teknik ilişkiyi verir. Bu ilişkilerden yola çıkarak girdi kullanım miktarındaki artışa ya da girdilerin verimliliklerindeki değişmelere bağlı olarak üretimdeki artış belirlenebilir.Gerek faktör kullanımındaki gerekse verimlilikteki artışlar bir dizi farklı değişkenlerin etkisi altındadır. Üretim fonksiyonu analizi çerçevesinde bu etkenler denklemler sistemine dönüştürülebilir. Bu sistemin matematiksel çözümü, bize ekonominin büyüme hızını verecektir.Dinamik bir süreç olan kalkınma dinamik bir analiz gerektirmektedir.Dinamik analizlerde başlangıç koşullarının saptanması gerekir. Başlangıç koşullarının zaman içinde göstereceği değişim bunları etkileyen yapısal parametrelere bağlıdır.Başlangıç koşulları ve yapısal parametreler bir ülke ekonomisinin geçireceği aşamaları ve yeni ekonomik ve fiziksel çevreye göstereceği uyumu hem kalite hem de kantite yönünden belirleyecektir.Ayrıca varolan talep yapısı da üretim yapısının belirlenmesinde önemli rol oynayacaktır.

*Azgelişmişliği Açıklayan Yaklaşımlar

Azgelişmişlik kuramları içinde ekonomik unsurlardan hareket eden Kısır Döngü ya da Yoksulluk Kısır Döngüsü önemli bir yer tutar. Nurkse’ün azgelişmiş ülkeler “yoksul oldukları için yoksuldurlar” ifadesiyle ün kazanan yoksulluk kısır döngüsünde -öbürlerinde de aynı biçimde belli bir faktörden başlayıp tekrar ona dönen ve dolayısıyla sistemin kendi içinde, gelişmeyi olanaksız kılan bir belirleyicilik vardır.Diğer bir yaklaşım olan Gelişme Aşamaları Kuramı’na göre, toplumlar tarihsel süreç içinde kalkınmalarını gerçekleştirirken belli başlı beş dönemden geçerler. Her bir dönemin kalkınmayı başlatan ve ülkelerin Kendini Besleyen Kalkınma Yoluna girmelerini sağlayan koşulları ve özellikleri

bulunmaktadır.Yapısalcı kuramlara göre ise, azgelişmişliğin temelinde, bu ülkelerin ekonomik, sosyal ve kurumsal yapılarında ortaya çıkan aksaklık ve bozuklar yatmaktadır.Bağımlılık yaklaşımının taraftarlarına göre, her ne kadar sömürgeci ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda, azgelişmiş ekonomilerin ihracat kesimini ve kimi altyapı alanlarını kurup geliştirmiş iseler de, bu iyileştirmenin yararları sömüren ülkeye aktarılmıştır. Azgelişmiş ülkeler sanayileşmemiş ve geri kalmış ekonomiler olarak bırakılmışlardır.Azgelişmişlik olgusunun açıklanması amacıyla demografik unsurlardan hareket eden yaklaşım, bu ülkelerdeki hızlı nüfus artışı, yüksek bağımlılık oranları ve bunların doğurduğu sorunları temel almıştır. Sanayileşmiş ülkelerin hemen tümünün deneyimleri, sanayileşme ve gelişmenin nüfus üzerinde önemli etkiler yarattığını göstermektedir. Buna karşın ağır nüfus baskısının ve bunun doğurduğu sosyoekonomik sorunların,azgelişmiş ülkelerin çözmek zorunda oldukları temel sorunlardan olduğu

göz ardı edilemez.Kalkınma sadece ekonomik değil, en az onun kadar önemli sosyokültürel süreçleri de içerir. Sosyokültürel yaklaşımlardan ikilik görüşü, özellikle sosyal ikilik modeli, azgelişmiş ülkelerin biri yerli, öteki ithal iki sosyal sistemden oluştuğunu ileri sürer. Bu kuram, dayandığı kimi varsayımların tüm azgelişmiş ülkeler için geçerli olamayacağı ya da çok abartılı olduğu gerekçesiyle önemli eleştiriler almıştır.Azgelişmiş ülke insanının psikolojik-düşünsel yapısından kaynaklanan davranış biçimi de azgelişmişliğin açıklanmasında kullanılmaktadır. Buna göre, azgelişmiş ülke insanları gelişmiş ülkelerin 18. Yüzyıldan bu yana yaşadıkları akılcı-iktisadi davranış sistemine yabancı kalmışlardır. Bu arada azgelişmiş toplumlarda egemen olan sosyal değer yargıları ile dinsel inançların da gelişme üzerinde etkileri olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu iddiaların tek başına bir neden-sonuç ilişkisi yaratmış olacakları tartışmalıdır.Son olarak coğrafi-iklimsel yaklaşımlara baktığımızda, azgelişmişliği sadece doğal koşullarla açıklamaya çalışmanın pek yerinde olmayacağını hemen ifade etmeliyiz. Kaldı ki, kalkınmanın itici gücünün doğal koşulardan çok, insan kaynağıyla, eğitimle ve doğal olumsuzlukları ortadan kaldıran teknik bilgiyle daha yakından ilgili olduğu açıktır.

*İktisadi Kalkınma ve Sermaye Birikimi

Sermaye birikimi, kalkınmanın can damarı olarak görülür. Sermaye birikimi, yalnızca tasarruf ve benzeri yollarla beslenen sermaye arzı ile açıklanamaz. Arz yanında sermaye talebinin, özellikle azgelişmiş ülkelerde büyük bir önemi vardır.Bu arada, belirli bir kalkınma düzeyine varabilmek için ne kadar sermaye gerekeceği, daha teknik deyimle her yıl milli geliri belirli bir oranda artırmak için, bu gelirden ne kadarının tasarruf edilip yatırımlara dönüştürüleceği de önemlidir. Bu sorunun yanıtını basit fakat çok kullanışlı bir

araç olan sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla verebiliriz.Azgelişmiş ülkelerde öne sürülebilecek kısır döngülerden biri de, bilindiği gibi sermaye talebiyle ilgiliydi. İşte bu döngüyü oluşturan faktörlerden en önemlisi, girişimcilerin yatırım yapma istek ve eğilimini zayıflatan pazarın küçüklüğü’dür. Teknik, yönetsel, kurumsal, sosyal ve psikolojik etkenler yanında, pazarın darlığı sermaye talebinin de çok düşük olmasına yol açmaktadır. Öte yandan, pazar darlığının nedenleri olarak para politikasını, nüfusu, ülkenin yüzölçümünü ve gümrükleri sayabilirsek de, birincil unsur üretim sürecinde görülen düşük verimliliktir. Bunun nedeni ise, üretimde yoğun sermaye kullanılmıyor olmasıdır. Başka bir deyişle,özel girişimcilerin yeterli ölçüde sermaye yatırımlarına gitmemeleridir.Bu nedenle kısır döngü, ancak bilinçli, tutarlı ve kapsamlı bir yatırım hamlesini içeren kalkınma politikalarıyla kırılabilecektir.

Popularity: 20% [?]

posted by: admin
posted on: Ocak 20th, 2010

İKTİSAT TARİHİ BİLİMİNİN DOĞUŞU : İktisat tarihi ile ilgili önerilen iki tarih vardır.Bunlardan ilki Adam Smith’in “Milletlerin Serveti” adlı kitabının yayım tarihi olan 1776 yılıdır.Diğer tarih ise 1892 yılıdır.Bu tarihte Abd Harvard Üniversitesinde William Ashley için özel bir iktisat kürsüsü kurulmuştur.İktisat tarihinin doğuşu tarihçi okula çok şey borçludur.Bu okul klasik iktisat okuluna bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Klasik okul iktisadi davranış kurallarının fizik kanunları gibi evrensel olduğunu iddia ederken tarihçi okul toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğine değinmiştir.Klasikler tümdengelim;tarihçi okul ise tümevarım metodunu esas almıştır.

TARİHÇİLERİN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : John Clapham’a iktisat tarihi geçmişin sosyal kurumlarının ekonomik yönlerini araştıran bir bilimdir.Unwin’e göre iktisat tarihi yazılı tarih boyunca insanoğlun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilimdir.Gras’a göre iktisat tarihi iktisadi olayları kronolojik olarak sıralayan ve bu olaylar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran bir bilimdir.

İKTİSATÇILARIN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : Hicks’e göre iktisat tarihi geçmiş çağların uygulamalı iktisadıdır.Heckser’e göre iktisat tarihinin amacı kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullandığının ve bu andaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğinin araştırılmasıdır.

İKTİSAT TARİHİNİN KONUSU VE GÖREVİ : İktisat tarihinin temel görevi ekonomilerin performanslarında ve yapılarında zaman içinde meydana gelen önemli değişikleri açıklamaktır.Toplumun siyasi ve ekonomik kurumları,teknolojisi,demografik durumu ve ideolojisi bu özellikleri başlıcalarıdır.Ekonomide uzun dönemdeki değişmelerin kaynağı,iktisatçılar tarafından kısa dönem tahlillerde çoğunlukla sabit olarak kabul edilen nüfus,teknoloji,mülkiyet hakları ve ekonomik kaynaklar üzerinde devlet kontrolünün derecesi gibi parametrelerde meydana gelen değişikliklerdir.İnsanlığın ekonomik tarihi,toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişim çerçevesinde yazılabilir.Bu iki değişimden birincisi tarım inkılabı,ikincisi ise sanayi inkılabıdır.

TARIM İNKILABI : İnsanlar yaklaşık 10000 yıl önce yerleşik tarıma geçmişlerdir.Çeşitli bitkiler yetiştirmeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrendiler.Bu gelişme neolitik inkılap da denen temel ekonomik değişimi hızlandırdı.Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik tarıma geçiş insanın sosyal ve ekonomik gelişme hızını artırdı.Tarım birbirinden bağımsız olarak farklı zamanlarda farklı bölgeler olan Ortadoğu,Orta Amerika ve Kuzey Çin’de ortaya çıktı.Neolitik çağın çiftçileri sürekli ekim nedeniyle verimliliği yiten toprakları terk ederek yeni,bakir topraklarda tarım yapıyorlardı.Modern zamanlarda bilinen bütün önemli yiyecek bitkileri neolitik çiftçiler tarafından keşfedilmiştir.Ayrıca çanak çömlek imali,dokuma,ekmek yapma ve keskin bir araç elde etmek için taşların cilalanması gibi teknikler de neolitik zamanlarda keşfedilmiştir.

TARIM İNKILABINI AÇIKLAYAN TEORİLER : Childe tarafından geliştirilen çevre değişikleri teorisi , Braidwood tarafından geliştirilen çekirdek alan teorisi , Binford tarafından geliştirilen nüfus artışı teorisi.

TARIM İNKILABININ SONUÇLARI : Nüfus arttı.Zaman içinde avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe doğru sürekli bir geçiş oldu.İlk kez siyasi bir organizasyon tipi olarak devlet doğdu.Teknolojik gelişme alanında büyük adımlar atıldı.Demir çağı bronz çağının yerini aldı.Ticaret gelişti ve genişledi.Bölgelerarası ticaretin önemi arttı.Şehirler ilk kez gelişti.Çeşitli ekonomik organizasyon tipleri doğdu.Komünal mülkiyet tipi doğdu.

ÜNİTE – 2

İLK MEDENİYETLERDEN KLASİK DÖNEME İLK ÇAĞ EKONOMİLERİ : Yalnızca yıllık su baskınlarının tarlaları verimli hale getirdiği bazı nehir vadilerinde sürekli tarım yapılabiliyordu.Tarımın ilk geliştiği bölgelerden yalnızca iki vadi böyle bir imkanı sağlıyordu.Bu vadiler: Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölge ve Mısır’ın Nil Vadisi’ydi.

MEZOPOTAMYA : M.Ö. 6000 ile 3000 yılları arasında ortaya çıkan bir dizi sosyal değişim ve teknik ilerleme küçük neolitik yerleşim yerlerinin şehirlere dönüşmesini sağladı.Bu dönemde ortaya çıkan en önemli teknik ilerlemeler; yazının icadı,bakırın eritilmesi ve dökülmesi,hayvan gücünün saban ve tekerlekli araçlara koşulması,yelkenli gemilerin ve çömlekçi tekerleğinin bulunmasıydı.Daha 3000’lere gelmeden köleler,kiracı çiftçiler,esnaf,tüccar,din adamları ve yöneticiler ayrı sosyal gruplar olarak ortaya çıktılar.İlk Sümer kayıtları Mezopotamya bölgesinde verimli topraklarda bazı bağımsız şehir devletlerinin doğduğunu göstermektedir.İstilalara rağmen Sümer hayat tarzı oldukça istikrarlı olarak varlığını sürdürebildi.Uzak mesafeli ticaret Mezopotamya’da önemli ve hayati bir rol oynuyordu.Ticari koloniler oluşturulmuştu.Hukuk kuralları oldukça gelişmişti.Gümüş para şeklinde olmasa bile bir değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılıyordu.

MISIR : Mısır’ın gelişmesi Mezopotamya’nın gelişmesi ile paralellikler göstermekle birlikte önemli bir fark vardı.O da aşılmaz çöllerle Mısır’ın istilalara karşı korunmuş olmasıydı.Mezopotamya’da topraklar özel mülkiyet altındayken; Mısır’da firavun tüm Mısır topraklarının sahibiydi.Ticaret firavunun adamlarının tekelindeydi.Mısır’da üretim büyük ölçüde merkezi bürokrasi tarafından planlanıyordu.

MEDENİYETİN YAYILMASI : 4.binyıl boyunca Ortadoğu’da çiftçiler ürün rotasyonu,nadasa bırakma ve hayvan pisliği,kül ve deniz kabukları ile toprağı gübreleme gibi verimliliği artırmayı sağlayan tedbirleri öğrendiler.Sürekli köyler teşekkül ettikten sonra ticaret yollarının kesiştiği noktalarda ya da idari ve dini merkezlerde yeni şehirler kuruldu.

YUNAN EKONOMİSİ : Yunanistan’ın toprağı dağlıktı.Bu yüzden deniz ana ulaşım yoluydu.İlk yunan tüccarları esas olarak Doğu medeniyetlerinin gelişmiş merkezleri ile Akdeniz çevresinin geri kalmış ülkeleri arasında aracı rol oynadılar.Lidyalılardan öğrenilen para ticarette büyük bir kolaylık sağladı.Yunan şehirlerinde Pazar ekonomisinin ve ihtisaslaşmanın gelişmesini teşvik etti.Toprakların büyük bir bölümünü bağcılığa ve zeytinciliğe ayırdılar.Sonraki yüzyıllarda zeytincilik ve bağcılık tipi tarım,Akdeniz dünyasının büyük bir bölümüne yayıldı.M.Ö. 800-500 yılları arasında ihtisaslaşma ve işbölümü arttı.Hem iç hem de uluslar arası ticaret gelişti ve bunu da para ekonomisinin yaygınlaşması izledi.Buğday,kereste,esir ve bazı lüks mallar ithalatı gümüş,zeytinyağı,çanak çömlek ve diğer ihracat mallarıyla karşılanıyordu.Atina parası ayarı ve ağırlığıyla uluslar arası bir ödeme aracı oldu.Atina’nın ekonomik refahının en önemli nedeni üretim faktörleri üzerinde etkin bir mülkiyet hakları sistemi kurmayı ve buna uygun bir hukuki çerçeve meydana getirmeyi başarmasıydı.Helenistik çağda ekonominin en göze çarpan özelliği üretim ve bölüşüm üzerinde Doğu’ya özgü devlet kontrolü uygulamasının benimsenmesiydi.İskender’in fetihleri ile gerçekleşen coğrafi yayılma Helen dünyasının Hindistan ile doğrudan ticaret ilişkileri kurmasını sağladı.Çin ile ticaret de önem kazandı.bazı şehirler sınai ihtisaslaşmaya bile yöneldi.Helen çağı eski dünyada başarılmış,bölgesel ekonomik bağımlılık ve ihtisaslaşmanın en yüksek düzeyine ulaştı.

İLKÇAĞ EKONOMİLERİNDE DEĞİŞME VE GERİLEME : Tarımın ortaya çıkışından sonra nüfus önemli ölçüde artmaya başlamıştı.Nüfus artışı ve bunu izleyen azalan verim hadisesi geçmiş ekonomilerin çöküşünün ilk hazırlayıcısı olmuştur.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN EKONOMİSİ : Roma şehir devleti başlangıcında aristokratik bir karakter arz ediyordu.Roma toplumu başında bir kral ve yönetimi elinde bulunduran askeri patrici zümresi ile küçük toprak sahipleri,kiracı çiftçiler,esnaf ve tüccarın meydana getirdiği pleb sınıfından meydana gelmekteydi.Zenginleşen plebler devletin idaresinde particilerin arasına katılarak etkinlik kazanabildi.Böylece siyasi yapı aristokrasiden oligarşiye dönmüş oldu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA NÜFUSU : Ölüm oranı yüksek,hayat süresi kısaydı.nüfusun büyük bir bölümü kırsal bölgelerde yaşıyor ve toprakta çalışıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TARIMI : İmparatorluk nüfusunun büyük bir bölümü tarımla uğraşıyordu.Tahıllar yaygın üretimi yapılan ürünlerdi.İmparatorlukta deniz yoluyla yürütülen uzak mesafeli ticaret mahalli ihtisaslaşmaya imkan veriyordu.Yeni fethedilen bölgelerden Roma’ya bol ve ucuz olarak hububat akması üzerine İtalya’da karlı olmaktan çıkan tahıl üretiminin önemi azalırken,geniş alanlar hayvancılığa ayrılmış,verimli topraklarda ise bağcılık ve zeytincilik önem kazanmıştı.Kölelik yeniliği önleyici bir faktördü.İtalya’nın kırsal nüfusu büyük ölçüde kendi sahibi ya da kiracısı oldukları toprakları izleyen bağımsız köylülerden oluşuyordu.İmparatorlukta temel vergi ekili arazi üzerindeydi.Köylüler altın olarak sabit kalan vergiyi gümüş parayla değerlendirildiğinde daha fazla olarak ödemek zorundaydılar.

LATİFUNDİA : İşgücünün büyük kısmı kölelerce sağlanan ve kar amacıyla üretim yapan büyük çiftliklerdir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA ŞEHİRLERİ : Roma uygarlığı bir şehir uygarlığıydı.Şehirlerin önemli bir fonksiyonu mahalli yönetim merkezleri olmasıydı.Bazı şehirler ise askeri bir fonksiyona sahipti.Şehir nüfusunun önemli bir bölümünü tarım işçileri oluşturuyordu.Şehir halkının gerek duyduğu tahıllar,zeytinyağı ve şarap vergi gelirleriyle karşılanıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TİCARETİ : Ticaret imparatorluğa hayatiyet kazandıran ve zenginliğinin temelinde yatan unsurdu.Akdeniz, ticareti ve mal hareketlerini teşvik ediyordu.Ticaret,büyük ölçüde zengin kesimin lüks ihtiyaçları ile ordunun taleplerini karşılamaya yönelikti.İmparatorluk geniş bir yol ağına sahipti.Akdeniz ticaretinin en önemli kalemi tahıldı.Kara ticareti daha değerli mallarla sınırlıydı.Diğer önemli bir ticaret konusu kölelerdi.Askeri ve stratejik önemi olan malların imparatorluk dışına gönderilmesi yasaktı.Çanak çömlek ve bronz eşyalar en çok ticareti yapılan mallardı.Bu ticaret karşılığında imparatorluğa barbar dünyadan hayvan,orman ürünleri ve en önemlisi de köle geliyordu.Roma’nın altın parası Aureus; gümüş parası ise Denarius’du.

GEÇİMLİK EKONOMİ : Üretimin esas olarak öz tüketim için yapıldığı,yaşam standardının temel ihtiyaçların ötesini karşılamadığı,marjinal prodüktivitenin çok düşük olduğu bir ekonomidir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA’DA İMALAT FAALİYETLERİ : İmparatorlukta önemli sanayi dallarından biri taş ocağı işletmeciliğiydi.Diğer önemli bir sanayi kolu da madencilikti.Madenler,önemli ölçüde uzak mesafeli ticarete konu oluyordu.Diğer gelişmiş bir sanayi kolu çanak çömlek sanayisiydi.Önemli sanayi kollarından bir diğeri olan dokuma daha çok bir ev endüstrisi durumundaydı.Doğu eyaletleri zengin bir sınai geleneğe sahip mamul mal üreticisi bölgelerdi.Buna karşılık imparatorluğun Avrupa’daki batı eyaletleri daha çok hammadde yetiştiricisi bölgeler durumundaydı.Büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf grupları loncalarda toplanmıştı.Collegia adı verilen bu dernekler ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kuruluşlardı.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİ VE ÇÖKMESİ : Barbarların artan askeri yetenekleri Roma’nın mukayeseli üstünlüğünün azalmasına yol açıyordu.Askeri üstünlükteki bu nisbi düşüşle birlikte imparatorluğun masrafları da artmaktaydı.Harcamalar böylece artar ve vergi ihtiyacı yükselirken verginin kaynağı süratle aşınıyordu.İmparatorlukta bir işgücü kıtlığı da doğmuştu.İmparatorluk karşılaştığı bu problemlerin üstesinden gelebilmek için sonuçta ekonomiyi daha zor şartlara iten çeşitli tedbirlere başvurdu.İlk olarak artan gelir ihtiyacını karşılayabilmek için vergiler ağırlaştırıldı.İkinci olarak da paranın ayarıyla oynayarak değerini sürekli düşürdü.Sonuçta imparatorluk tamamen altın para sistemine geçti.Para değişim aracı olma fonksiyonunu önemli ölçüde kaybetti.

ÜNİTE – 3

AVRUPA’NIN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ : Avrupa toprakları coğrafi farklılıklar gösteriyordu.Nehirlerin önemli bir kısmı gemiciliğe elverişli olduğundan ağır ve hacimli malların taşınabilmesi için önemli bir imkan sağlıyordu.Kuzey Batı Avrupa’nın kıyıları girintili çıkıntılı olup pek çok sayıda liman bulunmakta ve bu coğrafya denizciliği teşvik etmekteydi.Kuzey Avrupa maden kaynakları bakımından zengindi.Demir ve kömür iki önemli madendi.Kuzeybatı Avrupa’nın iklimi Akdeniz’den daha nemlidir.Yağışlar yıl içinde düzenli olarak dağılmıştır.Kışlar daha soğuk,yazlar ise daha sıcak olur.

ORTAÇAĞ AVRUPA TOPLUMU : Ortaçağ’da Avrupa toplumu üç etkiye tabiydi.İlk etki Roma İmparatorluğu’nun mirasının etkisiydi.Bu etki kıtanın güney ve güneydoğu bölgelerinde daha belirgindi.İkinci etki Cermen istilacılarının etkileriydi.Bu etki kuzeyde daha belirgindi.Üçüncü etki evrensek kilise kurumlarından kaynaklanıyordu.Kilisenin etkisi din,politika ve ekonomide hissedilmekteydi.Roma İmparatorluğu döneminde medeni Avrupa Roma’nın egemenliği altında olan Akdeniz Avrupa’sı ile sınırlıydı.Toprakta komünal mülkiyet vardı.Hayvanlar özel mülkiyet altındaydı.Romalılarla hayvan ve köle karşılığında yürütülen lüks mallar ticareti Cermen aşiretlerinin süratli bir sosyal farklılaşma sürecine girmesine yol açtı.Kilise eğitimin tek merkeziydi.Pek çok manastır Ortaçağ’da aynı zamanda önemli tarım üretim merkezleriydi.

ORTAÇAĞ’IN EKONOMİK DÖNEMLERİ : 476 ile 1000 yılları arasındaki dönemde (Karanlık Çağ ya da Erken Ortaçağ) Avrupa siyasi ve ekonomik düşüş içindeydi.Bu dönemde Avrupa’da giderek feodal bir siyasi yapı ve malikaneler ekonomisi gelişti.1000 yıllarından başlayarak 14. yüzyılın başlarına kadar olan İleri Ortaçağ döneminde yaygın ve hızlı bir ekonomik kalkınma görüldü.Feodalizmin zirveye ulaştığı bu dönemde nüfus,zirai ve sınai üretim ve ticaret büyüdü;şehirler canlandı;kültürel bir patlama oldu.14. ve 15. yüzyıllardaki Geç Ortaçağ’da ekonomik bir kriz yaşandı.Büyük ölçekli malikane tarımının sanayinin ve uluslar arası ticaretin düştüğü bu dönemde nüfus da azaldı.Asiller arasındaki savaşlar ve yaygın köylü isyanları bu krizin siyasi göstergeleriydi.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA İSTİLALAR VE FEODAL ÖRGÜTLENME : Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla Avrupa yaklaşık yarım bin yıl sürecek bir siyasi kargaşa dönemine girdi.Önce Cermen aşiretlerinin uzun ve tahripkar istilaları yaşandı.Daha sonra Müslümanlar fetihleriyle Avrupa’yı sarstılar.Dönemin sonlarına doğru ise Macarlar ve Vikingler Avrupa’yı istila eden yeni güçler oldular.İlk iki istila dalgasının Avrupa üzerinde olumlu bir etkisi oldu.Avrupa içinde iktisadi ve kültürel birlik doğdu.Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Kuzey Avrupa nisbi durumunu iyileştirmeye başladı.Bunun kısmi bir nedeni Güney Avrupa ile daha yakın bir işbirliğine girilmesiydi.Müslümanların Akdeniz’i ele geçirmesi bu bütünleşmeyi daha da hızlandırdı.7. yüzyıldan itibaren Akdeniz dünyasının birliği kaybolurken Avrupa içinde bütünlük doğmuş oldu.Fakirleşen Akdeniz kesimi kıtanın kuzey kesimine daha sıkı şekilde bağlandı.Avrupa bütün bu istilalara karşı bir kendini savunma sistemi olarak feodalizmi geliştirdi.Şövalye at üzerinde mızrak ve kılıçla dövüşen kalkan ve zırhla korunmuş profesyonel bir savaşçıydı.Tepede ülkenin bütün toprakları Tanrı tarafından kendisine bağışlanmış bir kral bulunuyordu.Kral topraklarını fief adı verilen parçalara ayırarak vassal adı verilen adamlarına emanet etmişti.

FEODALİZM : Büyük arazilere sahip lord ya da senyör denilen kişilere korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylülerin alt tabakasını medyana getirdiği dikey olarak örgütlenmiş siyasi,iktisadi ve sosyal bir organizasyondur.

FİEF : Osmanlı toprak sistemindeki tımara benzer.Ancak tımarda toprağın çıplak mülkiyeti devlete aittir.

VASSAL : Bir derebeyinin himayesindeki ve ona bağlı kimsedir.

FEODAL SÖZLEŞMENİN TEMEL UNSURU : Senyör tarafından bağışlanan toprak üzerindeki hakların vassal tarafından sağlanan askeri ve diğer hizmetler karşılığında değiştirilmesidir.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA MALİKANE : Siyasi gelişmeler sonucu 10. yüzyılda Avrupa’nın pek çok kısmı malikane olarak bilinen küçük siyasi ekonomik birimlere ayrılmıştı.Malikanenin işlevi köylünün güvenliğini,aristokrat sınıfın ise otoritesini ve geçimini sağlamaktı.Bu dönemde ticaret son derece sınırlıydı.

AĞIR SABAN VE AÇIK TARLA SİSTEMİ : Malikanenin toprakları dört bölümden meydana geliyordu.Yerleşim yeri,tarlalar,çayırlar,koruluk ve ormanlar.Tarlalar, malikane halkının beslenmesini sağlayan ürünlerin yetiştirildiği yerlerdi.Akdeniz Avrupa’sı kuru bir iklime ve yumuşak topraklara sahip olduğundan temel tarım aracı bir çift öküzle çekilen ve toprağı adeta tırmıklayan hafif bir sabandan ibaretti.Geleneksel hafif saban çapraz sürümü gerektirdiğinden tarlalar genellikle kare şeklinde oluyordu.Ağır sabanda ise tarlaların uzun çizgiler halinde sürülmesi en etkin sürüm şekliydi.Ortaçağ Kuzey Avrupa tarımının bir başka özelliği bölgeler arasında ihtisaslaşma olmadığı için hububat tarımı ile hayvancılığın aynı malikane içinde bir arada yürütülmesiydi.

İKİLİ VE ÜÇLÜ TARLA ROTASYONU : Erken Ortaçağ’da Avrupa ikili tarla rotasyonunda tarlaların bir bölümüne kış ekimi yapılıyor,diğer bölümü ise üretkenliğini yeniden kazanabilmesi için boş bırakılıyor yani nadasa ayrılıyordu.Üçlü tarla rotasyonunda ise tarlalar üç ana kısma ayrılıyordu.

ORTAKLAŞA TARIM : Sürüm,ekim,biçme ve harman zamanı her topluluk tarafından geleneklere,iklim şartlarına ve diğer faktörlere bağlı olarak düzenleniyordu.Tek tip ürün tartışmanın yapılması zorunluydu.Sistem herhangi bir yeniliğe kapalıydı.

ÇAYIR , KORULAR VE YERLEŞİM YERİ : Çayır da tarlalar kadar önemliydi.Korular ise malikanenin çeşitli hayvanlarının yazın otlamasını sağlıyordu.Korulardan aynı zamanda yakacak odun ve inşaat kerestesi elde ediliyordu.Malikanenin dördüncü kısmı ise yerleşim merkeziydi.Yerleşim yeri tarlaların ortasında,su kaynağına yakın bir yerde ve köyü dış dünyaya bağlayan bir yolun üzerinde bulunuyordu.

MALİKANEDE SOSYAL YAPI : Ortaçağ’da toprak üzerinde yaşayan insanlar arasında karışık bir sosyal ve hukuki farklılaşma vardı.Bu yapının alt tabakasını ise korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylüler meydana getiriyordu.Bir bütün işletmeye sahip olan her köylü rezervde genellikle haftada üç gün çalışmak ve bu iş için gerekli saban,öküz ve aletlerden kendi payına düşeni getirmek zorundaydı.Köylülerin angarya hizmetlerini düzenleme işi lord tarafından tayin edilen kahyalarca yürütülüyordu.Lord malikanedeki anlaşmazlıkları ve davaları görerek karara bağlayan ve cezaları tespit eden bir mahkeme toplardı.Para ya da ürün şeklinde verilen cezalar lorda ödenirdi.

REZERV : Lordun doğrudan yararlandığı topraklardır.

SANAYİ : Ortaçağın ilk yarısında sınai mamul mal üretimi sınırlıydı.

ÜNİTE – 4

İLERİ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA SİYASİ İSTİKRARIN SAĞLANMASI : Yalnızca savaşçılık ve din adamlığı saygı gören mesleklerdi.Bu dönemde Avrupa dışa karşı saldırgan bir politika izleme imkanı buldu.Haçlı akınları şeklinde Müslümanlara karşı girişilen saldırılar,Avrupa içindeki göç ve kolonizasyon hareketleri ile Avrupa dışında ticari üsler kurma çabaları bu saldırgan politikanın en belirgin göstergeleriydi.

EKONOMİK BÜYÜME : 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ticaret genişlemiş,yeni şehirler doğmuş ve büyümüş,ekonomik ihtisaslaşma ortaya çıkmıştır.Henry Pirenne’ye göre Avrupa’nın gösterdiği genişleme bir dış faktörün etkisiyle ortaya çıkmıştır.Bu dış faktör bir yandan Haçlı seferleri sonucunda Akdeniz’in ticarete yeniden açılması,öte yandan da 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın gerek Akdeniz yoluyla ve gerekse Rusya toprakları aracılığıyla Bizans ve İslam dünyasıyla ticari ilişkilerini geliştirmesidir.Ortaçağ’daki ekonomik gelişmenin merkezleri Kuzey İtalya,Güney Alçak Ülkeler (Hollanda,Lüksemburg ve Belçika) ve Hansa şehirleriydi.İtalya Avrupa’nın en gelişmiş bölgesiydi.Güney Alçak Ülkeleri ise Karolenj döneminde ekonomik canlanmasını gerçekleştirmişti.

NÜFUS : Savaşlar,açlıklar,kıtlıklar ve salgın hastalıklar yüzünden nüfus artışı yavaşladı.Ortaçağ döneminde Avrupa nüfusu daima genç bir nüfustu.10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren artışlara rağmen Avrupa nüfusu nispeten azdı.Çeşitli kültürel faktörler sanayi öncesi Avrupa’da doğurganlığı sınırlamaktaydı.Evlilik yaşı oldukça ileriydi.

ŞEHİRLERİN DOĞUŞU VE BÜYÜMESİ : 11. yüzyıldan itibaren gezginci tüccarın ve esnafın bu merkezlere yerleşmesiyle şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldi.Şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldikten sonra süratle büyüdü.Bu büyümenin temelinde yoğun halinde göç hareketi yatıyordu.Şehir nüfusu kırsal bölgelerden nüfus göçüyle büyüdü.şehirlerin doğuşunun siyasi bir sonucu feodal olmayan bir yönetim şeklinin ortaya çıkmasıydı.Malikane mahkemesinin kuralları şehirli tüccarın ihtiyaçlarına pek uygun düşmüyordu.Bu yüzden tartışmalı sözleşmelerin bir karara bağlanabilmesi için yeni ticaret hukuku kuralları geliştirildi.Canlı bir tüccar ve esnaf topluluğunun kendilerine ek bir gelir getireceği ümidiyle pek çok müteşebbis feodal yönetici yeni şehirler kurma yoluna gitti.bu yeni şehirlere sakinlerinin sahip olacağı hürriyetleri belirten imtiyaznameler bağlandı.Fransa ve İngiltere’de krallar da kasaba ve şehirlerin bu imtiyazlarının garantörü oldular.Böylece krallarla şehir halkı arasında bir ittifak doğu.Bu ittifak Fransa ve İngiltere’de milli monarşilerin kurulmasının temelini oluşturdu.Feodal dünyada tipik olarak dikey bir düzenleme geçerliydi.İnsanlar arasındaki ilişkileri fief ve hizmet,bağış ve bağlılık yemini,lord vassal ve serf gibi kavramlar düzenlemekteydi.

TEKNOLOJİK YENİLİKLER : 6. ve 11. yüzyıllar arasında ortaya çıkan teknolojik yenilikler daha çok tarımla alakalıydı.Bu yeniliklerin en önemlileri ağır saban,üçlü tarla rotasyonu ve yeni bir at koşum siteminin geliştirilmesi ile çivili at nalıydı.Ağır sabanın en büyük avantajı yumuşak topraklara göre daha verimli olan Kuzey Avrupa’nın yoğun ve sert topraklarını tarıma elverişli hale getirmesiydi.ikinci önemli avantajı insan emeğinden tasarruf sağlamasıydı.üçüncü avantajı ise toprakların uzun çizgiler halinde sürülmesine imkan sağlamasıydı.Üçlü tarla rotasyonu da önemli avantajlara sahipti.Farklı mevsimlerde değişik ürünlerin ekilmesi hasat kötülüğüne ve onu izleyen kıtlığa karşı bir sigorta mekanizması görevi yapıyordu.Bu sistemin ikinci ve daha önemli avantajı sürüm işlemlerinin yıl içinde daha düzenli olarak dağılmasına ve böylece yeni toprak açma faaliyetlerinin hızlanmasına imkan vermesiydi.Yulaf üretiminin artması atı,tarımda,taşımada ve sanayide yararlanılan önemli bir güç haline getirdi.Avrupa’da at besleme yaygınlaştı.Ortaçağ’da meydana gelen bir diğer önemli teknolojik değişme de su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşmasıydı.10. yüzyılın ortalarında Flandra’da dikey tezgah bulundu.13. yüzyılın ikinci yarısının önemli yenilikleri çıkrık ve gözlüktü.14. yüzyılın başlarında ilk saatler ve ateşli toplar ortaya çıktı.Aynı dönemde kanallar için kapama sistemleri geliştirildi.15. yüzyılda ise gemi yapım teknolojisinde önemli değişmeler oldu.Tam yelkenli gemilere inşa edildi.15. yüzyılda ortaya çıkan diğer önemli bir değişme matbaanın icadıydı.

TEŞEBBÜS VE KREDİ ALANINDAKİ GELİŞMELER : Panayırların düzenlenmesi,ticari temsilcilerin yaygınlaşması,yeni muhasebe tekniklerinin doğuşu,çek,ciro ve sigorta bu gelişmelerden yalnızca birkaçıdır.İtalya,bu yeniliklerin bir çoğunun doğuş yeridir.Tasarrufların toplanarak prodüktif alanlara yöneltilmesi amacıyla daha karmaşık başka müesseseler de geliştirildi.Bunun tipik bir örneği 10. yüzyılda doğan ve daha sonra yaygınlaşan Commenda’ydı.Commenda’nın ekonomik önemi toplumun likit fona sahip bütün üyelerinin dolaylı yolla da olsa üretim sürecine katılabilmesiydi.15. yüzyıla doğru Commenda yerini saha gelişmiş bir ortaklık şekli olan Kumpanya’ya bıraktı.İlk başta kumpanyalar kan bağına sahip kişiler arasında kurulan bir ortaklıktı.Kumpanyaların ilave sermaye ihtiyacı mevduat yoluyla karşılandı.Bu durum ticaretle bankacılık faaliyetlerinin birbirlerine yaklaşması demekti.Poliçenin gelişmesi bu ilişkiyi daha da güçlendirdi.Poliçe paranın bir bölgeden diğerine transferinin bir atacıydı.Poliçenin ekonomiye katkısı sermayeyi oldukça likit ve uluslar arası ölçüde mobil hale getirmesiydi.Bütün bu gelişmeler genel bir ekonomik gelişmeyi mümkün kıldı.Tüm gelir kategorileri,karlar,ücretler ve kiralar arttı.Yalnızca faizler yükselmedi.

PARA ALANINDAKİ GELİŞMELER : Pound bir ağırlık,shilling eski bir paranın adı,penny ise dolaşımdaki tek paraydı.Ortaçağ’da uluslararası seviyede haklı bir şöhret yapan paralar Floransa’nın altın florini ve Venedik’in altın dukasıydı.Para kıtlığından ve düşen fiyatlardan kurtulmanın yolları kredinin geliştirilmesi,madeni para dışında ödeme araçlarının yaygınlaştırılması,paranın altın ve gümüş ayarının bozulmasıydı.Ortaçağ boyunca en hızlı ekonomik gelişmeyi yaşayan ülkeler aynı zamanda en büyük para ayarı bozulmasına şahit olan ülkelerdi.

TARIMSAL GENİŞLEME : Tarımsal genişleme iki şekilde kendini gösterdi.İlk olarak yeni topraklar tarıma açıldı.İkinci olarak yaygın bir kolonizasyon faaliyetine girişildi.Tarımla ilgili Alman tekniklerinin etkisi Slav bölgelerinde de görüldü.

MALİKANE BÜNYESİNDE DEĞİŞMELER : Malikane halkı sınai üretimlerine son vererek bu ihtiyaçlarını kendi tarımsal ürünleri karşılığında şehirlerden temin etmeye başladılar.Asil sınıfın tüketmek istediği malları pazardan temin etmesi mümkündü.Ticaretin yeniden canlanması asil sınıfın tüketim malları talebini yükseltmişti.Bu iki gelişme de asil sınıfın nakdi gelir ihtiyacını artırmıştı.Lord için topraklarından nakdi kira almak,vergileri ürün yerine para olarak toplamak ve elde ettiği bu nakdi gelirle ihtiyaçlarını pazardan sağlamak daha etkin bir çözüm haline gelmişti.Lordlar angaryaları yıllık sabit para ödemelerine çevirdiler.Aynı zamanda rezerv topraklarını parçalara bölerek sabit bir ödeme karşılığında kiraya verdiler.Anlaşmalar geleneksel olmaktan çıkarak sözleşmelere dayalı hale geldi.Daha önce krala karşı hizmetlerini şahsen yerine getiren lordlar bu hizmetlerinin karşılığı para olarak ödemeye başladılar.

TİCARETİN BÜYÜMESİ VE ÇEŞİTLENMESİ : Avrupa’da ticaret daima varolmuştu.9. ve 10.yüzyılın istila ortamında daralmış,lüks ve dini karakterli mallarla sınırlı hale gelmiş,ancak yine de devam etmişti.12. yüzyıldan itibaren Avrupa artık satmak için yeni mallara sahipti.Dokuma ve madeni eşya ihracatı artan ölçüde kereste,şap,ipek ve baharat ithalatı karşılığında kullanılmaya başlanırken,altın çıkışı daha küçük oranlara inmeye başladı.Akdeniz ticaretinin karakteri de değişti.Daha 12. yüzyılda üretimde bölgesel ihtisaslaşma Ortaçağ Avrupa ekonomisinin belirgin bir özelliği olmaya başlamıştı.Avrupa içinde önemli bir ticaret hareketi Kuzey Avrupa ile Güney Avrupa arasında cereyan ediyordu.Ortaçağ’da önemi giderek artan bir diğer ticaret alanı Kuzey denizleriydi.Bu ticarete Hansa adı altında örgütlenmiş Alman ticaret şehirleri hükmediyordu.Kuzey denizlerindeki ticarette Avrupa gelişmiş,İskandinavya ve Baltık Bölgesi ise gelişmekte olan bölge durumundaydı.Karolenj döneminde tüccarlar başta Suriyeliler ve Yahudiler olmak üzere yabancılardı.Tüccar sınıfı ayrıca şehirlerde siyasi güç tekeline de sahipti.

SANAYİ : Ortaçağ toplumu esas olarak tarıma dayalıydı.Ancak sanayinin ekonomiye katkısı da önemliydi.Ortaçağ’da en geniş ve yaygın sanayi kolu dokumacılıktı.Kumaş Avrupa’da her ülkede,her bölgede ve hatta her evde imal ediliyordu.Yün yanında keten de başta Fransa ve Doğu Avrupa olmak üzere pek çok bölgede üretiliyordu.İpek ve pamuk üretimi ise İtalya ile Müslüman İspanya’sında toplanmıştı.Dokuma endüstrisine göre daha küçük,fakat ekonomik açıdan daha önemli bir sanayi kolu da [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji ve onunla ilgili yan faaliyetlerdi.Diğer önemli bir sanayi kolu dericilikti.

ÜNİTE – 5

GEÇ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA EKONOMİK KRİZ : 14. yüzyıl boyunca nüfusun azalması,talebin ve üretimin de düşmesi sonucunu doğurmuştu.Rönesans dönemi azalan üretim,düşen hayat standartları ile ekonomik düşüş dönemi olarak görülmektedir.Büyüme dönemi 14. yüzyılın başlarında sona ermiştir.İktisat tarihçileri Ortaçağ’ın sonlarındaki bu ekonomik düşüşün nedenleri konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Birinci görüşe göre bu düşüş ekonomik hareketlerin devri niteliğinin bir sonucuydu.İkinci görüş bu krizi mali nedenlere bağlamaktadır.Avrupa devletleri bu dönemde Yüzyıl Savaşları savaş ekonomisi içine girmişti.Bu durum vergi gelirlerine olan ihtiyacı artırdı.Üretici likidite sıkıntısı içine düştü.Üçüncü bir açıklama bu ekonomik krizi iklim değişmelerine bağlamaktadır.

TARIM : 13. yüzyıl boyunca Avrupa ekonomisinde bazı darboğazlar kendini göstermeye başlamıştı.Demografik baskı sonucu daha düşük verimli topraklar üretime açılmaktaydı.Toprak nüfusa göre kıt bir faktör haline geldiğinden değeri yükselmiş,buna karşılık ücretler düşmüştü.14. yüzyılın ortasındaki büyük nüfus kırımı üretimin iki temel faktörünün nisbi kıtlık durumlarını çarpıcı biçimde değiştirdi.İşgücünün %25 oranında azalması onu nisbi olarak yetersiz hale getirdi.Köylü isyanları ortaya çıktı.Toplam talep nüfustaki azalmaya paralel bir şekilde düştü.Bir başka değişme ortalama köylü işletmesinin büyümesiydi.Nüfusun düşmesi rezervler üzerinde olumsuz etkide bulundu.Lordlar için en önemli alternatif toprak kullanım şekli ekili alanların çayırlara dönüştürülmesiydi.Tarımsal malların fiyatlarının düşmesi köylü ve şehirli kesimlerin refahını farklı şekilde etkiledi.Geçimlik üretim yapan köylü daha büyük ve verimli topraklara sahip olduğu için bu kriz döneminden kazançlı çıktı.Şehirlilerin sattığı sınai ve ticari malların fiyat esnekliği tarımsal mallar göre genellikle daha düşüktür.Nakdi gelirleri azalana köylü kesiminin alım gücü de düşmüş oldu.Şehirli tüccar ve esnaf,müşterisini büyük ölçüde yitirdi.14. yüzyıldaki salgının etkisi Doğu Avrupa’da Batı ve Güney Avrupa’ya göre daha sınırlı oldu.Küçük şehirlerin tüm Doğu Avrupa’ya yayılması bölgede tarımsal ve sınai üretim için talebin genişlemesi demekti.Üretim ve ticaretteki bu genişlemenin önemli bir sonucu ticari tahıl üretiminin artışı oldu.İşletmeler köylülerden geri alındı ve yarı hür köylülerin statüleri tekrar serf durumuna düşürüldü.16. yüzyıla girmeden serfleştirme süreci tamamlanmıştı.Doğu Avrupa’da hububat fiyatlarının düşmesi batı’daki gelişmelerin aksine yeniden büyük çiftliklerin kurulması ve köylü üzerindeki lord kontrolünün artması sonucunu doğurdu.

TİCARET VE SANAYİ : Tüccarlar daralan iş hacmi karşısında işlemlerini rasyonelleştirmek için çift girişli muhasebe sistemini benimsediler.Sanayide ise mamul malların hem üretimleri hem de talepleri Büyük Salgın’dan sonra önemli ölçüde düştü.Mesleğe giriş şartları zorlaştırıldı.madeni üretimle ilgili sanayilerde ise Ortaçağın son döneminde genişleme görülmekteydi.

SANAYİLERİN KIRSAL BÖLGELERE GÖÇÜ : Büyük çapta dokuma sanayi,daha sınırlı ölçüde de demir ve madeni eşya sanayileri kırsal bölgelere yayıldı.Ortaçağ’ın sonlarında sanayinin bu göçü çok çeşitli nedenlerden kaynaklanıyordu.Bunlar arsında en önemlisi su gücüyle çalışan basit makinelerin sanayide artan ölçüde kullanılmaya başlanmasıydı.Diğer önemli bir neden talep yapısındaki değişmelere uyma konusunda şehir sanayilerinin yeterli esnekliği gösterememesiydi.Sanayide bu coğrafi değişimin diğer bir nedeni işgücünün kırsal bölgelere göre daha ucuz olmasıydı.Modern kapitalizmin ilk tezahürü olarak değerlendirilebilecek ve putting-out sistemi olarak adlandırılan bu düzenlemede esnaf tüccar için çalışıyordu.Tüccar hammaddeyi temin ediyor ve iş için parça esası üzerine ücret ödüyordu.Esnaf,tüccara karşı hiçbir güvenceye sahip değildi.

ÜNİTE – 6

GELİŞMEMİŞ AVRUPA’DAN GELİŞMİŞ AVRUPA’YA GEÇİŞ : Ancak 1000 yıllarından itibaren Avrupa kalkışa geçti.Kalkış Amerikalı iktisat tarihçisi Rostow’un geliştirdiği bir kavramdır.Kalkış kavramı iktisadi gelişme aşamaları teorisine göre 5 aşamadan üçüncüsüdür.12. yüzyılda hala Batı ,Doğu’ya çoğunlukla demir,kereste ve katran gibi hammaddeler ve köle ihraç ediyor ve mamul mallar ile bazı hammaddeler ithal ediyordu.Kağıt,sabun ve mamul dokuma ürünlerine yalnız Yakındoğu sahipti.Ancak 13. yüzyılın ikinci yarısında daha önce Arap ülkelerinden ithal ettikleri kağıdı kullanan Bizans Mahkemeleri artık İtalya’dan ithal ettiklerini kullanmaya başlamışlardı.Özelikle kağıt ve dokuma sanayinde Avrupa’nın başarısının ana nedenlerinden biri su gücünden istifade ederek üretimi mekanikleştirmesiydi.

COĞRAFİ KEŞİFLER VE AVRUPA’NIN GENİŞLEMESİ : Ünlü iktisatçı Kuznets’e göre 1492-1776 yılları arasındaki dönemin ekonomik ve hatta sosyal,politik ve kültürel tarihi coğrafi keşifler ve bununla ilgili olaylarla açıklanabilir.17. yüzyıl ortalarındaki Avrupa ekonomisi ile 15. yüzyıl Avrupa ekonomisi arasında önemli farklar vardı.Denizaşırı genişleme sayesinde Avrupa ile Asya arasında doğrudan yeni bir deniz yolu açılmıştı.Dünya tarihi açısından daha önemli bir sonuç ise Avrupalıların Batı yarımküresini ele geçirmeleriydi.15.16. ve 17. yüzyıllar Atlantik Avrupa’sının geliştirdiği okyanus geçebilen ve silahla donatılmış yelkenli gemiler Avrupa’nın bu başarısının temel aracıydı.Avrupai genişleme ilk yüzyılında yalnızca İspanya ve Portekiz’in tekelinde kaldı.Portekizlilerden farklı olarak İspanyollar daha başlangıçta istila ettikleri bölgelere yerleşmeye başladılar.Yerli halka zorla Avrupai teknikleri,araçları ve kurumları benimsetmeye çalıştılar.Batı yarımküresine daha önce bilinmeyen yeni ürünler getirdiler.Tahıl,şeker kamışı,kahve ve çeşitli meyveler ile sebzeler bunlar arasındaydı.At,sığır,koyun,eşek,keçi ve domuz ve pek çok kümes hayvanını Amerika’ya İspanyollar getirdi.Avrupa medeniyetinin Amerika’ya tanıttığı diğer özellikler ateşli silahlar ve alkol ile çiçek,tifüs ve grip gibi salgın hastalıklardı.Avrupa kültürünün yeni dünyaya taşınması ve yerli kültürlerin yok edilmesi Avrupai genişlemenin önemli sonuçlarından biridir.Genişleme Avrupa kültürünü de etkiledi.Bu açıdan önemli bir gelişme ticaret hacminin ve mal çeşitlerinin büyük bir artış göstermesiydi.Şeker plantasyonlarının gelişmesi siyah köle işgücü için büyük bir talep yarattı ve her yıl önemli sayıda siyah köle yeni dünyaya taşındı.Amerika’nın medeniyete en tartışmalı katkılarından biri olan tütün Avrupa’da süratle yayıldı.Amerika’dan patates,domates,fasulye,mısır ve kabak geldi.Asya’dan öğrenilen pirinç Avrupa ve Amerika’da üretildi.Özellikle mısır ve patates üretiminin yaygınlaşması 18. yüzyıldan itibaren Avrupa hızlı bir nüfus artışı dönemine girdiği zaman açlık tehlikesinin azaltılmasına ve yiyecek probleminin çözümlenmesine büyük katkıda bulundu.Lizbon,Orta,Doğu ve Kuzey Avrupa 16. yüzyıldaki ticari genişlemeden pek yararlanamadılar.Tüm Orta Avrupa ekonomik gücünü yiyip bitiren din ve saltanat savaşlarına gömüldü.Büyük keşiflerin getirdiği ekonomik değişmelerden en kazançlı çıkan bölge Alçak Ülkeler,İngiltere ve Kuzey Fransa oldu.

NÜFUS : 16. yüzyıldaki nüfus artışının çeşitli sebepleri vardı.Veba ve saflın hastalıklar doğal bağışıklığın gelişmesi ve taşıyıcıları etkileyen ekolojik değişmelerin bir sonucu olarak giderek azalmış,iklimde iyileşme olmuş,daha önceki yüzyıllarda nüfusun düşmüş olması sonucu nüfus ve toprak dengesinde görülen olumlu değişmelerin yol açtığı 15. yüzyıldaki daha yüksek reel ücretler evlenme yaşını düşürerek doğum oranını yükseltmişti.16. yüzyılın sonunda kaynaklar üzerindeki nüfus baskısı aşırıydı.17. yüzyılın ilk yarısında yeni bir veba ve salgın dalgası ile savaşlar nüfus büyümesini sona erdirdi.Avrupa’nın pek çok bölgesinde özellikle İspanya,Almanya ve Polonya’da nüfus 17. yüzyılın büyük bir bölümünde veya tamamında düşme gösterdi.17. yüzyılda nüfus artışının kesilmesinin en basit açıklaması nüfusun kendisini yanına yeterli ölçüde besleyeceği düzeyi aşmış olmasıdır.

TARIM : Tarımsal teknolojinin ilerletilememesi ortalama tarımsal verimlilikte durağanlığa hatta düşmeye yol açmıştı.Doğu Avrupa’da dönem başında serflik sosyal ilişkilerin yaygın şekliydi,dönem içinde yaygınlığını giderek artırdı.Lordlar büyük çiftliklerini doğrudan kendileri işletiyordu.İtalya’da küçük mülk sahibi köylüler ve bağımsız çiftçiler olduğu kadar,yoksul ortakçıların ve ücretli işçilerin işlettiği büyük çiftliklerde bulunuyordu.Üretilen ürünler arasında tahılın yanında pirinçte yer alıyordu.Ayrıca bağcılık ve zeytincilik de önemliydi.İspanya,Hristiyan Avrupalıların eline geçmesinden önce gelişmiş bir bahçe tarımına ve sulama sistemine sahipti.İspanyol tarımının diğer bir özelliği köylü ile koyun sürüsü sahipleri arasındaki düşmanlıktı.Bu yüzden İspanyol tarımının prodüktivitesi Batı Avrupa tarımının en düşüğüydü.Batı Avrupa’da Ortaçağ’dan devralınan açık tarla sistemi varlığını sürdürdü.Avrupa’da en gelişmiş tarıma sahip bölge Alçak Ülkeler özellikle de Hollanda’ydı.16. yüzyılda Hollanda modern tarıma geçen ilk bölge oldu.

SANAYİ : Sanayinin en önemli kolu dokuma sektörüydü.Bu dönemde dokuma sanayi dağınık bir haldeydi.Ortaçağın sonlarında dokuma sanayinde geçerli olan putting-out sistemi modern dönemlerin başında da devam etti.Karakteristik müteşebbis tüccar sermayedardı.Teknolojik açıdan önemli değişmelerin ortaya çıktığı bir alanda okyanus denizciliğiydi.Fakat en önemli yenilik 16. yüzyılın sonunda ortaya çıkan Fluyt adlı özel ticari taşıma gemileriydi.İstihdam ve üretim itibariyle pek az öneme sahip olan [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji sanayi savaşlarda ateşli silahların ve topların artan önemi nedeniyle stratejik bir değer kazandı.Denizaşırı keşifler yeni sanayilerin doğuşunu teşvik etti.Şeker ve tütün işleme sanayileri bunlardan en önemlileriydi.Matbaanın icadı kağıt talebini büyük ölçüde artırdı.Ancak bu gelişen sanayilere rağmen Avrupa ekonomisi hala düşük verimli tarıma bağlıydı.

KIYMETLİ MADEN AKIŞI VE EKONOMİK SONUÇLARI : Avrupa’nın denizaşırı yayılmasının önemli ekonomik sonuçlarından biri de zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olan Meksika ve Peru’nun keşfiydi.Amerika’dan İspanya’ya ithal edilen altın ve gümüş miktarları,Avrupa’ya taşınan kıymetli madenler,mal ve hizmetlere talep yarattı.Arzın elastik olduğu ölçüde talepteki bu yükselme üretimdeki artışla karşılandı.Ancak özelikle tarım sektörünün üretiminde darboğazlar belirince üretim genişlemesi yerini fiyatlarda hızlı bir yükselmeye bıraktı.Bu nedenle 1500-1620 yılları arası iktisat tarihçiler tarafından Fiyat İhtilali Çağı olarak adlandırıldı.Hamilton’un fiyat yükselişleri teorisi Amerikan gümüş ve altınının Avrupa’ya akışı sırasında sıkı bir ilişki olduğunu ileri süren bir teoridir.Fisher’in paranın miktar teorisine dayanan bu görüş önemli, tenkitlere uğradı.Çünkü 1500’lerden itibaren kıymetli maden arzının artışı fiyat yükselişlerinden muhtemelen daha fazlaydı.Bir başka tenkit değişmelerin sırasıyla ilgilidir.Bu görüşe göre ekonomik faaliyetlerin canlanması fiyatların artmasına yol açmış,fiyatların yükselmesi ise madencilik faaliyetlerini hızlandırmıştı.Batı Avrupa’ya kıymetli maden akışının ikinci önemli sonucu faiz hadlerinin düşmesi olmuştur.Bu görüşü ileri süren Cipolla 16. yüzyılda gerçek bir fiyat yükselişini şüpheyle karşılamaktadır.Ona göre 16. yüzyılın mali yapısı açısında en önemli olay fiyatların yükselmesi değil faiz hadlerinin düşmesidir.Kıymetli maden akışının üçüncü önemli ekonomik sonucu ücret artışlarının fiyat artışlarını izleyememesi oldu.Bu görüşe göre fiyatlar yükselirken ücretler ve rantlar kurumsal katılıklar yüzünden geride kaldı,bu artışı izleyemedi.Kıymetli maden akışının bir başka sonucu dış ticaretle ilgiliydi.Daha fazla kıymetli maden arzı,daha fazla uluslar arası ödeme aracı demekti.

TİCARET,TİCARET YOLLARI VE TİCARİ ORGANİZASYON : 15. ve 17. yüzyıllar arasında Avrupa ekonomisinin bütün sektörleri içinde en dinamik olanı şüphesiz ticaretti.Bu yüzden 16. yüzyıl Ticaret İnkılabı Dönemi olarak da adlandırılmıştır.16. ve 17. yüzyıllarda yeni ticaret yollarının açılmasının bir sonucu olarak Avrupa ticaretinin ağırlık merkezi Akdeniz’den Kuzey denizlerine kaydı.16. yüzyılın başında lüks nitelik arz eden baharat ticareti yaygınlaştı.Avrupa’nın ticaretinin büyük bir bölümü yağma niteliğindeydi.Yağma mümkün olmadığı zaman Asyalılara silahlar ve diğer savaş araçları fakat en çok da altın ve gümüş verdiler.İngiltere tarafından 18. yüzyılda Hindistan’ın istilasına kadar ticaret dengesi hep Avrupa’nın aleyhineydi.Ticaretin diğer bir alanı da köle ticaretiydi.Büyük şirketlerin kuruluşu,yük sorumluları ile şirketlerin menfaatlerini limanlarda ve gemilerde temsil eden temsilcilerin ortaya çıkışı;deniz sigorta şirketlerinin gelişmesi hep denizaşırı genişlemenin sonuçlarıydı.16. ve 17. yüzyıllardaki ticari gelişmelerin önemli sonuçlarından biri Avrupa ülkelerinde görülen olağanüstü servet birikimiydi.Ancak daha önemli olan değerli ve zengin bir insan sermayesinin oluşmasıydı ki insanlar iş ahlakı,riske girme tecrübesi ve açık fikirlilik sağlamıştı.Şehirlerdeki yerli ve yabancı tüccarlar çift girişli muhasebe sistemi ve kredi kullanımı gibi iş tekniklerini İtalyanlardan öğrenmişlerdi.Ticaret alanındaki diğer gelişmeler bankacılıkla ilgiliydi.Bankacılık alanında iki önemli değişme oldu.Ortaçağ’da ve modern dönemin başlarında hükümet borçlanmaları kralın yaptığı kişisel borçlanmalar olarak görülüyordu.17. yüzyılın sonlarına doğru borçların hükümete ait resmi bir borç olduğu fikri doğdu.İkinci önemli, gelişme banknot kullanımının artışıydı.

DEVLET VE EKONOMİ : Modern çağın başlarında Avrupa ülkelerinin ekonomik politikaları iki amaca dönüktü.Ekonomik gücü kullanarak devleti güçlendirmek.Diğeri ise devletin gücünü kullanarak ekonomik gelişmeyi ve ülkenin zenginleşmesini sağlamaktı.1500 ile 1800 yılları arasında Batı Avrupa ülkelerindeki iktisadi fikir ve uygulamalar merkantilizm olarak adlandırılmıştır.16. yüzyılda mali metotlar daha karmaşıklaşmış olmakla birlikte zengin altın ve gümüş stoklarına ilgi devam etti.Külçecilik olarak adlandırılan bu ekonomik politika ülke içinde mümkün olduğu kadar çok altın ve gümüş biriktirmeyi amaçlıyordu.Hükümetler ülke içi arzını bollaştırmak için tahıl ve diğer yiyeceklerin ihracını yasaklarken mamul malların üretimini yalnız ülkenin kendi kendine yeterliliğini güçlendirmek için değil dışarıya satmak amacıyla da teşvik ettiler.Bu ortak yanlarına rağmen merkantilist iktisadi politikalar ülkeden ülkeye farklılıklar gösteriyordu.Bu açıdan ilginç iki örnek Fransa ve İngiltere’dir.Ekonomik milliyetçiliğin en tipik örneği Fransa’da 1661-1683 yılları arasında yaşanan Colbert dönemiydi.Colbertin etkisi o kadar büyüktü ki Colbertizm ile merkantilizm kelimeleri eş anlam kazanmışlardı.Colbert ekonomi üzerinde devlet kontrolünü sistemleştirmeye ve rasyonelleştirmeye,bunun için de vergi sistemini düzeltmeye ve etkinliğini artırmaya çalıştı.Colbert geniş bir sömürge imparatorluğu kurmaya da gayret etti.Dış ticarette tekelci anonim şirketler kurdu.16. ve 17. yüzyıllarda kıta Avrupa’sı ülkelerinde kralların gücü artarken İngiltere’deki gelişmeler 1688’de parlamento kontrolü altında anayasal bir monarşinin doğmasıyla sonuçlandı.Parlamentonun bu gücü kamu maliyesinde daha iyi bir mali yönetim ve daha rasyonel bir vergileme sistemi sağladı.Parlamento dış ekonomik ilişkilerde sıkı bir milliyetçilik politikası izledi.Ülke içinde ise ekonomiyi kontrol etmek istemesine rağmen bunu gerçekleştirecek güçten yoksun olması nedeniyle İngiliz müteşebbisleri dünyada benzeri olmayan bir serbestlikten yararlandılar.

MERKANTİLİZM : Ülkenin zenginliği sahip olunan kıymetli maden stokları ile ölçülür.Ülke içinde altın ve gümüş girişini artırmak için müdahaleci bir dış ticaret politikası ile mamul mal ihracatını teşvik edip ithalatı ise önlemek gerekir.

ÜNİTE – 7

İSPANYA’NIN EKONOMİK DÜŞÜŞÜ : 16. yüzyılda İspanya Avrupa’nın en geniş imparatorluğuydu.Amerika’da da geniş bir sömürge imparatorluğuna sahipti.Ekonomik gerileme halkın hayat standartlarının düşmesi,kıtlık ve salgın olaylarının artması ve 17. yüzyılda da nüfusun azalması şeklinde kendini gösterdi.İspanya’nın ekonomik düşüşünde yanlış ekonomik politika ve uygulamaları da önemli rol oynadı.İspanya kralları Hristiyan Avrupa’yı birleştirme gayretiyle büyük savaşlara giriştiler.Krallık Amerikan altın ve gümüşüyle büyük bir gelir kaynağına kavuştu.Durumu daha da kötüleştiren toplam gelirlerin hükümet harcamalarını güçlükle karşılayabilmesiydi.Bu ise kralları üçüncü bir gelir kaynağı olarak borçlanmaya itiyordu.Borçlanma olağan bir mali uygulama haline gelmişti.Hükümetin ekonomiye verdiği zararların tek örneği kötü mali yönetim değildi.Mali ihtiyaçlardan kaynaklanan diğer müdahaleler de aynı ölçüde yıkıcıydı.Krallıkça tanınan çeşitli imtiyazlar bu kötü uygulamaların örnekleriydi.İspanya’da herhangi bir uzun dönemli ekonomik politikanın mevcut olmadığının en canlı örnekleri tahıl üretimi ile kumaş sanayidir.Bu geniş imparatorlukta gümrük birliği de yoktu.Her bölge diğerine karşı kendi tarife engellerini yükseltmişti.Hatta her biri ayrı para sistemine sahipti.İspanyol krallarının dini politikaları ülkenin ekonomik gücünü zayıflatıcı diğer bir nedendi.1492’de Yahudilerin kovulması ile ülke pek çok tüccarını,bankerini,fizikçisini ve esnafını;1502’de Müslüman Arapların kovulmasıyla da tarımsal işgücünün önemli bir bölümünü yitirdi.İspanya’nın Amerika’daki topraklarına yönelik politikası da dar görüşlüydü.Hükümet burada da tekelci ve sıkı kontrole dayalı bir politika izledi.İhtisaslaşmış işgücünün azlığı ve devletin isabetsiz politikaları yüzünden ekonomide darboğazlar ortaya çıkmaya başlayınca üretimdeki genişleme durdu,fiyatlar yükseldi ve talebin büyük bir kısmı yabancı mal ve hizmetlere kaydı.

İTALYA’NIN EKONOMİK GERİLEYİŞİ : İtalya nispeten sınırlı bir iç pazara sahip,doğal donanımı yoksul bir ülkeydi.Onun ekonomik zenginliği,ürettiği mamul malların ve hizmetlerin çok yüksek bir oranını ihraç etmesinden kaynaklanıyordu.İtalyan mal ve hizmetlerinin yerini başkalarının almasının temel nedeni İngiliz,Hollandalı,Fransız mal ve hizmetlerinin daha düşük fiyatlarla arz edilmesiydi.Bu fiyat farklılığının ilk önemli sebebi,İtalyan mallarının daha kaliteli olmasıydı.Aynı zamanda İtalya’da üretim maliyetleri de daha yüksekti.Bu durumun birinci nedeni loncaların genidir.İkinci nedeni,İtalyan devletlerinde vergi baskısı yüksekti ve kötü bir şekilde düzenlenmişti.Üçüncü ve daha önemli bir neden ise İtalya’da ücretlerin rakiplere göre daha yüksek olmasıydı.Bu gelişmeler İtalyan ekonomik büyümesinin 16. yüzyıla kadar motorunun teşkil eden dış ticarette büyük değişmelere yol açtı.İtalyan ihracatı hem miktar olarak büyük düşmeler gösterdi,hem de daha çok tarımsal mallar ve yarı mamullerden ibaret olmaya başladı.Ticaretteki bu değişme ekonomide yeni oluşumlara yol açtı.Emek ve sermaye imalat ve hizmet sektörlerinden tarıma kaydı.Böylece İtalya,Avrupa’da az gelişmiş bir bölge olarak yeni ekonomik kariyerine başladı.

KUZEY HOLLANDA’NIN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : Kuzey Hollanda ekonomisinin en önemli sektörleri tarım,hayvan yetiştiriciliği ve gemiciliğe bağlı olarak Baltık bölgesi ile ticaret ve balıkçılıktı.Ancak 1568’de İspanya’ya karşı isyanla ve bunu izleyen savaşla birlikte Güney Hollanda harap oldu.Hollanda’nın güney bölgeleri İspanya egemenliği altına girdi.Savaş yüzünden önemli tekstil merkezleri zarar gördü.1609’da barış yapıldıktan sonra yedi kuzey eyaleti Hollanda Cumhuriyeti olarak siyasi bağımsızlığını elde etti.Kuzey Hollanda’nın ekonomik hayatiyetinde en önemli rolü Güney Hollanda’dan kaçarak Kuzey Hollanda’ya sığınan insanlar oynadı.Onların arasında pek çok usta,sanatkar,denizci,tüccar,maliyeci ve meslek sahibi bulunuyordu.Bunlar beraberlerinde Kuzey Hollanda’ya sanatkarlığı,ticari bilgiyi,teşebbüs ruhunu ve likit sermayelerini götürdüler.Daha sonra okyanus ticaretinin gösterdiği gelişmeler Kuzey Hollanda’nın bir altın çağa girmesine yol açtı.Kuzey Hollanda 17. yüzyılda gemicilik ve ticarette Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.17. yüzyılda Hollanda’nın tarım ve imalat sektörleri de oldukça gelişmişti.Hollandalıların tarım,ticaret ve sanayi alanındaki başarılarının bir başkası da iki cansız enerji kaynağı olan kamış ve rüzgarın büyük ölçüde kullanılmasıyla enerji darboğazını aşmalarıydı.Hollandalıların ekonomik başarılarının temelini,dünyanın her yerinde her şeyi diğer ülkelerden daha ucuza satabilmeleri oluşturuyordu.Bunu büyük ölçüde üretim maliyetlerini düşürerek başarmışlardı.Ortaçağ esnaf ve tüccarı,üretim birimi başına karını maksimize etmeye uğraşırdı ve bu nedenle yüksek kalitede ısrar ederdi.Hollandalılar ise kitle üretimine yöneldiler.Satış miktarını artırarak karlarını maksimize etmeye gayret ettiler.Onlar birim başına mütevazi karlarla yetindiler.Hollanda modern dönemin başlarında Avrupa’nın ekonomik açıdan en gelişmiş bölgesi haline geldi.Ekonomik büyümeyi başaran ilk ülke olan Hollanda uzun bir süre Avrupa’da fert başına gelir düzeyi en yüksek ülke olma özelliğini de korudu.

İNGİLTERE’NİN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : İngiltere Avrupa’nın en iyi yün yetiştiricisiydi.14. yüzyıldan itibaren daha fazla yünlü kumaş üretmeye başlamıştı.Ortaçağın sonlarında yün ve yünlü kumaş,İngiliz ihracatının büyük bir kısmını oluşturuyor ve bu ihracat içinde yünlü kumaşın ham yüne oranı giderek artıyordu.Ekili alanlar han yün ihtiyacını karşılamak için çayırlara dönüştürüldü.Tekstil sanayi tüm kırsal bölgelere yayıldı.Tüccar sayısı arttı.İhracatın gelişmesi ithalatın da büyümesini sağladı.İngiltere’nin ekonomik büyümesinin en önemli nedeni dış ticaretinde görülen büyük genişlemeydi.17. yüzyılın sonunda İngiltere,Hollanda dışında kişi başına dış ticaret değeri en yüksek ülkeydi.

İNGİLTERE’NİN TİCARET AĞINI GELİŞTİRMESİNİ MÜMKÜN KILAN KAYNAKLARI : a) İyi gemicilerin ve yetenekli tüccarların çokluğu. b) Fizik ve mali kapitalin nisbi bolluğu c) Gelişmiş bir kredi,ticaret ve sigorta organizasyonunun varlığı. d) Tüccar sınıfının isteklerine karşı duyarlı bir yönetimin mevcudiyeti. e) Krallık deniz gücünün üstünlüğü.

ULUSLAR ARASI TİCARETİN İNGİLİZ EKONOMİSİNE KATKILARI : a) Dış ticaret,İngiliz sanayinin ürünlerine talep yaratmıştır. b) Uluslar arası ticaret,İngiliz sanayi ürünlerinin sayısını artıran ve ucuzlatan hammaddeleri elde etme imkanını sağlamıştır. c) Uluslar arası ticaret yoksul ve az gelişmiş ülkelere İngiliz mallarını satın alma gücü sağlamıştır. d) Uluslar arası ticaret,sınai genişlemeyi ve tarımsal gelişmeyi finanse etmeyi kolaylaştıran ekonomik bir fazla yarattı. e) Uluslar arası ticaret dış ticaretin olduğu kadar ülke içi ticaretin de gelişmesinde etkili olan kurumsal yapı ve iş ahlakının doğmasına yardımcı oldu.

ÜNİTE – 8

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN FAKTÖRLER : a) Sermeye teşkili oranındaki artış. b) Dünya ticaretinde modern zamanlarda meydana gelen artıştan en büyük payı İngiltere’ni alması. c) Teknolojik değişmelerin ekonomik verimliliği yükseltmesi. d) Serbest ekonominin gelişmesi ve insanların servete karşı daha rasyonel bir ahlaka sahip olmaları.

SANAYİ İNKILABININ ZAMANI : İktisat tarihçileri İngiliz sanayi inkılabının ortaya çıktığı zaman konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Toynbee’ye göre 1750’lerde İngiliz ekonomisinde köklü bir değişim başladı ve bunu 1850’lere doğru tamamlanan hızlı ve genel bir sanayileşme süreci izledi.Clapham ise 1850’de sanayileşmenin yalnızca pamuklu dokuma ve demir sanayileriyle sınırlı olduğunu;makineleşmenin ve fabrika sisteminin diğer alanlara yayılması suretiyle genel bir sanayileşmenin çok daha ileri tarihlerde tamamlandığını ileri sürdü.Nef tarihte devamlılığın esas olduğunu belirterek büyük ölçekli sanayinin ve teknolojik değişmenin başlangıçlarının 16. ve 17. yüzyıla kadar götürülebileceğini ileri sürmüştür.Rostow sanayi inkılabını ani ve hızlı bir değişme olarak görmüş ve onu 1783-1802 gibi çok kısa bir döneme sıkıştıran bir teori geliştirmiştir.

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN EKONOMİK DEĞİŞMELER : a) Tarımsal değişmeler. b) Sınai teknoloji ve yenilikler.

TARIMSAL DEĞİŞMELER : 17. ve 18. yüzyıllarda eski malikane ilişkilerinde giderek yoğunlaşan teknolojik değişmeler ortaya çıktı.Batı Avrupa ülkelerinde malikane tekniklerinin verimsizliği,tarlaları çizgiler halinde bölmenin yol açtığı güçlükler ve şehir pazarlarının yarattığı yeni imkanlar geleneksel şekilde tarım yapılan toprakların azalmasına yol açtı.Açık tarla sistemi süratle tasfiye olmaya başladı.Fiyatların yükselmesi,şehir nüfusunun artışı ve taşıma imkanlarının gelişmesi artan ölçüde tarımın ticarileşmesini teşvik etti.17. yüzyılın ikinci yarısında bütün bu teknikler Hollanda’dan İngiltere’ye aktarıldı.18. yüzyılda tarımsal gelişme tutkusu tüm İngiltere’yi sardı.Çeşitli ürünler,makineler,gübreler,rotasyonlar,hayvan besiciliği ve tohum çeşitleriyle ilgili denemeler yapıldı.Tarım dergileri yayımlanmaya başlandı.İngiltere’deki tarımsal gelişme parlamentonun toprak sahiplerince gerçekleştirilen sayısız mecburi çevirme hareketine izin vermesiyle de kolaylaştırıldı.Yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler yaygın işletme haline geldi.

SINAİ TEKNOLOJİ : Sanayi kesiminde yer alan yönetim,iletişim,bilişim,enerji ve imalata ilişkin bütün teknolojilerdir.

SINAİ TEKNOLOJİ VE YENİLİKLER : 17. yüzyıl boyunca Hollanda sanayi ve teknoloji alanında Avrupa’nın lideri durumundaydı.18. yüzyılda ise İngiltere liderliği ele geçirdi.Sınai teknoloji alanında pek çok yenilik İngiltere’de ortaya çıktı.Bu yenilikler madencilik ve [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji ile tekstil alanında üretimi büyük ölçüde etkiledi.Madencilik alanında en belirgin artış kömür üretimindeydi.Sınai teşebbüslerin yakınında bir kömür madeninin bulunması sanayinin yerini tayin eden temel bir faktör oldu.Bu gelişme,nüfusun ve üretimin geniş ölçüde coğrafi olarak yer değiştirmesine yol açtı ve Avrupa’nın kömür buluna alanları başlıca nüfus yığılma merkezleri haline geldi.18. yüzyılın başlarında demiri kok kömürü ile eritme metodu keşfedildi.1780’lerde büyük miktarlarda yumuşak demir imal etme imkanı doğdu.Makine parçalarını ustalar,eğeler ve çelik kalemlerle işleyerek uyumu sağlıyorlardı.madenleri çok ince olarak kesebilen torna tezgahlarının icadı,bu güçlüğün çözümü konusunda önemli bir adım oldu.Önemli teknik yeniliklerin olduğu bir diğer alan da tekstil sanayiydi.Dokuma sanayi putting-out sistemi çerçevesinde sanayi inkılabı dönemi öncesinde de önem kazanmıştı.Gerek iplik yapma ve gerekse dokuma safhasında işgücünden tasarruf sağlayacak makineler icat etme çabaları daha 1730’larda başlamıştı.1733’te John Kay bir dokuyucunun iki kişinin işini yapmasına imkan veren uçan mekiği icat etti.1764’te Hargreaves’in icat ettiği çıkrık,1769’da patenti alınan Arkwright’ın su güzüyle çalışan pamuk ipliği tezgahı,ağır ve pahalı bir makine olduğundan fabrika sistemine geçilmesi sonucunu doğurdu.Ancak bu makineler su gücüyle çalıştığından fabrikalar çoğunlukla kırsal bölgelerde kuruluyordu.İplik yapımıyla ilgili en önemli yenilik Crompton’un çıkrık makinesiydi.Bütün bu yeniliklerin sonucunda üretim maliyetleri düşerken,üretim ve ihracat miktarları süratle arttı.Ancak bunların gelenek ve düzenlemelere bağlı olmaları ve hammaddenin işlenmesinin makineleştirilmesinin arz ettiği güçlükler başarıyı geciktirdi.Yeni teknolojilerin yayılmasını yavaşlatan bir diğer faktör de eski, lonca sınırlamaları ile hükümetlerin yeni endüstrileri teşvik etmek ya da eskisini korumak için kurdukları ayrıntılı üretim düzenlemelerinin,tarifelerin ve devlet destekli monopollerin varlığıydı.

PATENT HAKKI : Bir yeniliğin başkalarınca kullanımını yasaklayan bir haktır.

SANAYİ İNKILABININ SONUÇLARI : a) Nüfus çok hızlı oranda artmaya başladı. b) Batı dünyası geçmişte benzeri olmayan bir hayat seviyesine ulaştı. c) Batı dünyasında tarım hakim ekonomik faaliyet olmaktan çıktı. d) Batı dünyası bir şehir toplumu haline geldi. e) Sürekli teknolojik değişme bir kural haline geldi. f) Gelir dağılımında değişmeler oldu. g) Ekonomik faaliyet aile içi veya mahalli kullanımlardan çok ülke çapında ve uluslar arası pazarlar için üretime doğru ihtisaslaşmaya yöneldi. h) Tipik üretim birimi genişledi. ı) Toprak dışındaki üretim araçları (yani sermaye) sahipliğinin ya da bu araçlarla ilişkinin belirlediği yeni sosyal ve mesleki sınıflar doğdu.

ÜNİTE – 9

19. YÜZYILDA NÜFUS VE SOSYAL YAPI : 19. yüzyılda Avrupa nüfusu yüzyıldan daha kısa bir sürede ikiye katlandı.Ucuz ulaşım aynı zamanda göç hareketlerini de hızlandırdı.Şehirleşme,sanayileşme ile birlikte 19.yüzyılda hız kazandı.Tarihsel olarak şehirlerin büyümesinin ana engeli nüfusun temel ihtiyaçlarının karşılanmasındaki güçlüklerdi.Tarımdan sanayiye kayış ve şehirlerin gelişmesi yeni sosyal sınıfların doğmasına neden oldu.19. yüzyılın başında şehirli işçiler nüfusun küçük bir bölümünü meydana getiriyordu.19. yüzyılda sanayileşmenin yol açtığı sosyal yapıyla ilgili bir diğer değişme de okuryazarlığın ve eğitimin yaygınlaşmasıydı.Avrupa ülkeleri arasında sanayileşme ile okuryazarlık düzeyi arasında büyük bir paralellik bulunuyordu.

TAŞIMA VE HABERLEŞME ALANINDAKİ GELİŞMELER : Buharlı lokomotif 19. yüzyılda sanayileşmenin yalnızca sembolü değil aynı zamanda onun en önemli aracıydı.Taşıma alanındaki bu gelişmelerin önemli bir sonucu sermaye tasarrufu sağlamasıydı.Haberleşme alanında da önemli gelişmeler oldu.Düzenli posta hizmetleri kuruldu.Taşıma ve haberleşme alanındaki bu değişmelerin etkisi dünyanın ekonomik açıdan bütünleşmesi oldu.

TARIMSAL GELİŞME VE ORGANİZASYON : Yeni ürünler,kimyevi gübreler,ileri tarım metotları,tohum geliştirme ve hayvan besiciliği çalışmaları ile etkin rotasyon sistemleri Batı Avrupa’da yiyecek üretiminin büyük ölçüde artmasını sağladı.İki yeni ürün tarımdaki üretim artışında önemli rol oynadı.Patates bir dönüm topraktan elde edilebilen ürünün kalori miktarını dört katına çıkardı.Patatesin üretiminin yaygınlaşması,şehirlerdeki sanayi işçilerinin reel ücretlerinin düşük tutulmasını sağlamıştır.Şeker kamışı ise insanlar için şeker sağlamakla kalmadı artık ve posalarıyla değerli bir sığır besi yemi oldu.Bilimsel tarım ve toprağın etkin kullanımı tarımsal organizasyonda bazı değişiklikleri de gerektirdi.Geleneksel toprak mülkiyeti şekilleri değişti.Ferdi mülkiyet altındaki toprakların sınırları belirlenmiş oldu.Her çiftçi istediği ürünü üretme serbestliğine kavuştu.İngiltere ve Kuzeydoğu Almanya’da yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler hakim iletme tipi oldu.Avrupa’nın diğer kısımlarında ise küçük üreticilik yaygınlığını devam ettirdi.Serfliğin kaldırılmasını uzun dönemdeki sonucu toprakların köylülerin eline geçmesi oldu.1870’lerde okyanuslarda yük taşıyıcısı olarak buharlı gemilerin yaygınlaşması,Avrupa çiftçisi için denizaşırı bir rakibin ortaya çıkması demekti.İngiltere’de hükümet serbest ticareti tercih ederek çiftçisini korumaya teşebbüs etmedi.Sonuç İngiliz tarımı için çok yıkıcı oldu.

SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : İnsan icat etmenin metodunu keşfetti ve 18. yüzyılın sınai yenilikleri fen bilimleri ile çok az yakınlığı olan sanatkar esnaf ve müteşebbislerce gerçekleştirilmişti.Bilimsel ilerleme teknolojik ilerlemenin ön şartı haline geldi.19. yüzyılın sonunda sınai teşebbüsler artık özel araştırma elemanları bulunduruyorlardı.Elektrik ve kimya sanayileri bu gelişmede öncü oldu.19. yüzyılda sanayide teknolojik gelişmelerin en önemli alanlarından birisi enerji üretimiydi.Sanayi alanında diğer bir gelişme elektrik enerjisiyle ilgiliydi.19. yüzyılda ticari kullanıma yönelik pek çok yeni maddenin üretimine başlandı.İlaçlar,patlayıcılar,fotoğraf malzemeleri ve sentetik dokuma hammaddeleri gibi çok çeşitli ürünler elde edildi.Daha önce kok kömürünü yakılması sonucu ortaya çıkan zararlı bir yan ürün olarak kabul edilen katran bu sanayilerin çoğunun hammaddesiydi.Kimya sanayi tarımı da etkiledi.Toprağın bilimsel olarak incelenmesi daha gelişmiş tarım tekniklerine ve suni gübrelerin doğmasına yol açtı.[bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lurji alanındaki ana değişme çeliğin ucuzlaması ve bunun sonucu olarak kullanımının yaygınlaşmasıydı.Demir sanayindeki en çarpıcı teknolojik değişme yüzyılın ikinci yarısında çelik üretiminde gerçekleşti.Makinede yapılan üretim malların fiyatlarını düşürdü ve günlük tüketime elverişli malların sayısı oldukça çoğaldı.İnsanların hayat standardı yükseldi.Enerjiyle çalışan makinelerin yaygınlaşmasıyla fabrikalar sınai organizasyonun hakim şekli haline geldi.Yapılan düzenlemelerle şirketlere hukuki bir şahsiyet kazandırıldı ve yatırımcıların sınırlı sorumluluğu esası getirildi.Şirketlerle ilgili değişmenin diğer bir yönü ise büyüklüklerinin artmasıydı.

ULUSLAR ARASI TİCARET VE DÜNYA EKONOMİSİNİN GELİŞMESİ : 20. yüzyılın başlarında artık bir dünya ekonomisinden söz etmek mümkündü ve Avrupa bu sistemin dinamizm merkezini oluşturuyordu.19. yüzyılın başında uluslar arası ticaretin serbestçe cereyan etmesini engelleyen biri tabi diğeri suni iki engel bulunuyordu.Yüzyıl ilerledikçe bu iki engel de önemini yitirdi.Yüksek taşıma maliyetlerinden kaynaklanan tabi engeli,demiryolları ile deniz taşımacılığında meydana gelen ilerlemeler hafifletti.İthalat ve ihracat üzerine konan tarifeler ve bazı mallara uygulanan ithalat yasakları gibi suni engeller de yüzyılın sonunda bazı ülkelerde korumacılığa döndü.Uluslar arası ekonominin bütünleşmesinin diğer bir sonucu ülkeler arası fiyat dalgalanmalarının paralellik kazanmasıydı.Uzak mesafeli ticaretin önemi 19. yüzyılda hızla ve büyük ölçüde arttı.1873 krizini izleyen depresyon,sınai dönemin en şiddetli ve en yaygın bunalımıydı.Bu bunalımın sonucunda bazı ülkeler korumacılığa döndüler.Geniş Asya ve Afrika kıtası 19. yüzyıla kadar ticari genişlemeye çok sınırlı ölçüde katılmışlardı.19. yüzyılın sonuna gelmeden Asya ve Afrika’nın da dünya ekonomisiyle bütünleşmesi gerçekleşti.Sermayenin uluslar arası dolaşımı da büyük bir artış gösterdi.Sermaye ihracı da uluslar arası ekonomik bütünleşmeyi güçlendirdi.Böylece sermaye ihracı siyasi kontrol kurmanın bir aracı olarak da kullanılıyordu.

LAİSSEZ FAİRE FELSEFESİ : Devlet yalnızca toplumu şiddet ve istilaya karşı korumalı,adalet hükümlerini yerine getirmeli ve kişilerin ilgi göstermeyeceği bazı kamu işlerini yürütmelidir.

DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : Ekonomik liberalizm,serbest ticaret yanında ekonomide devletin rolünün azaltılmasını da öngörüyordu.Ekonomik düşünce alanındaki bu değişmeler 19. yüzyılda değişen derecelerde olmak üzere ekonomik hayatın kontrolünde devletin rolünün azaltılmasına neden oldu.Bu azalma kıta Avrupa’sında İngiltere’ye göre daha sınırlı kaldı.İngiltere genellikle laissez-faire felsefesinin vatanı olarak bilinir.1815’te sona eren Napolyon Savaşları’ndan sonra 19. yüzyıl boyunca İngiltere’de merkezi hükümetin harcamalarının milli gelire oranı % 10’un altında kalmıştı.İngiltere merkezi bir bürokrasiye sahip değildi ve daha önemlisi en geçerli ekonomik fikirler,kişisel menfaatlerin uzun dönemde toplumun bir bütün olarak iyiliğini sağlamaya yeterli olacağı inancını doğurmuştu.İngiliz hükümeti gümrük tarifeleri ve devlet işletmeciliği konusunda da liberal bir politika izledi.İngiliz sanayileşmesinde hemen hemen hiç rol oynamayan askeri düşünceler,Alman hükümetinin yöneticilerinin temel hareket noktalarından biriydi.Alman demiryollarının büyük bir bölümü özel şirketlerce yapıldı.Ancak demiryollarının önemli bir bölümü devlet mülkiyetindeydi ve resmi olarak işletiliyordu.

SANAYİLEŞMENİN YAYILMASI : Sanayi inkılabı,tarım inkılabının aksine çok kısa bir sürede yayılma gösterdi.19. yüzyılın ortalarına kadar sanayileşme sürecinde kömür kaynaklarının mevcudiyeti önemliydi.Sanayileşmeye İngiltere’den daha sonra başlayan ülkeler hem avantajlı hem de dezavantajlı bir durumdaydılar.Avantajları,önlerinde izleyecek bir örneğe sahip olmaları;dezavantajları ise İngiltere gibi büyük bir sınai güçle rekabet etmek zorunda kalmalarıydı.

İNGİLTERE : İlk sanayi devleti olan İngiltere 19. yüzyılda dünyanın en önde gelen sınai ve ticari gücüydü.Birleşik Amerika ve 20. yüzyılın başında Almanya toplam sınai üretimde İngiltere’yi geride bıraktı.İngiliz refahının temelleri olan dokuma,kömür,demir ve makine imalatı sanayileri 19. yüzyılda durumlarını korudu.İngiltere sınai zaferini sınırlı bir kaynak donatımıyla başarmıştı.Dünyanın daha az gelişmiş fakat daha zengin kaynak donatımına sahip olan diğer ülkeleri sanayileşmeye başlayınca İngiltere nisbi olarak geride kaldı.İngiltere’nin bu nisbi düşüşünün bir açıklaması müteşebbis başarısızlığıdır.İngiliz müteşebbisleri yeniliğe kapalı kalmışlardı.İngiliz sınai gelişme hızın yavaşlığı ve teşebbüs yetersizliği kısmen İngiliz eğitim sisteminin geriliğiyle ilgiliydi.Bütün bunlara rağmen 1914’te ortalama gelir düzeyinde bir İngiliz,Avrupa’nın en yüksek hayat standardına sahipti.

BİRLEŞİK AMERİKA : Ülkenin gelir ve serveti nüfusundan daha hızlı arttı.Ülkede toprağa ve diğer kaynaklara göre emeğin nisbi kıtlığı,yüksek ücretlere ve dolayısıyla Avrupa’dan daha yüksek bir hayat standardına yol açtı.Hızlı teknolojik gelişme ve artan bölgesel ihtisaslaşma Birleşik Amerika’nın ekonomik büyüme oranı itibariyle de Avrupa’yı geride bırakmasına yol açtı.Kırsal sanayinin çöküşü ancak elektrik kullanımının yaygınlaşmasından sonra oldu.1890’larda artık Birleşik Amerika dünyanın en güçlü sanayi ülkesiydi.

ALMANYA : 19. yüzyıl Alman ekonomik tarihi kabaca üç döneme ayrılabilir.İlki yüzyılın başından 1833’te Zollverein’in teşekkülüne kadar süren dönemdi.1870’lere kadar süren ikinci dönemde bilinçli bir taklit ve ödünç alma politikası ile sanayi,taşımacılık ve maliye alanlarında modern bir yapının maddi temelleri atıldı.Son dönemde ise Almanya,kıta Avrupa’sının sınai liderliğine yükseldi.Bu sayede ülke içinde tüm iç gümrük engelleri kaldırılmış,bir Alman ortak pazarı yaratılmış ve dışa karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlanmıştı.Birleşik bir Alman ekonomisini mümkün kılan Zollverein’di.Fakat onu fiilen gerçekleştiren demiryollarıydı.Almanya’da yatırım ve ara mallarına verilen bu ağırlık Alman sanayinin bir özelliğiydi.Alman sanayi ile bankacılık sistemi arasındaki bu sıkı ilişki firmaların büyümesini sağlayan temel unsurdu.Alman sanayinin nihai bir özelliği de kartellerin hakimiyetiydi.Karteller fiyatların tespiti,üretimin sınırlandırılması,pazarların paylaşımı gibi tekelci uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için bağımsız firmalar arasında yapılmış anlaşmalardı.1. Dünya Savaşı arifesinde Birleşmiş Alman İmparatorluğu,Avrupa’nın en güçlü sanayi ülkesiydi.

RUSYA : 20. yüzyılın başında Rus İmparatorluğu,nüfus ve toprakları itibariyle Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.Ancak Rusya hala bir tarım ülkesiydi.İşgücünün üçte ikisi tarımla uğraşıyor ve milli gelirinin yarısından fazlası tarımdan elde ediliyordu.19. yüzyılın ilk yarısından itibaren özellikle de 1930’lardan sonra sanayileşme çok daha belirgin bir nitelik kazandı.1.Dünya Savaşı öncesi yarım yüzyılda Rus ekonomisi daha modern ve teknolojik olarak daha etkin bir sisteme ulaşma yolunda önemli değişmeler geçirdi.

JAPONYA : 19. yüzyılda sanayileşen ülkeler arasına katılan bir diğer ülke de Japonya’ydı.Japonya’yı sanayileşme tecrübesi açısından ilginç kılan özelliği tamamıyla Batı geleneği dışında olduğu halde sanayileşmeyi başaran tek ülke olmasıydı.1853 ve 1854’te Birleşik Amerika’nın askeri tehdidiyle Japonya,Batı ülkeleriyle diplomatik ve ticari ilişki kurmak zorunda kaldı.Modern Japonya,1912’ye kadar hüküm süren Meiji döneminde doğdu.Sanayileşme için gerekli ithalatı karşılayacak ihracat gelirlerini sağlama yükü tarım sektörüne düştü.Japonya’nın yerli hammaddelere dayalı geleneksel iki sanayi kolu ipekli ve pamuklu dokumaydı.Diğer bir önemli tarımsal ihraç malı çaydı.1850’lerdeki geri ve geleneksel Japon ekonomisinin 1. Dünya Savaşı sırasında büyük bir sınai güç haline gelmesi şaşırtıcı bir olaydır.Bazı dalgalanmalar görülmekle birlikte Amerika ve Avrupa’daki şiddetli depresyon ve durgunluklarda olduğu gibi ekonomik büyüme oranı Japonya’da hiçbir zaman sıfıra inmedi.

ÜNİTE – 10

20. YÜZYILDA YAPISAL DEĞİŞMELER :

a)NÜFUS VE EKONOMİK KAYNAKLAR : 20. yüzyılda Avrupa’da nüfus artışı dururken,dünyanın diğer bölgelerinde nüfus hızla çoğalmaya başladı.19. yüzyılda Avrupa’da hız kazanan ve 20. yüzyılda da devam eden şehirleşme hareketi dünyanın diğer bölgelerine yayılmıştır.Çünkü şehirlerde verimlilik ve gelirler kırsal bölgelerden daha yüksektir.19. yüzyıldaki göçlerin büyük bir bölümü ekonomik nedenlere dayanıyordu.20. yüzyılda bu faktör öneminin korumakla birlikte savaş ve ihtilallerden kaynaklanan siyasi baskılar da önemli göçlere neden olmuştur.20. yüzyılda nüfusun hızla çoğalması ve dünyanın en azından bir bölümünde refahın artması ekonomik kaynaklara büyük bir talep yarattı.20. yüzyılda ekonomik kaynaklar açısından en önemli gelişme enerji alanında olmuştur.

b)SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : Geçmiş çağlarda toplumların başarısının ölçüsü çevrelerine uyabilme yetenekleriydi.20. yüzyılda ise başarı çevreye hükmetmekle ve onu toplumun ihtiyaçlarına göre şekillendirebilmekle mümkündü.Çevreye hükmetmenin temel aracı ise teknoloji ve özellikle de modern bilime dayalı teknolojiydi.20. yüzyılın başında insanlar buharlı lokomotiflerle saatte 120 km. hızla seyahat edebiliyorlardı.Telgrafın gelişimine kadar uzak mesafeler arasında haberleşme hızı,insanların hızına bağlıydı.Bilimsel ve teknik ilerlemenin ön şartı,eğitilmiş bir insan gücü yani beyingücü havuzunun varlığıdır.Gelişmiş ve geri kalmış bölgeler arasındaki büyüyen teknik açığın önemli bir nedeni eğitim düzeylerinin farklılığıdır.Bilimsel teknolojinin uygulanışı insan emeğinin verimini büyük ölçüde artırmıştır.Enerji üretimindeki artış daha belirgindir.20. yüzyılın en karakteristik yeniliklerinden diğer ikisi de otomobil ve uçaklardı.Bilimin teknolojiye uygulanmasının en çarpıcı nihai örneği uzayın keşfi oldu.1969’da aya ilk kez insan ayağı bastı.Sınırlı sorumlu anonim şirket tipi 20. yüzyılın başında önde gelen sanayi ülkelerinde tam anlamıyla kurulmuştu.20. yüzyıldaki diğer önemli bir gelişme yatırım mallarından tüketim mallarına kadar çok çeşitli ürünlerin tüketim ve satışlarıyla uğraşan dev şirketlerin doğmasıydı.20. yüzyılda sanayi hayatıyla ilgili nihai bir gelişme de çoğu Batı ülkesinde işçilerin örgütlenme ve toplu pazarlık haklarının artık tanınmış olmasıydı.

c)ULUSLARARASI EKONOMİK İLİŞKİLER : 1914 öncesinde dünya ekonomisine Avrupa,özellikle de Batı Avrupa ile Birleşik Amerika hükmetmekteydi.1. Dünya Savaşı ve 1917 Rus İhtilali bu yapıda önemli değişmelere yol açtı.Çarlık Rusya’sı yerini Sovyetler Birliği’ne bıraktı.Doğu ve Orta Avrupa’daki Habsburg İmparatorluğu sona erdi.Almanya denizaşırı sömürgelerini kaybetmekle kalmadı,Avrupa’daki toprak ve nüfusunun bir bölümünü de kaybetti.Savaş öncesinde küçük bir imparatorluk olan Japonya büyüdü ve önemli bir ekonomik güç haline geldi.Avrupa’nın dünya ticareti ve üretimindeki payı azalırken,Birleşik Amerika,İngiliz Uluslar Topluluğu ve Japonya’nın payı büyük ölçüde arttı.2. Dünya Savaşı da uluslar arası ilişkilerde önemli bir değişime neden oldu.Avrupa artık politik ve ekonomik hegemonyasını önemli ölçüde kaybetti.Avrupa’nın büyük güçleri arasındaki rekabet yerini iki yeni süper güç olan Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki rekabete bıraktı.2. Dünya Savaşı sömürgeciliğe de önemli bir darbe vurdu.1960’ların ortalarına gelmeden eski Avrupalı sömürgeciler,Asya ve Afrika’daki tüm sömürgelerine bağımsızlıklarını tanımak zorunda kaldılar.

d)DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : 20. yüzyılda tüm milletleri etkileyen diğer önemli bir değişme ekonomide büyük ölçüde genişleyen devlet rolüydü.Sovyetler Birliği’nde ve diğer Sovyet tipi ekonomilerde hükümetler geniş kapsamlı bir ekonomik planlama ve kontrol sistemiyle ekonominin tüm sorumluluğunu üstlendi.Batı Avrupa milletlerinde bu uygulamalar karma ekonomi olarak adlandırıldı.Kamunun büyümesinin diğer bir nedeni olan transfer ödemeleri de 19. yüzyılın sonlarında doğmuştu.Kamu sektörünün büyümesinin istatistik ifadesi devlet harcamalarının artışıydı.

I. DÜNYA SAVAŞI’NIN EKONOMİK SONUÇLARI : Uluslar arası ticaretin kesintiye uğraması ve devlet müdahalesinin ortaya çıkışı kadar dış pazarların kaybı da uzun ömürlü etkilere yol açtı.Savaş dünya tarımının dengesini altüst etti.Savaşın yol açtığı diğer bir kayıp da dış yatırım gelirleriydi.Milli ve milletlerarası düzeyde nihai bir ekonomik problem de enflasyondu.

YENİ MERKANTİLİZM : Devletin ekonomik canlanmayı ve kalkınmayı sağlamak amacıyla ihracatı artırmak için dış ticarete müdahale etmesidir.
BARIŞIN EKONOMİK SONUCU : Savaş sonrasının ekonomik problemleri ekonomik milliyetçiliğin doğuşu ile parasal ve mali problemlerdi.Yeni merkantilizm olarak adlandırılan bu uygulamalar,diğer devletlerin karşı tedbirler getirmesiyle yaygınlaşarak ticaretin daha da sınırlanmasına yol açtı.Savaşın doğurduğu ve barışın şiddetlendirdiği mali ve parasal problemler ise uluslar arası ekonominin tamamen dağılmasına yol açtı.Bu karışıklığın temelinde tazminat meselesi ile savaş dönemindeki borçlanmaların geri ödenmesi problemi yatıyordu.Avrupalı müttefikler,birbirlerine olan borçlarını kayden borç olarak kabul ediyorlar ve savaş sonrasında karşılıklı olarak tasfiye etmeyi umuyorlardı.Diğer bir problem savaş tazminatı meselesiydi.Zayıflamış Avrupa ekonomileri ve uluslar arası ekonominin kritik durumu karşısında Fransa,İngiltere ve diğer müttefik ülkelerin Birleşik Amerika’ya olan borçlarını ödeyebilmeleri tazminat olarak alacakları miktarlara;Almanya’nın tazminat ödeme kapasitesi ise ödemelerini yapabileceği dövizi ve altını elde edeceği ihracat fazlasına bağlıydı.Enflasyon Alman toplumunda derin yaralar açtı.Bu gelişmeler Amerikan sermayesinin özel yatırımlar şeklinde Almanya’ya akmasını sağladı.Savaş sonrası İngiltere’de ekonomik problemler büyüdü.İngiltere savaşın finansmanı için bir tedbir olarak 1914’te altın standardını terk etmişti.Birleşik Amerika,Almanya ve Fransa başta olmak üzere çoğu ülkeler bir refah dönemine girmişti.Ancak bu refah Amerika’da Almanya’ya fon akışının devamına bağlı her an bozulabilir bir denge üzerine kurulmuştu.

BÜYÜK BUNALIM : Avrupa ülkelerinden farklı olarak Birleşik Amerika savaştan çok daha güçlü olarak çıktı.Ekonomik olarak net borç alan bir ülke iken,net borç veren bir ülke durumuna geldi.1929 ekiminde New York borsasının çöküşü daha sonra özellikle sanayileşmiş dünyayı etkileyen bir krize dönüştü.Krizin kaynağı İngiltere ve Birleşik Amerika’nın politikalarıydı.Eğer Birleşik Amerika daha açık politikalar izleseydi bunalım daha kısa süreli ve daha hafif olabilirdi.Bunalımın uzun dönemdeki en önemli sonucu ekonomide devletin rolünün artması ve üçüncü dünya ülkelerinde ithal ikamesine dönük sanayilerin geliştirilmesi çabalarıydı.

2. DÜNYA SAVAŞI VE DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİDEN İNŞASI : Savaş sonunda tüm ülkelerde politik,sosyal ve ekonomik reformlar için geniş bir kamu talebi vardı.1944’te bu alanda iki uluslar arası kuruluşun temeli atıldı.Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (IBRD).İMF çeşitli dünya paraları arasındaki değişim oranının düzenlenmesi ve ülkeler arasındaki kısa dönemli ödemeler dengesi problemlerinin çözümlenmesi görevini üstlenmişti.Dünya Bankası ise,hem savaştan zarar gören ekonomilerin yeniden inşası,hem de yoksul ülkelerin gelişmesi için uzun dönemli krediler verecekti.İki kuruluşun işler hale gelmesi 1946’ya kadar mümkün olmadı.1930’ların parasal ve mali kargaşa arasında pek çok ülke döviz kontrolü uygulamaya başlamıştı.Avrupa’daki en büyük kıtlık ise dolar kıtlığıydı.Problemin çözümünü Marshall Planı çerçevesinde Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) aracılığıyla Avrupa’ya akan yardımlar sağladı.Avrupa’ya 1947 sonu ile 1952 başları arasında Birleşik Amerika’dan borç ve hibe şeklinde 13 milyar dolar ekonomik yardım aktı.Marshall Planı 1952’de sona erdi.Yalnızca Batı Avrupa’nın ekonomik canlanması başarılmış olmadı,aynı zamanda ekonomik gelişmeleri teşvik edecek OECC gibi yeni kurumlar doğmuş oldu.Bunlardan en önemlisi Avrupa Ödemeler Birliği (EPU) kuruldu.EPU’nun kurulmasından sonraki 20 yıl içinde dünya ticareti yıllık olarak % 8 büyüdü.EPU o denli başarılı oldu ki 1958’de OECC ülkeleri paranın konvertibilitesini yeniden kurabildiler.1961’de OECC Birleşik Amerika ve Kanada’yı ve daha sonra da Japonya ve Avustralya’yı içine alarak Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) şekline dönüştü.Kuruluşun yeni amacı ileri sanayi ülkelerinin azgelişmiş ülkelere yardımlarını koordine etmek,makro ekonomik politikalar üzerinde uzlaşma imkanları aramak ve karşılıklı problemlerin çözümlenmesine yardımcı olmaktı.2. Dünya Savaşı’ndan sonraki çeyrek yüzyıl,sanayileşmiş ülkelerde en uzun ve en yüksek oranlı ekonomik büyümenin yaşandığı dönem oldu.Avrupa ekonomisinin bu yeniden inşası ekonomik bir mucize olarak adlandırıldı.Bu mucizede rol oynayan ilk faktör Amerikan yardımıydı.Diğer önemli bir faktör hükümetlerin tutum ve rolleriydi.Hükümetler doğrudan ve dolaylı olarak ekonomik hayata çok geniş ölçüde katılarak bazı temel sanayileri millileştirdiler.Uluslararası düzeyde hükümetler arası işbirliği de ekonomik performansındaki etkinliğin bir diğer önemli nedeniydi.Uzun dönemde Avrupa’nın beşeri sermaye gücü de önemliydi.

MARSHALL PLANI :1947 yılında ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada temelleri atılan ve Avrupa’da savaştan zarar gören ekonomilerin ayağa kalkması için tek taraflı olarak yapılan yardımları kapsayan programın adıdır.

Popularity: 5% [?]

posted by: admin
posted on: Kasım 17th, 2009

ÜNİTE 1
İKTİSAT TARİHİ’NE GİRİŞ
BİR BİLİM OLARAK İKTİSAT TARİHİ
İktisat Tarihi Biliminin Doğuşu
– 1776
Adam Smith’in meşhur Milletlerin Serveti adlı kitabının yayın tarihi İktisat Tarihi’nin doğuş tarihi olarak kabul edilir.
Bu düşüncenin dayanağı Smith’in tarihi verileri geniş ölçüde kullanmış ve özellikle de üçüncü kitabını tamamen tarihsel bir bakış açısıyla yazmış olmasıdır.
– 1892
ABD’de Harvard Üniversitesi’nde Sir William J. Ashley için özel olarak ve dünyada ilk kez bir İktisat Tarihi Kürsüsü’nün kurulduğu tarih İktisat Tarihi’nin doğuş tarihi olarak kabul edilir
2008 ARA-ABD’de Harvard Ünivertisesi’nde Sir William J.ASLEY için özel olarak ve dünyada ilk kez iktisat tarihi kürsüsü kaç yılında kurulmuştur?
a)1892
b)1881
c)1800
d)1790
e)1776
Klasik Okul ve Tarihçi Okul
– İktisat Tarihi’nin doğuşu, Tarihçi Okul’a çok şey borçludur. Tarihçi Okul, Klasik Okul’a tepki olarak doğmuştur.
– Tarihçi Okul, Klasik Okul’un şu özelliklerini eleştirmekteydi.
Klasik Okul
– Tümdengelimcidir
– Soyuttur
– Evrenseldir
– Statiktir
– Tarih dışıdır
– Gerçekçi değildir
– Tarihçi okul iktisadi davranış kurallarının toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğini savunmaktadır. Bu nedenle iktisat politikaları ekonominin içinde bulunduğu gelişme safhasına göre tespit edilmelidir.
• 2005-2007ARA/2006-2008BÜT
Klasik İktisat Okulunun savunduğu temel görüş aşağıdakilerden hangisidir?
a)İktisat politikalarının toplumun gelişme düzeyine göre belirlenmesi
b)İktisadi davranış kurallarının evrensel olduğudur.
c)Tarihsel gelişiminin incelenmesine önem verilmesidir.
d)Tüme varım yönteminin kullanılmasıdır.
e)Gözleme dayanılmasıdır.
• 2005-2006-2007 ARA
Aşağıdakilerden hangisi tarihçi okulun özelliklerinden biri değildir?
a)Klasik iktisat ekolüne bir tepki olarak ortaya çıkması
b)Gözleme dayanan ve tümevarımı esas alan metod önermesi
c)İktisat tarihini genel tarihin iktisadi olaylarla ilgilenen özel bir dalı olarak
görülmesi
d)İktisadi davranışların toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğini
savunması
e)Toplumların iktisadi yapısını ve tarihsel gelişini incelemeye önem vermesi
İKTİSATÇILARIN VE TARİHÇİLERİN İKTİSAT TARİHİNE BAKIŞI
– İktisat Tarihi ile alakalı iki bilim dalı İktisat ve Tarih bilimleridir.
– Tarihçilere göre İktisat Tarihi, genel tarihin iktisadi olaylarla ilgilenen özel bir dalıdır. Savunucuları;
John Clapham: İktisat Tarihi, geçmişin sosyal kurumlarının ekonomik yönlerini araştıran bilim dalıdır.
G. Unwin:İktisat Tarihi, yazılı tarih boyunca insanoğlunun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilim dalıdır.
N. S. B. Gras: İktisat Tarihi, iktisadi olayları kronolojik olarak sıralayan ve bu olaylar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran bir bilim dalıdır.
• 2006 YILSONU 2007 BÜT
İktisat Tarihini, yazılı tarih boyunca insanoğlunun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilim olarak aşağıdakilerden hangisi tanımlamıştır?
a)John R.hicks
b)N.S.B.Gras
c)Eli Heckser
d)G.Unwin
e)John Clapham
– İktisatçılara Göre İktisat Tarihi, iktisat teorisinin gerçekler karşısında test edilmesini sağlayacak tarihi verileri toplayan bir yardımcı bilim dalıdır.
Savunucuları;
John R. Hicks: İktisat Tarihi, geçmiş çağların uygulamalı iktisadıdır.
Eli Heckser: İktisat Tarihi, kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullanıldığını ve bu alandaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğini araştıran bilim dalıdır.
• 2008 YILSONU
İktisat tarihinin amacının kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullanıldığını ve bu alandaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğini araştırılması’ olduğunu aşağıdakilerden hangisi belirtmiştir?
a)Eli Heckser
b)Sir John R.HİCKS
c)John Clapham
d)G.Unwir
e)N.S.B Gras
İKTİSAT TARİHİNİN KONUSU VE GÖREVİ
İktisat Tarihinin Görevi
– İktisat Tarihi’nin görevi, ekonomilerin performanslarında ve yapılarında zaman içerisinde ortaya çıkan değişiklikleri açıklamaktır. Bu tanımda geçen kavramları açıklarsak;
Performans: Ekonominin üretimine yönelik değişimleri ifade eder.
– Ne kadar üretim yapıldığı
– Maliyet ve faydaların nasıl dağıldığı
– Üretimin istikrarlı olup olmadığı
– Toplam üretim
– Kişi başına hasıla
– Toplumun gelir bölüşümü gibi unsurları ifade eder.
Yapı: Ekonominin performansını tayin eden toplumun bazı karakteristik özelliklerini kapsamaktadır.
– Toplumun siyasi kurumları
– Toplumun ekonomik kurumları
– Teknoloji düzeyi
– Demografik durum
– Toplumun ideolojisi gibi konularla ilgilenir
Zaman: İktisat tarihinin ekonomilerin performansında ortaya çıkan geçici değişiklikleri açıklaması gerektiğini ifade eder.
Açıklama: Bilgi verme içeriği yüksek ve anlaşılır bir teori kurma ve bu teorinin yanlışlanabilirliğini önceden kabul etme anlamına gelir.
2005 ARA
Aşağıdakilerden hangisi iktisat tarihinin doğrudan ilgi alanına girmez?
a)Sanayileşme
b)Mülkiyet hakları
c)Nüfus Artışı
d)Teknolojik gelişme
e)Emek değer teorisi
2005 ARA
Aşağıdakilerden hangisi bir ekonominin performansını belirleyen toplumun karaktaristik özellikleri arasında yer almaz?
a)İdeolojisi
b)Verimlilik düzeyi
c)Teknolojisi
d)Siyasi kurumları
e)Ekonomik kurumları
2006-2007 ARA
Aşağıdakilerden hangisi bir ülkenin iktisadi performansının doğrudan bir göstermesidir?
a)Nüfus Artış Oranı
b)Dış Ticaret Hacmi
c)Altın Stoku
d)Dış Borç Miktarı
e)Kişi başına gelir düzeyi
TARIM İNKILABI VE SONUÇLARI
– Toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişim;
Tarım İnkılabı: MÖ 8000 yılında ortaya çıkmış, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insan gruplarını çiftçi ve çoban toplumlarına dönüştürmüştür.
2008 ARA-Yaklaşık 10.000 yıl önce insanların yerleşik tarıma geçmeyi başardıkları,çeşitli bitkiler yetiştirip,hayvanları ehilleştirdikleri temel ekonomik değişime ne ad verilir?
a)Üçlü tarla sistemi
b)Ürün rotasyonu
c)Yeşil devrim
d)Tarım İnkılabı
e)Demir çağı
2006-2007/ ARA 2008 BÜT.
Tarım İnkılabı hangi tarihte ortaya çıkmıştır?
a)MÖ 2000
b)MÖ 5000
c)MÖ 8000
d)MÖ 10000
e)MÖ 20000
Sanayi İnkılabı: 18. yüzyılda (1750) başlamış ve insanı artan ölçüde hizmet ve mamul mal üreticisi haline getirmiştir.
– Bu iki büyük değişimin sonuçları en belirgin dünya nüfusunda görülebilir.

MÖ 10.000’de dünya nüfusu 5-10 milyon arasındaydı. Tarım İnkılabı’nın hemen öncesinde dünya nüfusunun ulaşabileceği en üst sınır 20 milyon idi. Tarım İnkılabı sonrasında hızla artmıştır.
• Dünya nüfusunun Sanayi İnkılabı (1750) öncesinde ulaşabildiği en üst sınır 750 milyondu. Sanayi İnkılabı ile nüfus patlaması yaşandı.
2007/2009ARA-Tarım İnkılabı öncesinde dünya nüfusunun ulaşabileceği en üst sınır aşağıdakilerden hangisidir?
a)10 milyon
b)20 milyon
c) 1milyon
d)500 bin
e)100 bin
NEOLİTİK İNKILAP
– Günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önce (MÖ 8000) insanlar, yerleşik tarıma geçmeyi başardılar. Çeşitli bitkiler yetiştirmeyi ve hayvanları ehlileştirmeyi öğrendiler.
– Bu gelişme, insanın doğal çevresindeki kaynaklardan yararlanma imkanını olağanüstü denebilecek ölçüde artırmış, Neolitik İnkılap olarak adlandırılan temel bir ekonomik değişmeyi hazırlamıştır.
– Tarım birbirinden bağımsız olarak birkaç bölgede ortaya çıktı
Ortadoğu
Orta Amerika
Kuzey Çin
– Bu ekonomi şeklinin Avrupa, Asya ve Afrika’ya yayılması binlerce yıl aldı.
Mesela en geç İskandinavya’ya ulaşmıştır. Yaklaşık 5000 yıl.
– Göçebe Çobanlık: Orta Asya’nın, Güney Rusya’nın ve Kuzey Arabistan’ın geniş otlaklarında göçebelik yaygındı.
– Çiftçilik: Suriye, Anadolu, İran ve Afganistan’ın yüksek bölgelerinde sık ormanlarla kaplı alanlarda çiftçilik yaygındı.
Dönemin Özellikleri
– Sürekli ekim: Gübre, ürün rotasyonu, nadasa bırakma bilinmediğinden sürekli ekim yapılıyordu. Verimlilik bitince başka topraklara geçiliyordu.
– Yiyecek keşfi: Günümüzdeki yiyeceklerin neredeyse tamamı keşfedildi.
– Hayvan ehlileştirme: At ve deve dışındaki hayvanlar ehlileştirilmişti.
– Çanak çömlek imali
– Dokuma
– Ekmek yapma
– Taşların cilalanması
TARIM İNKILABINI AÇIKLAYAN TEORİLER
– Yerleşik tarımın başlangıcını açıklamada en fazla tanınan teoriler;
Gordon Childe – İklim Kötüleşmesi Teorisi
Robert J. Braidwood – Çekirdek Alan Teorisi
Lewis R. Binford – Nüfus Artışı Teorisi
TARIM İNKILABINI AÇIKLAYAN TEORİLER
İKLİM KÖTÜLEŞMESİ TEORİSİ – GORDON CHİLDE
– Bu teoriye göre son buz çağındaki iklim kötüleşmesi nedeniyle bir zamanlar yeterli su kaynaklarına sahip olan Yakındoğu ve Kuzey Afrika kuraklaştı.
– Bu bölgelerde yiyecek kaynakları azaldı ve sonuçta bu kaynaklar, mevcut vahalar ve su kaynakları çevresinde yoğunlaştı.
– İnsanlar, bitkiler ve hayvanlarla daha sıkı ve yakın bir temas içinde bulunmaya ve daha yakından gözlem yapmaya başladı.
– Childe’ın teorisinde çevre değişiklikleri temel hareket noktası olarak ele alınmaktadır. Azalan doğal kaynaklar nedeniyle insanların avcılık ve toplayıcılıktaki verimi azaldı ve tarımla emeğin verimi artırılmaya çalışıldı.
– Teoriye eleştiriler: Eleştirilerden biri bu değişmenin niçin daha önceki iklim kötüleşmelerinde ortaya çıkmadığı ve iklim değişmeleri ile tarımın ortaya çıkışı arasında yer ve zaman paralelliği olmadığı noktalarına odaklanmaktadır.
ÇEKİRDEK ALAN TEORİSİ – ROBERT J. BRAİDWOOD
– Bu teori, insanın doğal çevresindeki hayvan ve bitkileri giderek daha iyi tanımasını sağlayan bir kültürel gelişmenin Tarım İnkılabı’na yol açtığını ileri sürmektedir.
– Çekirdek Alan: Evcilleştirilmeye hazır çok sayıda vahşi hayvan ve bitkinin bulunduğu, tarıma son derece elverişli tabii bir çevredir.
– MÖ 8000 yıllarında Filistin ve Çevresindeki insanlar çevrelerini çok iyi tanımış bir hale gelmişlerdir.
– İnsanların tarımsal teknikleri tedrici (tesadüfi) bir öğrenme süreciyle bulduklarını ileri sürmektedir.
– Teoriye eleştiriler: Tarımın doğuşu için bilginin gerekli bir şart olmasına karşılık yeterli olamadığını görememesidir.
2009 ARA-Çekirdek alan teorisine göre tarım ilk kez dünyanın hangi bölgesinde ortaya çıkmıştır?
a)Orta Amerika
b)Kuzey Afrika
c)Kuzey çin
d)Güney Rusya
e)Filistin ve Çevresi
NÜFUS ARTIŞI TEORİSİ – LEWİS R. BİNFORD
– Tarıma geçişi açıklamada temel hareket noktası nüfus artışıdır.
– Göçlerde meydana gelen nüfus yığılması, doğal kaynaklar üzerinde bir baskı meydana getirmiştir. Artan nüfus mevcut doğal kaynak ve insan dengesini bozmuştur.
– Bu baskı insanların verimliliğinin artırılmasına neden olmuştur. Ayakta kalma mücadelesi etkin tekniklerin doğmasına neden olmuştur.
– Teoriye eleştiriler: Nüfusun nasıl ve niçin arttığına dair herhangi bir teori ortaya koyamaması teoriye yöneltilen temel eleştiridir.
TARIM İNKILABI’NIN SONUÇLARI
– Nüfus arttı: İnsanların yerleştikleri alanlar genişledi. Akdeniz’in çevresindeki toprakların nüfusu oldukça yoğun hale geldi.
– Yerleşik Hayata Geçildi: Avcılık ve toplayıcılık azaldı, tarım zamanla hakim ekonomik faaliyet haline geldi. Dolayısıyla yerleşik hayat göçebeliğin yerini aldı.
– Devlet Doğdu: İlk kez bir siyasi organizasyon olarak devlet doğdu. Devletin doğuşu savaşı ve istikrarsızlığı beraberinde getirdi. Askeri teknolojideki gelişmelere paralel olarak devletin sınırları genişledi.
– Demir Çağı Başladı: Bronz çağın yerini demir çağı aldı.
– Ticaret Gelişti: Özellikle bölgelerarası ticaret gelişti ve genişledi. Pazar ekonomisi doğdu.
– Şehirler Gelişti: Tarım İnkılabı ile birlikte şehirler doğdu, genişledi ve tüm Akdeniz dünyasına yayıldı.
– Ekonomik Organizasyon Tipleri Doğdu: Yeniden dağıtıcı olarak nitelenen ekonomi tipleri bir uçta yer alırken, fiyatların piyasa mekanizmasınca tayin edildiği ekonomik organizasyon tipleri diğer uçta yer aldı.
– Komünal Mülkiyet Doğdu: Doğal kaynaklardan istifadeyi yalnız grup ve kabilen

2008 FİN-Tarım İnkılabının sonuçlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
a)Teknolojik gelişme alanında büyük adımlar atıldı
b)İnsanların yerleştikleri alanlar daraldı
c)Çeşitli ekonomik organizasyon tipleri doğdu
d)Devletin doğuşu savaşı ve siyasi istikrarsızlığı
e)Zaman içinde avcılık ve toplayıcılık tan çiftçiliğe doğru sürekli bir geçiş oldu.
2009 ARA-Aşağıdakilerden hangisi Tarın İnkılabı’nın sonuçlarından biri değildir?
a)Avcılık ve toplayıcılığın yerini çiftçiliğin alması
b)Nüfus artışı
c)Göçebe hayatgtarzının yaygnlaşmsı
d)Devletin doğuşu savaşı ve siyasi istikrarsızlığı
e)Zaman içinde avcılık ve toplayıcılık tan çiftçiliğe doğru sürekli bir geçiş oldu.

ÜNİTE 2
İLK MEDENİYETLERDEN KLASİK DÖNEME İLK ÇAĞ EKONOMİLERİ :

Yalnızca yıllık su baskınlarının tarlaları verimli hale getirdiği bazı nehir vadilerinde sürekli tarım yapılabiliyordu.Tarımın ilk geliştiği bölgelerden yalnızca iki vadi böyle bir imkanı sağlıyordu.Bu vadiler: Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölge ve Mısır’ın Nil Vadisi’ydi.
• 2005 ARA-Aşağıdakilerden hangisi neolitik zamanlardaki keşiflerden hangisidir?
a)Ekmek yapılamaması
b)Dokuma yapılması
c)Çanak çömlek imali yapılması
d)Taşların cilalanması
e)Toprakların nadasa bırakılması
MEZOPOTAMYA :
M.Ö. 6000 ile 3000 yılları arasında ortaya çıkan bir dizi sosyal değişim ve teknik ilerleme küçük neolitik yerleşim yerlerinin şehirlere dönüşmesini sağladı.
Bu dönemde ortaya çıkan en önemli teknik ilerlemeler; yazının icadı,bakırın eritilmesi ve dökülmesi,hayvan gücünün saban ve tekerlekli araçlara koşulması,yelkenli gemilerin ve çömlekçi tekerleğinin bulunmasıydı.Daha 3000’lere gelmeden köleler,kiracı çiftçiler,esnaf,tüccar,din adamları ve yöneticiler ayrı sosyal gruplar olarak ortaya çıktılar.İlk Sümer kayıtları Mezopotamya bölgesinde verimli topraklarda bazı bağımsız şehir devletlerinin doğduğunu göstermektedir.İstilalara rağmen Sümer hayat tarzı oldukça istikrarlı olarak varlığını sürdürebildi.Uzak mesafeli ticaret Mezopotamya’da önemli ve hayati bir rol oynuyordu.Ticari koloniler oluşturulmuştu.Hukuk kuralları oldukça gelişmişti.Gümüş para şeklinde olmasa bile bir değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılıyordu.
• 2006/2005 Ara-2006-2008 YILSONU-2007 BÜT
Aşağıdakilerden hangisi MÖ.6000 İle 3000 yılları arasında ortaya çıkan teknik ilerlemelerden biri değildir?
a)Bakırın eritilmesi
b)Ağır sabanının bulunması
c)Çömlekçi tekerleğinin bulunması
d)Hayvan gücünden yararlanılması
e)Yelkenli gemilerin ortaya çıkması
• 2006/2005 ARA
Aşağıdakilerden hangisi Mezopotamya ekonomisinin özelliklerinden biri değildir?
a)Gümüşün değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılması
b)Hukuk kurallarının gelişmiş ticari ilişkilere temel olabilecek karmaşık bir düzeye ulaşması
c)Uzak mesafeli ticaretin önem kazanması
d)Ticaretin devlet tekelinde olması
e)Ticari koloniler oluşturması
MISIR :
Mısır’ın gelişmesi Mezopotamya’nın gelişmesi ile paralellikler göstermekle birlikte önemli bir fark vardı.O da aşılmaz çöllerle Mısır’ın istilalara karşı korunmuş olmasıydı.Mezopotamya’da topraklar özel mülkiyet altındayken; Mısır’da firavun tüm Mısır topraklarının sahibiydi.Ticaret firavunun adamlarının tekelindeydi.Mısır’da üretim büyük ölçüde merkezi bürokrasi tarafından planlanıyordu.
MEDENİYETİN YAYILMASI :
4.binyıl boyunca Ortadoğu’da çiftçiler ürün rotasyonu,nadasa bırakma ve hayvan pisliği,kül ve deniz kabukları ile toprağı gübreleme gibi verimliliği artırmayı sağlayan tedbirleri öğrendiler.Sürekli köyler teşekkül ettikten sonra ticaret yollarının kesiştiği noktalarda ya da idari ve dini merkezlerde yeni şehirler kuruldu.
• 2008 AS-2005 YS
Aşağıdakilerden ekonomilerden hangisinde topraklar devlete aitti?
a)Babil
b)Mısır
c)Sümer
d)Yunan
e)Mezopotamya
• 2005-2007 ARA/2008 BS
Aşağıdakilerden hangisi Mısır ekonomisinin özelliklerinden biri değildir?
a)Topraklarının özel mülkiyet altında bulunması
b)Ekonominin merkezi bir kontrol altında olması
c)Üretimin bürokrasi tarafından planlanması
d)Ticaretin Fravunun adamlarının tekelinde olması
e)Bağımsız zengin bir tüccar sınıfının doğması
YUNAN EKONOMİSİ :
Yunanistan’ın toprağı dağlıktı.Bu yüzden deniz ana ulaşım yoluydu.İlk yunan tüccarları esas olarak Doğu medeniyetlerinin gelişmiş merkezleri ile Akdeniz çevresinin geri kalmış ülkeleri arasında aracı rol oynadılar.Lidyalılardan öğrenilen para ticarette büyük bir kolaylık sağladı.Yunan şehirlerinde Pazar ekonomisinin ve ihtisaslaşmanın gelişmesini teşvik etti.Toprakların büyük bir bölümünü bağcılığa ve zeytinciliğe ayırdılar.Sonraki yüzyıllarda zeytincilik ve bağcılık tipi tarım,Akdeniz dünyasının büyük bir bölümüne yayıldı.M.Ö. 800-500 yılları arasında ihtisaslaşma ve işbölümü arttı.Hem iç hem de uluslar arası ticaret gelişti ve bunu da para ekonomisinin yaygınlaşması izledi.Buğday,kereste,esir ve bazı lüks mallar ithalatı gümüş,zeytinyağı,çanak çömlek ve diğer ihracat mallarıyla karşılanıyordu.Atina parası ayarı ve ağırlığıyla uluslar arası bir ödeme aracı oldu.Atina’nın ekonomik refahının en önemli nedeni üretim faktörleri üzerinde etkin bir mülkiyet hakları sistemi kurmayı ve buna uygun bir hukuki çerçeve meydana getirmeyi başarmasıydı.Helenistik çağda ekonominin en göze çarpan özelliği üretim ve bölüşüm üzerinde Doğu’ya özgü devlet kontrolü uygulamasının benimsenmesiydi.İskender’in fetihleri ile gerçekleşen coğrafi yayılma Helen dünyasının Hindistan ile doğrudan ticaret ilişkileri kurmasını sağladı.Çin ile ticaret de önem kazandı.bazı şehirler sınai ihtisaslaşmaya bile yöneldi.Helen çağı eski dünyada başarılmış,bölgesel ekonomik bağımlılık ve ihtisaslaşmanın en yüksek düzeyine ulaştı.
• 2005ARA
Aşağıdakilerden hangisi Mısır ekonomisinin özelliklerinden biri değildir?
a)Başlangıçta çiftçilik ve hayvancılığın toprak kullanımın ana şekilleri olması
b)Para ekonomisinin yaygınlaşması
c)MÖ.800-MÖ500 yılları arasında ihtisaslaşma ve işbölümünün artması
d)Zeytinyağlı ve şarabın ithalatın ana kalemleri olması
e)Denizin ana ulaşım yolu olması
• 2005-2006-2007ARA/2008BÜT
Aşağıdakilerden hangisi Helenistik dönemde ekonominin en önemli özelliklerinden biri değildir?
a)İhtisaslaşmanın giderek önemini kaybetmesi
b)Üretim ve bölüşüm üzerinde devlet kontrolünün benimsenmesi
c)Toprakta özel mülkiyetin geçilmesi
d)Uzun mesafeli ticarete olan bağımlılığın artması
e)Tahıl ithalatın artması

İLKÇAĞ EKONOMİLERİNDE DEĞİŞME VE GERİLEME :
Tarımın ortaya çıkışından sonra nüfus önemli ölçüde artmaya başlamıştı.Nüfus artışı ve bunu izleyen azalan verim hadisesi geçmiş ekonomilerin çöküşünün ilk hazırlayıcısı olmuştur.
ROMA İMPARATORLUĞUNUN EKONOMİSİ :
Roma şehir devleti başlangıcında aristokratik bir karakter arz ediyordu.Roma toplumu başında bir kral ve yönetimi elinde bulunduran askeri patrici zümresi ile küçük toprak sahipleri,kiracı çiftçiler,esnaf ve tüccarın meydana getirdiği pleb sınıfından meydana gelmekteydi.Zenginleşen plebler devletin idaresinde particilerin arasına katılarak etkinlik kazanabildi.Böylece siyasi yapı aristokrasiden oligarşiye dönmüş oldu.
GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA NÜFUSU :
Ölüm oranı yüksek,hayat süresi kısaydı.nüfusun büyük bir bölümü kırsal bölgelerde yaşıyor ve toprakta çalışıyordu.
GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TARIMI :
İmparatorluk nüfusunun büyük bir bölümü tarımla uğraşıyordu.Tahıllar yaygın üretimi yapılan ürünlerdi.İmparatorlukta deniz yoluyla yürütülen uzak mesafeli ticaret mahalli ihtisaslaşmaya imkan veriyordu.Yeni fethedilen bölgelerden Roma’ya bol ve ucuz olarak hububat akması üzerine İtalya’da karlı olmaktan çıkan tahıl üretiminin önemi azalırken,geniş alanlar hayvancılığa ayrılmış,verimli topraklarda ise bağcılık ve zeytincilik önem kazanmıştı.Kölelik yeniliği önleyici bir faktördü.İtalya’nın kırsal nüfusu büyük ölçüde kendi sahibi ya da kiracısı oldukları toprakları izleyen bağımsız köylülerden oluşuyordu.İmparatorlukta temel vergi ekili arazi üzerindeydi.Köylüler altın olarak sabit kalan vergiyi gümüş parayla değerlendirildiğinde daha fazla olarak ödemek zorundaydılar.
LATİFUNDİA :
İşgücünün büyük kısmı kölelerce sağlanan ve kar amacıyla üretim yapan büyük çiftliklerdir.
GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA ŞEHİRLERİ :
Roma uygarlığı bir şehir uygarlığıydı.Şehirlerin önemli bir fonksiyonu mahalli yönetim merkezleri olmasıydı.Bazı şehirler ise askeri bir fonksiyona sahipti.Şehir nüfusunun önemli bir bölümünü tarım işçileri oluşturuyordu.Şehir halkının gerek duyduğu tahıllar,zeytinyağı ve şarap vergi gelirleriyle karşılanıyordu.
GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TİCARETİ :
Ticaret imparatorluğa hayatiyet kazandıran ve zenginliğinin temelinde yatan unsurdu.Akdeniz, ticareti ve mal hareketlerini teşvik ediyordu.Ticaret,büyük ölçüde zengin kesimin lüks ihtiyaçları ile ordunun taleplerini karşılamaya yönelikti.İmparatorluk geniş bir yol ağına sahipti.Akdeniz ticaretinin en önemli kalemi tahıldı.Kara ticareti daha değerli mallarla sınırlıydı.Diğer önemli bir ticaret konusu kölelerdi.Askeri ve stratejik önemi olan malların imparatorluk dışına gönderilmesi yasaktı.Çanak çömlek ve bronz eşyalar en çok ticareti yapılan mallardı.Bu ticaret karşılığında imparatorluğa barbar dünyadan hayvan,orman ürünleri ve en önemlisi de köle geliyordu.Roma’nın altın parası Aureus; gümüş parası ise Denarius’du.
GEÇİMLİK EKONOMİ :
Üretimin esas olarak öz tüketim için yapıldığı,yaşam standardının temel ihtiyaçların ötesini karşılamadığı,marjinal prodüktivitenin çok düşük olduğu bir ekonomidir.
GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA’DA İMALAT FAALİYETLERİ :
İmparatorlukta önemli sanayi dallarından biri taş ocağı işletmeciliğiydi.Diğer önemli bir sanayi kolu da madencilikti.Madenler,önemli ölçüde uzak mesafeli ticarete konu oluyordu.Diğer gelişmiş bir sanayi kolu çanak çömlek sanayisiydi.Önemli sanayi kollarından bir diğeri olan dokuma daha çok bir ev endüstrisi durumundaydı.Doğu eyaletleri zengin bir sınai geleneğe sahip mamul mal üreticisi bölgelerdi.Buna karşılık imparatorluğun Avrupa’daki batı eyaletleri daha çok hammadde yetiştiricisi bölgeler durumundaydı.Büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf grupları loncalarda toplanmıştı.Collegia adı verilen bu dernekler ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kuruluşlardı.
ROMA İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİ VE ÇÖKMESİ :
Barbarların artan askeri yetenekleri Roma’nın mukayeseli üstünlüğünün azalmasına yol açıyordu.Askeri üstünlükteki bu nisbi düşüşle birlikte imparatorluğun masrafları da artmaktaydı.Harcamalar böylece artar ve vergi ihtiyacı yükselirken verginin kaynağı süratle aşınıyordu.İmparatorlukta bir işgücü kıtlığı da doğmuştu.İmparatorluk karşılaştığı bu problemlerin üstesinden gelebilmek için sonuçta ekonomiyi daha zor şartlara iten çeşitli tedbirlere başvurdu.İlk olarak artan gelir ihtiyacını karşılayabilmek için vergiler ağırlaştırıldı.İkinci olarak da paranın ayarıyla oynayarak değerini sürekli düşürdü.Sonuçta imparatorluk tamamen altın para sistemine geçti.Para değişim aracı olma fonksiyonunu önemli ölçüde kaybetti.
• 2006 ara
Aşağıdakilerden hangisi Roma latifudia’ların özelliklerinden biri değildir?
a)Köylülerin toprağa bağlı olması
b)Büyük tarım işletmeleri olması
c)Piyasaya dönük üretim yapılması
d)Kar amaçlı üretim yapılması
e)İşgücünün köleler tarafından sağlanması
• 2005 büt
Aşağıdakilerden hangisi Doğu roma İmparatorluğunun daha uzun ömürlü olmasının nedenlerinden biri değildir?
a)İhraç edilebilir bir tarım fazlasına sahip olması
b)Nüfus çoğunluğunun düşük olması
c)Sosyal problemlerini daha sınırlı olması
d)Karşı karşıya olduğu askeri tehdidin daha sınırlı olması
e)Daha güçlü bir ekonomik temele sahip olunması
• 2006 BÜT-2007 YIL SONU
Aşağıdakilerden hangisi Roma şehirlerinin özelliklerinden biri değildir?
a)Bazılarının askeri fonksiyona sahip olması
b)Küçük olması
c)İmalat ve ticaret fonksiyonlarının gelişmiş olması
d)Tarımın önemli bir ekonomik faaliyet olması
e)Bazılarının mahalli yönetim merkezleri olması
• 2006 Fin
Aşağıdakilerden hangisi Roma’nın dış ticaretinin özelliklerinden biri değildir?
a)Doğrudan lüks mallar ithal edilmesi
b)Barbar kavimler olan ticaretin teşvik edilmesi
c)Doğuya karşı dış ticaret açığı vermesi
d)Tahıl ticaretinin gelişmiş olması
e)Akdeniz’in en önemli ticaret yolu olması
• 2006 ara-2008 BÜT
Aşağıdakilerden hangisi Roma ekonomisinin çöküş döneminde uygulanan müdahaleci iktisat politikaları arasında yer almaz?
a)Büyük toprak sahiplerinin topraklarına el konulması
b)Esnafın ve tüccarın mesleki özgürlüğünün kısıtlanması
c)Hür köylünün toprağa bağlanması
d)Köylülerin evlenme haklarının kısıtlanması
e)Esnafın bir esnaf cemiyetine girmeye mecbur bırakılması
• 2007 ara
Aşağıdakilerden hangisi Roma ekonomisinin çöküş döneminde uygulanan ekonomik arasında yer almaz?
a)Köylülerin evlenme hakkının elinden alınması
b)Esnafın ve tüccarın mesleki özgürlüğünün kısıtlanması
c)Hür köylünün toprağa bağlanması
d)Esnafın bir esnaf cemiyetine mecbur kılınması
e)Büyük bir toprak sahiplerinin topraklarına el konulması

Popularity: 5% [?]

eskişehir forum