buy viagra

AçıkÖğretim Ders Notları

posted by: admin
posted on: Aralık 22nd, 2009

I. Yargı Organı Ve Yargı Fonksiyonu Kavramları
Anayasamızın üçüncü kısmının üçüncü bölümünün başlığı “yargı”dır. Ancak yasama ve yürütme terimlerinde olduğu gibi, “yargı”dan da bahsedildiğinde bu terimden genellikle “organik anlamda yargı” ve “fonksiyonel anlamda yargı” olmak üzere genellikle iki değişik şey kastedilmektedir. Organik anlamda yargıya kısaca “yargı organı”, fonksiyonel anlamda yargıya ise “yargı fonksiyonu” denir. O halde burada ilk önce “yargı organı”nı, sonra da “yargı fonksiyonu”nu görelim.

A. Yargı Organı
Anayasamızın 9’uncu maddesine göre, “yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır”.

Burada “bağımsız mahkemeler” ifadesinin altını çiziyoruz. Çünkü, bu ifade yargı organının tanımını bize vermektedir. Açıkçası, Anayasamıza göre yargı organını “bağımsız mahkemeler” olarak tanımlayabiliriz. “Bağımsız mahkemeler” ifadesinde geçen “mahkemeler” kelimesinin çoğul bir kelime olduğuna dikkat edilmelidir. Yani, yargı organı, yasama organının tersine tek bir organ olmayıp, “organlar topluluğu”dur[1]. Açıkçası, yargı organı bir mahkemeden değil, birçok mahkemeden oluşmuştur. Demek ki yargı organının birinci ayırt edici özelliği mahkemelerden oluşmuş olmasıdır. Yargı organının hangi mahkemelerden oluştuğunu biraz aşağıda göreceğiz. Ancak hemen belirtelim ki, yargı organının ikinci ayırt edici özelliği, bu organı oluşturan mahkemelerin bağımsız olmalarıdır. Yargı organının bağımsızlık özelliğini biraz aşağıda göreceğiz. Ancak hemen belirtelim ki, Anayasanın 138 ve 139’uncu maddeleri göz önünde tutularak bağımsız mahkemeler şöyle tanımlanabilir: Bağımsız mahkemeler hiçbir organ, makam, merci veya kişi tarafından yargı yetkisini kullanırken kendilerine emir ve talimat verilemeyen, genelge gönderilemeyen, tavsiye ve telkinde bulunulamayan (m.138/2), kararları yasama ve yürütme organlarını bağlayan, kararları bu organlarca hiçbir surette değiştirilemeyen ve yerine getirilmesi geciktirilemeyen (m.138/4) görevlerinde bağımsız (m.138/1) ve teminatlı hâkimlerden (m.139) meydana gelen kuruluşlardır[2].

Yargı organı bu şekilde tanımlanırsa, onu, yasama ve yürütme organlarından ayırmak zor değildir. Yargı organı ile yasama organı arasında genellikle hiçbir karışma olmaz. Yasama organı 550 milletvekilinden oluşmuş bir organdır. Yargı organı ise bağımsız hâkimlerin görev yaptığı mahkemelerden oluşmuş bir topluluktur. Yargı organı ile yürütme organı arasında da, aşağıda göreceğimiz gibi Askerî yargıdaki bazı karışmalar bir yana bırakılırsa, bir karışma olmaz. Yürütme organı ve genel olarak idarî teşkilât içinde yer alan bir kişi bağımsız değildir. Bir başka kişinin, makamın, merciin duruma göre hiyerarşi veya vesayet yetkisine tâbidir. Yürütme organı ve genel olarak idarî teşkilât içinde yer alan bir kişi, bağımsız bir hâkim niteliğine sahip olmadığına göre, aynı zamanda yargı organının içinde yer alamaz.

Bu şekilde yargı organının tanımını ve onun yasama ve yürütme organlarından ayrılmasını gördükten sonra şimdi de yargı fonksiyonunun tanımını ve devletin diğer temel fonksiyonları olan yasama fonksiyonu ve yürütme fonksiyonundan nasıl ayırt edildiğini görelim.

B. Yargı Fonksiyonu
Yargı fonksiyonun tanımı ve diğer devlet fonksiyonlarından ayrılması için iki kriter önerilmiştir. Maddî kriter ve şeklî kriter.

1. Maddî Kriter
Léon Duguit , yargı fonksiyonunun maddî kriterle tanımlanmasını savunmaktadır[3]. Duguit’ye göre, yargı fonksiyonunu “münhasıran maddî açıdan, yani bu fonksiyonu ifa eden organların, memurların ve makamların niteliğinden tamamıyla soyutlayarak tanımlamak gerekir”[4]. Maddî ölçüte göre, yargı fonksiyonu, hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen ve karara bağlayan bir devlet fonksiyonudur. Duguit’ye göre yargı fonksiyonu şu üç unsuru ile tanımlanabilir veya diğer bir ifadeyle yargı fonksiyonu şu üç aşamada yerine getirilir.

a) Hukuka Aykırılık İddiası.- Bir mahkemenin karar verebilmesi için her şeyden önce, bir hukuka aykırılık iddiası olmalıdır[5].

b) Hukuka Aykırılığın Tespiti.- Mahkeme böyle bir hukuka aykırılık sorunuyla karşı karşıya kaldığında, hukuka aykırılığın olup olmadığını araştırıp tespit eder[6].

c) Müeyyide Uygulama.- Mahkeme hukuka aykırılığın olduğunu tespit ederse, hukuka aykırılığın giderilmesi için, yani bozulan hukuk düzeninin yeniden tesisi için müeyyide uygulanmasına karar verir.

Dolayısıyla maddî kritere göre, yargı fonksiyonunun “iddia”, “tespit” ve “müeyyide” aşamalarını içeren bir fonksiyon olduğunu söyleyebiliriz. Buna göre, hukuka aykırılık iddiası üzerine tespit yapan ve tespitten sonra müeyyide uygulayan devlet fonksiyonunun “yargı fonksiyonu” olduğu söylenebilir. Daha kısa bir ifadeyle, yargı fonksiyonu “hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen ve karara bağlayan bir devlet fonksiyonudur”[7].

Eleştiri.- Yargı fonksiyonu bu şekilde tanımlanamaz. Zira, idarî fonksiyon da “iddia-tespit-müeyyide” unsurlarını/aşamaları içerebilir. Diğer bir ifadeyle, yürütme (idare) organları da hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen ve karar bağlayan faaliyetlerde bulunabilirler[8]. Örneğin, idarenin bir memura disiplin cezası vermesi durumu da iddia-tespit-müeyyide unsurlarını içermektedir. O halde maddî kritere bakarak disiplin cezası işlemlerinin maddî açıdan yargı fonksiyonuna dahil olduğunu söyleyebiliriz[9]. Oysa bu doğru değildir. Disiplin cezaları tartışmasız olarak idarî fonksiyonun içinde yer alır. Diğer yandan yasama organının da birtakım işlemleri iddia, tespit ve müeyyide unsurlarını içerebilir. Meclis soruşturması usûlünde bu unsurlar vardır. Bir bakanın hukuk düzenini çiğnediği iddia edilir. Bu iddia araştırılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi iddianın doğru olduğu kanaatine varırsa, ilgili bakanın Yüce Divana sevk edilmesine karar verir. Keza yasama dokunulmazlığının kaldırılması usûlünde aynı aşamaların bulunduğu söylenebilir. O halde maddî kriter kullanılarak yasama fonksiyonu ile yargı fonksiyonu birbirinden ayrılamaz.

2. Şeklî (Organik) Kriter
Organik kritere göre yargı fonksiyonu , yargı organlarının yaptıkları işlemlerden oluşur. Yargı organlarının ise bağımsız mahkemeler olarak nasıl tanımlandığını biraz yukarıda görmüştük. Bu kriter, yargı fonksiyonunu, yasama ve yürütme fonksiyonlarından ayırt etmek için elverişli bir kriterdir. Bu anlamda denebilir ki, yasama ve yürütme organlarının yaptığı bir işlem hiçbir zaman yargı fonksiyonuna dahil olamaz. Ancak, şekli (organik) ölçüt bağımsız mahkemelerin her türlü faaliyetini yargı fonksiyonunun içine soktuğundan gereğinden fazla geniş bir ölçüttür. Zira mahkemelerin yazı işleri ve idarî personelinin faaliyetleri yargısal değil, idarî niteliktedir. O halde yargı fonksiyonunu tanımlarken, esasen organik kriterden hareket etsek de, maddî kritere de başvurmak zorundayız. Daha açıkçası yargı fonksiyonunun tanımında bu iki kriteri birleştirmek gerekir.

Şekli (organik) kritere göre yargı fonksiyonu yargı organlarının yaptığı işlemlerden oluşur. Maddî ölçüte göre ise yargı fonksiyonu, hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen devlet fonksiyonudur. Bu iki ölçütü birleştirerek ise yargı fonksiyonu şu şekilde tanımlayabiliriz:

Tanım: Yargı fonksiyonu, bağımsız mahkemelerin hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama fonksiyonudur.

Yargı Fonksiyonunun Özellikleri.- Yukarıdaki tanımda altı çizilmesi gereken iki özellik vardır.

a) Bağımsızlık.- Bir kere yargı fonksiyonunu yerine getiren organın, yani mahkemelerin bağımsızlık niteliklerinin altı çizilmelidir[10]. Anayasanın 138 ve devamı maddelerinin anladığı anlamda bağımsızlık niteliğine sahip olmayan bir organının hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözme ve karara bağlama yolundaki faaliyetleri yargı fonksiyonu olarak kabul edilemez[11]. O halde bağımsız olmayan bir organın içerik olarak yargı fonksiyonuna benzeyen, yani iddia, tespit ve müeyyide süreçlerini içeren işlemleri, örneğin disiplin cezası kararları, yargı fonksiyonu olarak nitelendirilemez.

b) Kesin Hüküm Verme.- Yukarıdaki tanımda altı çizilmesi gereken diğer bir özellik de, yargı fonksiyonunun hukukî uyuşmazlıkları kesin bir biçimde, yani artık aksinin hukuken iddia edilemeyeceği bir biçimde çözümleyen ve karara bağlayan bir devlet fonksiyonu olmasıdır[12]. Hukuk dilinde buna “kesin hüküm (kaziye-i muhkem)” denir. Kesin hüküm verme yetkisine sahip olmayan bir makamın kararı, yargı kararı olarak görülemez. İdare organları çeşitli usûllerle uyuşmazlıkları çözümleyebilirler. Ancak idare organlarının bu yolda verdikleri kararlar kesin hüküm oluşturmazlar. Yani ilgili kişi bu kararlardan memnun kalmazsa bunlar aleyhine idarî yargı organlarında dava açabilir. Zira, Anayasamızın 125’inci maddesine göre, “idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır”.

Bağımsız İdarî Otoriteler Üzerine Bir Not.- Bu anlamda, hukukî uyuşmazlıklar veya hukuka aykırılık iddiaları, bağımsızlık ve tarafsızlık niteliğine sahip organlarca çözümlense bile bunların verdiği kararlar kesin hüküm oluşturmuyorlarsa, bunların faaliyetleri yargı fonksiyonu kapsamında değildir; bunların kararları yargı kararı olarak nitelendirilemez. Örneğin Rekabet Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, RTÜK gibi bağımsız idarî otoritelerin durumu böyledir. Gerçekten de bu Kurulların üyeleri belli ölçüde bağımsızlık niteliğine sahiptir. Keza bu Kurulların tarafsızlığını sağlayıcı usûller de vardır. Dahası bu Kurullar maddî açıdan tamamıyla yargı fonksiyonuna benzer bir fonksiyon ifa etmektedirler. Bir hukuka aykırılık iddiasını dinlemekte, bu iddianın gerçekliğini araştırmakta ve daha sonra da müeyyide uygulanıp uygulanmamasına karar vermektedirler. Hatta bu Kurulların çalışma usûlleri de büyük ölçüde mahkemelerin yargılama usûllerine benzemektedir. Ne var ki tüm bu özelliklere rağmen bağımsız idarî otoritelerin faaliyetleri bir yargı fonksiyonu, kararları bir yargı kararı olarak nitelendirilemez. Çünkü, bunların kararları kesin hüküm oluşturmaktan uzaktır. Bunların kararları aleyhine ilgili kişiler yargı organlarında dava açabilirler.

* * *

Yargı fonksiyonunun tanımını, yasama ve yürütme fonksiyonlarından farkını bu şekilde gördükten sonra şimdi yargı organını daha yakındana görelim ve bu organın hangi mahkemelerden oluştuğunu inceleyelim:

II. Türkiye’de Yargı Kolları
Bibliyografya.- Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.260-281; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.189-206; Günday, İdare Hukuku, op. cit., s.4-6; Gözler, Hukuka Giriş, op. cit., s.107-136; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medenî Usûl Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 1994, s.1-16; A. Şeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı, Ankara, Turhan Kitabevi Yayınları, 13’üncü Baskı, 1999, s.1-61; Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.3-107; Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, Kazancı Yayınları, Sekizinci Baskı, 1986; Sahir Erman, Askerî Ceza Hukuku, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1970, s.299-613.

Yukarıda yargı organının bağımsız mahkemelerden oluştuğunu, yargı organının tek bir organ değil, bir organlar topluluğu olduğunu söylemiştik. Şimdi bu organlar topluluğunu, yani yargı organının hangi mahkemelerden oluştuğunu görelim.

Yargı Kolu Kavramı.- Bağımsız mahkemelerden oluşmuş yargı organı Türkiye’de kollara ayrılmıştır. Yargı kolu, kararları aynı yüksek mahkemede temyiz edilen mahkemelerin oluşturduğu düzen olarak tanımlanabilir[13]. Bu tanımda geçen yüksek mahkeme terimini de tanımlamak gerekir. Yüksek mahkeme, nihaî karar, yani artık kendisine karşı başvuru yolları tüketilmiş karar verme yetkisine sahip mahkeme demektir. Böyle bir mahkeme, haliyle başka bir mahkemeye tâbi değildir. Yüksek mahkemelerin kararları artık bir başka mahkemede temyiz edilemez. İşte kararları artık temyiz edilemeyen ve kendisi de başka mahkemelere tâbi olmayan her mahkeme bir yüksek mahkemedir. Her yüksek mahkeme bir yargı kolunu temsil eder. Bir yargı kolu tek bir ilk derece mahkemesinden dahi oluşabilir. Eğer bu ilk derece mahkemesi nihaî ve kesin kararlar veriyorsa, yani kararlarına karşı başka mahkemelerde itiraz veya temyiz yoluna gidilemiyorsa bu mahkeme aynı zamanda bir yüksek mahkeme olarak kabul edilmelidir. Böyle bir durumda ise, bu mahkemenin tek başına bir yargı kolunu oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Türkiye’de Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin durumu böyledir.

Buna karşılık, bir özel mahkemeler grubu, ne kadar önemli olursa olsun, ne kadar yaygın olursa olsun, kendine has bir yüksek mahkemesi yoksa, kararlarına karşı mevcut bir yüksek mahkemede itiraz ve temyiz yoluna gidiliyorsa, o mahkemeler grubu, ayrı yargı kolu değil, kararlarının temyiz edildiği yüksek mahkemenin başında bulunduğu yargı koluna ait mahkeme olarak kabul edilmelidir. Böyle bir mahkeme, “uzmanlık mahkemesi” olarak nitelendirilir. Örneğin, Türkiye’de Devlet Güvenlik Mahkemelerinin durumu böyledir. Bu mahkemelerin kararları normal Yargıtayda temyiz edilir. O halde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, bir yargı kolu oluşturmaz, mevcut adlî yargı koluna dahildirler. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, birer uzmanlık mahkemeleri olmaktan öteye geçmezler.

Sonuç olarak ne kadar yüksek mahkeme varsa, o kadar yargı kolu olduğunu söyleyebiliriz. O halde Türkiye’deki yargı kollarını tespit etmek için yüksek mahkemeleri belirlememiz gerekir. Anayasamızın 146-160’ıncı maddelerinde yüksek mahkemeler sayılmıştır. Bunlar, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi ve Sayıştaydır. O halde bunlara paralel olarak Türkiye’de şu yargı kolları vardır: Anayasa yargısı, adlî yargı, idarî yargı, askerî yargı, askerî idarî yargı, uyuşmazlık yargısı ve hesap yargısı. Şimdi bunları sırasıyla görelim.

A. Anayasa Yargısı
Anayasa yargısı, çok kısaca kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi anlamına gelir. Türkiye’de anayasa yargısı organı tek mahkemeden oluşur; o da Anayasa Mahkemesidir. Anayasamızın 148’inci maddesine göre, Anayasa Mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevlidir. Anayasanın 146’ncı maddesine göre Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Biz aşağıda ayrı bir bölüm olarak anayasa yargısını göreceğiz. O nedenle burada daha fazla açıklama yapmıyoruz.

B. Adlî Yargı [14]
Adlî yargı , olağan ve genel yargıdır. Yani diğer yargı kollarının görevine girmeyen davalara adlî yargıda bakılır. Diğer bir ifadeyle bir uyuşmazlık, anayasa yargısının, idarî yargının, askerî ceza yargısının, askerî idarî yargının görevine girmiyorsa, adlî yargının görevine girer. Bu nedenle, adlî yargı kapsamı en geniş olan yargıdır. Ülkemizde adlî yargı iki derecelidir.

1. İlk Derece Mahkemeleri

İlk derece mahkemelerine “bidayet mahkemeleri” veya “hüküm mahkemeleri” de denir. Adlî yargıda ilk derece mahkemeleri kendi içinde hukuk mahkemeleri ve ceza mahkemeleri olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

a) Hukuk Mahkemeleri.- Ülkemizde hukuk mahkemeleri “sulh hukuk mahkemeleri” ve “asliye hukuk mahkemeleri” olmak üzere ikiye ayrılır. Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemelerinde kural olarak savcı bulunmaz. Adlî yargının hukuk kısmında, tapulama mahkemeleri, iş mahkemeleri gibi özel mahkemeler de vardır.

b) Ceza Mahkemeleri.- Ceza mahkemeleri sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere üçe ayrılır. Bunlar genel mahkemelerdir. Bunların yanında, özel (uzmanlık) mahkeme niteliğinde ceza mahkemeleri de vardır: Devlet güvenlik mahkemeleri, çocuk mahkemeleri, trafik mahkemeleri gibi.

2. Üst Derece Mahkemesi: Yargıtay
Adlî yargı kolunun üst derece (kontrol) mahkemesi Yargıtaydır. Yargıtayın kuruluşu ve görevi Anayasamızın 154’üncü maddesinde düzenlenmiştir. 154’üncü maddeye göre, Yargıtay, “adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir”. 154’üncü maddenin ikinci fıkrasına göre, “Yargıtay üyeleri birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından seçilirler”.

Adlî yargıda görev yapan tüm hâkim ve savcılar bağımsızdırlar ve hâkimlik teminatından yararlanırlar. Adlî yargı hâkim ve savcılarının mesleğe alınma, atama, nakletme, yükselme, yer değiştirme ve diğer özlük işleri konusunda yetkili makam Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruludur. Bu kurulu biraz aşağıda ayrıca göreceğiz

C. İdarî Yargı [15]
İdarî yargı, idarî makamların idare hukuku alanındaki faaliyetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümlendiği yargı koludur. Diğer bir ifadeyle idarî yargı, kural olarak devletin merkezî idare teşkilatı ve yerinden yönetim kuruluşlarının idarî eylem ve işlemlerinden doğan davaların görüldüğü yargı koludur. İdarî yargı yerleri ülkemizde iki dereceli örgütlenmiştir.

1. İlk Derece Mahkemeleri
İdarî yargı kolunun ilk derece mahkemeleri “idare mahkemeleri” ve “vergi mahkemeleri”dir.

a) İdare Mahkemeleri.- İdare mahkemeleri, 6 Ocak 1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur. İdare mahkemeleri bir başkan ve iki üyeden oluşur. İdare mahkemeleri idarî yargı kolunun genel görevli ilk derece mahkemesidir. Kanunlarla başka yargı yerlerinin görev alanına bırakılmayan iptal ve tam yargı davalarına idare mahkemeleri bakar. Yani bir idarî dava, vergi mahkemelerinin görevine girmiyorsa ve o dava ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın da görevine girmiyorsa, idare mahkemesinde bakılır (2576 sayılı Kanun, m.5).

b) Vergi Mahkemeleri.- Vergi mahkemeleri de, 6 Ocak 1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur. Vergi mahkemeleri vergi uyuşmazlıkları konusunda ilk derece mahkemesi olarak görev yapan yargı organlarıdır. Vergi mahkemeleri, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarıyla tarifelere ilişkin davaları ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili usûlü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevlidirler (2576 sayılı Kanun, m.6).

2. Üst derece Mahkemeleri
İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı yapılacak başvuruların incelenmesi için iki merci öngörülmüştür. Tek hâkim tarafından verilmiş kararlara karşı yapılan başvurular bölge idare mahkemelerinde incelenir. İdare ve vergi mahkemelerin kurul halinde verdiği kararlara karşı yapılan başvurular, Danıştayda incelenir. O halde iki çeşit üst mahkeme vardır: Bölge idare mahkemeleri ve Danıştay.

a) Bölge İdare Mahkemeleri .- Bölgelerin coğrafî ve iş durumuna göre İçişleri, Maliye ve Gümrük Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra Adalet Bakanlığı tarafından kurulur ve yargı çevresi saptanır. Bölge idare mahkemeleri bir başkan ve iki üyeden oluşur. Bölge idare mahkemelerinin görevi, idare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle verdiği kararlara karşı yapılan itirazlar ile idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkacak görev ve yetki uyuşmazlıklarına bakmaktır.

b) Danıştay.- Danıştay 1868 yılında kurulmuştur. Ancak bağımsız bir yargı yeri olarak gelişmesi zaman almıştır. Danıştayın kuruluşu Anayasamız (m.155) tarafından düzenlenmiştir. Demek ki Danıştay anayasal statüde bir yüksek mahkemedir. Anayasanın 155’inci maddesinin ilk fıkrasına göre, “Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar”. Anayasanın 155’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Danıştay üyelerinin dörtte üçü birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, dörtte biri de nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Danıştay bazen üst derece mahkemesi (temyiz mahkemesi) olarak değil, ilk derece mahkemesi olarak da çalışır. Örneğin Bakanlara Kurulu kararlarına, müşterek kararnamelere, başbakanca alınan kararlara, tüzüklere, ülke çapında uygulanan yönetmeliklere, Öğrenci ve Seçme Merkezi Kararlarına karşı açılacak iptal davaları idare mahkemelerinde değil, doğrudan doğruya Danıştayda açılır (Danıştay Kanunu, m.24).

İdarî yargı kolunda görev yapan hâkim ve savcılar bağımsızlık ve hâkimlik teminatına sahiptir. Atanmaları ve özlük işleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılır.

D. Askerî Ceza Yargısı [16]
Askerî mahkemelerin görevi Anayasamızın 145’inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk fıkrasına göre askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri “asker kişilerin, askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler”. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre ise, askerî mahkemeler ayrıca “asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler”.

Anayasanın 145’inci maddesine göre, “askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür”. Askerî yargı da adlî yargı gibi iki derecelidir.

1. İlk Derece Mahkemeleri
Askerî ceza yargısının ilk derece mahkemeleri “askerî mahkemeler” ve “disiplin mahkemeleri” olmak üzere ikiye ayrılır (Anayasa, m.145/1).

a) Disiplin Mahkemeleri [17].- Disiplin Mahkemeleri bizzat Anayasa tarafından öngörülmüşlerdir (m145). Bu mahkemeler, 16 Haziran 1964 tarih ve 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama usûlü ve Disiplin Suç ve Cezaları hakkında Kanun ile kurulmuştur. Bu Kanunun 2’nci maddesine göre, disiplin mahkemeleri biri başkan ikisi üye olmak üzere üç subaydan kurulur. Dolayısıyla disiplin mahkemesinin üyeleri hâkim değildir. Disiplin mahkemesinde görev yapan subaylar aynı zamanda normal kıta görevlerini de sürdürürler. Üyelerinin bağımsız nitelikte hâkim olmaması, bu mahkemelerin kuruluşunun Anayasamıza aykırı olduğu izlenimi vermektedir. Zira Anayasamıza göre, “yargı yetkisi Türk milleti adına, bağımsız mahkemelerce kullanılır”. Zira yukarıda belirtildiği gibi mahkemenin üyeleri normal subaylardır. Bunlar disiplin mahkemesi üyeliğine birlik komutanı tarafından seçilmektedirler. Birlik komutanı aynı zamanda bu mahkemede iddianame düzenleyerek dava açmaktadır. Bu mahkemede savcılık görevi, kendisine “disiplin subayı” denen ve yine birlik komutanı tarafından atanan bir subay tarafından yerine getirilmektedir.

b) Askerî Mahkemeler.- Askerî yargının ilk derece mahkemelerinden ikinci türü olan askerî mahkemeler de Anayasamız tarafından öngörülmüşlerdir (m.145). Askerî mahkemelerin kuruluşu, 25 Ekim 1963 tarih ve 353 sayılı Askerî Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usûlü Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanuna göre, askerî mahkemeler, iki askerî hâkim ve bir subay üyeden oluşurlar. Subay üyeyi nezdinde askerî mahkeme kurulan komutan seçer. Bu mahkemelerde başkanlık görevini en kıdemli üye yapar. Başkan hâkim üye olabileceği gibi, subay üye de olabilir. Askerî mahkemelerde iddia makamını askerî savcı işgal eder. Askerî mahkemelerin bu kuruluşunun Anayasamızın ilkeleriyle bağdaştığını söylemek pek kolay değildir. Subay üyenin herhangi bir bağımsızlığı yoktur. Birlik komutanının etkisi altında bulunması pek muhtemeldir.

Askerî mahkemelerin askerî hâkim sınıfından üyelerinin de bağımsızlık ve tarafsızlıklarından şüphe edilebilir. Bunlar, adlî yargıda olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanmamaktadırlar. Askerî hakimlerin atanmasını Millî Savunma Bakanlığı yapmaktadır. Diğer yandan askerî hâkimlerin özlük işleri ve özellikle meslekte yükselmeleri sistemi de bağımsızlık esaslarıyla pek bağdaşmaz. Askerî Hâkimler Kanununun 12’nci maddesine göre, askerî hâkimler subay ve hâkim olarak iki ayrı açıdan sicil değerlendirmesine tâbi tutulurlar ve haklarında bir “subay sicil belgesi”, bir de “meslekî sicil belgesi” düzenlenir. Askerî hakimlerin yükselmelerinde bu iki belgedeki notların ortalaması dikkate alınır. “Subay sicil belgesi”ni ise askerî hâkimin birinci, ikinci ve üçüncü sicil üstleri düzenler. Bu sicil üstleri de nezdinde askerî mahkeme kurulan komutan veya askerî amirdir. Bu kişi bir adlî makam değil, doğrudan doğruya bir askerî makamdır. Görüldüğü gibi askerî hâkimlerin terfileri yarı yarıya adlî bir makam olmayan askerî komutanların verecekleri sicil notlarına bağlıdır. Bu nedenle askerî hâkimlerin kendileri hakkında subay sicil belgesi düzenleyecek sicil üstleri durumunda olan komutanlara karşı bağımsızlıklarından şüphe edilebilir[18]. Askerî hâkimler, yükselmeleri yarı yarıya takdirine bağlı olduğu bir kişi karşısında kendilerini bağımsız hissetmeyebilirler. Bu nokta kanımızca, Anayasamızın 9’uncu ve 138’inci maddelerinde öngörülen “bağımsızlık” ilkesine aykırıdır.

2. Üst Derece Mahkemesi: Askerî Yargıtay [19]
Askerî ceza yargısı kolunun üst derece mahkemesi Askerî Yargıtaydır. Askerî Yargıtay, Anayasamızın 156’ncı maddesine göre, askerî mahkemelerce verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her boş yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir (m.156/2).

E. Askerî İdarî Yargı: Askerî Yüksek İdare Mahkemesi[20]
Askerî idarî yargı Askerî Yüksek İdare Mahkemesi tarafından yürütülür. Anayasamızın 157’nci maddesine göre “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir”. Anayasanın da açıkça belirttiği gibi, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi aynı zamanda ilk ve son derece mahkemesidir. Yani ülkemizde askerî idarî yargı tek dereceli olarak örgütlenmiştir.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi iki daire olarak çalışır. Her daire bir başkan ve dört üye ile karar verir. Başkan ve iki üye askerî hâkim sınıfındandır. Diğer iki üye ise hâkim değil, kurmay subaydır. Anayasanın 157’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre “Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyelerinin tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir”.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde hâkim sınıfından olmayan bu subay üyelerin varlığı mahkemelerin bağımsızlığı açısından eleştirilebilecek niteliktedir. Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin bir yargı organı olarak bağımsızlık niteliği pek şüphelidir.

F. Uyuşmazlık Yargısı: Uyuşmazlık mahkemesi [21]
Ülkemizde birden çok yargı kolu bulunduğu için bunlar arasında görev ve hüküm uyuşmazlıklarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. İşte bu tür uyuşmazlıkların çözümü için Anayasamız 158’inci maddesinde bir Uyuşmazlık Mahkemesi kurmuştur. Bu maddenin ilk fıkrasına göre, “Uyuşmazlık Mahkemesi adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir”.

Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu ve işleyişi 12 Haziran 1979 tarih ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, bir başkan ve on iki üyeden oluşur. Başkan, Anayasa Mahkemesi tarafından kendi üyeleri arasından seçilir. Üyelerin bir kısmı Yargıtay ve Danıştayın gösterdiği adaylar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından seçilir. Üyelerin diğer kısmı ise, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesince gösterilen adaylar tarafından Cumhurbaşkanınca seçilir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin yetkili olduğu uyuşmazlıklar adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarıdır. Anayasamızın 158’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Anayasa Mahkemesiyle diğer mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır”.

g. Hesap Yargısı: Sayıştay [22]
Anayasamız yargı bölümünde, bir de Sayıştayı düzenlemiştir (m.160). Sayıştay sıradan bir yüksek mahkeme değildir. Aynı zamanda bir idarî organdır. Sayıştayın iki yönü vardır. Sayıştay bir yönüyle genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına incelemek ve denetlemek ile görevlidir. Bu “inceleme ve denetleme” görevi idarî bir görevdir. Yargısal nitelikte değildir. Sayıştayın bu idarî görevi bizi burada ilgilendirmemektedir.

Ancak Anayasamızın 160’ıncı maddesine göre Sayıştayın ikinci bir görevi daha vardır. Bu da genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve gider “sorumlularının hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak”tır. Sayıştayın bu ikinci faaliyeti, yani kesin hükme bağlama faaliyeti yargısal niteliktedir. Yapılan inceleme ve denetlemeler sonucunda kanuna aykırılıkları ortaya çıkan sorumlular (saymanlar) “tazmine” mahkum edilir. Üstelik Sayıştayın bu kesin hükme bağlama, yani tazmin veya beraat kararlarına karşı da bir başka mercie başvurulamaz. Anayasamızın 160’ıncı maddesinin ilk fıkrasının son cümlesi açıkça “bu kararlar aleyhine idarî yargı yoluna başvurulamaz” demektedir. O halde Sayıştayın bu tür kararları “kesin hüküm” niteliğindedir. Hatırlanacağı üzere, yargı fonksiyonunun en önemli ayırıcı özelliği, hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme, yani kesin hükme bağlama özelliğiydi. O halde Sayıştayı bir mahkeme olarak kabul etmek gerekir. Sayıştayın alt mahkemesi olmadığına göre, Sayıştayı aynı zamanda ilk ve üst derece mahkemesi, yani bir yüksek mahkeme olarak kabul etmek gerekir. Bu durumda ise, Sayıştayın ayrı bir yargı kolu oluşturduğunu kabul etmemiz gerekir.

Ne var ki Sayıştayın bu yargısal görevi yerine getiriş usûlü, bir yargı organının sahip olması gereken tarafsızlık niteliği ile bağdaşmaz. Zira Sayıştay, saymanların hesaplarını ve işlemlerini bir yandan denetlemekte, diğer yandan da denetim sırasında ortaya çıkan usûlsüzlüklerden dolayı saymanları tazmine mahkum etmektedir. Yani Sayıştay hem, tazmini gerektiren durumu saptamakta, hem de bu durumu yargılamaktadır. Böyle bir yöntemin “mahkeme” niteliğinde olan bir kuruluş tarafından izlenmesi uygun değildir. Bir mahkemede davayı açacak makam ile davaya bakacak makamın birbirinden ayrı olması gerekir. Bu çalışma biçimi eleştiriye açık da olsa, Sayıştay bir yönüyle bir yüksek mahkemedir ve yaptığı faaliyet ayrı bir yargı kolunu, hesap yargısını oluşturur.

Sonuç
Türkiye’de yargı organı birçok değişik yargı kollarından oluşmuştur. Bazı yargı kollarında tek mahkeme bulunmasına rağmen, diğer bazı yargı kollarında (adlî, idarî, askerî ceza yargı kolları) birden fazla mahkeme bulunur. Bu mahkemeler bağımsız hâkimlerden kuruludur. Bu şekilde oluşmuş yargı organlarını yasama ve yürütme (idare) organlarından, mahkemelerin bağımsızlığı ve kesin karar verme özellikleriyle ayırt etmekteyiz. Ancak, bağımsızlık bakımından tek problem askerî yargıda vardır. Askerî mahkemelerdeki subay üyeler aynı zamanda askerî idarede de görev aldıklarından, bu noktada askerî idare ile askerî yargıyı birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Özellikle askerî yargının disiplin mahkemeleri alanında, tam anlamıyla askerî idare ile askerî yargı iç içe geçmiştir. Ayrım çok zordur. Çünkü aynı kişi hem idarenin bir elemanı, hem de disiplin mahkemesinin başkan veya üyesidir. Diğer yandan askerî mahkemelerin hâkim üyelerinin bağımsızlıkları da şüphelidir. Tarafsızlık bakımından ise Sayıştayın genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve gider sorumluları hakkında verdiği tazmin veya beraat kararlarının veriliş usûlü eleştiriye açıktır. Çünkü, bu usûlde iddia ve hüküm makamı Sayıştayda toplanmıştır.

* * *

Bu şekilde Türkiye’deki yargı kollarını gördükten sonra şimdi yargı organına hâkim olan temel ilkeleri görelim.

III. tabiî (kanunî, Olağan) Hâkim İlkesi
Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.94-95; Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, op. cit., s.129-131, 310-311.

“Tabiî mahkeme ” veya “olağan mahkeme” ilkesi, bir uyuşmazlığı yargılayacak olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması anlamına gelir[23]. Yani, tabiî mahkeme, yahut olağan mahkeme, yargılanacak olayın meydana geldiği anda, o olay için kanunun öngördüğü mahkeme demektir. Kısacası, tabiî mahkeme (olağan mahkeme), olaydan önce kurulmuş ve somut olay ile kuruluş bakımından ilgilisi olmayan mahkeme demektir. Bu mahkemenin hakimine de “tabiî hâkim” denir[24]. Buna göre, bir uyuşmazlık, ancak uyuşmazlığın doğumu anında görevli ve yetkili olan mahkeme tarafından yargılanabilecektir. Böylece tabiî hâkim ilkesiyle, davanın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından yargılanması yasaklanmakta, yani kişiye veya olaya özgü mahkeme kurma imkanı ortadan kaldırılmaktadır

“Tabiî hâkim (doğal yargıç)” ilkesinin doğal sonucu, “olağanüstü (istisnaî) mahkemeler”in kurulmasının yasaklanmasıdır.

“Tabiî hâkim (olağan hâkim)” ilkesi, yürütme ve hatta yasama organının yargılama faaliyetine müdahalesini önlemeye yarar. Zira, mahkemenin olaydan önce kanunla kurulması zorunluluğu, bir kere yürütme organının mahkeme kurmasını yasaklamaktadır. Diğer yandan, yasama organı da kurulmasından önce gerçekleşmiş olayları yargılamakla görevli ve yetkili mahkeme kuramayacaktır. Bu ise mahkemelerde yargılanacak olan kişilere büyük bir güvence sağlar. Çünkü onları yargılayacak mahkemeler, sırf onlar için kurulmamış, onları yargılayacak hakimler sırf onlar için atanmamıştır.

Burada ayrıca belirtelim ki, tabiî hâkim ilkesi ve keza Anayasamızın 37’nci maddesi, olaydan sonra mahkemenin kurulmasını yasaklamaktadır. “Kurulma”dan kastedilen şey, “bir mahkeme çeşidinin kanunla kabul edilmesi ve çalışmalarının düzenlenmesidir”[25]. Dolayısıyla hakimin olaydan sonra tayin edilmesi, mahkemenin sonradan kurulması demek değildir. Aksi takdirde, tek hakimli bir mahkemede yeni tayin edilen hakimin eski hakimin başladığı işlere devam etmesi mümkün olamazdı[26]. Keza muhakemenin nakli de tabiî hâkim ilkesine aykırı olarak görülmemektedir[27].

1982 Anayasası, “tabiî hâkim” ilkesini “kanunî hâkim güvencesi” başlıklı 37’nci maddesinde şu şekilde düzenlemektedir:

“Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz”[28].

Görüldüğü gibi maddede “tabiî hâkim” veya “tabiî mahkeme” ifadesi geçmemektedir. Ancak Anayasanın 37’nci maddesinde “kanunî hâkim güvencesi” adı altında düzenlenen şeyin aslında “tabiî hâkim ilkesi” olduğunu söyleyebiliriz. Bir kere, maddenin ikinci fıkrasında, “olağanüstü merciler”in kurulması yasaklandığına göre, bundan a contrario “olağan mahkeme ilkesi”nin kabul edildiği çıkar ki, “olağan mahkeme” ile “tabiî hâkim” ilkesi aynı şeylerdir[29]. Diğer yandan 37’nci maddenin Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Gerekçesinde de bu maddede ifade edilen ilkenin tabiî hâkim ilkesi olduğu açıklanmıştır. Gerekçede şöyle denmiştir:

“Bu maddede ‘kanunî’ ve ‘tabiî’ hâkim güvencesi birlikte düzenlenmiştir… ‘Tabiî hâkim’ kavramı ise yargılanacak nizanın vukuu anında bulunan kanunun öngördüğü yargı mercii demektir. Bunlara ‘olağan mahkemeler’ de denir. Diğer bir deyimle, bir ceza [niza], ancak vukuu anında yürürlükte bulunan kanunun tâbi kıldığı yargılama mercii önüne götürülecek; bu kanuna göre, hangi mahkemenin görev ve yetkisine giriyorsa o mahkeme tarafından çözüme bağlanacaktır”.

Anayasa Mahkemesi de 1982 Anayasasının 37’nci maddesinde düzenlenen “kanunî hâkim” ilkesinin “tabiî hâkim” olarak anlaşılması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme 20 Ekim 1990 tarih ve K.1990/30 sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Hukuk devletinde yasal yargıç (kanunî hâkim), doğal yargıç (tabiî hâkim) olarak anlaşılmalıdır. Doğal yargıç kavramı ise, dar anlamda, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi diye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla, doğal yargıç ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıçların atanmasına engel oluşturur[30]; sanığa veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez”[31].

IV. Hâkimlerin Bağımsızlığı İlkesi [32]
Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.331-332; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.440-448; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.261-264; Rumpf, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.111-112; Münci Kapani, İcra Organı Karşısında Hâkimlerin İstiklâli, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1966; Baki Kuru, Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1966, s.1-29; Şeref Ünal, Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı, Ankara, TBMM Kültür ve Sanat Kurulu Yayınları, Tarihsiz (1994), s.6-21; Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, Kazancı Yayınları, Sekizinci Baskı, 1986, s.317-326.

Öncelikle belirtelim ki “hâkimlerin bağımsızlığı” ile “hâkimlik teminatı” birbirinden farklı kavramlardır. Baki Kuru’nun belirttiği gibi, hâkimlerin bağımsızlığı, “hâkimlerin gerek yürütme, gerekse yasama organlarına bağlı olmadıkları, onlardan müstakil oldukları, bu iki organın hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği ve tavsiyelerde bulunamayacağı anlamına gelir”[33]. Hâkimlik teminatı ise “hâkimlerin bağımsızlığını korumaya hizmet eden müesseselerden sadece biri ve fakat en önemlisidir”[34]. Anayasamız da “hâkimlerin bağımsızlığı” ile “hâkimlik teminatı” arasındaki bu ayrımı benimsemiş ona göre düzenleme yapmıştır. Anayasamızın 138’inci maddesinde hâkimlerin bağımsızlığı, 139’uncu maddesinde ise hâkimlik teminatı düzenlenmiştir.

Anayasamız 9 ve 138’inci maddelerinde hâkimlerin bağımsızlığı ilkesini kabul etmiştir. 9’uncu maddeye göre “yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır”. 138’inci madde ise “hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar” demektedir.

Nurullah Kunter’in tanımıyla “hâkimlerin bağımsızlığı, kararlarını verirken hür olmaları, hiçbir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimali de hâkimlerin bağımsızlığını zedeler”[35].

Hâkimler, hem yasama, hem yürütme, hem yargı organı, hem de ortam karşısında bağımsız olmalıdır. O halde hâkimlerin bağımsızlığını Nurullah Kunter’i[36] izleyerek dörde ayırarak inceleyebiliriz:

A. Yasama Organına Karşı Bağımsızlık
Bir hâkimin kararını verirken hür olabilmesi için, yasama organına karşı da bağımsız olması gerekir. Bu bağımsızlık bizim Anayasamızda sağlanmıştır. Bir kere, 138’inci madde “hiçbir organ… yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez” dediğine göre, hâkime belli bir dava dolayısıyla yasama organı kanunla dahi emir veremez[37]. İkinci olarak “görülmekte olan bir dâva hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz” (AY, m.138/3). Üçüncü olarak, yasama organı kanunla, “bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler” kuramaz (m.37/2)[38].

B. Yürütme Organına Karşı Bağımsızlık
Bir hâkimin kararını verirken hür olabilmesi için yürütme organına karşı da bağımsız olmalıdır. Anayasamızın 138’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, “hiçbir organ, makam, merci ve kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz”. Keza Türk Ceza Kanununun 232’nci maddesi, “görülmekte olan bir davanın tarafeyninden (taraflarından) biri hakkında sahabet (kayırma), garez ve menfaate müsteniden hâkimlere emir ve tahakküm veya nüfuz veya iltimas eden kimse”nin cezalandırılacağını öngörmüştür.

Hâkimlere emir ve talimat verilemeyeceği, genelge gönderilemeyeceği ve tavsiye ve telkinde bulunulamayacağı hakkındaki bu yasak, Anayasanın 138’inci maddesinin ikinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi sadece “yargı yetkisinin kullanılmasında” geçerlidir. Buradaki “yargı yetkisi”nden maddî kritere göre yargı fonksiyonunu, yani hukukî uyuşmazlık ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme faaliyetini anlamak gerekir. Yukarıda da vurgulandığı gibi, mahkemelerin maddî kritere göre yargı fonksiyonunu teşkil etmeyen, idarî nitelikte faaliyetleri de vardır. Hâkimlerin, mahkemelerin yazı işlerinin yürütülmesine, personelinin yönetimine ilişkin olarak yaptığı işlemler, maddî kritere göre yargı fonksiyonuna dahil değildir; bunlar idarî nitelikte işlemlerdir. Diğer bir ifadeyle, bu tür işlemler, “yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin” işlemler değildir. O halde bu işlemleri dolayısıyla hâkimlere, Adalet Bakanlığı tarafından emir ve talimat verilebilir, genelge gönderilebilir[39]. Bu husus, 1982 Anayasasının 140’ıncı maddesinin altıncı fıkrasında “hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar” denerek de açıkça belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi de 13 Mayıs 1964 tarih ve K.1964/38 sayılı Kararıyla aynı yönde karar vermiştir:

“Hâkimler ve mahkemeler kalem işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi için de işlem yaparlar. Ancak bu işlemlerde hâkim sıfatıyla değil, idarî bir makam olarak hareket ederler. Bunlar Adalet bakanlığı adına yapılır ve bu işlemlerin hâkimlik sıfatıyla hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim bu ve benzeri işlemler Devletin diğer teşkilatında hâkim sıfatını taşımayan idarî makamlar tarafından yapılır. Anayasa Komisyonu raporunun 132’nci maddesine ilişkin gerekçesinde mahkemelerin idarî işlemleri de söz konusu edilmiş ve hâkimlere ve mahkemelere müdahale edilmemesi ilkesinin, yargı yetkisinin kullanılması halinde göz önünde tutulmak gerektiği ve mahkemelerin idarî işlerinin düzenlenmesinde Adalet Bakanlığının genelge gönderme ve tedbir alma yetkisinin mevcut olduğu açıklanmıştır”[40].

C. Yargı Organına Karşı Bağımsızlık
Bir hâkimin kararını verirken hür olabilmesi için yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsız olması yetmez, aynı zamanda kendi içinde bulunduğu yargı organına karşı da bağımsız olması gerekir. Yargı organı birçok yargılama makamından oluşur. Bu yargılama organları arasında bir altlık-üstlük ilişkisi ancak muhakeme usûlünün (itiraz, temyiz, vs.) gerektirdiği ölçüde vardır. Buna göre temyiz yolunda üst yargılıma makamı (örneğin Yargıtay) alt yargılama makamının (örneğin ağır ceza mahkemesi) kararını bozabilir veya onu bağlayacak karar verebilir. Ancak üst yargılama makamlarının önceden genel nitelikte emir ve talimat vermeleri hâkimlerin belli bir davada serbestçe kara vermesi demek olan hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine tersi düşer[41].

d. Çevreye Karşı Bağımsızlık
Bir hâkimin kararını verirken hür olabilmesi için sadece yasama, yürütme ve yargı organlarına karşı bağımsız olması yetmez, aynı zamanda bir birey olarak içinde yaşadığı “çevreye” karşı da bağımsız olması gerekir. Zira hâkimin karar verme özgürlüğünü çevre de etkileyebilir. Hâkimin çevreye karşı bağımsızlığını sağlamak için çeşitli çarelere başvurulmuştur. Örneğin Anayasamızın 140’ıncı maddesinin beşinci fıkrasına göre, “hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiç bir görev alamazlar”.

Hâkime çevreden gelen baskılardan en önemlisi basın yayın organlarından gelen baskıdır. Anayasamız hâkimlerin bağımsızlığını basın yayın organlarına karşı korumak için 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasında basın hürriyetinin “yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi” amacıyla sınırlandırılabilmesine izin vermiştir. Buna paralel olarak, Basın Kanununun 30’uncu maddesinin ikinci fıkrası da ceza kovuşturmasının başlamasından hükmün kesinleşmesine kadar geçen sürede hâkim ve mahkemelerin hüküm, karar ve işlemlerine ilişkin görüş yayınlanmasını yasaklamıştır.

Basın yayın organları hakimlerin işlemleri hakkında görüş bildirmemekle birlikte yaptıkları yayınlarla hâkimlerin bağımsızlığını yine de etkileyebilirler. Şöyle ki, bazı olaylar ve olayların sanıkları basın yayın organları tarafından aşırı ölçüde işlenmekte, o olay ve sanıklar hakkında (lehe ve aleyhe) güçlü bir kamu oyu oluşmaktadır. Böyle bir durumda hâkimin kamuoyuna karşı bağımsız olması çok güçtür. Nihayet, o olaya bakacak hâkimin de, herhangi bir vatandaş olarak, daha davadan önce televizyon ve gazeteler aracılığıyla o olay hakkında bir kanaate ulaşmış olma tehlikesi vardır. Böyle bir durum, karar verirken hür olması gereken hâkimin bağımsızlığını etkiler. Hâkimin bu tür etkilere karşı da korunması gerekir.

V. Hâkimlik Teminatı
Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.332-333; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.440-448; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.262-263; Rumpf, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.111-112; Kuru, Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, op. cit., s.29-59; Ünal, Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı, op. cit., s.21-41; Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, op. cit., s.320-323.

A. Amacı, Tanımı ve Niteliği
Amacı.- Hâkimlerin bağımsızlığı ilkesinin tanınması, hâkimlere emir ve talimat verilemeyeceğinin, genelge gönderilemeyeceğinin; tavsiye ve telkinde bulunulamayacağının Anayasada belirtilmesi, hâkimlerin gerçekten de bağımsız olduğu anlamına her zaman gelmeyebilir. Hâkimlere emir ve talimat verememekle birlikte eğer hâkimlerin tayin ve terfileri, görevden alınmaları, maaşları, vs. yürütme organının takdirine bağlı ise hâkimlerin bağımsızlığı sözde kalır. İşte hâkimlik teminatı, hâkimlerin bağımsızlığı ilkesinin sözde kalmaması için kendilerine tanınmış birtakım güvencelere verilen isimdir. Hâkimlik teminatı sayesinde hâkimler kendi meslek ve varlıklarını tehlikeye atmaksızın görevlerini yapabilirler[42].

Tanımı.- O halde, hâkimlik teminatı, şu şekilde tanımlanabilir: Hâkimlik teminatı, hâkimlerin bağımsızlığını tam olarak gerçekleştirebilmek için, hâkimlerin her türlü maddî ve manevî baskıdan uzak olarak, huzur ve sükun içinde görev yapabilmeleri için[43] hâkimlerin kendilerine tanınan kişisel güvencelerdir.

Mutlak Niteliği.- Kanımızca, hâkimlik teminatı mutlak nitelikte güvenceler içerir veya içermelidir. Bu güvenceler hâkimi sadece yasama ve yürütme organına karşı değil, aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna karşı da korur. Şüphesiz, hâkimlerin atanması, terfileri, disiplin işleri vs. bakımından hâkimler hakkında da karar verilmesi gerekir. Bu kararların yürütme organı tarafından değil, bağımsız bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilmesi en uygun çözümdür. Ancak eğer bağımsızlık hâkimlerin serbestçe karar vermeleri demekse, bizatihi böyle bir Kurula karşı da hâkimlerin bağımsız olmaları gerekir. Bu Kurulun hâkimlerin kararlarına hiçbir etkide bulunamaması gerekir. Dolayısıyla atanmaları, terfileri ve disiplin işleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağımlı da olsa, hâkimlerin bu Kurul karşısında da minimum bir güvenceye sahip olmaları gerekir. Kanımızca, hâkimlik teminatı kapsamında yer alan güvenceler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna karşı da geçerli olan güvenceler olmalıdır.

B. Unsurları
Görevlerini her türlü maddî ve manevî baskıdan uzak olarak, huzur ve sükûn içinde yerine getirebilmeleri için hâkimlerin, her şeyden önce, görevden atılma, işsiz kalma, parasız kalma ve yerinin değiştirilmesi korkusu içinde bulunmamaları gerekir. Görevden atılabileceğinden, işsiz kalabileceğinden korkan, maaşsız bırakılabileceğinden endişe duyan, görev yaptığı güzel bir şehirden kötü bir yere naklen atanabileceğinden çekinen bir hâkimin kendisini bağımsız hissetmesi ve dolayısıyla bu yetkilere sahip kişi ve makamlardan etkilenmemesi mümkün değildir. İşte bu nedenle hâkimlik teminatı minimum şu unsurları içermelidir:

1. Azledilmeme Teminatı
Görevini huzur ve sükun içinde yerine getirebilmesi için bir hâkimin görevden çıkarılma korkusu içinde olmaması gerekir. Yani hâkimler azledilemez olmalıdırlar. Anayasamız bu güvenceyi 139’uncu maddesinde “hâkimler ve savcılar azlolunamazlar” diyerek tanımıştır. “Azil” TDK Türkçe Sözlük’e göre “görevden alma” demektir. İdare hukukunda azlin karşılığı “memurluktan çıkarma”dır. Anayasamızın 139’uncu maddesinin ikinci fıkrası, bazı hallerde hâkimlerin “meslekten çıkarılması”nı öngörmüştür. Keza, Anayasanın 159’uncu maddesi hâkimleri hakkında “görevden uzaklaştırma işlemi” yapma yetkisini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna vermiştir. O halde, 139’uncu maddenin ilk fıkrasında öngörülen azlolunamama güvencesinin pek bir anlamı yoktur[44]. Zira bu güvence hâkimi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna karşı korumamaktadır. Aslında azlolunamama güvencesi mahiyeti gereği hiçbir zaman mutlak bir güvence olamaz. Birtakım istisnaî hallerde hâkimlerin de meslekten çıkarılmaları gerekebilir.

2. Emekliye Sevk Edilmeme Teminatı
Azledilememekle birlikte, bir hâkim erken bir yaşta emekliye sevk edilebiliyorsa, o hâkim üzerinde yine baskı kurma ihtimali vardır. O nedenle hâkimlerin belli bir yaştan önce emekliye sevk edilememeleri gerekir. Anayasamız 139’uncu maddesinin ilk fıkrasında, “hâkimler ve savcılar… kendileri istemedikçe Anayasada[45] gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz” diyerek bu güvenceyi tam olarak tanımıştır. Anayasanın 140’ıncı maddesinin dördüncü fıkrasında bu yaşın 65 olduğu belirtilmiştir.

3. Malî Teminat (Aylık ve Ödeneklerinden Yoksun Kılınamama Teminatı )
Azledilemeyen ve emekliye de sevk edilemeyen bir hâkimin görevini huzur ve sükun içinde yapabilmesi için, hâkimlerin yeterli maaş alması ve aldığı maaş ve ödeneklerden yoksun bırakılamaması gerekir. Anayasamızın 139’uncu maddesinin ilk fıkrası, “hâkimler… bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz” diyerek hâkimlere bu güvenceyi getirmiştir. Ancak, hâkimlerin yeterli maaş almaları güvencesi yolunda Anayasamızda bir hüküm yoktur. Alacakları maaş miktarı kanunla tespit edilir. Dolayısıyla maaş düzeyi, yasama ve yürütme organının takdirinde olan bir konudur. İdeal anlamda hâkimlik teminatı bakımından bu husus eleştirilebilecek bir konudur[46].

4. Coğrafî Teminat (Yoktur)
Azledilemeyen, emekliye sevk edilemeyen ve yeterli maaş alan bir hâkimin görevini huzur ve sükûn içinde yapabilmesi için, görev yerinin değiştirilebileceğinden de endişe duymaması gerekir. Özellikle coğrafî eşitsizliklerin hat safhada olduğu Türkiye gibi bir ülkede, güzel bir şehirde çalışan bir hâkimin kötü bir şehre naklen atanması imkanı, onun üzerinde baskı kurulmasına yol açabilir. O nedenle bütün etkilerden uzak olması için hâkimin görev yerinin de kendi muvafakati alınmaksızın değiştirilememesi gerekir. Bu teminat eski Hâkimler Kanununda mevcuttu. Coğrafî teminat, 1972 yılından beri ülkemizde mevcut değildir. Coğrafî teminat ne 1961 Anayasası, ne de 1982 Anayasası tarafından öngörülmüştür. Yer değiştirme yetkisinin bağımsız bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna verilmesi, coğrafî teminatın varlık sebebini ortadan kaldırmaz. Zira, hâkimlik teminatı minimum ve mutlak bir teminattır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna karşı da geçerli olmalıdır. Siyasal eğilimi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından beğenilmeyen bir hâkimin, bu Kurul tarafından başka yere tayin edilerek davadan el çektirilmesi mümkün olduğu gibi, karar verdikten sonra bu hâkim üzerinde baskı kurmak veya diğer hâkimlere gözdağı vermek amacıyla daha kötü bir yere tayin edilmesi de mümkündür.

5. Savcılık Sınıfına Atanmama Teminatı (Yoktur)
Bir hâkimin kendi isteği olmaksızın hâkimlik sınıfından alınıp savcılık sınıfına nakledilmesi de hâkimlerin bağımsızlığına bir müdahale imkanı yaratabilir. O nedenle, hâkimlerin savcı sınıfına geçirilmelerinde kendi rızalarının alınması gerekir[47]. Oysa Anayasamızda bu teminat tanınmamıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununa göre de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun hâkimin rızasını almadan onu savcılığa ataması mümkündür. Böylece siyasal eğilimi beğenilmeyen bir hâkimin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından hâkimlikten alınıp savcılığa atanması mümkündür. Nurullah Kunter’in isabetle belirttiği gibi, “tayinleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapıyor; ama hâkimlerin bu kurula karşı da bağımsızlığını korumada ve istemeden savcılığa nakledilmemelerinde büyük yarar vardır”[48].

6. İdarî Görevlere Atanmama Teminatı
Bir hâkimin kendi isteği olmaksızın hâkimlik sınıfından alınıp Adalet Bakanlığında idarî bir göreve atanması da hâkimlerin bağımsızlığına bir müdahale imkanı yaratabilir. O nedenle, hâkimlerin Adalet Bakanlığında idarî görevle atanmaları ancak muvafakatleriyle olmalıdır. Anayasamızın 159’uncu maddesinin altıncı fıkrasında “Adalet Bakanlığının merkez kuruluşunda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıların muvafakatlarını alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir” denilerek bu güvence kabul edilmiştir.

VI. Hâkimlerin Özlük İşleri: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.333-337; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.449-452; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.265-266; Rumpf, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.112; Kuru, Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, op. cit., s.13-27; Ünal, Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı, op. cit., s.82-97; Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, op. cit., s.323-325.

Hâkimlerin bağımsızlığı ilkesinin amacına en uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi açısından en önemli pratik sorun, hâkimlerin atama, terfi, nakil, denetim ve disiplin gibi özlük işlerinin ne tür bir organ veya kurul tarafından yapılacağıdır[49]. Bu işlemlerin yürütme organına bırakılması durumunda hâkimlerin bağımsızlığı ilkesinin değer ve etkiliğini büyük ölçüde yitireceği açıktır[50]. İşte bu sebeple Anayasamız 159’uncu maddesinde hâkimlerin özlük işleri hakkında karar vermeye yetkili bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurmuştur.

Görevleri.- 159’uncu maddenin üçüncü fıkrasına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,

“adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar”.

Oluşumu.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu 159’uncu maddenin ikinci fıkrasında şu şekilde belirlenmiştir:

“Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asil ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul seçimle gelen asil üyeleri arasından bir başkanvekili seçer”.

Oluşumu Hakkında Eleştiriler ve Eleştirilere Cevap.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumunda Adalet Bakanı ve müsteşarının bulunması yargı bağımsızlığı açısından ülkemizde zaman zaman şiddetle eleştirilmekte[51] ve bu Kurulun sadece yargı organları tarafından seçilmiş hâkimlerden oluşması istenmekte ve 1961 Anayasasının öngördüğü sistem övülmektedir.

Ergun Özbudun’un isabetle belirttiği gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun

“bütün üyelerinin doğrudan doğruya yargı organları tarafından seçilmelerinin fayda ve sakıncaları konusunda pek çok söz söylenebilir. Şüphesiz böyle bir sistem hâkimlerin yasama ve yürütme organları karşısındaki bağımsızlığını en yüksek noktasına ulaştırır. Ancak öte yandan, hâkimlerin hâkimler tarafından seçilmesi anlamına gelen ‘kooptasyon’ sisteminin bir çeşit kast zihniyetine sahip bir ‘yargı teknokrasisi’nin oluşmasına, yargı organının toplumdaki değişimlere duyarsız kalmasına yol açabileceği de ileri sürülebilir. Üstelik, devlet bünyesi içinde son derece önemli bir görev ifa eden böyle bir kuruluşun, dolaylı ve dolaysız olarak millî iradeye dayanmasının millî egemenlik ve demokrasi ilkelerine uygun düşüp düşmeyeceği de tartışılabilir”[52].

Kanımızca, sırf Adalet Bakanı ve müsteşarının bulunması nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargı bağımsızlığı ilkesini zedelediğini söylemek oldukça abartılı bir iddiadır. Bir kere hemen hatırlatalım ki, bu Kurul yedi kişiden oluşmaktadır. Kurulun Adalet Bakanı ve Adalet bakanlığı müsteşarı dışındaki diğer beş üyesi bağımsız hâkim niteliğindedir. Kurul kararlarını oy çokluğuyla verir. Adalet Bakanı ve müsteşarının oyu ağır basmaz. O halde bu kurulda çoğunluğun bağımsız hâkim üyelerde olduğunu gözlemlemek zorundayız.

Ayrıca şuna işaret etmek gerekir ki, Adalet Bakanı, ülkenin adalet politikasının genel gidişinden[53] ve adalet hizmetlerinin iyi işlemesinden sorumludur. Adalet hizmetlerinde bir aksaklık varsa, bunun hesabını verecek olan bağımsız hâkimler değil, Adalet Bakanıdır. Böylesine sorumluluk altına giren bir Bakanın hâkimlerin atanmasında yetkili olan bir Kurulda bulunmasında kanımızca yadırganacak bir yan yoktur. Şüphesiz ki, bununla atama yetkisinin münhasıran Adalet bakanına verilmesi gerektiğini söylemek istemiyoruz. Zaten yukarıda belirtildiği gibi bu söz konusu da değildir.

Karşılaştırmalı Hukukun Verileri.- Diğer yandan, belirtelim ki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumunda Adalet Bakanı ve müsteşarının bulunması, karşılaştırmalı hukukun verilerine tamamıyla uygundur. Birçok batı demokrasisinde benzer kurullarda adalet bakanı bulunduğu gibi, hâkim olmayan ve yargı organları tarafından atanmayan kişiler de bu kurullarda yer almaktadır. Örneğin Fransa’da Hâkimlik Yüksek Konseyi (Conseil supéreur de la Magistrature), biri hâkimler (magistrats du siège), diğeri savcılar (magistrats du parquet) konusunda yetkili olan iki kuruldan (formation) oluşmaktadır. Hâkimler hakkında yetkili olan Kurulun, başkanı Cumhurbaşkanı, başkanvekili de Adalet Bakanıdır. Ayrıca bu Kurula yasama ve yargı organı mensubu olmayan kişiler arasından bir kişi Cumhurbaşkanı, bir kişi Meclis Başkanı, bir kişi de Senato Başkanı tarafından atanır (1958 Fransız Anayasası, m.65)[54]. Bu Kurulda ayrıca beş hâkim, bir savcı, bir de Danıştay (Conseil d’Etat) üyesi yer alır. Dolayısıyla bu dairenin toplam 12 üyesi vardır. Bu 12 üyeden 5’i bağımsız hâkim niteliğinde değildir (Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanı tarafından seçilen 3 üye).

Keza İtalya’da Hâkimlik Yüksek Konseyi (Consiglio superiore della Magistratura) üyelerinin üçte biri Parlamento tarafından hâkim olmayanlar (hukuk fakültesi profesörleri ve 15 yıllık deneyime sahip avukatlar) arasından seçilmektedir (1947 tarihli İtalyan Anayasası, m.104). İspanya’da ise benzer kurulun (Yargı Kuvveti Genel Konseyi) üyeleri Kral tarafından atanan yirmi üyesinin on ikisi hâkimler arasından, dördü Meclisin, dördü ise Senatonun önerisi üzerine avukatlar ve diğer hukukçular arasından seçilmektedir (29 Aralık 1978 tarihli İspanyol Anayasası, m.122/3).

Şeref Ünal’ın Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı başlıklı kitabının 66’ncı sayfasında hâkimlerin atanmaları, azilleri konusunda yetkili makamları gösterir bir tablo vardır[55]. Bu tablo incelendiğinde şunlar görülmektedir: Almanya’da dört eyalet dışında diğer eyaletlerde hâkimleri atama yetkisi yürütme organına aittir. Amerika Birleşik Devletlerinde ise federal hâkimleri atama yetkisi yürütme organına (Federal Başkana) aittir. Bu ülkede eyaletlerdeki hâkimlerin atanma usûlü ise eyaletten eyalete değişmektedir. Kimi eyaletlerde hâkimler vali, kimisinde ise halk tarafından seçilmektedir. Kimisinde ise kısmen yürütme, kısmen de yasama organı tarafından seçilmektedir. Avusturya’da, Belçika’da, İngiltere’de, İsveç’te Japonya’da ve Norveç’te hâkimleri yürütme organı atamaktadır.

Yukarıda görüldüğü gibi, demokratik ülkelerde hâkimlerin atanmasının yürütme organına verilmesi mümkündür. Keza, hâkimlerin atanması için bir kurul oluşturulmuşsa, bu kurulun sadece yargı organı tarafından seçilmiş bağımsız hâkimlerden oluşması şart değildir. O halde, Türkiye’de hâkimlerin atanması usûlünün ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşum tarzının hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Hâkimlerin Denetimi.- Hâkimlerin nasıl denetleneceği Anayasamızın 144’üncü maddesinde şöyle düzenlenmiştir:

“Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığının izniyle Adalet Müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırabilir”.

Ergun Özbudun’un belirttiği gibi, denetim ve soruşturmanın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanan müfettişlerce yapılması, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatı esaslarına daha uygun olurdu[56]. Bununla birlikte, denetim ve soruşturmanın adalet müfettişlerince yapılabilmesine rağmen, bunun sonucuna her türlü disiplin cezası verilmesi ancak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla mümkündür.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararlarının Yargısal Denetimi .- Anayasamızın 159’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz”. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir idarî organ, kararlarının da bir idarî işlem niteliğindedir. Dolayısıyla kararları normal olarak idarî yargının denetimine tâbi olması gerekirdi.

* * *

Burada son olarak belirtelim ki, yukarıda gördüğümüz gibi[57], Türkiye’de askerî hâkimlerin bağımsızlıkları çok şüphelidir. Askerî mahkemelerde görev yapan hakimlerin bir kısmı, normal subaydır ve onlar görevlerine birlik komutanı tarafından atanırlar. Bunların herhangi bir bağımsızlığı veya teminatı yoktur. Diğer kısmı ise aynı zamanda subay ve hakimdirler. Bunların bağımsızlıklarından ise şüphe edilebilir. Zira, bir kere, bunların atanmalarını bağımsız bir kurul değil, savunma bakanı yapar. İkinci olarak askeri hakimlerin terfilerinde esas alınan sicil notlarının yarısı, onların subay olarak bağlı oldukları askerî komutan tarafından verilir. Görüldüğü gibi, askerî hakimlerin durumları bağımsızlık açısından tamamıyla eleştiriye açıktır. Ancak her nedense, ülkemizde askerî yargı hakimlerinin değil, adlî yargı hâkimlerinin bağımsız olmadığı söylenmektedir

Popularity: 13% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 22nd, 2009

1)Belli bir eylem için, o eylemin işlenmesinden sonra özel bir mahkeme kurulması, hukuk devletinin i hangi ilkesine aykırılık oluşturur?
KANUNİ HAKİM GÜVENCESİ

2)Bir ülkenin anayasasını, o anayasada belirlenmiş usullere uyarak değiştiren iktidara ne ad verilir?
TALİ KURUCU İKTİDAR

3)Carre de Malberg’e göre yasama ve yürütme fonksiyonları arasındaki fark nedir?
HİYERARŞİ

4)Milletvekili seçilme yaşı hangisidir?
30

5)”Üzerinde hiçbir işaret bulunmayan yuvarlakların kürsüden kutuya atılması suretiyle yapılan” oylama çeşidi, nedir?
GİZLİ OYLAMA

6)Başbakanın TBMM’den güven istemesi halinde, güven isteminin reddi için aranan çoğunluk nedir?
SALT ÇOĞUNLUK

7) Klasik parlamenter sistemden sapan, başkanlık ile parlamenter rejim arasında karma bir sistem özelliğine sahip bulunan Anayasa nedir?
5.FRANSIZ CUMHURİYETİ ANAYASASI

8) 1982 Anayasası’na göre Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başkanı kimdir?
ADALET BAKANI

9) “Gerek Anayasanın gerekse Anayasa veya yargı kararları yoluyla eklenen diğer ilke ve kuralların kapsadığı, anayasaya uygunluk denetiminde kullanılan ölçü normlarına verilen addır”. Verilen tanımın karşılığı nedir?
ANAYASALLIK BLOKU

10) Kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi kavramının ortaya çıkması için ilk ve zorunlu şart nedir?
YAZILI VE SERT BİR ANAYASA

11) Yönetmeliklerin ilk defa düzenleme konusu olduğu anayasa nedir?
1961 ANAYASASI

12) TBMM’nin hükümeti düşürme yetkisine sahip olduğu ancak yürütme organının meclisi feshetme yetkisinin olmadığı anayasamız hangisidir?
1924 ANAYASASI

13) Bir bakanın siyasal sorumluluğu gereği meclis tarafından uzaklaştırılması sonucunu doğuran denetim aracı hangisidir?
GENSORU

14) TBMM’nin her yıl kendiliğinden toplandığı ay hangisidir?
EKİM

15)Cumhurbaşkanı’nın hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması halinde Cumhurbaşkanlığı’na vekillik kim eder?
TBMM BAŞKANI

16) Bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için ilk iki oylamada oranın çoğunluk oranı nedir?
2/3

17) Bakanlar Kurulu olağanüstü hal rejimlerini en fazla ne kadar süre için ilan etme yetkisine sahiptir?
EN FAZLA 6 AY

18) Yürütme fonksiyonuna “yetki” olma niteliği kazandıran anayasa hangisidir?
1982 ANAYASASI

19) “Siyasal karar organlarının genel oya dayanan serbest seçimlerle” oluştuğu devlet sistemine ne ad verilir?
KARŞILIKLI TALEP

20) Bakanlar Kurulu bütçe tasarıları ve raporunu mali yılbaşından en az kaç gün önce TBMM’ye sunar?
75

21) Kurucu Meclis’in yaptığı seçim kanunlarına göre Millet Meclisi için benimsenmiş seçim sistemi a hangisidir?
D HONTD SİSTEMİ

22) Yürütme fonksiyonuna “yetki” olma niteliği kazandıran anayasa hangisidir?
1982 ANAYASASI

23) Siyasi partilerin mali denetimi hangi mercii tarafından yapılır?
ANAYASA MAHKEMESİ

24) Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yasama organınca karar verilmesi halinde, bu kararın iptali aşağıdaki hangi yargı merciinden istenir?
ANAYASA MAHKEMESİ

1-Milletvekilllerinin başta yürütme organı olmak üzere toplum ve diger bütün kurum, kuruluşlara karşı tam bagımzıklık sağlaması amacıyla herjangi bir resmi ya da özel işle görevlendirilmemesine ne ad verilir?
A)yasama dokunulmazlığı
B)yasama uymsuzluğu
C)yasama yasağı
D)yasama istegi
E)yasama sorumsuzluğu
(B)

2)Seçim çerçevelerinin nüfuslarına göre degiien sayıda olamk üzere birden çok milletvekili çıkardığı seçim sistemine ne ad verilir?
A)liste usulü
B)tek isim
C)çoğunluk sistemi
D)basit çoğunluk
E)mutlak çogunluk
(A)

3-Siyasi partiler, milletvekili genel veya ara seçimlerinde göstrecekleri adayı nasıl belirlerler?
A)seçim çevrelerinde görev alan ilçe seçim kurallarının belirleyecegi esaslara gör
B)tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslarının herhangi biri veya birkaçı ile
C)sisyası partili liderlerinin seçimi ile
D)seçim çevrelirindeki il ve ilçe teşkilatlarının belirleyecegi esaslara göre
E)zorunlu ön seçim ile
(B)

4-anayasa ve ilgili yasalarda düzenlendigi şekliyle milletvekili seçimiyle ilgili aşagıdaki ifadelerden hangisi söylenmez?
A)Cumhurbaşkanının milletvekili adaylarını reddetme yetkisi vardır
B)milletvekili seçimleri beş yılda bir yapılır
C)milletvekili adayı olabilmek için en az ilkokulu mezunu olmak gerekir
D)tpolam bir yıl veya daha fazla hapis cezası alanlar milletvekili seçilemezler
E)yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları gümrük kapılarında oy kullanabilir
(A)

5-Milletvekili seçimi kanununa göre seçim çevrelerini belirleme görevini aşağıdakilerden hangisi yerine getirilir?
A)Cumhurbaşkanı
B)Anayasa Mahkemesi
C)Yüksek seçim kurulu
D)TBMM genel kurulu
E)bakanlar kurulu
(C)

6-Milletvekillerinin yasama dönemi sırasında seçmenler tarafından azledilmemeleri hangi ilkelenin bir sonucudur?
A)milletin temsili
B)parlamenter muafiyetler
C)yasama sorumsuzluğu
D)yasama dokunulmazlığı
E)yasama uyumsuzluğu
(A)

7-Aşağıdaki suçlardan hangisi milletvekili seçilmeye engel degildir?
A)trafik suçu
B)zimmet
C)rüşvet
D)hırsızlık
E)satecilik
(A)

8-Aşagıdakilerden hangisi milletvekilliği statüsünün unsurlarından biri degildir?
A)milletin temsili
B)yasama dokunulmazlığı
C)milletvekili andı
D)milletvekili saygınlığı
E)yasama sorumsuzluğu
(D)

9-TBMM üyelerinin ödenek ve yollukları aşağıdakilerden hangisiyle düzenlenir?
A)kanun
B)kanun hükmünde kararname
C)meclis kararı
D)bakanlar kurulu kararnamesi
E)tüzük
(A)

10-İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesinde istifanın geçerli olduğunu aşağıdakilerden hangisi tespit eder?
A)TBMM komisyonalrından biri
B)bakanlar kurulu
C)başbaknlık
D)TBMM genel kurulu
E)TBMM başkanlık divanı
(E)

11-Bir milletvekilinin kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşunda görev alamaması aşağıdaki ilkelerden hangisinin bir sonucudur?
A)yasama dokunulmazlığı
B)yasama uyumsuzluğu
C)yasama sorumsuzluğu
D)milletin temsili
E)kanunların genelliği
(D)

12-SEçmenlerin seçtikleri partinin aday listesindeki sırayı değiştirebilmelerine olanak tanıyan seçim sistemi aşağıdakilerden hangisidir?
A)nisbi temsil
B)D’hont sstemi
C)karmal liste
D)tercihli oy
E)bloke liste
(D)

13-D’hont seçim sistemini en büyük özelliği aşagıdakilerden hangisdir?
A)küçük partilere seçim imkanı vermek
B)bölge barajını ulusa yayamak
C)milletvekili sayısında arttırıma gidebilmek
D)anamuhalefet partilerine öncelik tanımak
E)milletvekillerinin artık bırakmayacak şekilde dagıtmını sağlamak
(E)

14-Yasama sorumsuzluğu ile ilgili aşagıdaki ifadelerden hangisi yanlştır?
A)meclis tolantısı sırasında bir milletvekilinin bir başka milletvekilini yarlaması sorumsuzluk kapsmaına girmez
B)sorumsuzluk kapsamına giren eylemlerden dolyı milletvekilliği sıfatının sona ermesinden sonrada kovuşturma yapılamaz
C)TBMM başkanlık divanı gerekli hallerde milletvekillerinin sorumsuzluğunu kaldırabilir
D)ancak oy söz veya düşünce açıklaması yoluyla işlenmiş eylenmelr sorumsuzluk kapsamına girer
E)bir eylemin sorumsuzluk kapsmaına girebilmesi için meclis çalışmaları srasında işlenmiş olması gerekir
(C)

15-seçim sistemleri oyların degerlendiriliş şekline göre nasıl sınıflandırılır?
A)basit çogunluk ve mutlak çogunluk şekline göre nasıl sınıflandırılı?
B)en büyük artık usülü ve D’hont usülü olarak iki ana guruba ayrılır
C)liste usülü ve dar bölge usülü olarak iki ana gruba ayrılır
D)çogunluk sistem ve nispi temsil sistemi olarak iki ana gruba ayrılır
E)en kuvvetli ortalama sistemi ve milli bakiye sistemi olarak iki ana duruba ayrılır
(D)

16-bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına aşagıdakilerden hangisi karar verir?
A)bakanlar kurulu
B)başbakanlık
C)TBMM
D)cumhurbaşkanı
E)anayasa mahkemesi
(C)

17-Geniş anlamada seçim sistemleri deyimi aşagıdakilerden hangisi kapsamındadır?
A)seçimlerin denetimi
B)oy verme usulleri
C)seçimlerin yönetimi
D)seçme seçilme yeterliliği
E)seçim istatistiklerini
(E)

18-Aşağıdakilerden hangisi TBMM’nin başkanlık divanı üyelerinden biri degildir?
A)meclis başkanı
B)başkan vekilleri
C)saymanlar
D)katip üyeler
E)idare amirleri
(C)

19-Yasama dokunulmazlığın kaldırılması kararına karşı başvuru mercii aşağıdakilerden hangisidir?
A)TBMM genel kurulu
B)yüksek seçim kurulu
C)yargıtay
D)danıştay
E)anayasa mahkemesi
(E)

20-Mecliste üyelerin el kaldırması suretiyel gerçekleştirilen oylama usulü aşağıdakilerden hangisidir?
A)işaretle oylama
B)gizli oylama
C)sözle oylama
D)açık oylama
E)elektronik oylama
(A)

Popularity: 25% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 22nd, 2009

Menşe ve mahreç işaretleri ticaret unvanıdır.

Ticaret siciline tescilin ve ilanın üçüncü kişilerin sübjektif iyiniyetini kaldırması tescilin olumlu etkisinin sonucudur.

Ticari defter tutmak zorunda olanlar: Anonim şirket, ticari işletme işleten dernek, kollektif şirket, limited şirket. Esnaf ise ticari defter tutmak zorunda değildir.

Karar defterini tüzel kişi tacirler tutar.

Haksız rekabetin unsurları: Aldatıcı davranışın varlığı, Rekabet hakkının kötüye kullanılması, İktisadi rekabetin varlığı, Aldatıcı davranıştan başka surette iyiniyet kurallarına aykırılık.

Ticari işletmenin devri iyiniyetli üçüncü şahıslara ve alacaklılara karşı tescil ve ilandan itibaren hüküm ifade eder.

Komisyoncunun borç ve yükümleri: Özen gösterme ve talimata uyma, Hesap verme, Müvekkilin çıkarlarını koruma, İhbar etme

Cari hesapta iki süreyi birbirinden ayırt etmek gerekir. Bunlardan biri hesap devresidir. Diğeri ise anlaşma süresidir.

Ortak sayısının üst sınırı kanunla sınırlandırılan ortaklık tipi Limited ortaklıktır.

Kollektif ortaklıklarda itiraz hakkı yönetim hakkına sahip ortaklara aittir.

Kollektif ortaklıkta, sermaye borcunu ifa etmeyen ortaktan tazminat talep edilebilmesi için ortağa ihtar yapılmış olması aranır.

Anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için ödenen ücrete huzur hakkı denir.

Anonim ortaklıkta, denetçiler ortaklığın ciddi tehlikelerle karşılaştığını gösteren belirtiler olduğunda genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilirler.

Komanditer ortağın olağanüstü denetleme hakkına ilişkin doğru ifadeler: Önemli sebeplerin varlığı halinde kullanılır. Ancak somut bir iş için kullanılır. Kullanılabilmesi için dava açılması gerekir. Sürekli nitelikte değildir.

Türk hukukuna göre çıkartılması mümkün olan tahviller: Primli, İkramiyeli, Teminatlı, Pay senediyle değiştirilebilir tahvil.

Kollektif ortaklıklarda , ortaklığı temsil etme yetkisinin sınırlandırılmasının iyiniyet sahibi kişilere karşı geçerli olması için sınırlandırma ticaret siciline tescil ve ilan edilmeli.

Kollektif ortaklığın rızai temsilcileri: Ticari mümessiller, Ticari işler tellalı, Komisyoncular, Ticari vekiller

Nama yazılı tahviller alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir.

Emre yazılı ödeme vaadine Poliçe ile ilgili hükümler uygulanır.

Bir limited ortaklığın ortak sayısının yirmiden fazla olması halinde genel kurul toplantılarında anonim ortaklığa ait kurallar uygulanır.

Görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek poliçelerde ibraz süresi 1 yıldır.

Limited ortaklıklarda, ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, müdür sıfatına kanunen ortakların tümü sahip olur.

Çekte sorumlulardan birisinin kendisine karşı sorumlu olanlara karşı açacağı davanın zamanaşımı süresi, çeki ödediği tarihten itibaren 6 aydır.

Mükerrer sigortanın amacı sigortacılara güveni arttırmak.

Kıymetli evrakın özellikleri: Kıymetli evrakın içerdiği hakkın başkasına devredilebilmesi. Kıymetli evrak tiplerinin kanunda sınırlayıcı olarak sayılmış olması. Soyutluk ilkesinin yürürlükte olması. Hakla senet arasında kuvvetli bir bağın var olması.

Hayat sigortalarında lehtarın özelliği akde taraf olmamasıdır.

Sigortanın yararları: Milli kaynakları koruması, Tasarruf sağlaması, Güvenlik sağlaması, Kapital sağlaması.

Makbuz senedi bir emtia senedidir.

Maliki olduğu bir deniz gemisini deniz ticaretinde kullanan kişiye donatan denir.

Makbuz senedine, makbuz senediyle birlikte Varant devredilirse beyaz ciro yapılabilir.

Sigortacının iç teşkilatında yer alan servisler: Muhasebe, Hukuk, Reasürans, Hasar

Müşterek avarya paylaşmasını tespit eden belgeye dispeç denir.

Sigortacı, sigorta ettirenin haklarına riziko gerçekleşince halef olur.

Sigorta hukukuna ilişkin başlıca kanunlar: Kooperatifler kanunu, Mükerrer Sigorta İnhisarı Hakkında Kanun, Trafik kanunu, Türk Ticaret kanunu.

Derneklerin malı olan gemiler yönetim kurulunu oluşturan kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması koşuluyla Türk gemisi sayılırlar
• Konsey rejimi, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri müdahale sonrasında oluşturulmuş ve Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 2. maddesi gereğince; TBMM’ye, Millet Meclisi’ne ve Cumhuriyet Senatosu’na ait görev ve yetkileri 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren geçici olarak Milli Güvenlik Konseyi’ne; Cumhurbaşkanı’na ait olan görev ve yetkiler de Konsey başkanına bırakılmıştır. Aynı kanunun 1. maddesi uyarınca; Konsey, kurucu iktidar olarak Anayasayı değiştirme yetkisiyle donatılmıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarının yapım süreçlerindeki farkları sıralayabilmek.

• 1961 Anayasası’nın oluşumunda, Temsilciler Meclisi daha temsili bir niteliği haiz iken, aynı durumu 1982 Anayasası’nın oluşumundaki Danışma Meclisi’nde göremiyoruz. Bu farklılık, Danışma Meclisi’ni çok daha fazla bürokrasi ağırlıklı bir kuruluş haline getirmiştir.

• Temsilciler Meclisi Milli Birlik Komitesi karşısında, Danışma Meclisi’nin Milli Güvenlik Konseyi karşısındaki durumuna oranla daha geniş yetkili bir

kuruluştur. 1982 Anayasası’nın başlıca özelliklerini tespit edebilmek.

• Bir tepki anayasası olması nedeniyle aşırı düzenleyici bir yöntemle hazırlanmıştır.

• 1961 Anayasası’ndan daha katı niteliktedir.

• Otorite – hürriyet dengesinde, otoritenin ağırlığını arttırmıştır.

• Siyasal sistemde görülen tıkanmaları giderici ve bunalım olasılıklarını azaltıcı hükümler öngörmüştür.

• 1961 Anayasası’na oranla daha az katılmacı bir demokrasi modeli benimsemiştir.
• Cumhuriyetçilik, başta devlet başkanı olmak üzere devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, bunların oluşumunda özellikle veraset ilkesinin rol almadığı bir hükümet sistemini öngören ilkeyi ifade eder. Atatürk Milliyetçiliği’ni diğer milliyetçilik anlayışlarından ayırabilmek.

• Atatürk Milliyetçiliği’nin diğer milliyetçilik anlayışlarından temel ayrımını şöyle özetleyebiliriz: Atatürk milliyetçiliği akılcı, çağdaş, uygar, ileriye dönük, demokratik, toplayıcı, birleştirici, insani ve barışçıdır. Bu milliyetçilik anlayışı, ırkçılığa, şovenizme

ve saldırganlığa karşıdır. Laikliğin unsurlarını sıralayabilmek.

• Laiklik ilkesinin en temel unsurlarını dört ana başlıkta toplayabiliriz. Buna göre;

- Resmi bir devlet dininin olmaması,

- Devletin, bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması,

- Din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılmış olması,

- Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi.

Türk Anayasa Hukuku bakımından demokratik devlet, serbest seçim ve çok partili siyasal yaşam konularını açıklayabilmek.

• Türk Anayasa Hukuku’nda demokratik devleti öngören egemenlik kayıtsız şartsız millettindir kuralı ilk defa 1921 Anayasası’nda ifade edilmiş, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da aynen yinelenmiştir. Egemenliğin bir kişiden bütün bir millete geçmesi

ve bunu takip eden süreçte devletin hükümet sisteminin de bu esaslar çerçevesinde halkın kendi kendisini yönetmesine dayanması demokratik bir rejimin varlığı için gereklidir. 1921 ve 1924 Anayasalarında egemenliğin kullanımı ve temsili yalnızca

yasama organına bırakılmış iken, 1961 ve 1982 Anayasaları’nda bu düzenleme, egemenliğin Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarca kullanılacağı biçiminde değişikliğe uğramıştır.Demokrasi, yöneticilerin yönetilenler tarafından serbest ve dürüst seçimler yoluyla seçildikleri bir rejim olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, seçme hakkı ve seçim özgürlüğü demokratik bir devlet yönetiminin vazgeçilmez koşullarıdır. Bunun gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar seçimler ve halkoylamalarıdır. Bu iki aracın kullanımında serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına uyulmalı; ayrıca, seçimler ve halkoylamaları yargı yönetim ve denetimi altında yapılmalıdır. Seçim serbestisi ilkesinin anlam ifade edebilmesi için seçmenlerin çeşitli seçenekler arasında serbest bir seçme yapabilmeleri gerekir. Çağdaş demokratik rejimlerde bu seçenekler siyasal partiler tarafından oluşturulur ve buna modern demokrasilerde partiler demokrasisi denilir. Cumhuriyet sonrası ilk dönemlerde bir iki çok partili siyasal yaşam deneyimi olmakla birlikte; dönemin koşulları bunu devamını engellemiş ve istikrarlı bir çok partili siyasal yaşamın başlaması için 1946 yılına kadar beklenmek zorunda kalınmıştır.
• 1982 Anayasası ile devletin insan haklarına saygılı olacağı belirtilmiştir. Herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilmez, temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu anlayışına karşın temel hak ve özgürlüklerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere

karşı ödev ve sorumluluklar içerdiği de düzenlenmiştir. Yine 1982 Anayasası gerek devlete karşı ileri sürülüp, korunacak temel hak ve özgürlükler anlayışına gerekse de çağdaş sosyal devletin özgürleştirme anlayışına yer vermiştir. Ancak, 1982 Anayasası bireyin temel hak ve özgürlüklerine devlet otoritesi karşısında daha güçsüz bir konuma sokmuştur. Hukuk Devletinin ilkelerini saptayabilmek.

• Yurttaşların, hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı oldukları bir sistemi anlatan hukuk devletinin temel nitelikleri şunlardır;

- Yürütme işlemlerinin yargısal denetim altında olması

- Yasama işlemlerinin yargısal denetim altında, olması

- Yargı bağımsızlığı

- Kanuni hakim güvencesi

- Ceza sorumluluğu ilkeleri

- Hukukun genel ilkelerine bağlılık Sosyal devletin anlamını açıklayabilmek.

• 20. yüzyılda batı demokrasilerinde geliştirilen ve bir diğer ifade ile refah devleti olarak nitelendirilen sosyal devlet, devletin toplumsal ve ekonomik yaşama müdahalesini gerekli gören bir devlet yaklaşımıdır. 19. yüzyılda liberal felsefeden etkilenen jandarma devlet anlayışından farklı olarak sosyal devlet anlayışı, devletin görevlerini iç ve dış savunma ile sınırlı kabul etmemekte aynı zamanda devletin ekonomik yaşamada karışmasını zorunlu görmektedir. Eşitlik kavramının türlerini belirleyebilmek.

• Eşitlik ilkesinin, genel anlamda, şekli ve maddi olmak üzere iki türü söz konusudur.Şekli hukuki eşitlik, kanunların genel ve soyut nitelik taşıması ve bu niteliği gereğince herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Maddi hukuki eşitlik ise aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğunu ifade eder.
Bir devletin anayasasını yapma ve değiştirme iktidarına, kurucu iktidar adı verilmektedir. Bir anayasanın tümden yeniden yaratılması halinde asli kurucu iktidardan, mevcut bir anayasanın bazı hükümlerinin değiştirilmesi halinde tali kurucu iktidardan

söz edilmektedir. Tali kurucu iktidarın yetkisi anayasayı tamamen adi kanunlarla aynı usuller içerisinde değiştirebilmek ile anayasayı hiçbir şekilde değiştirememek arasında pek çok şekilde görülmektedir. Osmanlı-Türk Anayasa tarihinde tek yumuşak anayasa

olarak nitelendirilen 1921 Anayasası’ndan sonraki tüm anayasalarda, değiştirme sorununa ilişkin olarak özel düzenlemeler getirilmiştir. 1982 Anayasası’nın sertlik eğilimi, değiştirilmesi hiç mümkün olmayan hükümlere ilişkin düzenlemelerde ve değişiklik konusunda benimsediği karmaşık yöntemde kendisini göstermektedir. 1982 Anayasası, anayasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğunun denetiminin sadece şekil açısından mümkün olduğu görüşünü benimsemiştir. Anayasayı değiştirme sürecinin aşamalarını

sıralayabilmek.

• Teklif ; Anayasanın değiştirilmesi TBMM üye tamsayı sının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilir.

• Görüşme ; Anayasa değişiklik teklişeri Genel Kurul’da iki kez görüşülür. ‹kinci görüşmeye birinci görüşmenin bitiminden kırk sekiz saat geçmeden başlanamaz. ‹kinci görüşmede, sadece maddeler üzerinde verilmiş olan değişiklik önergeleri görüşülür.

• Karar ; 3361 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ile, Anayasa’da, üye tamsayısının beşte üçü ve üçte ikisi olmak üzere iki değişik karar yeter sayısı öngörülmüştür. Anayasa değişiklik teklişerinin kabulüne ilişkin 3361 sayılı Kanun’la getirilen bir yenilik de oylamanın gizli olması zorunluluğudur.

• Onay ; Anayasa’nın 3361 sayılı Kanun’la değişik 175. maddesi, Anayasa’nın ilk metninde olduğu gibi, anayasa değişikliklerini onaylama yetkisini Cumhurbaşkanı ile halk arasında paylaştırmaktadır. Ancak karar çoğunluğunun beşte üç veya üçte iki olu- şuna göre izlenecek yollar farklıdır. Anayasa değişikliği teklifi, beşte üç veya daha fazla fakat üçte ikiden az oyla kabul edildiği takdirde, Cumhurbaşkanı’nın kanunu tekrar görüşülmek üzere Meclis’e iade etmesi veya kanunun halkoyuna sunulması gibi iki ihtimal ortaya çıkar. Cumhurbaşkanı’nın iadesi halinde anayasa değişikliği sürecinin devam edebilmesi için, Meclis’in bu kanunu üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul etmesi gerekir. Bu durumda Cumhurbaşkanı, kanunu halkoyuna sunabilir veya onaylayarak kesinleştirebilir. Cumhurbaşkanı beşte üçle üçte iki arasındaki oyla kabul edilmiş bir anayasa değişikliğini iade etmezse söz konusu kanunun halkoyuna sunulması zorunludur. Diğer bir deyimle bu durumda Anayasa, zorunlu halkoylaması yöntemini benimsemiş ve üçte ikiden az oyla kabul edilen bir anayasa değişikliğinin sadece Cumhurbaşkanı’nın onayıyla kesinleşmesine izin vermemiştir. Anayasa değişikliklerinin denetim usullerini belirleyebilmek.

• Anayasa değişikliklerinin anayasa uygunluğunun denetimi, şekil ve esas olmak üzere iki düzeyde söz konusu olabilir. Anayasa değişikliklerinin şekil yönünden anayasaya uygunluğunun denetimi, bu değişikliklerin anayasada düzenlenen usul ve şekil kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadıklarının incelenmesini içerir.
Egemenlik ve devlet kudreti tektir ve bölünmezdir. İktidarın fonksiyonları (yasama, yürütme, yargı), iktidarın değişik kullanım biçimleridir. İktidarın organları

ise, iktidarın çeşitli fonksiyonlarını yerine getirmekle görevli kişi veya kuruluşlardır (örneğin Bakanlar Kurulu, Yargıtay). Günümüzde kuvvetler ayrılığı deyimi kullanılırken kastedilen, gerçekte fonksiyonlar ayrılığıdır. Devletin hukuki fonksiyonlarının, maddi, şekli ve organik tasniflerini açıklayabilmek.

• Devletin hukuki fonksiyonları yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayrılmakta, fakat bu kavramların nasıl tanımlanması gerektiği tartışılmaktadır. Bir görüş, devletin hukuki fonksiyonlarının tasnifini, bu fonksiyonların ifasında başvurulan işlemlerin hukuki mahiyetine dayandırmaktadır (maddi tasnif). Diğer bir görüş ise, devletin fonksiyonlarını ve bu fonksiyonların ifa aracı olan hukuki işlemleri, bu işlemleri yapan organa (organik tasnif) ve yapılış şekillerine göre (şekli tasnif) tasnif etmektedir. 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları’nda, kuvvetler ayrılığının nasıl düzenlendiğini belirleyebilmek.

• Türkiye’de 1924 Anayasası’nın 5. maddesinde kuvvetler birliği anlamına gelen bir ifade kullanılmakla beraber aslında fonksiyonlar ayrılığı gerçekleştirilmiştir. 1961 Anayasası da 1924 Anayasası’nın sistemini benimsemiş, ancak yargı organının bağımsızlığı konusunda daha güvenli bir sistem getirmiştir. 1982 Anayasası ise kuvvetler ayrılığı sistemini benimsemekle birlikte, yürütmeyi sadece bir görev değil, aynı zamanda yetki olarak nitelendirmiştir. Bu durum kendisini 1982 Anayasası’nda Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterir.

Popularity: 24% [?]

posted by: admin
posted on: Kasım 9th, 2009

Menşe ve mahreç işaretleri ticaret unvanıdır.

Ticaret siciline tescilin ve ilanın üçüncü kişilerin sübjektif iyiniyetini kaldırması tescilin olumlu etkisinin sonucudur.

Ticari defter tutmak zorunda olanlar: Anonim şirket, ticari işletme işleten dernek, kollektif şirket, limited şirket. Esnaf ise ticari defter tutmak zorunda değildir.

Karar defterini tüzel kişi tacirler tutar.

Haksız rekabetin unsurları: Aldatıcı davranışın varlığı, Rekabet hakkının kötüye kullanılması, İktisadi rekabetin varlığı, Aldatıcı davranıştan başka surette iyiniyet kurallarına aykırılık.

Ticari işletmenin devri iyiniyetli üçüncü şahıslara ve alacaklılara karşı tescil ve ilandan itibaren hüküm ifade eder.

Komisyoncunun borç ve yükümleri: Özen gösterme ve talimata uyma, Hesap verme, Müvekkilin çıkarlarını koruma, İhbar etme

Cari hesapta iki süreyi birbirinden ayırt etmek gerekir. Bunlardan biri hesap devresidir. Diğeri ise anlaşma süresidir.

Ortak sayısının üst sınırı kanunla sınırlandırılan ortaklık tipi Limited ortaklıktır.

Kollektif ortaklıklarda itiraz hakkı yönetim hakkına sahip ortaklara aittir.

Kollektif ortaklıkta, sermaye borcunu ifa etmeyen ortaktan tazminat talep edilebilmesi için ortağa ihtar yapılmış olması aranır.

Anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için ödenen ücrete huzur hakkı denir.

Anonim ortaklıkta, denetçiler ortaklığın ciddi tehlikelerle karşılaştığını gösteren belirtiler olduğunda genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilirler.

Komanditer ortağın olağanüstü denetleme hakkına ilişkin doğru ifadeler: Önemli sebeplerin varlığı halinde kullanılır. Ancak somut bir iş için kullanılır. Kullanılabilmesi için dava açılması gerekir. Sürekli nitelikte değildir.

Türk hukukuna göre çıkartılması mümkün olan tahviller: Primli, İkramiyeli, Teminatlı, Pay senediyle değiştirilebilir tahvil.

Kollektif ortaklıklarda , ortaklığı temsil etme yetkisinin sınırlandırılmasının iyiniyet sahibi kişilere karşı geçerli olması için sınırlandırma ticaret siciline tescil ve ilan edilmeli.

Kollektif ortaklığın rızai temsilcileri: Ticari mümessiller, Ticari işler tellalı, Komisyoncular, Ticari vekiller

Nama yazılı tahviller alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir.

Emre yazılı ödeme vaadine Poliçe ile ilgili hükümler uygulanır.

Bir limited ortaklığın ortak sayısının yirmiden fazla olması halinde genel kurul toplantılarında anonim ortaklığa ait kurallar uygulanır.

Görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek poliçelerde ibraz süresi 1 yıldır.

Limited ortaklıklarda, ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, müdür sıfatına kanunen ortakların tümü sahip olur.

Çekte sorumlulardan birisinin kendisine karşı sorumlu olanlara karşı açacağı davanın zamanaşımı süresi, çeki ödediği tarihten itibaren 6 aydır.

Mükerrer sigortanın amacı sigortacılara güveni arttırmak.

Kıymetli evrakın özellikleri: Kıymetli evrakın içerdiği hakkın başkasına devredilebilmesi. Kıymetli evrak tiplerinin kanunda sınırlayıcı olarak sayılmış olması. Soyutluk ilkesinin yürürlükte olması. Hakla senet arasında kuvvetli bir bağın var olması.

Hayat sigortalarında lehtarın özelliği akde taraf olmamasıdır.

Sigortanın yararları: Milli kaynakları koruması, Tasarruf sağlaması, Güvenlik sağlaması, Kapital sağlaması.

Makbuz senedi bir emtia senedidir.

Maliki olduğu bir deniz gemisini deniz ticaretinde kullanan kişiye donatan denir.

Makbuz senedine, makbuz senediyle birlikte Varant devredilirse beyaz ciro yapılabilir.

Sigortacının iç teşkilatında yer alan servisler: Muhasebe, Hukuk, Reasürans, Hasar

Müşterek avarya paylaşmasını tespit eden belgeye dispeç denir.

Sigortacı, sigorta ettirenin haklarına riziko gerçekleşince halef olur.

Sigorta hukukuna ilişkin başlıca kanunlar: Kooperatifler kanunu, Mükerrer Sigorta İnhisarı Hakkında Kanun, Trafik kanunu, Türk Ticaret kanunu.

Derneklerin malı olan gemiler yönetim kurulunu oluşturan kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması koşuluyla Türk gemisi sayılırlar
• Konsey rejimi, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri müdahale sonrasında oluşturulmuş ve Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 2. maddesi gereğince; TBMM’ye, Millet Meclisi’ne ve Cumhuriyet Senatosu’na ait görev ve yetkileri 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren geçici olarak Milli Güvenlik Konseyi’ne; Cumhurbaşkanı’na ait olan görev ve yetkiler de Konsey başkanına bırakılmıştır. Aynı kanunun 1. maddesi uyarınca; Konsey, kurucu iktidar olarak Anayasayı değiştirme yetkisiyle donatılmıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarının yapım süreçlerindeki farkları sıralayabilmek.

• 1961 Anayasası’nın oluşumunda, Temsilciler Meclisi daha temsili bir niteliği haiz iken, aynı durumu 1982 Anayasası’nın oluşumundaki Danışma Meclisi’nde göremiyoruz. Bu farklılık, Danışma Meclisi’ni çok daha fazla bürokrasi ağırlıklı bir kuruluş haline getirmiştir.

• Temsilciler Meclisi Milli Birlik Komitesi karşısında, Danışma Meclisi’nin Milli Güvenlik Konseyi karşısındaki durumuna oranla daha geniş yetkili bir

kuruluştur. 1982 Anayasası’nın başlıca özelliklerini tespit edebilmek.

• Bir tepki anayasası olması nedeniyle aşırı düzenleyici bir yöntemle hazırlanmıştır.

• 1961 Anayasası’ndan daha katı niteliktedir.

• Otorite – hürriyet dengesinde, otoritenin ağırlığını arttırmıştır.

• Siyasal sistemde görülen tıkanmaları giderici ve bunalım olasılıklarını azaltıcı hükümler öngörmüştür.

• 1961 Anayasası’na oranla daha az katılmacı bir demokrasi modeli benimsemiştir.
• Cumhuriyetçilik, başta devlet başkanı olmak üzere devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, bunların oluşumunda özellikle veraset ilkesinin rol almadığı bir hükümet sistemini öngören ilkeyi ifade eder. Atatürk Milliyetçiliği’ni diğer milliyetçilik anlayışlarından ayırabilmek.

• Atatürk Milliyetçiliği’nin diğer milliyetçilik anlayışlarından temel ayrımını şöyle özetleyebiliriz: Atatürk milliyetçiliği akılcı, çağdaş, uygar, ileriye dönük, demokratik, toplayıcı, birleştirici, insani ve barışçıdır. Bu milliyetçilik anlayışı, ırkçılığa, şovenizme

ve saldırganlığa karşıdır. Laikliğin unsurlarını sıralayabilmek.

• Laiklik ilkesinin en temel unsurlarını dört ana başlıkta toplayabiliriz. Buna göre;

- Resmi bir devlet dininin olmaması,

- Devletin, bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması,

- Din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılmış olması,

- Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi.

Türk Anayasa Hukuku bakımından demokratik devlet, serbest seçim ve çok partili siyasal yaşam konularını açıklayabilmek.

• Türk Anayasa Hukuku’nda demokratik devleti öngören egemenlik kayıtsız şartsız millettindir kuralı ilk defa 1921 Anayasası’nda ifade edilmiş, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da aynen yinelenmiştir. Egemenliğin bir kişiden bütün bir millete geçmesi

ve bunu takip eden süreçte devletin hükümet sisteminin de bu esaslar çerçevesinde halkın kendi kendisini yönetmesine dayanması demokratik bir rejimin varlığı için gereklidir. 1921 ve 1924 Anayasalarında egemenliğin kullanımı ve temsili yalnızca

yasama organına bırakılmış iken, 1961 ve 1982 Anayasaları’nda bu düzenleme, egemenliğin Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarca kullanılacağı biçiminde değişikliğe uğramıştır.Demokrasi, yöneticilerin yönetilenler tarafından serbest ve dürüst seçimler yoluyla seçildikleri bir rejim olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, seçme hakkı ve seçim özgürlüğü demokratik bir devlet yönetiminin vazgeçilmez koşullarıdır. Bunun gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar seçimler ve halkoylamalarıdır. Bu iki aracın kullanımında serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına uyulmalı; ayrıca, seçimler ve halkoylamaları yargı yönetim ve denetimi altında yapılmalıdır. Seçim serbestisi ilkesinin anlam ifade edebilmesi için seçmenlerin çeşitli seçenekler arasında serbest bir seçme yapabilmeleri gerekir. Çağdaş demokratik rejimlerde bu seçenekler siyasal partiler tarafından oluşturulur ve buna modern demokrasilerde partiler demokrasisi denilir. Cumhuriyet sonrası ilk dönemlerde bir iki çok partili siyasal yaşam deneyimi olmakla birlikte; dönemin koşulları bunu devamını engellemiş ve istikrarlı bir çok partili siyasal yaşamın başlaması için 1946 yılına kadar beklenmek zorunda kalınmıştır.
• 1982 Anayasası ile devletin insan haklarına saygılı olacağı belirtilmiştir. Herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilmez, temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu anlayışına karşın temel hak ve özgürlüklerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere

karşı ödev ve sorumluluklar içerdiği de düzenlenmiştir. Yine 1982 Anayasası gerek devlete karşı ileri sürülüp, korunacak temel hak ve özgürlükler anlayışına gerekse de çağdaş sosyal devletin özgürleştirme anlayışına yer vermiştir. Ancak, 1982 Anayasası bireyin temel hak ve özgürlüklerine devlet otoritesi karşısında daha güçsüz bir konuma sokmuştur. Hukuk Devletinin ilkelerini saptayabilmek.

• Yurttaşların, hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı oldukları bir sistemi anlatan hukuk devletinin temel nitelikleri şunlardır;

- Yürütme işlemlerinin yargısal denetim altında olması

- Yasama işlemlerinin yargısal denetim altında, olması

- Yargı bağımsızlığı

- Kanuni hakim güvencesi

- Ceza sorumluluğu ilkeleri

- Hukukun genel ilkelerine bağlılık Sosyal devletin anlamını açıklayabilmek.

• 20. yüzyılda batı demokrasilerinde geliştirilen ve bir diğer ifade ile refah devleti olarak nitelendirilen sosyal devlet, devletin toplumsal ve ekonomik yaşama müdahalesini gerekli gören bir devlet yaklaşımıdır. 19. yüzyılda liberal felsefeden etkilenen jandarma devlet anlayışından farklı olarak sosyal devlet anlayışı, devletin görevlerini iç ve dış savunma ile sınırlı kabul etmemekte aynı zamanda devletin ekonomik yaşamada karışmasını zorunlu görmektedir. Eşitlik kavramının türlerini belirleyebilmek.

• Eşitlik ilkesinin, genel anlamda, şekli ve maddi olmak üzere iki türü söz konusudur.Şekli hukuki eşitlik, kanunların genel ve soyut nitelik taşıması ve bu niteliği gereğince herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Maddi hukuki eşitlik ise aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğunu ifade eder.
Bir devletin anayasasını yapma ve değiştirme iktidarına, kurucu iktidar adı verilmektedir. Bir anayasanın tümden yeniden yaratılması halinde asli kurucu iktidardan, mevcut bir anayasanın bazı hükümlerinin değiştirilmesi halinde tali kurucu iktidardan

söz edilmektedir. Tali kurucu iktidarın yetkisi anayasayı tamamen adi kanunlarla aynı usuller içerisinde değiştirebilmek ile anayasayı hiçbir şekilde değiştirememek arasında pek çok şekilde görülmektedir. Osmanlı-Türk Anayasa tarihinde tek yumuşak anayasa

olarak nitelendirilen 1921 Anayasası’ndan sonraki tüm anayasalarda, değiştirme sorununa ilişkin olarak özel düzenlemeler getirilmiştir. 1982 Anayasası’nın sertlik eğilimi, değiştirilmesi hiç mümkün olmayan hükümlere ilişkin düzenlemelerde ve değişiklik konusunda benimsediği karmaşık yöntemde kendisini göstermektedir. 1982 Anayasası, anayasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğunun denetiminin sadece şekil açısından mümkün olduğu görüşünü benimsemiştir. Anayasayı değiştirme sürecinin aşamalarını

sıralayabilmek.

• Teklif ; Anayasanın değiştirilmesi TBMM üye tamsayı sının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilir.

• Görüşme ; Anayasa değişiklik teklişeri Genel Kurul’da iki kez görüşülür. ‹kinci görüşmeye birinci görüşmenin bitiminden kırk sekiz saat geçmeden başlanamaz. ‹kinci görüşmede, sadece maddeler üzerinde verilmiş olan değişiklik önergeleri görüşülür.

• Karar ; 3361 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ile, Anayasa’da, üye tamsayısının beşte üçü ve üçte ikisi olmak üzere iki değişik karar yeter sayısı öngörülmüştür. Anayasa değişiklik teklişerinin kabulüne ilişkin 3361 sayılı Kanun’la getirilen bir yenilik de oylamanın gizli olması zorunluluğudur.

• Onay ; Anayasa’nın 3361 sayılı Kanun’la değişik 175. maddesi, Anayasa’nın ilk metninde olduğu gibi, anayasa değişikliklerini onaylama yetkisini Cumhurbaşkanı ile halk arasında paylaştırmaktadır. Ancak karar çoğunluğunun beşte üç veya üçte iki olu- şuna göre izlenecek yollar farklıdır. Anayasa değişikliği teklifi, beşte üç veya daha fazla fakat üçte ikiden az oyla kabul edildiği takdirde, Cumhurbaşkanı’nın kanunu tekrar görüşülmek üzere Meclis’e iade etmesi veya kanunun halkoyuna sunulması gibi iki ihtimal ortaya çıkar. Cumhurbaşkanı’nın iadesi halinde anayasa değişikliği sürecinin devam edebilmesi için, Meclis’in bu kanunu üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul etmesi gerekir. Bu durumda Cumhurbaşkanı, kanunu halkoyuna sunabilir veya onaylayarak kesinleştirebilir. Cumhurbaşkanı beşte üçle üçte iki arasındaki oyla kabul edilmiş bir anayasa değişikliğini iade etmezse söz konusu kanunun halkoyuna sunulması zorunludur. Diğer bir deyimle bu durumda Anayasa, zorunlu halkoylaması yöntemini benimsemiş ve üçte ikiden az oyla kabul edilen bir anayasa değişikliğinin sadece Cumhurbaşkanı’nın onayıyla kesinleşmesine izin vermemiştir. Anayasa değişikliklerinin denetim usullerini belirleyebilmek.

• Anayasa değişikliklerinin anayasa uygunluğunun denetimi, şekil ve esas olmak üzere iki düzeyde söz konusu olabilir. Anayasa değişikliklerinin şekil yönünden anayasaya uygunluğunun denetimi, bu değişikliklerin anayasada düzenlenen usul ve şekil kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadıklarının incelenmesini içerir.
Egemenlik ve devlet kudreti tektir ve bölünmezdir. İktidarın fonksiyonları (yasama, yürütme, yargı), iktidarın değişik kullanım biçimleridir. İktidarın organları

ise, iktidarın çeşitli fonksiyonlarını yerine getirmekle görevli kişi veya kuruluşlardır (örneğin Bakanlar Kurulu, Yargıtay). Günümüzde kuvvetler ayrılığı deyimi kullanılırken kastedilen, gerçekte fonksiyonlar ayrılığıdır. Devletin hukuki fonksiyonlarının, maddi, şekli ve organik tasniflerini açıklayabilmek.

• Devletin hukuki fonksiyonları yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayrılmakta, fakat bu kavramların nasıl tanımlanması gerektiği tartışılmaktadır. Bir görüş, devletin hukuki fonksiyonlarının tasnifini, bu fonksiyonların ifasında başvurulan işlemlerin hukuki mahiyetine dayandırmaktadır (maddi tasnif). Diğer bir görüş ise, devletin fonksiyonlarını ve bu fonksiyonların ifa aracı olan hukuki işlemleri, bu işlemleri yapan organa (organik tasnif) ve yapılış şekillerine göre (şekli tasnif) tasnif etmektedir. 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları’nda, kuvvetler ayrılığının nasıl düzenlendiğini belirleyebilmek.

• Türkiye’de 1924 Anayasası’nın 5. maddesinde kuvvetler birliği anlamına gelen bir ifade kullanılmakla beraber aslında fonksiyonlar ayrılığı gerçekleştirilmiştir. 1961 Anayasası da 1924 Anayasası’nın sistemini benimsemiş, ancak yargı organının bağımsızlığı konusunda daha güvenli bir sistem getirmiştir. 1982 Anayasası ise kuvvetler ayrılığı sistemini benimsemekle birlikte, yürütmeyi sadece bir görev değil, aynı zamanda yetki olarak nitelendirmiştir. Bu durum kendisini 1982 Anayasası’nda Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterir.

Popularity: 8% [?]

eskişehir forum