buy viagra

AçıkÖğretim Ders Notları

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

DERS 1
Dilbilgisine ve cümle yapısına başlarken, bunu hiç İngilizce bilmiyenleri göz önüne alarak, ilk adımdan itibaren anlatmaya karar verdik.
İngilizce’de temel cümle yapısı “ÖZNE” ile başladığı için önce şahıs zamirleriyle başlamak istiyoruz. Bunlar aşağıda sıralanmışlardır:
I (ay) (ben)
You (yu) (sen)
He (hi) (o – erkekler için)
She (şi) (o – kadinlar için)
It (it) (o – hayvanlar ve cansizlar için)
We (wi) (biz)
You (yu) (siz)
They (dey) (onlar)

Normal bir cümlede “Özne”den sonra fiil gelir. Fiiller; bir iş, bir oluşu bildirirlerken, bazı cümlelerde ise sadece durum bildirildiği için, cümlenin yapısını tamamlamak için (TO BE – olmak) fiilinin “am”, “is”, “are” şekilleri kullanılır.
Şimdi bunları örneklerle görelim.
I come. (ay kam) Ben gelirim.
You come. (yu kam) Sen gelirsin.
He comes. (hi kams) O gelir.
She comes. (şi kams) O gelir.
It comes. (it kams) O gelir.
We come. (wi kam) Biz geliriz.
You come. (yu kam) Siz gelirsiniz.
They come. (they kam) Onlar gelirler.

Özne’ler yukarıda görüldüğü gibi zamir olabildikleri gibi, Ayşe, Ahmet,
Mehmet, Veya Benim kalemim, Onun evi, Sizin kayığınız şeklinde de olabilirler.
Bunları, yeri geldikçe göreceğiz.

DERS 2
Şimdi TO BE fiiliyle yapılan birkaç basit cümle kuralım.
I am here. ay em hiyr Ben buradayım.
You are here. yu ar hiyr Sen buradasin.
He is here. hi iz hiyr O burada. (Erkekler için)
She is here. şi iz hiyr O burada. (Kadinlar için)
It is here. it iz hiyr O burada. (Hayvanlar ve cansızlar için)
We are here. wi ar hiyr Biz buradayız.
You are here. yu ar hiyr Siz buradasınız.
They are here. dey ar hiyr Onlar buradalar.

Yukarıda dikkatinizi çektiği gibi “I” her zaman “am”, üçüncü tekil şahıslar “is”, çoğullar ise “are” şeklindeki “to be” fiilini kullanmaktadirlar.
Bu cümleleri “here” yerine bir takim isimlerle tamamlıyalım.
I am a student. ay em e stüdınt Ben bir talebeyim.
You are a sailor. yu ar e seylır Sen bir denizcisin.
He is a doctor. hı is a daktır O bir doktordur.
She is a teacher. şi iz a tiiçır O bir öğretmendir.
It is an apple. it iz en epıl O bir elmadır.
We are students. wi ar stüdınts Biz talebeleriz.
You are doctors. yu ar daktırz Siz doktorlarsınız.
They are apples. dey ar eppıls Onlar elmalardir.

Gördüğünüz gibi, cümleleri isimlerle tamamladık.
Buradaki isimler, çoğul veya tekil şeklindedir.
A student – students

DERS 3
a)Tekil isim, önünde kime ait olduğu veya sayisi gibi belirtici bir kelime yoksa ve bu isim sessiz harf ile başlıyorsa “a”, sesli harf ile başliyorsa “an” alır.
A book (e buk)
A man (e men)
A comb (e komm)
An apple (en epıl)
An umbrella (en ambrela)
An iron (en ayrın)
b)Tekil veya çoğul isimler, şayet belirli ise, o zaman her ikisi de “the”alir.
The book The books (dı buk)
The man The men (dı men)
The comb The combs (dı komms)
The apple The apples (dı epıls)
The umbrella The umbrellas (dı ambırelas)
The iron The irons (dı ayrıns)
c)Pek çok isim çoğul hale getirilirken yanina “s” alir.
Pencil Pencils (pensılz)
Girl Girls (görls)
Tree Trees (triis)
Chair Chairs (çeyrs)
Table Tables (teybıls)
d)Sonu, bir sessiz harften sonra “y” harfi ile biten tekillerin çoğul hali ise, sondaki “y” harfi kaldırılarak “i” olurken ayrıca “es” ekini de alir.
Lady (leydi ) Ladies (leydiys)
Country (kauntıri) Countries (kauntriis)
e)Ismin sonu bir sesli harften sonra “y” ile biterse, bu isim sonuna sadece “s” getirilerek çoğul yapılır.
Key (kiy) Keys (kiys)
Toy (toy) Toys (toyz)
f)Bunlarin dışında daha farkli olarak çoğul yapilan isimler de vardir. Ancak bunları ileriki derslerde gorecegiz.
Şimdi aşağıda verdiğimiz cümleleri lütfen tamamlayınız :
It is a book.
It is – table.
It is – fork.
It is – apple.
He is – teacher.
She is – architect.
I am – engineer.
Birkac tane de çoğul cümle yapalım:
We are students_.
You are engineer_.
We are girl_.
They are lady__.
They are teacher_.
You are monkey_.
They are book_.

DERS 4
Şimdi yukarıda öğrendiğimiz,
“It is a book.” Cümlesini ele alalim. Biliyorsunuz bu cümlenin anlami, «O bir kitaptır ». Bu cümleyi, « O » yerine, « Bu » veya « Şu » ile nasıl yapabiliriz:
Bu kelimeler ,
It (O)
This (Bu)
That (Şu)’dur.

It is a book. O bir kitaptır.
This is a book. Bu bir kitaptır,
That is a book. Şu bir kitaptır.

Bunların çoğulları ise şöyledir
They are books. Onlar kitaplardır.
These are books. Bunlar kitaplardır.
Those are books. Şunlar kitaplardır.
Şimdi aşağıdaki alıştırmaları , örnekteki gibi, yapalım.
It is a dog.
That is a table.
This is a chair.
That is a window.
It is a pencil.
It is a flower.
That is a door.
This is a carpet.
DERS 5
Ana cümle yapısını öğrendikten sonra şimdi biraz da öznelerimizi ve nesnelerimizi zenginleştirelim.
Genel olarak yakınımızdaki bır nesneden bahsederken, “bu” yani “this”, uzağımızdaki bir nesneden bahsederken, “that” kelimelerini kullanıyoruz. Bunları çoğul hale getirirken, “this” “these”, “that” ise “those” haline geliyor. “O” anlamına gelen “it”, bildiğiniz gibi “they” olur.
Tekil Çoğul
This is a book. These are books.
That is a book. Those are books.
It is a book. They are books.

“Bu bir kitaptır.” yerine “Bu kitap kırmızıdır”, dersek bu cümlede öznemiz “bu” yerine “bu kitap” yani “this book” olur. Veya çoğul bir cümle yapmak ıstersek,
“bu kitaplar” , “these books” şeklinde anlatılır . Gördüğünüz gibi, her iki kelime de çoğul şekline girmiştir.
Tekil Çoğul
This book is red. These books are red.
That book ı-is red. Those books are red.

DERS 6
Bunları Geçmiş Zaman haline getirirken yapacağımız tek şey, yardımcı fiil olan “is” ve “are”ı, geçmiş zaman haline getirmek, yani “was” ve “were” olarak kullanmaktır.
Geniş Zaman Geçmiş Zaman ( Past Tense)
This book is red. This book was red.
That book is red. That book was red.
These books are red. These books were red.
Those books are red. Those books were red.

Özne olarak kullandığımız isımler, ileride göreceğimiz gibi birden fazla kelime ile çok tanımlayıcı oldukları gibi, tek bir kelime yardımı ile de isim tamlaması haline gelirler.

DERS 7
“The” ismin önüne gelerek, o ismin, hem cümleyi söyleyen hem de dinliyen tarafından bilindiğini belirtir.
Books are useful. Kitapların genellikle faydalı olduğunu belirten bir cümle.
Oysa;
The books are useful. Bu şekilde bir cümle kurarsak, bizim bahsettigimiz kitapların hangi kitaplar olduğunu bu sözü söylediğimiz insan da biliyor demektir.

DERS 8
Pek çok zamirin mülki hali iki çeşittir. Biri sadece tamlayıcı iken, diğeri özne, nesne veya durum belirtebilir.
Tamamlayıcı Tek başına kullanılan
My benim mine benimki
Your senin veya sizin yours sizinki
His Onun erkekler için his onunki erkekler için
Her Onun kadınlar için hers onunki kadınlar için
İts Onun hayvanlar ve its onunki hayvanlar cansızlar için cansızlar için
our Bizim ours bizimki
their Onların theirs onlarınki
Şimdi bunların örneklerle kullanılış şekillerini görelim;
This is my book. Bu benim kitabımdır. This is mine. Bu benimkidir.
This is your book. Bu senin kitabındır. This is yours. Bu seninkidir.
This is his book. Bu onun kitabıdır. This is his. Bu onunkidir.
This is her book. Bu onun kitabıdır. This is hers. Bu onunkidir.
This is its book. Bu onun kitabıdır. This is its. Bu onunkidir.
This is our book. Bu bizim kitabımızdır. This is ours. Bu bizimkidir.
This is your book. Bu sizin kitabınızdır. This is yours. Bu sizinkidir.
This is their book. Bu onların kitabıdır. This is theirs. Bu onlarınkidir.

İşaret edilen kitaplar birden fazla ise, özneyi çoğul hale getiririz.
These are my books. Bunlar benim kitaplarımdır.
These are mine. Bunlar benimkilerdir.
These are your books. Bunlar senin kitaplarındır.
These are yours. Bunlar seninkilerdir.
These are his books. Bunlar onun kitaplarıdır. Erkekler için
These are his. Bunlar onunkilerdir.
These are her books. Bunlar onun kitaplarıdır. Kadınlar için
These are hers. Bunlar onunkilerdir.
These are its books. Bunlar onun kitaplarıdır. Hayvanlar ve cansızlar için
These are its. Bunlar onunkilerdir.
These are our books. Bunlar bizim kitaplarımızdır.
These are ours. Bunlar bizimkilerdir.
These are your books. Bunlar sizin kitaplarınızdır.
These are yours. Bunlar sizinkilerdir.
These are their books. Bunlar onların kitaplarıdır.
These are theirs. Bunlar onlarınkidir.

DERS 9
Olumsuz (negative) cümleler:
İngilizce’de “not” kelimesi olumsuzluk ekidir. Cümlede yardımcı fiilden sonra gelir ve cümleyi olumsuz hale getirir. Böylece;
a) Genis zaman (simple present tense) ve geçmiş zaman (past tense) yardımcı fiili olan am, is, are, was, were’den sonra :
Ahmet is a doctor.
Ahmet is not a doctor. Veya bunu kısaltırız:
Ahmet isn’t a doctor.
b) Geniş zaman ve geçmiş zaman cümlelerindeki fiilleri, “do” veya “did” yardımcı fiiliyle, fiilin geniş zaman (mastar) yapısına ayırdıktan sonra, yardımcı fiilin ardından “not “ ekini getirerek;
I like books.
I do not like books. Her fiilin içinde “do” yardimci fiili vardir. Bu, üçüncü tekil
şahıslarda “does” şeklindedir.
She likes books.
She does not like books.

c) Geçmiş zamanda, fiillerin içindeki do veya does yardimci fiili, “did” haline dönüşür.
I liked books.
I did not like books.
She liked books.
She did not like books.
Olumsuz cümleleri kisaltmak icin yardimci fiil ile not eki birleştirilebilir.
I don’t like books.
She doesn’t like books.
I didn’t like books.
She didn’t like books.

DERS 10
Olumlu sorular (Affirmative Questions)
Ingilizce’de soru cümlesi yapmak için, yardımcı fiili öznenin önüne getiriniz.
Mehmet is a carpenter.
Is Mehmet a carpenter?
You study English.
Do you study English?
Olumsuz sorular (Negative Questions)
Bu soru şeklini yapmak için de yine, yardımci fiil yer değiştirecek ve öznenin önüne geçecektir. Kısaltılmış cümlelerde “not” olumsuz eki, yardımcı fiille birlikte öznenin önüne gelir.
Ayşe is not a student.
Is Ayşe not a student?

Ayşe isn’t a student.
Isn’t Ayşe a student?

DERS 12
(Tenses)
Zaman kavramını geçmişten gelip geleceğe giden düz bir çizgi olarak düşünelim.
Bu zaman çizgisi üstünde, geçmişte yaptığımız, şu anda da yapabileceğimiz veya ileride yapma olasılığımız olan hareketlerimizi anlatan cümleler, “Geniş Zaman” yani “Simple Present Tense” olan cümlelerdir.
I walk slowly. Ben yavaş yürürüm.
You walk slowly. Sen yavaş yürürsün.
He walks slowly. O (erkekler icin) yavaş yürür.
She walks slowly. O (kadınlar için) yavaş yürür.
It walks slowly. O (hayvanlar ve cansızlar için) yavaş yürür.
We walk slowly. Biz yavaş yürürüz.
You walk slowly. Siz yavaş yürürsünüz.
They walk slowly. Onlar yavaş yürürler.

Yukarıda gördüğünüz gibi “to walk” yani yürümek fiili, üçüncü şahıslarda “walks” şeklinde yazılmaktadır. Bunun nedeni fiilin içindeki “do” yardımcı fiilinin üçüncü tekil şahıslarda “ does” şeklinde olmasıdır. “Does” daki “es” eki, üçüncü şahıslar için kullanilan fiillere „s” veya “es” olarak eklenir. Bunun çeşitli örneklerini derslerimiz ilerlerken göreceksiniz.
Bu cümleleri soru haline getirirken, ana fiili yerinden oynatamıyacağımız için, her fiilin içinde bulunan yardımcı fiil olan “do” kelimesini, üçüncü şahıslar içinse “does” kelimesini öznenin önüne getireceğiz.
I walk slowly. I (do+walk) slowly. Do I walk slowly?
You walk slowly. You (do+walk) slowly. Do you walk slowly?
He walks slowly. He (does+walk) slowly. Does he walk slowly?
She walks slowly. She (does+walk)slowly. Does she walk slowly?
It walks slowly. It (does+walk) slowly. Does it walk slowly?
We walk slowly. We (do+walk) slowly. Do we walk slowly?
You walk slowly. You (do+walk)slowly. Do you walk slowly?
They walk slowly. They (do+walk)slowly. Do you walk slowly?

Daha önce de gördüğümüz gibi, olumsuz ve soru cümlelerinde, bu cümleleri oluşturmak için yardımcı fiilin yanına “not” getiriyor veya cümleyi soru haline getireceksek, bu sefer de yardımcı fiili özne’nin önüne alıyoruz.

I walk slowly. I do not walk slowly. Kısa olarak da: I don’t walk slowly.
You walk slowly. You do not walk slowly. You don’t walk slowly.
He walks slowly. He does not walk slowly. He doesn’t walk slowly.
She walks slowly. She does not walk slowly. She doesn’t walk slowly
It walks slowly. It does not walk slowly. It doesn’t walk slowly.
We walk slowly. We do not walk slowly. We don’t walk slowly.
You walk slowly. You do not walk slowly. You don’t walk slowly.
They walk slowly. They do not walk slowly. They don’t walk slowly

İlk derste öğrendiğimiz kuralı hatırlıyarak şimdi siz bu cümleleri olumsuz soru şekline getiriniz.
Örnek:
I walk slowly.
Do I not walk slowly? Veya kısa olarak: Don’t I walk slowly?

DERS 13
Geniş zamanı ana hattı ile öğrendikten sonra bu zamanın içindeki bir takım anlam değişikliklerini görelim.

a) Geniş zaman, zaman çubuğunun üzerinde, her zaman yaptığımız, hissettiğimiz veya durumumuzu bildiren bir cümle yapısıdır. Ancak aşağıdaki örnekde olduğu gibi bazen sadece o anı gösterebilir.
(Şu anda) kaç tane uçak görüyorsun? Diye sorulsa,
« I see four planes .» denir. Bunun anlamı zaman çubuğu üstünde o anda
yaptığınız bir işlem, gördüğünüz uçak sayısıdır. Çubuk üstünde
gösterirsek; (X konuştuğumuz veya düşündüğümüz andır.)

Buna bir kaç örnek daha verelim:
You look well.
I am thirsty.
I want some coffee.

b) Aşağıdaki örneklerdeki geniş zaman cümleleri ise, konuşulan anı içine aldığı gibi, o anın daha öncesinden başlamış ve daha sonraya da uzanabileceğini anlatmaktadır.

My father is an economist.
I play the piano.
She teaches mathematics.
c) Aşağıdaki örneklerde ise geniş zaman, olayın veya söylenilenin şu an için geçerli olduğu gibi geçmişte veya gelecekte de ara ara olabileceği anlamını taşımaktadır:
Ali comes home every Saturday.
Tolga plays tennis in the mornings.
Sue goes to church often.
d) Aşağıdaki geniş zaman cümlelerinin anlamı, bu durumların her zaman için geçerli
oluşudur:
Istanbul is in Turkey.
The sun sets in the west.
e) Şimdi de geniş zamanlı cümle oldukları halde gelecekten haber veren örnekler görelim:
The plane arrives at three o’clock.
They leave in the evening.

________________________________X_________________ ___________________
Yukarıdaki örnekler, çok sık kullanılan cümleler olduklari icin şimdiden ezberlemeye çalışırsanız ilerisi için sizlere faydalı olacaklardır. Bugün için sizlerin yapmas gereken, soru halinde olmayan cümle yapısında önce öznenin geldiği ve özneyi fiil veya yardımcı fiilin takip ettiği ve bu cümlelerın olumsuz ve soru haline getirilmesini iyice öğrenmektir.

DERS 14
Geçmiş zaman (Simple Past Tense)
Geçmiş zaman, fiilin geçmiş zaman halini kullanarak yapılır. Geniş zamandan farklı olarak, fiilin geçmiş zaman hali tüm şahıslar için, tekil veya çoğul hiç farketmeksizin,aynıdır.
Ancak “to be”nin geçmiş zaman hali, tekil veya çoğul şahıslar için farklıdır.
Geniş zaman Geçmiş zaman
I am beautiful. Güzelim. I was beautiful. Güzeldim.
You are beautiful. Güzelsin. You were beautiful. Güzeldin
He is beautiful. O güzeldir. He was beautiful. O güzeldi.
She is beautiful. O güzeldir. She was beautiful. O güzeldi.
It is beautiful. O güzeldir. It was beautiful. O güzeldi.
We are beautiful. Biz güzeliz. We were beautiful. Biz güzeldik.
You are beautiful. Siz güzelsiniz. You were beautiful. Siz güzeldiniz.
They are beautiful. Onlar güzeldir. They were beautiful. Onlar güzeldiler.

Bir iş bir oluş bildiren fiillerin çoğu, “d”, “ed” veya “t” harfi eklenerek geçmiş zaman haline getirilir:
1) Sonuna sadece “t” harfi eklenerek, geçmiş zaman haline getirilen fiillerin sayısı azdır. Buna bir örnek olarak,
mean – meant
Fiilini gösterebiliriz.
2) Fiil, “e” veya “ee” ile bitiyorsa, genellikle “d” harfi eklenerek geçmiş zaman haline getirilir:
raise – raised
agree – agreed
3) Fiilin sonu h, w, x, y dışında başka bir sessiz harf ile bitiyorsa, son harf tekrarlanıp yanına “ed” eklenir.
stop – stopped
beg – begged
4) Fiilin sonuna bir seessizden sonra “y” harfi geliyorsa, sondaki “y” kalkar ve “ied” eklenir.
try – tried
study – studied
Geçmiş zaman hallerini öğrendiğimiz bu kelimelerle şimdi birkaç cümle yapalım.
Geniş zaman Geçmiş zaman
I mean it. I meant it.
You mean it. You meant it.
He means it. He meant it.
She means it. She meant it.
It means it. It meant it.
We mean it. We meant it.
You mean it. You meant it.
They mean it. They meant it.

DERS 15
Geçmiş zaman haline getirdiğimiz bu cümleleri “olumsuz” hale nasıl getirebiliriz?
Biliyorsunuz ki, bunun için “not” ekine ihtiyacımız var. Ancak Geniş zamanı öğrenirken gördük ki, not eki sadece yardımcı fiilin yanına gelebiliyor. Geniş zamanda her fiilin içinde bir de “do” veya “does” yardımcı fiilinin olduğunu öğrenmiştik. Bu yardımcı fiil, geçmiş zamanda, tüm şahıslar için “did”dir.
Bunu öğrendikten sonra şimdi cümlemizi tekrar inceliyelim:
Geçmiş zaman (Olumlu cümle) Geçmiş zaman(Olumsuz cümle)
I meant it. = I did+mean it. I did not mean it. Kisaca; I didn’t mean it.
You meant it. = You did+mean it. You did not mean it. You didn’t mean it.
He meant it. = He did+mean it. He did not mean it. He didn’t mean it.
She meant it. = She did+mean it. She did not mean it. She didn’t mean it.
It meant it. = It did+mean it. It did not mean it. It didn’t mean it.
We meant it. = We did+mean it. We did not mean it. We didn’t mean it.
You meant it. = You did+mean it. You did not mean it. You didn’t mean it.
They meant it. = They did+mean it. They did not mean it. They didn’t mean it

Şimdi aynı cümlenin soru halini ve buna cevapları görelim:
Did I mean it? Yes, you did. Yes, you meant it.
No, you didn’t. No, you did not mean it.
Did you mean it? Yes, I did. Yes, I meant it.
No, I didn’t. No, I did not mean it.
Did he mean it? Yes, he did. Yes, he meant it.
No, he didn’t. No, he did not mean it.
Did she mean it? Yes, she did. Yes, she meant it.
No, she didn’t. No, she did not mean it.
Did it mean it? Yes, it did. Yes, it meant it.
No. it didn’t. No, it did not mean it.
Did we mean it? Yes, you did. Yes, you meant it.
No, you didn’t. No, you did not mean it.
Did you mean it? Yes, we did. Yes, we meant it.
No, we didn’t. No, we did not mean it.
Did they mean it? Yes, they did. Yes, they meant it.
No, they didn’t. No, they did not mean it.

Aynı cümlelerin Olumsuz Soru halleri ise şöyle yapılır:
Didn’t I mean it? Did I not mean it?
Didn’t you mean it? Did you not mean it?
Didn’t he mean it? Did he not mean it?
Didn’t she mean it? Did she not mean it?
Didn’t it mean it? Did it not mean it?
Didn’t we mean it? Did we not mean it?
Didn’t you mean it? Did you not mean it?
Didn’t they mean it? Did they not mean it?
Yukarıda geçmiş zaman hallerini öğrendiğimiz diğer fiillerle şimdi siz cümleler kurup, onlarin soru hallerini, olumsuz ve olumsuz soru şekillerini yazarmısınız?

DERS 16
İngilizce’de, her zaman İnsan, şehir, ülke, devlet, üniversite, bina ve kanun isimleri, Milliyet ve kullanılan lisan isimleri, Ders isimleri, haftanın günleri, aylar, din isimleri, kitap isimleri büyük harfle yazılır.
Nokta, Cümle bitiminde ve kısaltmalarda kullanılır.
Soru işareti soru cümlelerinin sonunda kullanılır.
Virgül, Cümlecikler arasında birkaç ismi sayarken aralarda kullanılır.
DERS 17
Soru ifade eden kelimelerle (WHO, WHAT, WHICH, WHOSE) yapılan soru cümleleri;
Bu kelimeler soru cümlesinin öznesi veya öznenin tamamlayıcısıdır.
What, Which ve Whose tek başlarına veya yanlarında bir isimle birlikte kullanılırlar.
What is your name?
What plan do you make?
Which is your car?
Which answer is correct?
Whose did you take?
Whose book did you take?
Who ise tek başına kullanılır.

Who came here?
Bu cümle yapısı aynı şekilde, When, Where, How ve Why soru kelimeleriyle yapılan cümleler için de geçerlidir.
When do you go?
Where is your home?
Why are you lazy?
How are you?

DERS 18
17. bölümde gördüğümüz soru şekillerine verilen cevaplar tek kelimelik olduğu gibi, birkaç kelimelik uzunca cevaplar da olabilir.
What is your name? Tülin. My name is Tülin.
Who came here? Berin. Berin came here.
When do you go? Today. I go today.
How are you? Fine. I am fine.

DERS 19
Mülkiyet hali ismin sonuna (’) veya (’s) konularak yapılır.
Kemal’s Kemal’in
Kemal’s book Kemal’in kitabı
Kemal’s book is here. Kemal’in kitabı buradadır.
Kemal’s is here. Kemal’inki burada.
The boy’s Erkek çocuğun (bilinen bir çocuk)
The boy’s room Erkek çocuğun odası
The boy’s room is there. Erkek çocuğun odası oradadır.
The boy’s is there. Erkek çocuğunki oradadır.
A cat’s Bir kedinin
A cat’s tail Bir kedinin kuyruğu
A cat’s tail is long. Bir kedinin kuyruğu uzundur.
Şayet isimler çoğul ise ve sonu (s) ile bitiyorsa sonuna sadece (’) konur.
The boys’ room Erkek çocukların odası
The boys’ room is there. Erkek çocukların odası oradadır.
The boys’ rooms Erkek çocukların odaları
The boys’ rooms are there. Erkek çocukların odaları oradadır.
Ancak sonu (s) ile bitmeyen çoğulların sonuna, (’s) konur.
The men’s hats Erkeklerin şapkaları

DERS 20
Mülkiyet halinin nesnede kullanılması:
It is Selin’s coat. O, Selin’in mantosudur.
This is Selin’s coat. Bu, Selin’in mantosudur.
That is Selin’s coat. Şu, Selin’in mantosudur.
These are Selin’s coats. Bunlar, Selin’in mantolarıdır.
Those are Selin’s coats. Şunlar Selin’in mantolarıdır.
They are Selin’s coats. Onlar Selin’in mantolarıdır.
It is your mother’s hat. O senin annenin şapkasıdır.
This is your mother’s hat. Bu senin annenin şapkasıdır.
That is your mother’s hat. Şu senin annenin şapkasıdır.
These are your mother’s hats. Bunlar senin annenin şapkalarıdır.
Those are your mother’s hats. Şunlar senin annenin şapkalarıdır.
They are your mother’s hats. Onlar senin annenin şapkalarıdır.

DERS 21
Bu derste şimdiki zamanın (Present Continuous Tense) nasıl yapıldığını görelim;
İngilizce’de şimdiki zamanı uygulamak için özneden sonra yardımcı fiil “be”nin özneye uygun olan şekli eklenir. Bundan sonra, normal olarak yerini almakta olan fiile “ing” eki konur.
Özne – be – fiil – ing.

I am going. Ben gidiyorum.
You are going. Sen gidiyorsun.
He is going. O gidiyor.
She is going. O gidiyor.
It is going. O gidiyor.
We are going. Biz gidiyoruz.
You are going. Siz gidiyorsunuz.
They are going. Onlar gidiyorlar.

Her zaman olduğu gibi, fiilden sonra nesne getirebiliriz.
I am drinking water. Su içiyorum.
veya
I am going home. Eve gidiyorum.
Bu cümleleri olumsuz hale getirmek için “be” fiilinin özneye uygun olan şeklinden sonra “not” eklenir.
She is not going.
They are not coming here.
I am not drinking milk.
Soru haline getirmek için ise, “to be” fiili öznenin önüne geçer.
Am I going? Gidiyormuyum?
Are you coming here? Buraya mı geliyorsun?
Is she not going? Gitmiyor mu?
veya Isn’t she going?

DERS 22
Geçmişte Süreklilik (Past Continuous Tense)
Bu zamanı uygulamak için “to be” fiilinin özneye uygun olan şeklinin geçmiş zamanı kullanılır.
I was going home. Eve gidiyordum.
You were going home. Eve gidiyordun.
He was going home. Eve gidiyordu.
She was going home. Eve gidiyordu.
It was going home. Eve gidiyordu.
We were going home. Eve gidiyorduk.
You were going home. Eve gidiyordunuz.
They were going home. Eve gidiyorlardı.
Bu cümleleri de olumsuz yapmak için, “not” yardımcı fiilden sonraya; soru yapmak içinse, yardımcı fiil öznenin başına getirilir.
I was not going home. Eve gitmiyordum.
Were you going home? Eve mi gidiyordun?
Was she not going home? Eve gitmiyormuydu?
veya Wasn’t she going home? ” ”

DERS 23
Gelecek Zaman (Future Tense)
Özneden sonra (ben ve bizden sonra “shall”, diğer öznelerden sonra ise “will”) yardımcı fiili konur. Sonra mastar fiil getirilir.
I shall eat. Yiyeceğim.
You will eat. Yiyeceksin.
He will eat. Yiyecek.
She will eat. Yiyecek.
It will eat. Yiyecek.
We shall eat. Yiyeceğiz.
You will eat. Yiyeceksiniz.
They will eat. Yiyecekler.
Her ne kadar “ben” ve “biz” , “shall” yardımcı fiili alıyorlarsa da aynı zamanda diğer özneler gibi “will” yardımcı fiilini de kullanabilirler.
I will eat. Yiyeceğim.
We will eat. Yiyeceğiz.
Bu yapıda da yine, olumsuz cümleler için “not” yardımcı fiilden sonra gelir. Soru cümleleri için ise yardımcı fiil öznenin önüne getirilir.
I shall not eat. Yemiyeceğim.
veya I will not eat.
You will not eat. Yemiyeceksiniz.

Shall I eat? Yiyecek miyim?
Will they eat? Yiyecekler mi?

Shall I not eat? Yemiyecek miyim?
Will he not eat? Yemiyecek mi?
veya Won’t he eat? ”

DERS 24
Sıfatlar (Adjectives)
Sıfatlar, isimleri tanımlamak için kullanılırlar.
A good book. İyi bir kitap
The short story Kısa hikaye
This man Bu adam
Those forks Şu çatallar
Some ink Biraz mürekkep
Which boy Hangi çocuk
Whose table Kimin masası

This is a good book.
I liked the short story.
This man is an engineer.
Those forks are mine.
I need some ink.
Which boy played the game?
Whose table is this?
Siz de bu şekilde cümleler kurmaya çalışın.
narrow road, yellow napkin, tall man, ugly dog, beautiful day, cold water gibi…

DERS 25
Önceki derste, mülkiyet anlamını Selin’s coat, Dogs’ tails de olduğu gibi, kelimenin sonuna (’s) veya (’) ekleyerek elde edebildiğimizi öğrenmiştik. Aynı anlamı (of) ile de sağlayabiliriz. Ancak bunlar genellikle cansız varlıklara ait isimlerdir.
Mary’s friends Mary’s friends are very nice.
My mother’s hair My mother’s hair is long.
The teacher’s book The teacher’s book is here.
The door of the house The door of the house is brown.
The legs of this chair The legs of this chair are short.
The cover of this book The cover of this book is green.
Şimdi bunlar gibi cümleler kurmaya çalışın. Pratik yapmak ve okuduğunuz cümleleri ezberlemeniz sizler için çok faydalı olacaktır.

DERS 26
Bazı sıfatlar ekler yapılarak olumsuz hale getirilebilirler.
agree anlaşmak, uyuşmak disagree uyuşmamak, bozuşmak
appear görünmek disappear gözden kaybolmak
connect birleştirmek disconnect birbirinden ayırmak
sincere samimi, içten insincere samimi olmayan, iki yüzlü
secure emin insecure tehlikeli
definite belirli indefinite belirsiz
possible mümkün impossible imkansız
moral ahlaklı, dürüst immoral ahlaka aykırı
mature olgun immature olmamış, ham
legal yasal illegal kanuna uymayan
logical mantıksal illogical mantıksız
legible okunaklı illegible okunmaz
regular düzenli irregular muntazam olmayan
rational makul irrational makul olmayan
responsible ciddi irresponsible düşüncesiz, güvenilmez
selfish bencil unselfish bencil olmayan
tried denenmiş untried denenmemiş
true doğru untrue doğru olmayan

Ayrıca bazı sıfatlar ise kelimenin sonundaki “ful” kaldırılıp “less” eki getirilerek olumsuz yapılabilir.
useful yararlı useless yararsız
hopeful umutlu hopeless umutsuz
cheerful neşeli cheerless kasvetli, hüzün verici

DERS 27
The, a, an’de sıfat yerine geçerler.
“The” önüne gelen ismi, konuşan ve dinliyen arasında bilinen haline getirir.
“A” ve “An” ise, “sıradan herhangi bir” anlamına gelir. Ancak tam olarak “bir adet” demek istiyorsak o zaman “one” veya “iki adet” için “two” gibi sayısal kelimeler kullanılır.
The book ( Konuşan ve dinliyen tarafından bilinen) kitap
A book ( Herhangi bir) kitap
One book ( Sayısal olarak) bir kitap
Two books ” ” iki kitap
Three books ” ” üç kitap

DERS 28
Emir Kipi (Order Form)
Bu durumda, özne olmadan, önce fiili söylüyoruz. Ancak buna nesne veya tamamlayıcı da ekleyebiliriz.
Go. Git.
Go there. Oraya git.
Drink your milk. Sütünü iç.
Drive you car. Arabanı sür.
Bu emirleri biraz hafifletmek için “please” kelimesini kullanıyoruz.
Please, go. Lütfen git.
Please, go there. Lütfen oraya git.
Please, drink your milk. Lütfen, sütünü iç.
Please, drive your car. Lütfen, arabanı sür.
Aynı cümleleri, “please” i sona getirerek de yapabiliriz. Anlam olarak hiç bir fark yoktur.
Please, sit down. Lütfen otur.
Sit down, please. Lütfen otur.
Bunları “olumsuz” hale getirebiliriz. Biliyorsunuz bu fiillerin içinde “do” yardımcı fiili vardır ve yine biliyoruz ki not eki yardımcı fiilin yanına getirilir.
Go.
Do not go.
veya
Don’t go. Gitme.
Do not drive your car.
veya
Don’t drive your car. Arabanı sürme.

Please, do not go there.
veya
Please, don’t go there. Lütfen oraya gitme.
Please, do not drink your milk.
veya
Please, don’t drink your milk. Lütfen sütünü içme.
Emirler, istekler çok daha hafif ve incitmeyecek şekilde söylenebilirler. Bunları ilerledikçe öğreneceksiniz.

DERS 29
“To have” fiili
Bu fiil bir oluş bildirdiği gibi, ilerideki derslerde göreceğimiz gibi, yardımcı fiil olarak da kullanılabilmektedir. Ancak şimdi, “sahip olmak” anlamı içinde öğreneceğiz.
I have some food. Biraz yemeğim var. (Biraz yemeğe sahibim)
You have some food. Biraz yemeğin var.
He has some food. Biraz yemeği var. Üçüncü tekil şahıslarda yardımcı fiil “do”, “does” halinde
olduğu için, “have”, “has” olur.
She has some food. Biraz yemeği var.
It has some food. Biraz yemeği var.
We have some food. Biraz yemeğimiz var.
You have some food. Biraz yemeğiniz var.
They have some food. Onların biraz yemeği var.
Bu fiilin olumsuz ve soru şekilleri, iki türde yapılır.
a) “Have” yardımcı fiil gibi yanına “not” alarak olumsuz olur.
I have not.
veya “do” yardımcı fiilinin yardımıyla olumsuz olur.
I do not have.
b) Have I?
veya yine “do” yardımcı fiiliyle,
Do I have?

DERS 30
“To have” fiilinin Geçmiş Zaman hali
“To have” bütün şahıslar için “had” haline gelir.
I had a blue car.
You had a blue car.
He had a blue car.
She had a blue car.
We had a blue car.
You had a blue car.
They had a blue car.
Şimdi bunları olumsuz hale getirelim.
“Do” yardımcı fiilin geçmiş zaman hali “did”dir.
I did not have a blue car.
I didn’t have a blue car.
You did not have a blue car.
You didn’t have a blue car.
He did not have a blue car.
He didn’t have a blue car.
She did not have a blue car.
She didn’t have a blue car.
We did not have a blue car.
We didn’t have a blue car.
You did not have a blue car.
You didn’t have a blue car.
They did not have a blue car.
You didn’t have a blue car.
Soru haline getirelim.
Did I have a blue car?
Did we have a blue car?
Olumsuz soru yaparsak;
Did you not have a blue car?
Didn’t you have a blue car?
Did they not have a blue car?
Didn’t they have a blue car?

Popularity: 20% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

1. What …….. Your name ?
A) Is
B) Are
C) Am
D) Was
E) Were

2. …….. Your bag in the class ?
A) Am
B) Is
C) Are
D) Was
E) Were

3. How old are you ?
A) I am ten years old
B) They are ten years old
C) My name is Ayşe
D) She is ten years old
E) I am fine thank you

4. Where are you from ?
A) I am ten years old
B) She is in Ankara
C) I am from in Ankara
D) You are from in Manisa
E) They are from in İzmir

5. Are you married ?
A) Yes you are married
B) No we are not married
C) Yes I was married
D) No you are not married
E) Yes I am married

6. What is your jop ?
A) I am a teacher
B) She is a nurse
C) He is a doctor
D) İt is a bag
E) We are students

7 ve 8 sorularını aşağıdaki cümleye göre yanıtlayınız .

… How much is a hamburger and chips ? …

7. Yukarıdaki soruya yanıt aşağıdakiler den hangisidir ?
A) İt is good
B) They are 2 languages
C) They are pencils
D) They are 2.58 pounds
E) They are green books.

8. How much ar a hamburger and chips cümlesinde yer alan a hamburger and chips yerine aşağıdaki sözcüklerden hangisi gelebilir ?
A) Them
B) They
C) We
D) İt
E) Our

9. “ She …….. ……. Dentist ” cümlesinde ki boşluklar aşağıdakilerden hangisi ile doldurulur ?
A) İs /a
B) İs / -
C) İs / the
D) – / a
E) – / -

10. “ He …….. ……. Doctor ” cümlesinde ki boşluklar aşağıdakilerden hangisi ile doldurulur ?
A) İs / the
B) – / -
C) İs / -
D) İs /a
E) – / a

11. “Alişan comes from England. Bob comes from England ……… ”
A) Too
B) Eigher
C) Nor
D) Never
E) Ever

Yukarıdaki 12 ve 13 no lu soruları yukarısındaki saate göre yapınız.

12. A. What time is it ? (12 : 25)
B. İt is …………………….
A) Twenty – five past twelve
B) Five o’clok
C) Thırty – five to one
D) Twenty – five to twelve
E) Half past twelve

11
13. . What time is it ?(14 : 50)
B. İt is …………………….
A) Quarter to three
B) Ten to three
C) Quarter past ten
D) Fifteen past ten
E) Fifteen to ten

14. “…….. You work in New york ? Sorusundaki boşluğu doldurunuz.
A) Are
B) Were
C) Do
D) Did
E) Don’t

15. “ ……….. You work in New york ? Sorusunu cevabı aşağı dakilerden hangisidir ?
A) No you are not
B) Yes they were
C) Yes she does
D) No I did not
E) No I don’t

16. .” She ……… ( live) in a big city but He ……. ( live ) in a small city .” Boşluğu doldurunuz.
A) Live
B) Lives
C) Lived
D) Is living
E) Are living

17. “ ………….. You work in New york last year? Sorusundaki boşluğu doldurunuz.
A) Are
B) Were
C) Do
D) Did
E) Don’t

18. “ …….. You work in New york l two weeks ago ” sorusundaki boşluğa göre sorunun yanıtı aşağıdakilerden hangisi olabilir ?
A) No you are not
B) Yes they were
C) Yes she do
D) No she did not
E) No I did not

Aşağıdaki 19 – 23 soruları boş bırakılan yere Any , Some , The , ( ) , verilen yönler seçeneklerinden birini koyunuz.

19. The television is —— the cup boad.
A) Any
B) Some
C) The
D) ( ……. )
E) On

20. There are not ——– plants .
A) Any
B) Some
C) The
D) ( ……. )
E) In

21. Are there ——– chiness students ?
A) Any
B) Some
C) The
D) ( ……. )
E) On

22. There are ——– books on the floor .
A) Any
B) Some
C) The
D) ( ……. )
E) Under

23. We have —— dictionaries in the book case.
A) Any
B) Some
C) The
D) ( ……. )
E) Front of

24. The lady ——— lives on a plane
A) Who
B) Which
C) Whom
D) Then
E) Whose

25. He ………….. School in 1994
A) Start
B) Started
C) Starts
D) İs startting
E) Has started

26. He ………… His gırl friend Zoe in 1998
A) Meet
B) Has met
C) Meeting
D) Meets
E) Met

27. ………… People drive cars one hundred years ago ?
A) Are
B) Were
C) Do
D) Did
E) Don’t

28. A : …….. You like your teacher?
B :Yes I do
A) Are
B) Were
C) Do
D) Did
E) Don’t

29. The city is ………….. ( cheap ) than the country .
A) Cheap
B) The cheapest
C) Cheaper
D) Cheaps
E) Cheaper than

30. 15 + 5 = ………
A) Twelve
B) Fifty
C) Thırty
D) Fifteen
E) Twenty

31. Who has got long hair ?
A) Ayşe&Fatma are got long hair
B) Ayşe has got long hair
C) Ayşe is got long hair
D) My hair is long
E) Şebnem ’s hair long

32. Have you ever ………… ( be ) to Paris ?
A) Be
B) Was
C) Were
D) Been
E) Are

33. Hasan is ………….. Student in the class.
A) Tall
B) The tallest
C) Long
D) Taller than
E) The longest

34. What is the weather like ?
A) İt is cold
B) She is fine
C) He is good
D) They are cold
E) Excuse me

35. They are ……………. Holland tomorrow for the see the tulips of course .
A) Go
B) Goes
C) Went
D) Going to
E) Going

36. I am borred ………… I have nothing to do ?
A) Sametimes
B) So
C) Because
D) For
E) But

37. I …….. (read) a magazine but She never ……. (read ) magazine.
A) Read
B) Reading
C) Reads
D) To read
E) Ridden

38. İstanbul is …………….. (crowded) country in the Türkey
A) Crowded
B) The crowdediest
C) Crowdedier than
D) The most crowded
E) More crowded than

39. 15 – 4 =11 ifadesinin yazılı şekli aşağıdakilerden hangisidir ?
A) Four form fifteen is eleven
B) Four minus fifteen equals eleven
C) fifteen plus four is eleven
D) Fifteen times four equals eleven
E) Four plus fifteen equals eleven

40. Who has got long hair ?
A) Ayşe&Fatma are got long hair
B) Ayşe has got long hair
C) Ayşe is got long hair
D) My hair is long
E) Şebnem has hair long

yanıtları :
1a 2b 3a 4c 5e 6a 7d 8b 9a 10d 11a 12a 13b 14c 15e 16b 17d 18e 19e 20a 21a 22b 23b 24a 25b 26e 27d 28c 29c 30e 31b 32d 33b 34a 35d 36c 37a 38e 39b 40e

Popularity: 17% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

ON THE GULLS’ ROAD
By Willa Cather

IT often happens that one or another of my friends stops before a red chalk drawing in my study and asks me where I ever found so lovely a creature. I have never told the story of that picture to any one, and the beautiful woman on the wall, until yesterday, in all these twenty years has spoken to no one but me. Yesterday a young painter, a countryman of mine, came to consult me on a matter of business, and upon seeing my drawing of Alexandra Ebbling, straightway forgot his errand. He examined the date upon the sketch and asked me, very earnestly, if I could tell him whether the lady were still living. When I answered him, he stepped back from the picture and said slowly:

“So long ago? She must have been very young. She was happy?”

“As to that, who can say — about any one of us?” I replied. “Out of all that is supposed to make for happiness, she had very little.”

We returned to the object of his visit, but when he bade me goodbye at the door his troubled gaze again went back to the drawing, and it was only by turning sharply about that he took his eyes away from her.

I went back to my study fire, and as the rain kept away less impetuous visitors, I had a long time in which to think of Mrs. Ebbling. I even got out the little box she gave me, which I had not opened for years, and when Mrs. Hemway brought my tea I had barely time to close the lid and defeat her disapproving gaze.

My young countryman’s perplexity, as he looked at Mrs. Ebbling, had recalled to me the delight and pain she gave me when I was of his years. I sat looking at her face and trying to see it through his eyes — freshly, as I saw it first upon the deck of the Germania, twenty years ago. Was it her loveliness, I often ask myself, or her loneliness, or her simplicity, or was it merely my own youth? Was her mystery only that of the mysterious North out of which she came? I still feel that she was very different from all the beautiful and brilliant women I have known; as the night is different from the day, or as the sea is different from the land. But this is our story, as it comes back to me.

For two years I had been studying Italian and working in the capacity of clerk to the American legation at Rome, and I was going home to secure my first consular appointment. Upon boarding my steamer at Genoa, I saw my luggage into my cabin and then started for a rapid circuit of the deck. Everything promised well. The boat was thinly peopled, even for a July crossing; the decks were roomy; the day was fine; the sea was blue; I was sure of my appointment, and, best of all, I was coming back to Italy. All these things were in my mind when I stopped sharply before a chaise longue placed sidewise near the stern. Its occupant was a woman, apparently ill, who lay with her eyes closed, and in her open arm was a chubby little red-haired girl, asleep. I can still remember that first glance at Mrs. Ebbling, and how I stopped as a wheel does when the band slips. Her splendid, vigorous body lay still and relaxed under the loose folds of her clothing, her white throat and arms and red-gold hair were drenched with sunlight. Such hair as it was: wayward as some kind of gleaming seaweed that curls and undulates with the tide. A moment gave me her face; the high cheek-bones, the thin cheeks, the gentle chin, arching back to a girlish throat, and the singular loveliness of the mouth. Even then it flashed through me that the mouth gave the whole face its peculiar beauty and distinction. It was proud and sad and tender, and strangely calm. The curve of the lips could not have been cut more cleanly with the most delicate instrument, and whatever shade of feeling passed over them seemed to partake of their exquisiteness.

But I am anticipating. While I stood stupidly staring (as if, at twenty-five, I had never before beheld a beautiful woman) the whistles broke into a hoarse scream, and the deck under us began to vibrate. The woman opened her eyes, and the little girl struggled into a sitting position, rolled out of her mother’s arm, and ran to the deck rail. After putting my chair near the stern, I went forward to see the gang-plank up and did not return until we were dragging out to sea at the end of a long tow-line.

The woman in the chaise longue was still alone. She lay there all day, looking at the sea. The little girl, Carin, played noisily about the deck. Occasionally she returned and struggled up into the chair, plunged her head, round and red as a little pumpkin, against her mother’s shoulder in an impetuous embrace, and then struggled down again with a lively flourishing of arms and legs. Her mother took such opportunities to pull up the child’s socks or to smooth the fiery little braids; her beautiful hands, rather large and very white, played about the riotous little girl with a quieting tenderness. Carin chattered away in Italian and kept asking for her father, only to be told that he was busy.

When any of the ship’s officers passed, they stopped for a word with my neighbor, and I heard the first mate address her as Mrs. Ebbling. When they spoke to her, she smiled appreciatively and answered in low, faltering Italian, but I fancied that she was glad when they passed on and left her to her fixed contemplation of the sea. Her eyes seemed to drink the color of it all day long, and after every interruption they went back to it. There was a kind of pleasure in watching her satisfaction, a kind of excitement in wondering what the water made her remember or forget. She seemed not to wish to talk to any one, but I knew I should like to hear whatever she might be thinking. One could catch some hint of her thoughts, I imagined, from the shadows that came and went across her lips, like the reflection of light clouds. She had a pile of books beside her, but she did not read, and neither could I. I gave up trying at last, and watched the sea, very conscious of her presence, almost of her thoughts. When the sun dropped low and shone in her face, I rose and asked if she would like me to move her chair. She smiled and thanked me, but said the sun was good for her. Her yellow-hazel eyes followed me for a moment and then went back to the sea.

After the first bugle sounded for dinner, a heavy man in uniform came up the deck and stood beside the chaise longue, looking down at its two occupants with a smile of satisfied possession. The breast of his trim coat was hidden by waves of soft blond beard, as long and heavy as a woman’s hair, which blew about his face in glittering profusion. He wore a large turquoise ring upon the thick hand that he rubbed good-humoredly over the little girl’s head. To her he spoke Italian, but he and his wife conversed in some Scandinavian tongue. He stood stroking his fine beard until the second bugle blew, then bent stiffly from his hips, like a soldier, and patted his wife’s hand as it lay on the arm of her chair. He hurried down the deck, taking stock of the passengers as he went, and stopped before a thin girl with frizzed hair and a lace coat, asking her a facetious question in thick English. They began to talk about Chicago and went below. Later I saw him at the head of his table in the dining room, the befrizzed Chicago lady on his left. They must have got a famous start at luncheon, for by the end of the dinner Ebbling was peeling figs for her and presenting them on the end of a fork.

The Doctor confided to me that Ebbling was the chief engineer and the dandy of the boat; but this time he would have to behave himself, for he had brought his sick wife along for the voyage. She had a bad heart valve, he added, and was in a serious way.

After dinner Ebbling disappeared, presumably to his engines, and at ten o’clock, when the stewardess came to put Mrs. Ebbling to bed, I helped her to rise from her chair, and the second mate ran up and supported her down to her cabin. About midnight I found the engineer in the card room, playing with the Doctor, an Italian naval officer, and the commodore of a Long Island yacht club. His face was even pinker than it had been at dinner, and his fine beard was full of smoke. I thought a long while about Ebbling and his wife before I went to sleep.

The next morning we tied up at Naples to take on our cargo, and I went on shore for the day. I did not, however, entirely escape the ubiquitous engineer, whom I saw lunching with the Long Island commodore at a hotel in the Santa Lucia. When I returned to the boat in the early evening, the passengers had gone down to dinner, and I found Mrs. Ebbling quite alone upon the deserted deck. I approached her and asked whether she had had a dull day. She looked up smiling and shook her head, as if her Italian had quite failed her. I saw that she was flushed with excitement, and her yellow eyes were shining like two clear topazes.

“Dull? Oh, no! I love to watch Naples from the sea, in this white heat. She has just lain there on her hillside among the vines and laughed for me all day long. I have been able to pick out many of the places I like best.”

I felt that she was really going to talk to me at last. She had turned to me frankly, as to an old acquaintance, and seemed not to be hiding from me anything of what she felt. I sat down in a glow of pleasure and excitement and asked her if she knew Naples well.

“Oh, yes! I lived there for a year after I was first married. My husband has a great many friends in Naples. But he was at sea most of the time, so I went about alone. Nothing helps one to know a city like that. I came first by sea, like this. Directly to Naples from Finmark, and I had never been South before.” Mrs. Ebbling stopped and looked over my shoulder. Then, with a quick, eager glance at me, she said abruptly: “It was like a baptism of fire. Nothing has ever been quite the same since. Imagine how this bay looked to a Finmark girl. It seemed like the overture to Italy.”

I laughed. “And then one goes up the country — song by song and wine by wine.”

Mrs. Ebbling sighed. “Ah, yes. It must be fine to follow it. I have never been away from the seaports myself. We live now in Genoa.”

The deck steward brought her tray, and I moved forward a little and stood by the rail. When I looked back, she smiled and nodded to let me know that she was not missing anything. I could feel her intentness as keenly as if she were standing beside me.

The sun had disappeared over the high ridge behind the city, and the stone pines stood black and flat against the fires of the afterglow. The lilac haze that hung over the long, lazy slopes of Vesuvius warmed with golden light, and films of blue vapor began to float down toward Baiae. The sky, the sea, and the city between them turned a shimmering violet, fading grayer as the lights began to glow like luminous pearls along the water-front, — the necklace of an irreclaimable queen. Behind me I heard a low exclamation; a slight, stifled sound, but it seemed the perfect vocalization of that weariness with which we at last let go of beauty, after we have held it until the senses are darkened. When I turned to her again, she seemed to have fallen asleep.

That night, as we were moving out to sea and the tail lights of Naples were winking across the widening stretch of black water, I helped Mrs. Ebbling to the foot of the stairway. She drew herself up from her chair with effort and leaned on me wearily. I could have carried her all night without fatigue.

“May I come and talk to you to-morrow?” I asked. She did not reply at once. “Like an old friend?” I added. She gave me her languid hand, and her mouth, set with the exertion of walking, softened altogether. “Grazia,” she murmured.

I returned to the deck and joined a group of my countrywomen, who, primed with inexhaustible information, were discussing the baseness of Renaissance art. They were intelligent and alert, and as they leaned forward in their deck chairs under the circle of light, their faces recalled to me Rembrandt’s picture of a clinical lecture. I heard them through, against my will, and then went to the stern to smoke and to see the last of the island lights. The sky had clouded over, and a soft, melancholy wind was rushing over the sea. I could not help thinking how disappointed I would be if rain should keep Mrs. Ebbling in her cabin to-morrow. My mind played constantly with her image. At one moment she was very clear and directly in front of me; the next she was far away. Whatever else I thought about, some part of my consciousness was busy with Mrs. Ebbling; hunting for her, finding her, losing her, then groping again. How was it that I was so conscious of whatever she might be feeling? that when she sat still behind me and watched the evening sky, I had had a sense of speed and change, almost of danger; and when she was tired and sighed, I had wished for night and loneliness.

Though when we are young we seldom think much about it, there is now and again a golden day when we feel a sudden, arrogant pride in our youth; in the lightness of our feet and the strength of our arms, in the warm fluid that courses so surely within us; when we are conscious of something powerful and mercurial in our breasts, which comes up wave after wave and leaves us irresponsible and free. All the next morning I felt this flow of life, which continually impelled me toward Mrs. Ebbling. After the merest greeting, however, I kept away. I found it pleasant to thwart myself, to measure myself against a current that was sure to carry me with it in the end. I was content to let her watch the sea — the sea that seemed now to have come into me, warm and soft, still and strong. I played shuffleboard with the Commodore, who was anxious to keep down his figure, and ran about the deck with the stout legs of the little pumpkin-colored Carin about my neck. It was not until the child was having her afternoon nap below that I at last came up and stood beside her mother.

“You are better to-day,” I exclaimed, looking down at her white gown. She colored unreasonably, and I laughed with a familiarity which she must have accepted as the mere foolish noise of happiness, or it would have seemed impertinent.

We talked at first of a hundred trivial things, and we watched the sea. The coast of Sardinia had lain to our port for some hours and would lie there for hours to come, now advancing in rocky promontories, now retreating behind blue bays. It was the naked south coast of the island, and though our course held very near the shore, not a village or habitation was visible; there was not even a goat-herd’s hut hidden away among the low pinkish sand hills. Pinkish sand hills and yellow head-lands; with dull-colored scrubby bushes massed about their bases and following the dried water-courses. A narrow strip of beach glistened like white paint between the purple sea and the umber rocks, and the whole island lay gleaming in the yellow sunshine and translucent air. Not a wave broke on that fringe of white sand, not the shadow of a cloud played across the bare hills. In the air about us, there was no sound but that of a vessel moving rapidly through absolutely still water. She seemed like some great sea-animal, swimming silently, her head well up. The sea before us was so rich and heavy and opaque that it might have been lapis lazuli. It was the blue of legend, simply; the color that satisfies the soul like sleep.

And it was of the sea we talked, for it was the substance of Mrs. Ebbling’s story. She seemed always to have been swept along by ocean streams, warm or cold, and to have hovered about the edge of great waters. She was born and had grown up in a little fishing town on the Arctic ocean. Her father was a doctor, a widower, who lived with his daughter and who divided his time between his books and his fishing rod. Her uncle was skipper on a coasting vessel, and with him she had made many trips along the Norwegian coast. But she was always reading and thinking about the blue seas of the South.

“There was a curious old woman in our village, Dame Ericson, who had been in Italy in her youth. She had gone to Rome to study art, and had copied a great many pictures there. She was well connected, but had little money, and as she grew older and poorer she sold her pictures one by one, until there was scarcely a well-to-do family in our district that did not own one of Dame Ericson’s paintings. But she brought home many other strange things; a little orange-tree which she cherished until the day of her death, and bits of colored marble, and sea shells and pieces of coral, and a thin flask full of water from the Mediterranean. When I was a little girl she used to show me her things and tell me about the South; about the coral fishers, and the pink islands, and the smoking mountains, and the old, underground Naples. I suppose the water in her flask was like any other, but it never seemed so to me. It looked so elastic and alive, that I used to think if one unsealed the bottle something penetrating and fruitful might leap out and work an enchantment over Finmark.”

Lars Ebbling, I learned, was one of her father’s friends. She could remember him from the time when she was a little girl and he a dashing young man who used to come home from the sea and make a stir in the village. After he got his promotion to an Atlantic liner and went South, she did not see him until the summer she was twenty, when he came home to marry her. That was five years ago. The little girl, Carin, was three. From her talk, one might have supposed that Ebbling was proprietor of the Mediterranean and its adjacent lands, and could have kept her away at his pleasure. Her own rights in him she seemed not to consider.

But we wasted very little time on Lars Ebbling. We talked, like two very young persons, of arms and men, of the sea beneath us and the shores it washed. We were carried a little beyond ourselves, for we were in the presence of the things of youth that never change; fleeing past them. To-morrow they would be gone, and no effort of will or memory could bring them back again. All about us was the sea of great adventure, and below us, caught somewhere in its gleaming meshes, were the bones of nations and navies . . . . . nations and navies that gave youth its hope and made life something more than a hunger of the bowels. The unpeopled Sardinian coast unfolded gently before us, like something left over out of a world that was gone; a place that might well have had no later news since the corn ships brought the tidings of Actium.

“I shall never go to Sardinia,” said Mrs. Ebbling. “It could not possibly be as beautiful as this.”

“Neither shall I,” I replied.

As I was going down to dinner that evening, I was stopped by Lars Ebbling, freshly brushed and scented, wearing a white uniform, and polished and glistening as one of his own engines. He smiled at me with his own kind of geniality. “You have been very kind to talk to my wife,” he explained. “It is very bad for her this trip that she speaks no English. I am indebted to you.”

I told him curtly that he was mistaken, but my acrimony made no impression upon his blandness. I felt that I should certainly strike the fellow if he stood there much longer, running his blue ring up and down his beard. I should probably have hated any man who was Mrs. Ebbling’s husband, but Ebbling made me sick.

The next day I began my drawing of Mrs. Ebbling. She seemed pleased and a little puzzled when I asked her to sit for me. It occurred to me that she had always been among dull people who took her looks as a matter of course, and that she was not at all sure that she was really beautiful. I can see now her quick, confused look of pleasure. I thought very little about the drawing then, except that the making of it gave me an opportunity to study her face; to look as long as I pleased into her yellow eyes, at the noble lines of her mouth, at her splendid, vigorous hair.

“We have a yellow vine at home,” I told her, “that is very like your hair. It seems to be growing while one looks at it, and it twines and tangles about itself and throws out little tendrils in the wind.”

“Has it any name?”

“We call it love vine.”

How little a thing could disconcert her!

As for me, nothing disconcerted me. I awoke every morning with a sense of speed and joy. At night I loved to hear the swish of the water rushing by. As fast as the pistons could carry us, as fast as the water could bear us, we were going forward to something delightful; to something together. When Mrs. Ebbling told me that she and her husband would be five days in the docks in New York and then return to Genoa, I was not disturbed, for I did not believe her. I came and went, and she sat still all day, watching the water. I heard an American lady say that she watched it like one who is going to die, but even that did not frighten me: I somehow felt that she had promised me to live.

All those long blue days when I sat beside her talking about Finmark and the sea, she must have known that I loved her. I sat with my hands idle on my knees and let the tide come up in me. It carried me so swiftly that, across the narrow space of deck between us, it must have swayed her, too, a little. I had no wish to disturb or distress her. If a little, a very little of it reached her, I was satisfied. If it drew her softly, but drew her, I wanted no more. Sometimes I could see that even the light pressure of my thoughts made her paler. One still evening, after a long talk, she whispered to me, “You must go and walk now, and — don’t think about me.” She had been held too long and too closely in my thoughts, and she begged me to release her for a little while. I went out into the bow and put her far away, at the sky line, with the faintest star, and thought of her gently across the water. When I went back to her, she was asleep.

But even in those first days I had my hours of misery. Why, for instance, should she have been born in Finmark, and why should Lars Ebbling have been her only door of escape? Why should she be silently taking leave of the world at the age when I was just beginning it, having had nothing, nothing of whatever is worth while?

She never talked about taking leave of things, and yet I sometimes felt that she was counting the sunsets. One yellow afternoon, when we were gliding between the shores of Spain and Africa, she spoke of her illness for the first time. I had got some magnolias at Gibraltar, and she wore a bunch of them in her girdle and the rest lay on her lap. She held the cool leaves against her cheek and fingered the white petals. “I can never,” she remarked, “get enough of the flowers of the South. They make me breathless, just as they did at first. Because of them I should like to live a long while — almost forever.”

I leaned forward and looked at her. “We could live almost forever if we had enough courage. It’s of our lives that we die. If we had the courage to change it all, to run away to some blue coast like that over there, we could live on and on, until we were tired.”

She smiled tolerantly and looked southward through half shut eyes. “I am afraid I should never have courage enough to go behind that mountain, at least. Look at it, it looks as if it hid horrible things.”

A sea mist, blown in from the Atlantic, began to mask the impassive African coast, and above the fog, the grey mountain peak took on the angry red of the sunset. It burned sullen and threatening until the dark land drew the night about her and settled back into the sea. We watched it sink, while under us, slowly but ever increasing, we felt the throb of the Atlantic come and go, the thrill of the vast, untamed waters of that lugubrious and passionate sea. I drew Mrs. Ebbling’s wraps about her and shut the magnolias under her cloak. When I left her, she slipped me one warm, white flower.

From the Straits of Gibraltar we dropped into the abyss, and by morning we were rolling in the trough of a sea that drew us down and held us deep, shaking us gently back and forth until the timbers creaked, and then shooting us out on the crest of a swelling mountain. The water was bright and blue, but so cold that the breath of it penetrated one’s bones, as if the chill of the deep under-fathoms of the sea were being loosed upon us. There were not more than a dozen people upon the deck that morning, and Mrs. Ebbling was sheltered behind the stern, muffled in a sea jacket, with drops of moisture upon her long lashes and on her hair. When a shower of icy spray beat back over the deck rail, she took it gleefully.

“After all,” she insisted, “this is my own kind of water; the kind I was born in. This is first cousin to the Pole waters, and the sea we have left is only a kind of fairy tale. It’s like the burnt out volcanoes; its day is over. This is the real sea now, where the doings of the world go on.”

“It is not our reality, at any rate,” I answered.

“Oh, yes, it is! These are the waters that carry men to their work, and they will carry you to yours.”

I sat down and watched her hair grow more alive and iridescent in the moisture. “You are pleased to take an attitude,” I complained.

“No, I don’t love realities any more than another, but I admit them, all the same.”

“And who are you and I to define the realities?”

“Our minds define them clearly enough, yours and mine, everybody’s. Those are the lines we never cross, though we flee from the equator to the Pole. I have never really got out of Finmark, of course. I shall live and die in a fishing town on the Arctic ocean, and the blue seas and the pink islands are as much a dream as they ever were. All the same, I shall continue to dream them.”

The Gulf Stream gave us warm blue days again, but pale, like sad memories. The water had faded, and the thin, tepid sunshine made something tighten about one’s heart. The stars watched us coldly, and seemed always to be asking me what I was going to do. The advancing line on the chart, which at first had been mere foolishness, began to mean something, and the wind from the west brought disturbing fears and forebodings. I slept lightly, and all day I was restless and uncertain except when I was with Mrs. Ebbling. She quieted me as she did little Carin, and soothed me without saying anything, as she had done that evening at Naples when we watched the sunset. It seemed to me that every day her eyes grew more tender and her lips more calm. A kind of fortitude seemed to be gathering about her mouth, and I dreaded it. Yet when, in an involuntary glance, I put to her the question that tortured me, her eyes always met mine steadily, deep and gentle and full of reassurance. That I had my word at last, happened almost by accident.

On the second night out from shore there was the concert for the Sailors’ Orphanage, and Mrs. Ebbling dressed and went down to dinner for the first time, and sat on her husband’s right. I was not the only one who was glad to see her. Even the women were pleased. She wore a pale green gown, and she came up out of it regally white and gold. I was so proud that I blushed when any one spoke of her. After dinner she was standing by her deck-chair talking to her husband when people began to go below for the concert. She took up a long cloak and attempted to put it on. The wind blew the light thing about, and Ebbling chatted and smiled his public smile while she struggled with it. Suddenly his roving eye caught sight of the Chicago girl, who was having a similar difficulty with her draperies, and he pranced half the length of the deck to assist her. I had been watching from the rail, and when she was left alone I threw my cigar away and wrapped Mrs. Ebbling up roughly.

“Don’t go down,” I begged. “Stay up here. I want to talk to you.”

She hesitated a moment and looked at me thoughtfully. Then, with a sigh, she sat down. Every one hurried down to the saloon, and we were absolutely alone at last, behind the shelter of the stern, with the thick darkness all about us and a warm east wind rushing over the sea. I was too sore and angry to think. I leaned toward her, holding the arm of her chair with both hands, and began anywhere.

“You remember those two blue coasts out of Gibraltar? It shall be either one you choose, if you will come with me. I have not much money, but we shall get on somehow. There has got to be an end of this. We are neither one of us cowards, and this is humiliating, intolerable.”

She sat looking down at her hands, and I pulled her chair impatiently toward me.

“I felt,” she said at last, “that you were going to say something like this. You are sorry for me, and I don’t wish to be pitied. You think Ebbling neglects me, but you are mistaken. He has had his disappointments, too. He wants children and a gay, hospitable house, and he is tied to a sick woman who can not get on with people. He has more to complain of than I have, and yet he bears with me. I am grateful to him, and there is no more to be said.”

“Oh, isn’t there?” I cried, “and I?”

She laid her hand entreatingly upon my arm. “Ah, you! you! Don’t ask me to talk about that. You — ” Her fingers slipped down my coat sleeve to my hand and pressed it. I caught her two hands and held them, telling her I would never let them go.

“And you meant to leave me day after tomorrow, to say goodbye to me as you will to the other people on this boat? You meant to cut me adrift like this, with my heart on fire and all my life unspent in me?”

She sighed despondently. “I am willing to suffer — whatever I must suffer — to have had you,” she answered simply. “I was ill — and so lonely — and it came so quickly and quietly. Ah, don’t begrudge it to me! Do not leave me in bitterness. If I have been wrong, forgive me.” She bowed her head and pressed my fingers entreatingly. A warm tear splashed on my hand. It occurred to me that she bore my anger as she bore little Carin’s importunities, as she bore Ebbling. What a circle of pettiness she had about her! I fell back in my chair and my hands dropped at my side. I felt like a creature with its back broken. I asked her what she wished me to do.

“Don’t ask me,” she whispered. “There is nothing that we can do. I thought you knew that. You forget that — that I am too ill to begin my life over. Even if there were nothing else in the way, that would be enough. And that is what has made it all possible, our loving each other, I mean. If I were well, we couldn’t have had even this much. Don’t reproach me. Hasn’t it been at all pleasant to you to find me waiting for you every morning, to feel me thinking of you when you went to sleep? Every night I have watched the sea for you, as if it were mine and I had made it, and I have listened to the water rushing by you, full of sleep and youth and hope. And everything you had done or said during the day came back to me, and when I went to sleep it was only to feel you more. You see there was never any one else; I have never thought of any one in the dark but you.” She spoke pleadingly, and her voice had sunk so low that I could scarcely hear her.

“And yet you will do nothing,” I groaned. “You will dare nothing. You will give me nothing.”

“Don’t say that. When I leave you day after tomorrow, I shall have given you all my life. I can’t tell you how, but it is true. There is something in each of us that does not belong to the family or to society, not even to ourselves. Sometimes it is given in marriage, and sometimes it is given in love, but oftener it is never given at all. We have nothing to do with giving or withholding it. It is a wild thing that sings in us once and flies away and never comes back, and mine has flown to you. When one loves like that, it is enough, somehow. The other things can go if they must. That is why I can live without you, and die without you.”

I caught her hands and looked into her eyes that shone warm in the darkness. She shivered and whispered in a tone so different from any I ever heard from her before or afterward: “Do you grudge it to me? You are so young and strong, and you have everything before you. I shall have only a little while to want you in — and I could want you forever and not weary.” I kissed her hair, her cheeks, her lips, until her head fell forward on my shoulder and she put my face away with her soft, trembling fingers. She took my hand and held it close to her, in both her own. We sat silent, and the moments came and went, bringing us closer and closer, and the wind and water rushed by us, obliterating our tomorrows and all our yesterdays.

The next day Mrs. Ebbling kept her cabin, and I sat stupidly by her chair until dark, with the rugged little girl to keep me company, and an occasional nod from the engineer.

I saw Mrs. Ebbling again only for a few moments, when we were coming into the New York harbor. She wore a street dress and a hat, and these alone would have made her seem far away from me. She was very pale, and looked down when she spoke to me, as if she had been guilty of a wrong toward me. I have never been able to remember that interview without heartache and shame, but then I was too desperate to care about anything. I stood like a wooden post and let her approach me, let her speak to me, let her leave me. She came up to me as if it were a hard thing to do, and held out a little package, timidly, and her gloved hand shook as if she were afraid of me.

“I want to give you something,” she said. “You will not want it now, so I shall ask you to keep it until you hear from me. You gave me your address a long time ago, when you were making that drawing. Some day I shall write to you and ask you to open this. You must not come to tell me goodbye this morning, but I shall be watching you when you go ashore. Please don’t forget that.”

I took the little box mechanically and thanked her. I think my eyes must have filled, for she uttered an exclamation of pity, touched my sleeve quickly, and left me. It was one of those strange, low, musical exclamations which meant everything and nothing, like the one that had thrilled me that night at Naples, and it was the last sound I ever heard from her lips.

An hour later I went on shore, one of those who crowded over the gang-plank the moment it was lowered. But the next afternoon I wandered back to the docks and went on board the Germania. I asked for the engineer, and he came up in his shirt sleeves from the engine room. He was red and dishevelled, angry and voluble; his bright eye had a hard glint, and I did not once see his masterful smile. When he heard my inquiry he became profane. Mrs. Ebbling had sailed for Bremen on the Hobenstauffen that morning at eleven o’clock. She had decided to return by the northern route and pay a visit to her father in Finmark. She was in no condition to travel alone, he said. He evidently smarted under her extravagance. But who, he asked, with a blow of his fist on the rail, could stand between a woman and her whim? She had always been a wilful girl, and she had a doting father behind her. When she set her head with the wind, there was no holding her; she ought to have married the Arctic Ocean. I think Ebbling was still talking when I walked away.

I spent that winter in New York. My consular appointment hung fire (indeed, I did not pursue it with much enthusiasm), and I had a good many idle hours in which to think of Mrs. Ebbling. She had never mentioned the name of her father’s village, and somehow I could never quite bring myself to go to the docks when Ebbling’s boat was in and ask for news of her. More than once I made up my mind definitely to go to Finmark and take my chance at finding her; the shipping people would know where Ebbling came from. But I never went. I have often wondered why. When my resolve was made and my courage high, when I could almost feel myself approaching her, suddenly everything crumbled under me, and I fell back as I had done that night when I dropped her hands, after telling her, only a moment before, that I would never let them go.

In the twilight of a wet March day, when the gutters were running black outside and the Square was liquefying under crusts of dirty snow, the housekeeper brought me a damp letter which bore a blurred foreign postmark. It was from Niels Nannestad, who wrote that it was his sad duty to inform me that his daughter, Alexandra Ebbling, had died on the second day of February, in the twenty-sixth year of her age. Complying with her request, he inclosed a letter which she had written some days before her death.

I at last brought myself to break the seal of the second letter. It read thus:

“My Friend: –

You may open now the little package I gave you. May I ask you to keep it? I gave it to you because there is no one else who would care about it in just that way. Ever since I left you I have been thinking what it would be like to live a lifetime caring and being cared for like that. It was not the life I was meant to live, and yet, in a way, I have been living it ever since I first knew you.

“Of course you understand now why I could not go with you. I would have spoiled your life for you. Besides that, I was ill — and I was too proud to give you the shadow of myself. I had much to give you, if you had come earlier. As it was, I was ashamed. Vanity sometimes saves us when nothing else will, and mine saved you. Thank you for everything. I hold this to my heart, where I once held your hand. Alexandra.”

The dusk had thickened into night long before I got up from my chair and took the little box from its place in my desk drawer. I opened it and lifted out a thick coil, cut from where her hair grew thickest and brightest. It was tied firmly at one end, and when it fell over my arm it curled and clung about my sleeve like a living thing set free. How it gleamed, how it still gleams in the firelight! It was warm and softly scented under my lips, and stirred under my breath like seaweed in the tide. This, and a withered magnolia flower, and two pink sea shells; nothing more. And it was all twenty years ago

Popularity: 13% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

16. ünite ***going Away (uzağa Gitmek)***

1-the Future Tense (gelecek Zaman)

özne + Will + Fiil

I Will Go To London (londraya Gideceğim)

Will (‘ll ) şeklinde Kisaltilabilir
I’ll G Oto London

Olumsuz Cümle:
(will Not Bulunur)
I’wont G Oto Scholl Tomorrow ( Yarin Okula Gitmeyeceğim)

Soru Cümlesi:
Will You G Oto The Party? (partiye Gidecekmisin)
Yes, I Will
No, I Won’t

Gelecek Zamanin Belirleyici Zaman Zarflari:

Tomorrow: Yarin
This…:bu…
Tonight: Bu Gece
Today: Bugün
In…: Içinde

*
In An Hour (bir Saat Içinde) , In Five Minutes ( Beş Dakika Içinde) Gibi Ifadeler De Gelecek Zaman Kalibiyla Kullanilabilir.

2- The Simple Past Tense (di’li Geçmiş Zaman)

Kalip+ özne + Kuralli Fiil + Ed

**bu Kalipta Yesterday (dün) , Last (geçen) , Ago (önce) Zaman Zarflari Kullanilir…
I Worked Last Night ( Geçen Gece çaliştim)

Aşağidaki Kuralsiz Fiillerin Geçmiş Zaman çekimlerini Inceleyiniz:
Go (gitmek) — Went (gitti)
Sell (satmak)—sold(satti)

The Train Left An Hour Ago ( Tren Bir Saat önce Ayrildi)

Olumsuz Cümle:

(-) özne + Did + Not + F + N
I Didn’t Like The Film ( Filmi Beğenmedim)

Soru Cümlesi:

(?) Did + ö + F + N ?

Did You Like The Film? (filmi Beğendinizmi )
Yes I Did (evet)
Yes, I Liked The Film ( Evet Filmi Beğendim)

***to Be (olmak) Fiilinin Geniş Zaman Ve şimdiki Zamanda Am , Is , Are şeklinde çekimlendiğini Biliyoruz…geçmiş Zamanda Bir Durum Bildirirken Am , Is Yerine Was, Are Yerine Were Kullanacağiz…

+ I Was At Home Yesterday ( Dün Evdeydim)
- I Wasn’t Home Yesterday ( Dün Evde Değildim)
? Were You At Home Yesterday (dün Evdemiydiniz)

Whas She At Scholl? ( O Okuldamiydi)
Yes, She Was (evet)
No, She Wasn’t( Hayir)
************************************************** **********************

Sorular: (s)
Cevaplari: (c)
Açiklamalari : ( A)

S:1-will You G Oto Mersin?………

C:yes, We Will

A:will Yardimci Fiili Ile Sorulan Soruya Will Veya Won’t (will Not) Ile Cevap Verilir.sorunu öznesi You Olduğu Için Yanitta I Veya We Kullanilmalidir.

————————————————————————————————–
S:2-i’ll Play Basketball……………….

C:next Sunday

A:cümle Gelecek Zamanda çekimlenen Will Play Fiilini Bulundurduğu Için Next (gelecek Pazar) Ile Tamamlanir…
———————————————————————————————————
S:3- I ……… In Izmir Last Week
C:was

A:last Geçen Anlaminda Dili Geçmiş Zamanda Kullanilir.bu Anlami Veren Fiil Was Olmalidir.
————————————————————————————————————-
S:4- We Weren’t In Ankara ……………

C:yesterday

A:were Di Fiili Cümlenin Geçmiş Zamanda Olduğunu Bildiriyor.en Uygun Zaman Zarfi Yesterday (dün) Olur.
———————————————————————————————————-
S:5-did You Arrive Yesterday?
C:yes, I Did

A:soru Ve Cevaptaki Yardimci Fiilin Ayni Olmasi Gerekir.

ünite 17 ** Buyig Things ( Alişveriş Yapma)

Bir Malin Fiyatini Sorma:

How Much ( Ne Kadar ) ? Kalibi Ile Başlanir.
Yanitta Birim Olarak Ytl , Pound, Dolar Gibi Fiyat Söylenir.

How Much Is This Shirt? (bu Gömlek Ne Kadar)
It Is 100 Ytl ( O 100 Ytl Dir)

Cost Fiili Fiyat Söylerken Kullanilir

How Much Do The Tomatoes Cost ? ( Domateslerin Fiyati Ne Kadardir?)
They Cost 2000 Tl A Kilo ( Kilosu 2000 Tl Dir)

Bir Giysinin Bedenini, Numarasini Sorma:

Size (numara Beden) Sözcüğü Giysilerde Beden, Ayakkabi Ve şapka Gibi Giyeceklerde Numara Söylemede Kullanilir.

What Size Is This Dress? ( Bu Elbise Kaç Bedendir?)
It Is Size 38

What Size Are These Shoes? ( Bu Ayakkabilar Kaç Numaradir?)
They Are Size 38 ( Onlar 38 Numaradir)

Bir Giysinin Yapildiği Maddeyi Sorma:

Made Of (………… Den Yapilmiştir) Ifadesi Bir Giysinin Hangi Malzemeden Yapildiğini Belirtir.

Malzeme Adlari:

Leather: Deri
Suede: Süet
Wool: Yün
Cotton : Pamuk
Cloth: Kum Aş
Silk: Ipek
Fur: Kürk
Plastic: Plastik
Comcrete: Beton, çimento
Glass: Cam

What Is This Bag Made Of ? (bu çanta Neden Yapilmiştir?)
It Is Made Of Leather ( O Deriden Yapilmiştir)

önemli Not:
Is Fiili Ile Sorulan Soruya Is Ile Yanit Verilerek It öznesi Kullanilirken ; Are Ile Sorulan çoğul Soruya Are Veya They Kullanilir…

Sifatlarin Kullanimi:

Expensive: Pahali
Cheap: Ucuz
Difficult:zor
Aeasy: Kolay
Hot: Sicak
Cold: Soğuk
Fast: Hizli
Light: Hafif

Sifatlarda Kullanilan Pekiştiriciler:

Very: çok
Quite: Oldukça
Fairly: Oldukça
Extremely: Son Derece
Too: Eylemin Anlamini Olumsuz Yapar

It’s Too Expensive To Buy ( O Satin Alimayacak Kadar Pahali)

Sifatlarin Karşilaştirmada Kullanimi:

Sifatlar Karşilaştirma Cümlelerinde –er (daha) Takisi Alarak çekimlenirler.

This Shirt Is Cheaper Than That One ( Bu Gömlek şundan Daha Ucuzdur)

Good: Iyi ————————-better: Daha Iyi

Bad: Kötü————————worse: Daha Kötü

Far: Uzak———————farther: Daha Uzak

Litte: Az———————–less: Daha Az

Many : çok (sayilabilen Nesnelerde )———–more : Daha çok

Much: çok (sayilamayan Nesnelerde)—– More : Daha çok

Murat’s Car Is Better Than Faruk’s Car
(muratin Arabasi Farukun Arabasindan Daha Iyidir)

Deyimler:

Something Like This: Bunun Gibi Birşey

It Looks Nice On You: Size Yakişti

It’s The Right Size: Bu Uygun Beden / Numara

It’s The Wrong Size: Bu Uygun Olmayan Beden /numara

Enough: Yeterince

Is This Big Enough? : Bu Yeterince Büyükmü

Sorular: (s)
Cevaplari: (c)
Açiklamalar: (a)

S: …………………………………………………..?
Woll

Yukaridaki Cevabi Gerektirecek Soru Hangisidir?

C: What’s It Mode Of?

A: Yün Cevabini Getiren Soru Birşeyin Hangi Malzemeden Yapildiğini Sormak Için Made Of Kalibini Içermelidir.

————————————————————————————————

S: How Much Are The Lemons?
They Cost 150 Tl ……………

Yukaridaki Konuşmada Boş Birakilan Yeri Doğru şekilde Hangisi Tamamlar?

C: Each

A: Each Tanesi 150 Tl Anlamini Verir
—————————————————————————————————————
S: Problem Oldukça Zor … Cümlesinin Ingilizce Karşiliği Hangisidir?

C: The Problem Is Quite Difficult

A: Oldukça Anlaminda Quite Kullanilir

18. ünite ** Why Do You Like It? ( Onu Niçin Seversiniz?)

1- Bir şeyin Nedenini Sorma:

Why (niçin) Sözcüğü Neden Sorarken Cümlenin Başinda Bulunur

I’m Going To Istanbul (istanbula Gidiyorum)
Why? (niçin)

2-bir şeyin Nedenini Açiklama:

Because (çünkü) Sözcüğü Neden Açiklayici Cümlelerin Başinda Bulunur.

Why Do You Like Dogs? (niçin Köpekleri Seversiniz?)

Because They Are Friedly (çünkü Onlar Sadiktirlar)

***because Ayrica Iki Ayri Cümle Arasinda Bağlaç Olarak Kullanilarak Neden-sonuç Ilişkisi Bildirir

I Like Dogs Because They Are Friendly ( Köpekleri Severim çünkü Sadiktirlar)

3-bir Nesne Hakkinda Açiklayici Bilgi Verme:

Which Sözcüğü Bir Ismin Hemen Yaninda Kullanilarak ……..olan Anlamina Gelir Ve O Isim Hakkinda Ek Açiklayici Bilgi Veren Yan Cümleciği Esas Cümleye Bağlar.

There Is A Hotel Which Is Near The Sea
(denize Yakin Olan Bir Otel Var)

I Want A House Which Has A Garden
(bahçesi Olan Bir Ev Istiyorum)

önemli:

Because Den Sonra öznesi Ve Fiili Olan Bir Cümle Gelirken Which Ten Sonra Doğrudan Bir Fiil Gelir…

I Like This Car Because It Is Blue —– Because+ö+yf/f+n

I Like The Car Which Is Blue——which+yf+n

4- Deyimler Ve özel Sözcükler:

Talk: Konuşmak
Say: Demek, Söylemek

With: Ile – Li

Without: – Siz , -siz

Let’s See: Bakalim

What’s ……………………like? ( Bir şey Hakkinda Kişinin Izlenimini Sorar)

ör: What’s Ankara Like? ( Ankara Nasil?)
It’s A Big City ( O Büyük Bir şehirdir)

Take It Back: Geri Iade Etmek

Work: çalişmak

It Looks Like: I Think Le Ayni: Sanirim (tahmini)
************************************************** *************

Sorular : (s)
Cevaplar : (c)
Açiklamalar: (a)——————————————————————————————————-

S: I Like Parrots …………………………………they Talk.

C: Because
Aapağanlari Severim Cümlesinin Devamindaki Ikinci Cümle , Onlar Konuşur, şeklinde Neden Açikladiği Içinve Boşluktan Sonra They Geldiği Için Because Olmalidir.

————————————————————————————————————
S: I Prefer A House ……………………. Has A Garden

C: Which

A: Boşluktan Sonra Has Fiili Var öznesi Olmayan Bu Bölümün Başina Which Gelir ( Bahçesi Olan Bir Evi Tercih Ederim)

—————————————————————————————————————-

S: My Coat Is …………… Than Hers
Cümledeki Boşluğa Ne Gelmelidir?

C: Better

A: Boşluktan Sonra Than Geldiğine Göre Karşilaştirma Halinde (-er Takisi) çekimlenir..

—————————————————————————————————————

S: I Prefer My Tea ………………. Sugar

C: Without ( -siz,-siz)

A: çayi şekersiz Severim

19. ünite ** What Do You Need? ( Neye Ihtiyaciniz Var? )

1- Ihtiyaçlari Belirtmek

Need (ihtiyaci Olmak ) Fiili Ihtiyaç Duyulan şeyleri Söylerken Kullanilir.

I Haven’t Got A Pen. I Need A Pen ( Kalemim Yok . Bir Kaleme Ihtiyacim Var)

I’m Tired.i Need A Holiday ( Yorgunum. Bir Tatile Ihtiyacim Var)

Do You Need A Pen? ( Kaleme Ihtiyaciniz Varmi)

2- Istekleri Belirtmek:

Want (istemek) Ve Daha Resmi Ortamlarda Kullanilan Would Like (istemek) Fiillleri Istek Ve Dilekleri Söylerken Kullanilir.

What Do You Want? ( Ne Istersiniz?)
I Want A Cup Of Coffee ( Bir Fincan Kahve Isterim)

** Yardimci Fiil Would Ve Do Ile Başlayan Would You Like….? Ve Do You Want………..? şeklindeki Sorular Ikram Cümleleridir.

Would You Like Some Tea? ( Biraz çay Istermisiniz?)

Do You Want Some Tea? ( Biraz çay Istermisiniz?)

Bu Sorulara

Yes, Please (evet Lütfen)
No, Thank You ( Hayir , Teşekkür Ederim) Yanitlarindan Biri Verilir.

3- özel Sözcükler:
Chicken: Tavuk
Fish: Balik
Steak: Pirzola
Beef: Biftek
Meat: Et
Food: Yiyecek
Fruit: Meyve
Vegetable: Sebze
——————————
Well-done: Iyi Pişmiş (et)
Medium: Orta Pişmiş

Rare: Az Pişmiş

Grilled: Izgara
Fried. Kizarmiş
Boiled: Haşlanmiş
Roasted: Kizarmiş

How Do You Like Your Steak? (pirzolanizi Nasil Seversiniz)
I Like It Well Done ( Iyi Pişmiş Severim)

Sorular: (s)
Cevaplar: (c )
Açiklamalar: (a)
—————————————————————————————————–

S: ……………………………………………….?
No, Thank You.

Yukaridaki Cevabi Getirecek Soru Aşağidakilerden Hangisidir.

C: Would You Like Some Tea?

A: Hayir, Teşekkür Ederim.yanitini Getiren Soru Would You Like……….? şeklinde Başlayan Ikram Cümlesidir.( Biraz çay Istermisiniz)

————————————————————————————-

S: Mary Is Coming To Dinner So We ………………. A Chicken?

C: Need

A:mary Yemeğe Geliyor Bu Nedenle Bir Tavuğa Ihtiyacimiz Var.

———————————————————————————————————-

S: What Would You Like?
………………………………….

Yukaridaki Sorunun Cevabi Nedir?

C: I’d Like Some Chips

A: Would Like (istemek ) Fiili Ile Sorulan Soruya Yine Ayni Kalipla Cevap Verilir.

Popularity: 35% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

ÜNİTE 13 NO SMOKİNG ( SİGARA İÇİLMEZ )

1.) “ İzin isteme “ Cümleleri : Ünite 3’te ayrıntılı olarak incelenmiş olan izin isteme kalıplarına verilen yanıtlarda “ Yes, of course “ yerine aynı anlama gelen “ Certainly “ sözcüğüde kullanılabilir.
Örnek : A : Can I put it here? ( Onu buraya koyabilirmiyim?)
B : Certainly you can. (Elbette koyabilirsiniz.)
Bu soruya olumsuz yanıt verirken “ I’m sorry you can’t “ veya “ I’m afraid you cann’t “ yanıtları verilir.

2.) “ Öneri “ Cümleleri : Önerilerde “ Let’s ve “ shall we “ kalıplarının kullanıldığını anımsayacaksınız.
“ Ne yapalım? “ şeklinde karşımızdaki kişilerin önerilerini öğrenmek istediğimizde şu soru sorulabilir.
- What shall we do now? ( Şimdi ne yapalım? )
Bu soru aşağıdaki gibi öneri ve teklif bildiren kalıplarla yanıtlanabilir.
Let’s go out. (Dışarı çıkalım.) We can watch TV. (TV seyredelim.)

3.) Bir şey İsteme : İstek belirten cümlelerde soru “ Will you … “ “ Would you … “ veya “ Can you … “ ile başlar.
Aşağıdaki fiillerin anlamını öğrenmek faydalı olacaktır.
Give : Vermek Bring : Getirmek Get : Getirmek Pass : Uzatmak Let : İzin vermek
Bu fiillerin yanına “ me “ (Bana), “ him “ (Ona-Erkek), “ her “ (Ona –Bayan), “ us “ (Bize),
“ you “ (Size), “ them “ ( Onlara ) sözcüklerinden birisi gelir.
Örnek : – Will you bring me some water? ( Bana biraz su getirir misiniz?)
- Would you give me your address? ( Bana adresinizi verir misiniz?
- Would you let me help you? ( Size yardım etmeme izin verir misiniz?)
- Will you pass me the salti please? ( Bana tuz’u uzatır mısınız lütfen?)
- Can you give him your book? ( Ona kitabınızı verebilir misiniz?)

4.) Özel Kalıplar :

Look at : Bakmak
Look at the sign. You can’t smoke here. ( İşaret’e bakınız. Burada sigara içemezsiniz.)

Look at the map. ( Haritaya bakınız.)
Keep off the grass. ( Çimlere basmayınız.)
Keep out. ( Yasak bölge. Yaklaşmayınız.)
I don’t understand. ( Anlamadım.)

ÜNİTE 14 IT’S ON THE FİRST FLOOR. ( O BİRİNCİ KATTADIR.)

1.) Bir Yere Nasıl Gidileceğini Tarif Etme : Ünite 4’te incelediğimiz bir yeri tarif etme kalıplarını burada daha ayrıntılı olarak ele alıyoruz. Bir şema üzerinde belli bir noktaya yerleştirilen adamın nasıl bir yol izleyerek sözü edilen yere gideceğini belirleyebilmek için öncelikle aşağıdaki sözcükleri öğreniniz.
Right : Sağ Left : Sol go : Gitmek Turn : Dönmek
Along : Boyunca Up : Yukarı Down : Aşağı First turning : İlk sokak ( Dönülecek yer.)
Second turning : İkinci sokak ( Dönülecek yer.) Take the first turning : İlk sokağa dön.

Sorular “ Where is … ? “ ( Nerededir?) sorulabileceği gibi, Aşağıdaki kalıplarla da daha ayrıntılı bir tarif beklendiği belirtilir :
- Can you tell me the way to … ? ( … ‘ya giden yolu bana söyleyebilir misiniz?)
- How can I get to … ? ( … ‘ya nasıl gidebilirim? )
- Go along Market street, Take the second turning to the left It’s on the right.
- (Market street boyunca gidin. İkinci sol’a dönün. O sağdadır.)

2.) Binalarda kat Belirtme : Sözü edilen bir oda veya büronun bir binanın kaçıncı katında olduğu söylenirken “ floor “ ( kat ) sözcüğü ile “ on “ ( üzerinde, -de ) edatı kullanılır.
A : Which floor is Mr. Öz’s office on? ( Mr. Öz’ün bürosu hangi kattadır?)
B : It’s on the first floor. ( O birinci kattadır.)
Verilen bir şekle göre bir yerin kaçıncı katta olduğu söylenirken ingilteredeki kullanıma göre zemin kattan başlanarak katların numarası belirlenir.

Ground floor : Zemin kat First floor : Birinci kat Second floor : İkinci kat
Third floor : Üçüncü kat Fourth floor : Dördüncü kat
The room is on the third floor. ( Oda üçüncü kattadır.)
***Not : A.B.D’de zemin kat yoktur. Katlar birden itibaren numaralanır.

Özel Kelimeler : Take the lift : Asansörü kullanın Upstairs : Üst kat Downstairs : Alt Kat
***Not : Upstairs ve Downstairs ifadelerinden önce hiçbir edat kullanılmaz.
O Upstairs
O Downstairs

ÜNİTE 15 WHERE’S HE GONE ? ( O NEREYE GİTTİ ?)

1.) Kısa Bir Süre Önce Nerede Olduğunu Söyleme : “ Have been “ ve “ Has been “ yakın geçmiş zamanda çekimlenmiş bir kalıptır. “ to be “ ( olmak ) fiilinin üçüncü hali olan “ been “ fiilinin kullanımıyla
evdeydim, okuldaydım, yemekteydim gibi kısa süre önceki geçmişi anlatan cümle yapısı oluşturulur.

Kalıp : I, we, you, they + have been
He, she, it + has been

I have been in Sivas. (Sivas’daydım.),
You have been in Sivas. (Sivas’daydınız.),
She has been in Sivas. (O Sivas’daydı.),
He has been in Sivas. (O, Sivas’daydı.),
We have been in Sivas. (Sivas’daydık.),
They have been in Sivas. (Onlar, Sivas’daydılar.)

Bu cümleler için sorulan sorular “ Where “ (Nerede) ile başlar.
A : Where have you been? ( Nerdeydiniz?)
B : I have been to the cinema. ( Sinemadaydım. )
A : Where has he been ? ( O neredeydi ?)
B : He has been out to lunch. ( Öğle yemeği için dışarıdaydı.)

***Not : “ Have “ ve “ Has “ kısaltılarak da aynı cümleler söylenebilir.
I’ve been to the cinema.
He’s been out to lunch.

2.) Özel Kalıplar :

- What ‘s the matter? = Sorun nedir?
- Bu soruya şu yanıt verilebilir : Nothing, I’m allright ( Bir şey yok, iyiyim.)

- go out = Dışarı çıkmak
- We’re going out this evening ( Bu akşam dışarı çıkıyoruz.)

- Come back = geri gelmek
- He is coming back at 2 o’clock ( O saat 2’de geri geliyor. )

Popularity: 24% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

7.ÜNİTE WHAT’S THİS ? WHAT’S THAT ? ( BU NEDİR ? ŞU NEDİR ? )

1.) Bir nesneyi tanımlama : Ne olduğu bilinmeyen bir nesne hakkında sorulan soruya ” What ” ( Ne ) sözcüğü ile başlanır. ” is ” kullanılırsa tekil, ” are ” kullanılırsa çoğul soru sorulmaktadır. ” This ” (bu), ” That ” (şu), ” İt ” (O), ” These ” (bunlar), ” Those ” (şunlar), ” They ” (onlar) Örnek : What is this? (bu nedir?), What are these? ( bunlar nedir?)

Bu sorulara verilen yanıtlarda tekil isim sayılabilir haldeyse ” a/an ” alır ; A ; What’s this? (Bu nedir?) B ; It’s a book (O bir kitaptır.) A ; What’s that? (şu,nedir?) B ; It’s a packet of chocolate. (O bir paket çikolatadır.)
Sayılamayan isimler tanımlanırken cümle -tekil fiili ” is ” ile kurulur. ismin önüne ” a/an ” gelmez;
A : What’s this? (Bu nedir?) B : It’s milk ( O, süttür.) sayılamayan isim ölçü bildiren paket, bardak gibi bir ifadeyle birlikteyken ,sayılabilen bir isim olan paket, bardak ” a/an ” alır. A ; What’s this? (Bu nedir?) B ; It’s a bottle of milk (O bir süttür.) soru çoğul ise A ; What are these? (Bunlar nedir?) B ; They are bottles of milk (Onlar süt şişeleridir.)

***Not : ” This ” ve ” That ” sözcükleri ayrıca bir nesneyi işaret etmede kullanılabilir.
Örnek : Give me That book (Bana şu kitabı ver.) This book is good ( Bu kitap iyidir.)
” These ” ve ” those ” ise birden fazla nesneyi işaret ederken kullanılır.
Give me Those books (Bana şu kitabları ver.) These books are good ( Bu kitaplar iyidir.)

***Dikkat : ” It ” ve ” they ” sadece özne olarak yanına isim almaksızın kulanılırlar. ” It book ” veya ” They books ” ifadeleri yanlış olacağından” It is a book ” ( O bir kitaptır.) ya da ” They are books ” (Onlar kitaptır.) gibi cümlelerde fiilin hemen önünde kullanılırlar.

3.) Bir nesnenin ölçüsünü söyleme : ” How ” Sözcüğü ile kullanılan bir ölçü sıfatı bir şeyin yüksekliğini, uzunluğunu, ağırlığını,… Sormada kullanılır.

Aşağıdaki sıfatların anlamını öğrenirseniz soruya verilen yanıttaki ölçü biriminden (m,km,kg, gibi )hareketle soru-cevap ilişkisini rahatlıkla bulabilirsiniz.
Long (uzun), high (yüksek), heavy (ağır), deep (derin), thick (kalın), light (hafif), narrow (dar), wide (geniş), castle (kale), bridge (köprü), building (bina), mountain (dağ)

Örnekler :
A ; How high is that mountain? (O dağın yüksekliği ne kadardır?) B ; It’s 3000m. (O, 3000 metredir.)
A ; How long is this river? ( Bu ırmağın uzunluğu ne kadardır?) B ; It’s 2300km ( O, 2300km’dir.)

***Not : Tam olarak bilinmeyen ölçülerin önüne ”about” (Yaklaşık olarak) sözcüğü getirilir. Ör: It’s about 10km (O yaklaşık 10km’dir.)

4.) Bir şeyin rengini söylemek : ” Colour ” (Renk) sözcüğü ile kullanılırsa bir şeyin rengi sorulur.
A ; What colour is a river? (Irmak ne renktir?) B ; It’s blue (O, mavidir.)
A ; What colour is the grass? ( Çimen ne renktir? ) B ; It’s green ( O, yeşildir.)
A ; What colour is her hat? ( Şapkası ne renktir? ) B ; It’s red ( O, kımızıdır.)

8. ÜNİTE I LİKE IT VERY MUCH ( ONU ÇOK SEVERİM.)

1.) BEĞENİ VE BEĞENMEME BELİRTME :
‘’ What du you think of …?’’ (… hakkında ne düşünüyorsunuz?) kalıbı bir şey hakkında kişinin düşüncesini sorar. Buna verilen yanıtta ‘’ like ‘’ (sevmek, beğenmek) fiili veya başka sıfatlar kullanılarak yanıt verilir. Örneğin :
A : What do you think of my new car ? (Yeni arabam hakkında ne düşünüyorsunuz?)
B : I like it. (Onu beğendim.) / It’s nice. (O, güzeldir.)
sorulan soruda adı geçen varlığın türüne göre ‘’Onu severim’’, ‘’Onu beğendim.’’ Gibi yanıtlardaki
‘’Onu’’ Sözcüğünün ingilizce karşılıklarını iyi öğreniniz :
İt; Onu (Cansız, tekil), him; Onu (erkek), her; Onu (Bayan), them; Onları (Çoğul- insan veya diğer varlıklar)
A : What do you think of Mrs. Kaya? (Bayan Kaya hakkında ne düşünüyosunuz?)
B : I like her. (Onu severim.)
A : What do you think of Murat? (Murat hakkında ne düşünüyorsunuz?)
B : I like him. (Onu severim.)
A : What do you think of Milk? (Süt hakkında ne düşünüyorsunuz?)
B : I like it. (Onu severim.)
A : What do you think of these books? (Bu kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz?)
B : I like them. (Onları severim.)
Bu soruya verilen olumsuz yanıtlarda ‘’don’t ‘’ yardımcı fiili kullanılır.
Örneğin : A : What do you think of Mr. Uyanık? (Bay Uyanık hakkında ne düşünüyorsunuz?)
B : I don’t like him. (Onu sevmem.)
Not : ‘’ Do you like …? ‘’ kalıbı ‘’ … sever misiniz?’’ anlamına gelir.
A : Do you like coffee ? ( Kahve severmisiniz?)
B : Yes, I do. ( Evet ) / No, I don’t ( Hayır )

2. ) BEĞENME DERECESİNİ BELİRTME :
‘’ Do you like spinach ?’’ ( Ispanak sever misiniz?) sorusunu ele alalım.
- Normal derecede seviyorsanız ; I like it. ( Onu severim.)
- Çok seviyorsanız ; I like it very much. ( Çok severim.)
- Tercihiniz belli değil, kararsızsanız ; It’s allright. ( Önemli değil, benim için farketmez.)
- Sevmiyorsanız ; I don’t like it. ( Onu sevmem.)
- Çok sevmiyorsanız ; I don’t like it very much. ( Onu çok sevmem )
- Hiç sevmiyorsanız ; I don’t like it at all. ( Hiç sevmem.)

3.) TERCİH BİLDİRME :
‘’ Prefer ‘’ (tercih etmek ) fiili herhangi bir konuda tercih belirtmede kullanılır. Olumlu cümlede tercih edilen iki şeyi belirten isimler arasına to edatı gelir.
Örnek : I Prefer tea to coffee. (Çayı kahve’ye tercih ederim.)
She prefers classical music to pop music. ( O klasik musiği pop müziğe tercih ederim.)
Soru cümlelerinde insanlarla ilgili tercihlerde “ Who” ( kim ) nesnelerle ilgili sorularda “Which” (Hangisi) sözcüğü kullanılır. Soru cümlesinde prefer fiili ile kullanılan varlık adları arasına “or” (veya) edatı gelir.
Örnek :
A : Which do your prefer fish or chicken? ( Hangisini tercih edersiniz balık veya tavuk?)
B : I prefer chicken to fish. ( Tavuğu balığa tercih ederim.)
A : Who do you prefer Ali or Veli? ( Kimi tercih edersiniz, Ali veya Veli?)
B : I Prefer Ali or Veli. ( Ali’yi Veli’ye tercih ederim.)

9. ÜNİTE HAVE YOU GOT ANY MİLK ? ( HİÇ SÜTÜNÜZ VARMI? )

1. ) “ HAVE GOT / HAS GOT “ KALIBI :
Bu kalıp “sahip olmak” anlamında kullanılır. “I” ve çoğul özneler “have” ; he, she, it gibi tekil özneler “ has “ yardımcı fiili ile çekimlenir.
Örnek : I have got a pen. = I’ve got a pen. ( bir kalemim var.) / I haven’t got a pen. ( Bir kalemim yok.)
Have you got a pen ? ( Kaleminiz var mı?) / Yes, I have. / No, I haven’t.
Ali has got a car = Ali’s got a car. (Ali’nin arabası var.) Ali hasn’t got a car. ( Ali’nin bir arabası yok.)
Have you got a pen ? ( Kaleminiz var mı?) / Yes, I have ( Evet, var.) / No, I haven’t (Hayır, yok.)
Ali : Have you got a table for two? ( İki kişilik bir masanız var mı?)
Veli : I’m sorry sir. We haven’t got any. ( Üzgünüm efendim. Hiç yok.)
Ali : Then, is there another restaurant near here ? ( O halde, buraya yakın başka bir lokanta var mı?)
Veli : Yes, there is. It’s next to the hotel. ( Evet var. O, otelin yanındadır.)
Murat : Have you got a map of London? ( Londra haritanız var mı?)
Woman : Yes, madam. We’ve got this one. ( Evet, bayan. Bu var.)
Murat : Thank you very much. ( Çok teşekkür ederim.)

2.) MİKTAR BELİRTME :
a .) SOME : Sayılabilen isimler tekil haldeyken önlerine “a” (bir) veya “an” (bir) geldiğini hatırlayacaksınız. Sayılabilen isimlerin çoğul halde olması durumunda “some” (birkaç) sözcüğü kullanılır.”some” sayılamayan isimlerinde önüne gelerek “biraz” anlamını verir.
Örnek : I have got a book. ( Bir Kitabım var.)
I have got some books. ( Birkaç kitabım var.)
There is a bank in the street. ( Caddede bir banka var.)
There is some banks in the street. ( Caddede birkaç banka var.)
I have got some coffee. ( Biraz kahvem var.)
There is some water in the glass. ( Bardakta biraz su var.)
*** Dikkat! : “ Some” (birkaç, biraz) çoğunlukla olumlu cümlelerde kullanılır.Sadece rica, ikram türü cümlelerle, cevabın olumlu olması beklenen cümlelerde soru sorulmasına karşın “some” kullanılır.
Örnek : Will you give me some water? ( Bana, biraz su verir misiniz?)
Would you like some tea? ( Biraz çay ister misiniz?)
b.) ANY : Olumsuz cümlelerde veya sorularda “Hiç” anlamına gelen “Any” sözcüğü kullanılır. Any’den sonra gelen sayılabilir isimler daima çoğul haldedir.
Örnek: I haven’t got any books.(Hiç kitabım yok.) There aren’t any trees in the garden.( Bahçede hiç ağaç yok.)
Have you got any books? ( Hiç kitabınız var mı?) Are there any trees in the garden? (Bahçede hiç ağaç var mı?)
“Any” sayılamayan isimlerde de olumsuz veya soru cümlelerinde kullanılır.
There isn’t any tea in the cup. (Fincanda hiç çay yok.) We haven’t got any soup. ( Hiç çorbamız yok.)
İs there any tea in the cup? ( Fincandan hiç çay var mı ?) Have you got any soup? ( Hiç çorbanız var mı?)
*** Dikkat : “ some” veya “any” den sonra gelen sayılabilen ismin daima çoğul halde olduğu unutulmamalıdır. Örneğin : some hotels, any hotels, some houses, any houses.

3. ÖZEL KALIPLAR :
a.) FOR ( İÇİN ) : Lokantada istenen masanın kaç kişilik olacağını belirten “a table for …” kalıbı kullanılır. Örnek : Have you got a table for two? ( İki kişilik bir masanız var mı?) Can I have a table for five? ( Beş kişilik bir masa alabilir miyim?)
***Sinema, tiyatro veya belli bir gün için bilet isterken de “a ticket for…” kalıbı kullanılır. Örnek : Can I have a ticket for the cinema? ( Sinema için bir bilet alabilir miyim?) Have you got two tickets for wednesday? ( Çarşamba günü için iki biletiniz var mı?)
b.) ON : Menü de bir yemeğin var olduğu belirtilirken kullanılır. Ör : There is fish on the menu. (Menüde balık var.)
c.) OFF : Lokantada bir yemeğin kalmadığı belirtilirken “Yok, kalmadı” anlamında söylenir.
A : Can I have fish please? ( Balık alabilir miyim, lütfen?)
B : Sorry, the fish is off today. (Üzgünüm, bugün balık yok.)
A : Have you got any salad? ( Salatanız varmı?)
B : I’m sorry, ıt’s off today. (Üzgünüm, bugün kalmadı.)

ÜNİTE 10 WHAT ARE THEY DOİNG? ( ONLAR NE YAPIYORLAR? )

1.) The present Continuous Tense ( Şimdiki Zaman ) : Konuşma anında yapılmakta olan eylemleri anlatmakta kullanılır.en önemli özelliği, esas fiile “-yor” anlamını veren “ ing “ takısının eklenmesidir. “ Şimdi “ anlamına gelen “ now “ zaman zarfı şimdiki zamanın belirleyicisidir.
KALIP : I + am + Fiil + ing
He, she, it + is + Fiil + ing
We, you, they + are + Fiil + ing
Örnek : I am working. ( Çalışıyorum.), She is watching TV. ( O, TV seyrediyor.),
He is playing basketball. ( O, Basketbol oynuyor.), You are reading a book. ( Siz kitap okuyorsunuz.)
They are listening to music. ( Onlar, müzik dinliyorlar.)

ÜNİTE 11 CAN I HAVE YOUR NAME ? ( İSMİNİZİ ALABİLİRMİYİM?)

1.) Telefonda Görüşme Kalıpları : Telefonda “ görüşme “ anlamında speak (konuşmak) veya “ talk “(konuşmak) fiilleri kullanılır. Bir kişi ile telefonda görüşme isreği belirtilirken şu kalıplar kullanılır.
- Can I speak to Mr. Uyanık, please? ( Mr.Uyanık’la görüşebilir miyim,lütfen? )
- May I speak to Mr. Uyanık, please? (Resmi) ( Mr.Uyanık’la görüşebilir miyim,lütfen? )
- I want to speak to Mr. Uyanık, please. (Mr.Uyanık’la görüşmek istiyorum,lütfen.)
- I would like to speak to Mr.Uyanık, please. (Resmi) (Mr.Uyanık’la görüşmek istiyorum,lütfen.)
***Not : “ istemek “ anlamında
resmi ortamda “ would like “ fiili, diğer durumlarda “ want “ fiilinin kullanıldığına dikkat ediniz.
Aranan kişi yerindeyse ve telefonu açan kendisiyse “ This is Ali Öz speaking.” (Ben Ali Öz)şeklinde kendini tanıtır.
Eğer aranan kişinin sekreteri telefonu cevaplıyorsa görüşme mümkünse, “ Certainly “ = “of course” (elbette) ile aynı anlamdadır.)
görüşme mümkün değilse ; – I’m sorry he’s out. ( Üzgünüm, O dışarıda )
- I’m afraid he’s not here. (Korkarım o burada değil.) gibi bir yanıt verilir.

*** ” Call “ Fiili telefonda birisini “ aramak “ anlamında kullanılır.
Who’s calling? (Kim arıyor?)
I’ll call back later. = I’ll ring back later. ( Ben daha sonra ararım.)
Örnek :
Ali : Can I speak to Mr. Uyanık, please? ( Mr.Uyanık’la görüşebilir miyim, lütfen.)
Secretary : I’m afraid he’s not in. ( Korkarım içeride değil.)
Ali : It’s all right. I’ll call back later. ( Önemli değil, ben daha sonra ararım.)
Secretary : Can I have your name, please? ( İsminizi alabilir miyim, lütfen? )
Ali : Ali ÖZ.

2.) Karşılıklı Görüşme İsteği Belirtme : “ See “ (Görmek) fiili bir kişiyi görme isteğini belirtir.
Ali : I would like to see Mrs. Öz, please. ( Mrs. Öz’le görüşmek istiyorum.)
Secretary : I’m afraid she is out. ( Korkarım O, dışarıda.)
Ali : Then I’ll come back later. ( O halde ben daha sonra geleceğim.)
Aranılan kişi yerinde yoksa “ yeniden gelme “ anlamında “ come back “ fiili kullanılır.
Come back = return = Tekrar gelmek

Olumsuz cümlelerde “ not “ eki yardımcı fiille kullanılırken, soru cümlelerinde yardımcı fiil öznenin önünde bulunur.
(+) I am working now. ( Şimdi çalışıyorum.), (-) I’mnot working now. ( Şimdi çalışmıyorum.)
(?) Are you working now? ( Şimdi çalışıyor musunuz?) / Yes, I am. (Evet) / No, I’m not ( Hayır )
(?) What are you doing? (Ne, yapıyorsunuz?) / I am working (Çalışıyorum.)
(?) Where are you working? ( Nerede, çalışıyorsunuz.) / I am working in the office. ( Büroda çalışıyorum.)
*** Dikkat! ; şimdiki zaman kalıbında sorulan bir soruya yine aynı kalıp kullanılarak yanıt verilir.
Şimdiki zaman kalıbı ile tomorrow (Yarın), Today (Bugün), Tonight (Bu gece), This evening (Bu akşam), veya belli bir gün adı kullanıldığında geleceğe yönelik kısa süreli planlar belirtilmiş olur.
Örnek : I’m going to İzmir tomorrow. (Yarın İzmire gidiyorum.)
We’re visiting her this evening. ( Bu akşam onu ziyaret ediyoruz.)
They are going out tonight. ( Bu gece dışarı çıkıyorlar.)
Mr. Uyanık is coming from Paris on Monday. ( Mr. Uyanık Pazartesi günü Paristen geliyor.

Geniş Zamanda Kullanılan Sıklık Zarfları ; Sıklık zarfları bir eylemin ne kadar sıklıkta yapıldığını belirtir. Sıklık zarfları geniş zamanlı cümlelerde kullanılır. Cümledeki yeri özneden sonradır.
Always : daima, her zaman, usually : genellikle, often : sık sık, sometimes : bazen, rarely : nadiren, never : asla, hiçbir zaman

I always go to the cinema. (Ben her zaman sinemaya giderim.) Ali never smokes. (Ali asla sigara içmez.)

***Not : “ But ” ( fakat ) bağlacının kullanıldığı cümleler zıtlık yapmalıdır.
Örnek : Ali always eats an apple but never orange. (Ali her zaman bir elma yer fakat asla portakal yemez.)

3.) Özel Fiiller : Daha önce “ sahip olmak “ kalıbında kullandığımız “ have “ esas fiil olarak cümleye girdiğinde “ yemek “ (eat) ve “ içmek “ (drink) fiillerinin yerini alır.

Örnek : I eat chicken every week. = I have chicken every week. (Her hafta tavuk yerim.) I drink tea every morning. = I have tea every morning. ( Her Sabah çay içerim.)

“ have “ üçüncü tekil kişilerle çekimlenirse “ has “ olarak kullanılır. Örnek : Ali has coffee every morning. ( Ali her sabah kahve içer.)

breakfast (kahvaltı), lunch (Öğle yemeği), dinner (akşam yemeği) sözcükleride have Fiili ile birlikte söylenir.
A : When do you have breakfast? ( Ne zaman kahvaltı edersiniz.)
B : I have breakfast at six o’clock. ( saat 6’da kahvaltı ederim.)

ÜNİTE 12 WHAT DOES SHE LOOK LİKE ? (ONUN TİPİ NASIL ? )

1.) Bir İnsanın Dış Görünümünü Tarif Etmek :

“ What does … look like? “ kalıbı bir insanın dış görünümünün tarif edilmesi istendiğinde kullanılır. Buna verilen cevapta aşağıdaki sıfatlar kullanılarak o kişinin nasıl bir tip olduğu belirtilir.

Tall : Uzun Short : kısa fat : Şişman Thin : Zayıf
Old : Yaşlı Young : Genç Dark : Esmer Fair : Kumral
Blonde : Sarışın Beautiful : Güzel Handsome : Yakışıklı Pretty : Hoş, Güzel

Örnek : A : What does Ali look like? (Ali nasıl bir tiptir?)
B : He’s tall and fat. (Uzun boylu ve Şişmandır.)
A : What does Mrs.ÖZ look like? (Mrs.ÖZ nasıl bir tiptir?)
B : She’s short and pretty. (Kısa boylu ve güzeldir.)

2.) Sıfatların Karşılaştırmada kullanımı :

İki varlığın özelliklerini karşılaştırırken sıfata “-er “ (daha) takısı eklenir ve şu kalıp elde edilir.
1. isim + Fiil + Sıfat + er than + 2. İsim
Örnek : Ali is 20 years old. Ayşe is 22 years old. Bu duruma göre iki tane doğru cümle söylenebilir :
Ali is younger than Ayşe.(Ali Ayşe’de daha gençtir.) Ayşe is older than Ali (Ayşe Ali’den daha yaşlıdır.)
Karşılaştırma iki kişinin boyları ile ilgili olduğunda, diyelim ki “ Ali is 1.80cm tall Murat is 1.78cm tall. Olsun.
Bu bilgilere göre : Ali is taller than Murat (Ali Murat’tan uzundur.) Muratis shorter than Ali. (Murat Ali’den kısadır.)
Aşağıdaki sıfatlar da başka varlıkları, nesneleri karşılaştırmada ya da tasvir etmede kullanılır :
Old : eski new : yeni big : büyük small : küçük nice : güzel
wet : yağışlı, nemli bright : parlak Hot : sıcak cold : soğuk
Örnek : London is wetter than Ankara. (Londra Ankara’dan daha yağışlıdır.)
Sivas is bigger than Rize. (Sivas Rize’den daha büyüktür.)
*** Dikkat! : Karşılaştırma cümlesinde “-er “ eki alan sıfatın hemen yanında than (-den) bulunduğuna dikkat edin.)

3.) Özel Fiiller :

- Wait for : Birisini veya birşeyi beklemek.
I’m waiting for Ali. (Ali’yi bekliyorum.) We are waiting for the bus. (Otobüs bekliyoruz.)
- Look for : Birisini veya bir şeyi aramak.
I’m looking for Ali. ( Ali’yi arıyorum.) She is looking for a job. (O, iş arıyor.)
- Look at : Bir yere, bir şeye bakmak.
Please, look at the map. (Lütfen haritaya bakınız.) She is looking at the door. (O, Kapı’ya bakıyor.)
- So : Öyle
A : Does Ali work in a hotel? (Ali bir otelde mi çalışır?)
B : I don’t think so. ( Öyle sanmıyorum. ) I think so. (Sanırım öyle.)

Popularity: 25% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 30th, 2009

1.ÜNİTE WHAT’S YOUR NAME ( İSMİNİZ NEDİR ? )

am, is, are Şimdiki Zaman : Konuşma anında geçerli olan, devam eden eylem ve durumlar

do, does Geniş Zaman : Her zaman yinelenen alışkanlık haline gelmiş eylem veya durumlar

will Gelecek Zaman : Gelecekte yapılması beklenen eylemler, gerçeklenmesi beklenen durumlar

have, has Yakın Geçmiş Zaman : Kısa bir süre önce tamamlanmış veya geçmişte başlamış olup halen devam eden eylemler, durumlar

did Di’li Geçmiş Zaman : Geçmişte yapılmış, tamamlanmış, eylem veya durumlar
can e – bilmek e bilmek anlamında yetenek, yapılabilirlik bildirir.
shall e – cek, a – cak Özellikle öneri bildiren soru cümlelerinde kullanılır
may e – bilmek e bilmek anlamında resmi ortamlarda izin isteme cümlelerinde kullanılır

would cekti, cakti, e cek, a cak resmi ortamda rica cümlelerinde kullanılır

İngilizcede iki tip soru cümlesi vardır.

1. Yardımcı fiille başlayan sorular : Bir şeyin onaylanması için sorulurlar. Türkçedeki karşılığı ”mi, midir?” ekiyle biten soruların karşılığıdır. Am,İs,Are gibi yardımcı fiil soru cümlesinin başındayken yanıt Yes, veya No ile başlamakla onayı veya onay vermemeyi bildirir. Ör : – Are you student – Yes I am, – No I am not
***Yardımcı fiil İs,are,can,will,do,does,did,have,has,shall,…) İle başlayan sorular Yes / No ile cevaplanır.
***soruda hangi yard.fiil kullanılmışsa yanıtta o yardımcı fiil bulunur. ör: soru ”is” ile sorulursa yanıtta ”is” kullanılır.

2. Bilinmeyen bir şeyi öğrenmek için sorulan sorular : Soru What:Ne, Who:Kim, Where: nerede,
How : Nasıl, When : Ne zaman, What time : Saat kaçta, Why : Niçin, neden, Whose : Kimin, Why: Niçin Which: Hangisi sözcüklerinden birisiyle başlarsa yanıt Yes/No ile başlamaz. soruyu öğrenmek için
sorulmuşsa yanıtta onu açıklayıcı bilgi verilir. Örnek : Where are they? (Onlar nerededir.) They are in the office (Onlar Bürodadırlar.)
Dikkat : is your name murat uyanık (isminiz Murat uyanık mıdır?) Yes, it is (evet odur) bu sorunun cevabı
asla Yes,I am olmaz ” is” ile sorulan sorular kişiyi hedef almıyor, sadece onun isminin murat olup
olmadığını soruyor bu nedenle Yes it is ile cevap verilir.

ingilizcede telefon konuşmasında kendini tanıtırken ” I ” Zamiri yerine ” this” kullanılır. Karşıdaki kişinin kim olduğu sorulurken de ” you ” Yerine ” that ” bazende ” it ” sözcüğü kullanılır. Daha sonra konuşma ” I, you,” zamirleriyle devam eder. Örnek : Who is that, Who is it, please? is that murat? v.s
Hello. is that 123? (merhaba orası 123 mi?) / Yes, who is it, Pleasa? (Evet, Kimsiniz?) / This is Murat (ben Murat)
Not: That’s all right ( önemli değil. – ” I am Sorry ” şeklinde özür dileyen kişiye verilen yanıttır.)

Mr., Mrs., Miss., Ms. Hitap kalıpları kişinin ilk adıyla tek başına kullanılmaz. Ör: Mr. Murat ATEŞ gibi

2.ÜNİTE HOW DO YOU DO ? ( MEMNUN OLDUM )

a.)”How are you”(Nasılsınız?) sorusuna” I am fine, thanks ”( iyiyim teşekkürler ) veya”I am very well, thank you” ( iyiyim, Teşekkür ederim.) Aynı soru başka kişilerin nasıl olduğu sorulurkende kullanılabilir.
Ör: How is your brother (kardeşiniz nasıl) He’s fine, thanks. ( iyi teşekkürler.)
Dikkat : Burada ” fine ” ve ” well ” sözcükleri ” iyi ” anlamına gelmektedir.

b.)” How do you do ?” kalıbı resmi bir ortamda ilk kez karşılaşan kişiler arasında ” memnun oldum ” anlamında söylenir. ” ben de ” demek için aynı kalıp kullanılır.

c.) ”Spell” fiili bir sözcüğün yazılırken hangi harflerden oluştuğunu sormak için kullanılır.cevabında araya tire konularak verilir.
Ör : How do you spell your name ( isminizin yazılışını söylermisiniz ) M-u-r-a-t

How is your niece? (yeğeniniz nasıl) / She is fine( O iyidir.) Who is uncle ?(amcanız kimdir?) / He’s my father’s brother (O babamın erkek kardeşidir.)

***Not : Murat’s son is ömer’s nephew.(Murat’ın oğlu Ömer’in erkek yeğenidir.)
Ayşe’s mother is Ebru’s aunt.(Ayşe’nin annesi ebru’nun teyzesidir.) yapıları kurarken isimden sonra ‘’s” takısı kullanılır. Murat’s (Murat’ın), Ömer’s (Ömer’in) yerine ”His” Ayşe’s (Ayşe’nin), Ebru’s (Ebru’nun) Yerine ”Her” iyelik sıfatı kullanılır.
Örnek : Ayşe’s son is Mehmet’s nephew. / Her son is His nephew.( Ayşe’nin oğlu Mehmet’in erkek yeğenidir.)

***Dikkat: sözü edilen zamirleri bulmak için sorulan sorulardan ismin cinsiyetine dikkat edilirken ‘’s” takısı alıp almadığı da kontrol edilmelidir. üçüncü tekil kişilerle ilgili olan bu sorularda my, your, it, gibi sözcüklerin kullanılması doğru olmaz.
Tahmimde Bulunma : Kesin olarak emin olmadığınız durumlardan söz ederken cümlenin önüne ” I think ” (sanırım) kalıbı gelir.
Örnek : who is that? (Şu Kim?) / It’s Mr.Uyanık ( kesin bilgi ) / I think İt’s Mr. Uyanık ( tahmin

3.ÜNİTE CAN YOU HELP ME ? ( BANA YARDIM EDEBİLİR MİSİN ? )

1.) Can : (-ebilmek) yardımcı fiili izin isteme, yasaklama veya yardım önerme cümlelerinde birşeyin yapılıp yapılamayacağını belirtir.kullanımı diğer yardımcı fiillerde ( is, are,…) olduğu gibidir. Örnek : I can park here (Buraya park edebilirim.) I can’t park here (Buraya park edemem.) can I park here? ( Buraya park edebilir miyim?)

a.) ”İzin isteme” cümlelerinin önünde ”can I..?”(ebilir miyim?) soru kalıbı bulunur. Örneğin ; can I smoke here? (burada sigara içebilir miyim?) / Yes, of course (Evet tabii) / No, I’m sorry, you can’t / (Hayır üzgünüm edemem.)

b.) Yardım isteme cümlelerinde ”help”(yardım etmek) fiili ”can” yardımcı fiili ile birlikte bulunur: can you help me? (Bana yardım edebilir misiniz?) / Yes, of course (evet tabii) / No, I’m sorry I can’t ( Hayır üzgünüm edemem )

c.) Yardım önerirken de ” size yardımcı olablir miyim? ” anlamında şu cümle söylenir :
Can I help you? / Yes, Please (Evet,Lütfen) / No,I’m thank you ( Hayır,Teşekkür ederim.)

d.) ”Can I..?” kalıbı ayrıca ”Have” (almak, sahip olmak) fiili ile birlikte kullanılarak bilet(ticket), oda (room), veya masa (table) istemek amacıyla kullanılır.
Örneğin : ”Can I have a ticket to Ankara?” (Ankara’ya bir bilet alabilir miyim?) ”Can I have a room?” (Bir Oda alabilir miyim?) / ”can I have a table?” (boş bir masanız var mıdır.?)

Bu soruların tümüne ”Yes, of course” (Evet, tabii) ”No,I’m sorry” (Hayır, üzgünüm) yanıtlarından biri verilir.
Dikkat : ”Can” yardımcı fiili ile aynı anlama gelen ”May” daha nazik ve resmi bir anlam taşır.
Örnek : May I smoke here? ( Burada sigara içebilir miyim?) / Yes, You May. / No, I’m sorry , you may not.

2.) Öneride bulunma : Öneri cümleleri ”Let’s” (-elim) veya ”Shall we ..?” (-elim mi?) kalıbıyla başlar.
Örnek : Let’s go to the cinema ( Sinamaya gidelim.) Shall we watch TV? ( TV Seyredelim mi?)

Öneri kabul edilirse ; Yes, Let’s ( Evet ) Öneri kabul edilmezse; No, let’s not. ( Hayır )

Ricada bulunma : Rica cümleleri” Will you…?” (-er misiniz?) veya daha nazik ve Resmi bir kalıp olan ” Would you…?” (-er misiniz?) ile başlar. bir şeyin yapılması nazikçe istendiği için bu sorulara yanıt vermeye gerek yoktur.

- Will you follow me, please? ( Lütfen beni izler misiniz?) – Would you open the window,Please? (Pencereyi açarmısınız, lütfen)

-Please park your car here.(Lütfen arabanızı buraya park edin.)bir şeyin yapılması nazikçe istendiği için bu sorulara yanıt vermeye gerek yoktur.

3.) Yasaklama, Olumsuz emir cümleleri : Burada fiilden önce ”don’t” olumsuzluk eki bulunur.
Örnek : Don’t park here (Lütfen buraya park etmeyin.) / Don’t wait. ( Lütfen beklemeyin.)

4.) Olumsuz rica cümlesi : Olumsuz emir cümlesi olan ”don’t+fiil” kalıbının başına ”please” gelir.
Please don’t follow me. (Lütfen beni izlemeyin.) / Please don’t put your bag here. ( Lütfen çantanızı buraya koymayın.)

5.) Bir istekte bulunan kişiye biraz beklemesi söylenirken aşağıdaki kalıplar kullanılabilir.
Örnek : Just a moment,please.(Bir saniye lütfen) / Please,wait a moment. ( Bir saniye bekleyin lütfen.)

4.ÜNİTE LEFT, RIGHT, STRAIGHT AHEAD ( SOL, SAĞ, DOS DOĞRU ( İLERİDE ) )

1.) Nerede olduğunu sorma : Where ( Nerede ) sözcüğü ile başlayan sorularda bir insanın, bir nesnenin veya bir yerin nerede olduğu sorulur.
Örnek : Where is Ali? ( Ali nerededir?), Where is the book? ( Kitap nerededir?), Where is the bank? ( Banka nerededir? ) Birden fazla varlığın yerini sorarken ” is ” yerine ” Are ” kullanılır. Where are the banks ? ( Bankalar nerededir? )

2.) Bir yeri tarif etme : ” Where….?” ile başlayan sorulara verilen yanıtlarda bir yer tarif edilirken şu sözcükler kullanılabilir : -İn : İçin de, de -On : Üzerinde, de -Opposite : Karşısında -Nex to : Yanında, Bitişiğinde -Near : Yakınında -On the corner of : Köşesinde -At the end of : Sonunda -The nearest : En yakın
Dikkat : Şema üzerinde insan çizilip onun gidiş yönüne göre bir yer tarif edilmesi istenseydi şu sözcükler kullanılabilir. -on the left : Solda -on the right : Sağda -Straight ahead : Doğru ilerde -near here : Buraya yakın

3.) Bir yeri tarif etmede kullanılan diğer kalıplar : There is …(…Vardır) kalıbıyla başlayan cümleler
” Buraya yakın bir banka var mı? ” ” Market street’te bir banka var ” gibi tekil cümle yapılarını oluşturmada kullanılır.

Örnek : (+) There is a bank in Market street. (Market street’te bir banka vardır.) – There isn’t a bank in Market street. (Market street’te bir banka yoktur.) ? Is there a bank in Market street? ( Market street’te bir banka var mıdır?) bu soruya ” Yes, there is ” ( Evet vardır.) veya No, there isn’t (Hayır yoktur.) yanıtlarından biri verilir.

***Not : Birden fazla sayıda şeyin varlığını belirtirken ” İs ” yerinde ” Are ” kullanılır.
There are banks in Market Street ( Market Street’te bankalar vardır.)

4.) Verilen bilgiden emin olma veya olmama : Where is the nearest hotel? ( En yakın otel nerededir? ) Sorusunu ele alalım. Bu soruya yanıt veren kişi otelin nerede olduğunu kesinlikle biliyorsa ; It’s in North Street. ( O North Street’tedir?) Yanıtını verir. Fakat bundan emin olmayan bir kişi verdiği yanıttan önce ” I Think ” (Sanırım) kalıbını söyler. I Think it’s in North Street ( Sanırım, o North Street’tedir.) Eğer sorulan yerin nerede olduğu bilinmiyorsa : I’m Sorry, I don’t know. ( Üzgünüm bilmiyorsa.) cümlesi söylenir.

5.) ” But ” iki ayrı cümle arasında bağlaç olarak kullanılır ve daima cümlelerden biri anlam yönünden olumlu iken, diğeri olumsuz bir anlam taşır. ” Sık sık televizyon seyrederim fakat hiç sinamaya gitmem. ” ya da ” Her Pazar maça gider fakat bu pazar evde kalıyor” cümlelerinde olduğu gibi.

Örnek : Is there a restaurant in South Street? ( South Street’te bir lokanta varmıdır? )
No, there isn’t but there is one in North Street. ( Hayır, yoktur fakat North Street’te bir tane vardır.)
İs there a bank in East Street? ( East Street’te bir banka var mıdır?)
Yes, there is but the nearest bank is in New Street’tedir.) ( Evet vardır, fakat en yakın banka New Street’tedir.)

5. ÜNİTE WHERE ARE THEY? ( ONLAR NEREDEDİR? )

1.) ” a / an ” ve ” the ” tanımlıklarının kullanımı : a.) ” a ” ve ” an ” tanımlıkları : Bu tanımlılıkların her ikiside ” bir ” anlamındadır. Bu nedenle Tekil haldeki Sayılabilir cins isimlerin önüne gelirler. Aralarındaki tek fark ise şudur : ” a ” sessiz harfle başlayan sözcüklerden önce,” an ” sesli harflerle (a, e, i, o, u)başlayan söxcüklerden önce kullanılır.

Örnek : a book (bir kitap), an apple (bir elma), a dog (bir köpek), an egg (bir yumurta), çoğul olursa ‘’s” takısı alır.

*** Dikkat! : ” a ” ve ” an ” bir anlamına geldiği için sadece tekil haldeki isimle kullanılır. Çoğullar ” a / an ”almaz.

*** Not ; Son harfi ” s ” olan varlık adları çoğul hale geçerken ” es ” takısı alır.
Ör : a glass, glases, a dress, dreses gibi. ” a / an ” takılarında bir istisna durum vardır. ”Üniversity” kelimesi sesli harfle başlamasına rağmen ” a ” alır a üniversity. olur. Aynı şekilde ” hour ” kelimesi sessiz harfle başlamasına rağmen ” an ” alır. an hour olur.

*Not : tekil haldeki meslek adları ve çalışılan yer adlarının önüne herzaman” a ” veya ” an ” geldiğine dikkat edilmelidir. Örnek : she is a nurse (O bir hemşiredir.), I am a teacher (Ben bir öğretmenim.) He is an angineer. ( O bir mühendistir.)

b.) ” the ” tanımlığı : bu tanımlılık varlığı önceden belirtilen, bilinen varlık adlarının önüne gelir.

Örnek : Give me a book. (bana bir kitap verin) Give me the book. ( Bana kitabı verin.)

*** ” the ” kullanımı iyi bilinmelidir : çoğul haldeki birleşik devlet adları ”the” alır. – the U.S.A, the Britain, – First (Birinci), second (ikinci), third (üçüncü), 15th (15 nci) gibi sıra sayılarının önüne her zaman ” the ” gelir. -the first floor (birinci kat) -the 21st of August (Agustos’un 21′i ), -the second street ( İkinci Cadde )

*** Cografi yer isimlerinden öncede ” the ” kullanılır ; -the kızılırmak River. ( kızılırmak), -the Black Sea ( Karadeniz )
*** Tek olan varlık adlarından önce ” the ” kullanılır : -the Sun ( Güneş ), the moon ( ay ), -the weather ( hava )
***Not : Kişi adları, şehir adları ve diğer ülke adları önüne ” the ” veya ” a/an ” gelmez. Ankara, England (İngiltere), Germany ( Almanya ), Mr. Uyanık

2. Kişilerin nerede olduğunu söyleme : Kişilerin bulunduğu yeri sorarken Where (Nerede) sözcüğü ile cümle başlar.
- Where is Mr.Uyanık? (Bay Uyanık nerededir?) / He’s in Sivas ( O sivas’tadır.) – Where are Mr.Uyanık and his father? ( Bay Uyanık ve babası nerededir?) / They are in Sivas ( Onlar Sivas’dadırlar.)

***Dikkat : Şehir,Ülke, adları önüne gelen ”in (içinde, -de) edatı ayrıca room (oda), office (Büro) ve kitchen (Mutfak) gibi belli bir mekan bildiren isimlerden önce kullanılır. Örnek : Mr.Uyanıkis in the office ( Mr.Uyanık Bürodadır.) She is in her room. ( O, odasındadır.) She is in the kitchen. ( O, Mutfaktadır.)

*** Belli bir amaçla gidilen kavramsal yerleri belirten sözcüklerle birlikte -de, -da anlamını veren ”at ” edatı kullanılır.
Örnek : He’s at home (O, Evdedir) She’s at work (O, İştedir) They’re at School. (Onlar, Okuldadır)
He’s at the cinema (O,Sinemadadır) He’s at a friend’s ( O, bir arkadaşındadır.) She’s at the doctor ( O, Doktordadır.)

*** Not : Yukarıdaki cümlelerin tümüne ” Where ” ile başlayan sorular sorulur. ayrıca ”in” ve ”at” hangi sözcüklerle kullanıldığı iyi bilinmelidir.

*** Bir kişinin nerede olduğu sorulduğunda aşağıdaki özel kalıpla da karşılık verilebilir. Burada go ( gitmek ) fiilinin geçmiş zaman çekimi gone (gitti) kullanılır. Örnek : Where is Ali? (Ali nerededir?) / He’s gone to work (O, işe gitti.)
Where is Mr.Uyanık? (Bay Uyanık nerededir?) / He’s gne to the bank. ( O, Bankaya gitti.)

6. ÜNİTE WHAT’S THE TIME? ( SAAT KAÇ? )

1.) Saati Söyleme : Saatin kaç olduğu ” What time is it ?” ya da ” What’s the time? ” kalıbıyla sorulur. saat söylenirken cümle ” It’s…” kalıbıyla başlar. Aşağıdaki dört sözcüğü mutlaka öğreniniz.
” quarter ” ( çeyrek ), ” after = past ” ( geçiyor ), ” to ” ( var ), ” half past ” ( buçuk )

Örnek : Saat 6;15 ” It’s six-fifteen (Altı Onbeş), ”It’s a quarter past six” (Altıyı çeyrek geçiyor) 6;00 ” It’s six o’clock.(saat 6′dır)

***Dikkat : İngilizce’de ” geçiyor, var ” gibi ifadelerde saati bildiren sayı en sonda bulunur. Dakika daha önce söylenir.
6;10 ” It’s ten past six ( Altı’yı 10 geçiyor.), 6;30 It’s half past six. (Altı buçuk), 5;45 It’s quarter to six. (Altı’ya çeyrek var.)
2. Bir eylemin yapılış zamanını söyleme : Bir eylemin zamanını sorarken ” When ” ( Ne zaman ) veya” What time ” (Saat kaçta ) sözcükleriyle soruya başlanır.

Örnek : When does the bank open? ( Banka ne zaman açılır? )
What time do you get up ? ( Saat kaçta kalkarsınız? ) Bu sorulara geçmeden önce zaman bildiren sözcüklerle birlikte kullanılan edatları görelim.
-at (-de, -da) : Saat bildiren ifadelerin önüne gelir. at 6 o’clock ( saat Altı’da ), the film starts at 9;00 ( film 9;00 başlar)
-on (-de,-da) : Haftanın günlerinin önüne gelir. on Tuesday (Salı günü), on Sundays ( Pazar günleri)
- We play football on Sundays.( Biz Pazarları futbol oynarız.) – She is coming on Friday ( O, Cuma günü geliyor.)
- on weekdays : Hafta içi iş günlerini belirten ” weekdays ” ifadesinin önünede ” on ” kullanılır.
The bank opens at 8;30 on weekdays.( Banka mesai günlerinde 8;30′da açılır.)
- at weekend : ” Hafta sonu ” anlamına gelen bu sözcükten önce ”at” kullanılır.
I go to the cinema at weekends ( Hafta sonları sinemaya giderim.)
every (her) sözcüğü ile kullanılan zaman ifadelerinin önünde hiçbir edat kullanılmaz. Sorularda ”O” işaretiyle gösterilir. O every morning (her sabah), O every Tuesday (her Salı), O every weekend (her hafta sonu), O everyday (her gün), O ” daily ” (hergün) sözcüğüde önüne edat almaz. I drink milk everyday. (Hergün süt içerim.)

Örnek : When do you have a shower?(Ne zaman duş alırsınız?)/ I have a shower every Tuesday.(Her salı duş alırım.)
What time do you start work? (Saat kaçta iş’e başlarsınız?) / I start work at nine. ( Dokuzda iş’e başlarım.)
When does the shop close? ( Mağaza ne zaman kapanır?) / It’s closes at seven on Fridays. ( Cumaları yedide kapanır.)

3.) Özel fiiller : -arrive (varmak ) fiilinden sonra gelen şehir adları, önüne ” in ” alır. Mekan adlarının önüne ” at ” alır.

Örnek : The train will arrive in Ankara at 2 o’clock. ( Tren saat 2′de Ankara’ya varacak.)
The train will arrive at the station at 6 o’clock (Tren sat 6′da istasyona varacak.)
-leave (ayrılmak) fiili ”bir yere hareket etmek” anlamında kullanıldığında şehir adlarının önüne ” for ” edatı gelir.
Örnek : The bus will leave for Sivas at one thirty. ( Otobüs bir otuzda Sivas’a hareket edecek.)
(-) Olumsuz cümlelerde ve soru cümlelerinde ”DO” ve ”DOES” yardımcı fiilleri kullanılır. ” Do ” I ve çoğul nesnelerde ”DOES” 3. Tekil kişilerde kullanılır. I,You,We,They + do + not + F + N He,She,It + does + not + F + N
Örnek : I don’t like tea. ( çay sevmem) He doesn’t like tea. ( O çay sevmez.)
(?) DO + I + F DOES + He,She,İt + F Örnek : Do you like tea ? ( çay severmisiniz?) / Yes, I do ( Evet ) / No, I don’t ( Hayır ) Does Ali like tea? ( Ali çay sever mi? ) Yes, he does ( Evet ) / No,he doesn’t ( Hayır )
A : What time do you get up every morning? ( Her sabah saat kaçta kalkarsınız?)
B : I get up at 6 o’clock ( saat 6′da kalkarım.)
A : Do you drink coffee everyday? ( Hergün kahve içermisin? )
B : Yes, I drink coffee everyday. ( Evet, hergün kahve içerim. )
A : When do you go to the cinema? ( Ne Zaman sinemaya gidersiniz? )
B : We go to the cinema every Saturday. ( Her cumartesi sinemaya gideriz.)
A : Where does he go on Sundays? (O pazarları nereye gider? )
B : He goes to theatre on sundays. ( O pazarları tiyatroya gider.)

Popularity: 55% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 29th, 2009

İDARE HUKUKU
1. Merkezi idarenin başkent teşkilatına dahil olanlar?
a) Cumhurbaşkanı
b) Bakanlıklar
c) Başbakan
d) Bakanlar Kurulu

2. Devletin üstlendiği kamu hizmetlerini yürütmek üzere kurulan, konularına göre uzmanlaşmış, devlet tüzel kişiliğini temsil eden bölümlere ne ad verilir?
Bakanlık
3. Bakanın idari yetkileri?
a) Hiyerarşik yetki
b) Harcama Yetkisi
c) Devlet tüzel kişiliğini temsil etme yetkisi
d) Yönetmelik çıkarma yetkisi

4. Bakanlığın başkent teşkilatının birimleri?
a) Ana hizmet birimleri
b) Danışma birimleri
c) Yardımcı birimler
d) Denetim Birimleri

5. Bir hizmet gibi doğrudan doğruya başbakanlığa bağlı olan kuruşlar?
a) Diyanet işleri başkanlığı
b) Vakıflar Genel Müdürlüğü
c) Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
d) MIT

6. Devlet Denetleme Kurulunun denetim alanına girenler?
a) Işçi ve işveren teşekkülleri
b) Kamuya yararlı dernekler
c) Kamu kurumları
d) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları

7. Cumhurbaşkanlığı örgütünün bölümleri?
a) Cumhurbaşkanlığı danışmanı
b) Devlet Denetleme Kurulu
c) Güvenlik istihbarat teşkilatı
d) Cumhurbaşkanlığı yaverliği

8. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğini oluşturan belli başlı bölümler?
a) Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği
b) Başyaverlik
c) Cumhurbaşkanlığı özel Kalem Müdürlüğü
d) Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı

9. Bakanların bakanlıktaki kamu görevlileri üzerindeki hiyerarşi yetkileri?
a) Emir ve yön vermek
b) Bazı görevlileri atamak
c) Sicil vermek
d) Disiplin Cezası uygulamak

10. Hükümetin kuruluşuyla ilgili ifadeler?
a) Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanıdır
b) Bakanların seçimi başbakan tarafından yapılır.
c) Anayasada meclis dışından bakan atama imkanı mevcuttur
d) Bakanlar Kurulunun listesi TBMM’ne sunulur

11. Cumhurbaşkanının tarafsız ve partiler üstü olması Anayasada bazı düzenlemeleri getirmiştir. Bunlar
a) Cumhurbaşkanının görev süresinin meclisin görev süresinden daha uzun olması
b) Aynı kişinin arka arkaya Cumhurbaşkanı seçilememesi
c) Cumhurbaşkanı seçilen kimsenin partisiyle ilişiğinin kesilmesi
d) Cumhurbaşkanı seçilen kimsenin Millet Meclisi üyeliği sıfatının sona ermesi

12. Bakanların görevleri?
a) Başbakana yardım etmek
b) Bakanlar Kurulunda koordinasyonu sağlamak
c) Başbakan tarafından verilen görevleri yerine getirmek
d) Bakanlar Kurulu toplantısına katılmak

13. Bakanlık Müsteşarlığı
a) Bakanın en yakın yardımcısı ve danışmanıdır
b) Müsteşarlık görevi sürekli bir görevdir
c) Müsteşar bakandan sonra bakanlığın en yüksek amiridir
d) Ulkemizde siyasal müsteşarlık müessesi mevcut değildir

14. Devlet Denetleme Kurulunun görev alanına girenler?
a) Tüm kamu kurum ve kuruluşları
b) Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruşları
c) Kamuya yararlı dernekler
d) Her türlü düzeyde işçi ve işveren teşekkülleri

15. Devlet Denetleme Kurulu Başkanının görev süresi ne kadardır?
5

16. Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini kim temsil eder?
Cumhurbaşkanı

17. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için aranan asgari eğitim düzeyin nedir?
Yüksek okul mezunu olmak

18. Yürütmenin tarafsız ve sorumsuz öğesi nedir?
Cumhurbaşkanı

19. Yeni kurulan bir hükümet hangi süre içinde güvenoyu almak için TBMM başvurmak zorundadır?
Bakanlar kurulunun kurulmasını takip eden 1 hafta içinde

20. Valinin adli alandaki görev ve yetkileri
a) Savcıdan adalet işlerinin nedenlerini sormak
b) Savcıdan kamu davası açmasını istemek
c) Cezaevlerini gözetmek
d) Tutuk Evlerini denetlemek

21. Il idare kurulu üyeleri?
a) Hukuk işleri müdürü
b) Defterdar
c) Milli Eğitim Müdürü
d) Tarım Müdürü

22. Bir bucağın bağlı bulunduğu ilin değiştirilmesi suretiyle, bir ilin sınırlarının
değiştirilmesi hangi hukuki değişme ile gerçekleşir?
Içişleri Bakanlığının ortak kararnamesi

23. Valinin nitelikleri?
a) Il idaresinin başıdır
b) Ilde hükümetin temsilcisidir
c) Il idaresinin başıdır
d) Hiyerarşik amirdir

24. Kaymakamın görev ve yetkileri?
a) Yönetmeliklerin uygulanmasını sağlamak
b) Tüzükleri ilan etmek
c) Ilçede kamu düzenini sağlamak
d) Hiyerarşik yetki kullanmak

25. Valinin statüsü, görevlileri ve atanması ile ilgili ?
a) Vali ilde devletin hükümetin ve ayrı ayrı her bakanlığın temsilcisidir
b) Vali,kendisine ulaşan şikayetlerle ilgili olarak askerlik şubesinden ancak bilgi isteyebilir
c) Vali askeri, adli ve yerinden yönetim kuruluşları dışındaki tüm devlet daire ve müseseselerini denetleyebilir
d) Vali, içişleri bakanının önerisi, Bakanlar Kurulu’nun kararı Cumhurbaşkanı onayı ile atanır.

26. Kaymakamın görevleri?

a) Hükümet kararlarının uygulanmasını sağlamak
b) Ilçede kamudüzenini sağlamak
c) Ilçedeki merkezi kuruluşları hiyerarşik yetki kullanmak
d) Kanun açıkça yetki verdiği hallerde devlet tüzel kişiliği adına işlemler yapmak

27. Bucak meclisi yılda kaç kez ve ne zaman toplanır?
Yılda bir kez ekim ayı başında

28. Il idare şube başkanları kimin emri altındadırlar?
Valinin

29. Il idare kurulunun üyeleri?
a) Milli Eğitim Müdürü
b) Sağlık Müdürü
c) Hukuk Işleri Müdürü
d) Bayındırlık Müdürü

30. Bucak Komisyonu üyeleri kaç yıl süre için seçilir?
1

31. Valinin Yetkileri?
a) Hükümet ve bakanların karar ve emirlerini yürütmek
b) Il teşkilatındaki devlet memurları üzerinde hiyerarşik yetki kullanmak
c) Resmi törenlere başkanlık etmek
d) Ilçe, bucak köyleri denetlemek

32. Ilçe idare kurulunda yer alanlar?
a) Kaymakam
b) Yazı işleri Müdürü
c) Milli Eğitim Müdürü
d) Tarım veKöyişleri Müdürü

33. Bucaktaki tüm kolluk güçleri kullanma yetkisine sahiptir?
Bucak Müdürü

34. Bir bucağın bağlı bulunduğu ilin değiştirilmesi suretiyle bir ilin sınırlarının değiştirilmesi hangi düzenleme ile gerçekleşir?
Iç işleri bakanlığın ortak kararnamesi

35. Bir bucağın bağlı bulunduğu ilin değiştirilmesi suretiyle, bir ilin sınırlarının değiştirilmesihangi hukuki düzenleme ile gerçekleşir?
Içişleri Bakanlığının ortak kararnamesi

36. GAP bölge idaresi içinde olan iller?
a) Adıyaman
b) Siirt
c) Şanlıurfa
d) Diyarbakır

37. kim bucaktaki tüm kolluk güçlerini kullanma yetkisine sahiptir?
Bucak Müdürü

38. Idarenin sorumluluğunun doğması için gerekli koşullar?
a) Idari bir işlemin olması
b) Bir zararın doğması
c) Idari davranış ile zarar arasında nedensellik bağı olması
d) Idarenin kusuru

39. Ilçe idare şube başkanların?
a) Milli Eğitim Müdürü
b) Jandarma Komutanı
c) EmniyetMüdürü
d) Mal Müdürü

40. Ilçe idare kurulunun üyeleri?
a) Tarım ve köy işleri müdürü
b) Mal Müdürü
c) Milli eğitim Müdürü
d) Yazıişleri müdürü

41. Bucak komisyonu üyeleri kaç yıl süre için seçilir?
1

42. Ilde kamu düzeninin korumak için gerekli tüm kolluk önlemlerini alma yetkisi kime aittir?
Valiye

43. Il idare şube başkanları hangisinin emri altındadır?
Valinin

44. Köy kanunu hangi yıl çıkarılmıştır?
1924

45. Il özel idaresinin yürütme organı nedir?
Vali

46. Il özel idaresinin bir organı olan il genel meclisinin feshine kimkarar verir?
Danıştay

47. Belediyenin yetkileri?
Zabıta yetkilerini kullanmak
Su tesisatı kurmak
Belediye vergilerini tahsil etmek
Belediye Vergisi tahsil etmek

48. Büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında uyuşmazlık çıktığında hangisi düzenleyici önlem almak yetkisine sahiptir?
Büyükşehir Belediye Meclisi

49. Köy muhtarı ile ihtiyar meclisini seçen köy idaresi orgnaı nedir?
Köy idare kurulu

50. Vali tarafından sunulan yıllık faaliyet raporunu görüşüp oylamak görevi kime aittir?
Il genel meclisi

51. Kim il daimi encümenine başkanlık eder?
Vali veya görevlendirdiği bir kişi

52. Kamu hizmeti imtiyazı verme yetkisi kime aittir?
Belediye Meclisi

53. Belediye Meclisi toplantı zamanı dışında ve özel toplantı haricinde bir yerde toplanırsa nasıl bir durum söz konusu olur?
Danıştay kararı ile dağıtılır

54. Il genel meclisi tarafından kabul edilen ve vali tarafından içişleri bakanlığına gönderilen il özel idaresinin bütçesi, Bakanlık tarafından kaç gün içinde onaylanmazsa, onaylanmış kabul edilir?
30

55. Iç işleri bakanlığı, kendisine gelen bir yerleşim biriminde belediye kurulmasına ilişkin talebi içeren dosyayı kime sunar?
Danıştay

56. Bir köyde isteğe bağlı işlerin zorunlu hale gelmesine kim karar verir?
Köy Derneği

57. Köy kanunu hangi yılda çıkarılmıştır?
1924

58. Belediye kurulması hakkındaki karar, ne zaman uygulanır?
Kesinleşme tarihini izleyen mali yılın başlangıcından itibaren

59. Hem bir yerel yönetimin başı hemde merkezden yönetim sisteminin içinde
olan
Vali

60. Belediyenin yetkileri?
Zabıta yetkilerini kullanmak
Su tesisatı kurmak
Belediye vergilerini tahsil etmek
Belediye vergisi tahsil etmek

61. Il özel idaresinin bir organı olan il genel meclisinin feshine kim karar verir?
Danıştay

62. Il özel idaresinin yürütme organı nedir?
Vali

63. Köy muhtarı ve ihtiyar meclisini seçen köy idaresi organı nedir?
Köy idare kurulu

64. Belediyenin gelirleri?
Belediyeye tahsis edilmiş vergiler
Belediyeye tahsis edilmiş harçlar
Belediye mallarının kira bedelleri
Harçlar

65. Mahalle yönetimince verilecek belgeler karşılığında alınacak ücretler kim taraından saptanır?
Il idareKurulu

66. Salma nedir?
Köylerin köyde oturan veya köyle maddi ilişiği olanlardan aldıkları aile vergisi

67. Belediye encümeninin görevleri?
Belediye muhasebe hesaplarını incelemek
Artırma, eksiltme şartnamelerini ve ihaleleri incelemek ve onaylamak
Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısını incelemek
Belediye cezalarını vermek

68. Köy tüzel kişiliğinin yürütme organı?
Muhtar

69. Mülki idare bölümünün kademeleri?
Bucaklar Iller Il genelMeclisi Ilçeler

70. Köy personelleri
Köy imamı
Köy korucusu
Köy katibi
Köyş muhtarı

71. Büyükşehir belediye başkanı kaç yıl için seçilir?
5

72. Belediye tüzel kişiliğinin başı ve yürütme organı kimdir?
Belediye Başkanı

73. Muhtarlar için ?
Köy yararına olmayan kararları kaymakam veya vali tarafından bozulabilir
Genel idare ile ilgili görevlerin köyde uygulanmasına yardımcı olur
Köy idaresinin başıdır
Devletin köyde bir ayanıdır

74. Belediyenin Gelirleri?
Pay vergisi
Emlak Vergisi
Gelir kanununda belirlenen vergi ve harçlar
Özel kaynaklardan elde ettiği gelirler

75. Teknik bilgi ve uzmanlık isteyen belli bir hizmetin merkezi idare teşkilatı dışında örgütlenmesi ve tüzel kişiliğe kavuşturulması sonucu ortaya çıkan kuruluşlara ne ad verilir?
Hizmet yerinden yönetim kuruluşları

76. Kamu kurumlarının ortak özellikleri?
Kamu tüzel kişiliğene sahip olma
Özerkliğe sahip olma
Özel bütçelerinin olması
Vesayet denetimine sahip olma

77. İdari kamu kurumları?
Beden Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğü
Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Yol-Su –Elektrik

78. Hizmet yerinden kamu kuruluşları faaliyet konuları açısından nasıl sınıflandırılır?
İdari Kamu Kurumları
İktisadi Kamu Kurumları
KİT’ler
Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları
KİT’ler

79. KİT’ler kimin denetimine tabidir?
TBMM

80. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının özellikleri?
Kamu tüzel kişiliğine sahiptirler
Özerktirler
Vesayet denetimine tabidirler
Ayrı bir mal varlıkları vardır.

81. İdari kamu kurumları?
Beden terbiyesi spor genel müdürlüğü
Karayolları genel müdürlüğü
Tarım ve Toprak Reformu Genel Müdürlüğü
Çocuklar Esirgeme Kurumu

82. İDT; KİK ve Bağlı ortaklıkların özel kesime ait A.Ş’lerde sahip oldukları ve en az %15 en çok %50 oranında olabilen paya ne ad verilir?
İştirak

83. Kamu İktisadi Teşebbüsleri İktisadi Faaliyetlerini nasıl sürdürürler?
Kendilerine bağlı müesseseler ve bağlı ortaklıklar aracılığıyla

84. Kit’lerin özellikleri?
Kamu tüzel kişiliğe sahip olma
Özerk bütçeleri vardır
Devlet ihale kanuna, tabi değildirler
Yüksek denetleme kurulunun denetimine tabidirler

85. Sosyal Kamu Kurumları?
T.C Emekli Sandığı
S.S.K
Bağ-Kur
Ordu Yardımlaşma Kurumu

86. Sosyal Kamu Kurumlarının Özellikleri?
İlgililerin yönetime katılmaları suretiyle yönetilirler
Verdiği hizmetler karşılığında vergi niteliğinde para toplarlar
Karma bir hukuki rejime tabidirler
Kamu gücünden kaynaklanan yetki ve ayrıcalıklara sahiptirler

87. Meslek Kuruluşlarının özellikleri?
Kamu kurumu niteliğindedirler
Organlarını kendi üyeleri arasından seçerler
Zorunlu üyelik esasına dayanırlar
Özerk bütçeleri vardır

88. Bağlı ortaklıklar nasıl kurulurlar?
Bakanlar Kurulu Kararıyla

89. Kamu İktisadi Teşebbüsleri kimin denetimine tabidir?
Yüksek Denetleme Kurulu

90. Hizmet Yerinden Yönetim Kuruluşuna bir örnek?
TC Emekli Sandığı

91. Hangi ilke gereği memurluğa girmek, sınıflar içinde ilerlemek yetenek esasına dayandırılır?
Liyakat

92. Aşağıdakilerden hangisi dar anlamda kamu görevlisi tanımlaması kapsamı içinde olanlar?
Öğretim Süresi Öğretmen Maliye Memuru Profesör

93. Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerin ifa ile görevlendirilenlere ne ad verilir?
Memur

94. 657 sayılı Kanunda sayılan kamu görevlilerinden hangisi özel hukuk hükümlerine tabidir?
İşçi

95. Memur olma koşulları?
Türk Vatandaşı olmak
Kamu haklarından mahrum olmamak
18 yaşını bitirmiş olmak
Askerlikle ilişiğinin bulunmaması
Kamu hizmetinden mahrum olmamak

96. Memurların tabi oldukları müsbet ödevler?
Anayasa ve yasalara saygılı olma
Hiyerarşik üste bağlılık
Mal Bildirme
Yasalara Saygılı davranma

97. Türk Ceza Kanunda yer alan memur kavramı hangi anlamda kullanılmıştır?
Geniş anlamda kamu görevlisi

98. Bir kurumun sözleşmeli personel çalıştırabilmesi için kimin görüşüne başvurması gerekir?
Devlet Personel Başkanlığının

99. Devlet Memurları Kanunda öngörülen Sınıflar?
Din Hizmetleri
Emniyet Hizmetleri
Eğitim ve öğretimsınıfı
Yardımcı Hizmetler vs.

100. Devlet Memurluğunda adaylık süresi en çok ne kadardır?
2 yıl

101. Devlet Memurları için getirilen yasaklar?
Üstün kendi hakkındaki işlemlerine itiraz etme
Yapı kooperatiflerinde yönetici olma
Tüketim kooperatifi denetçisi olma
Amirin emrini yerine getirme

102. Radyoaktif ışınlara maruz kalan devlet memurlarına yıllık izinlerine ek olarak verilen bir aylık izne ne ad verilir?
Sağlık İzni

103. Bir memurun olumlu sicil alabilmesi için not ortalamasının yüz üzerinden en az kaç olması gerekir?
60

104. Devlet Memuru Kanununa göre Memurların ödevleri?
Mal Bildiriminde bulunma
Görev sırasında tarafsız olma
Anayasa ve devlete bağlılık
Görev yerinin olduğu yerleşim merkezinde oturma

105. Aylık kesme cezasında memurun maaşından en çok ne kadarı kesilebilir?
1/8

106. Devlet memurları kanununa göre disiplin cezalarının türleri?
Kınama
Aylıktan Kesme
Kıdem ilerlemesinin durdurulması
Devlet Memurluğundan çıkarma

107. Olumsuz Görev Uyuşmazlıkları?
İki görevsizlik kararının bulunması
Görevsizlik kararının kesinleşmiş olması
Görevsizlik kararları verilen davaların sebebinin aynı olması
Görevsizlik kararları verilen davaların sebebinin aynı olması

108. Bir yargı kolu içinde yer alan bir mahkemenin bir başka yargı yolu içinde yer alan mahkemenin görev alanına giren bir davada kendini görevli sayarak davaya bakmasına ne ad verilir?
Olumsuz Görev Uyuşmazlığı

109. Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görevli oldukları?
Bakanlar Kurulu Kararlarına karşı açılacak davalar
Müşterek kararnamelere karşı açılacak davalar
Başbakanca alınacak kararlara karşı açılacak davalar
Bakanlıkların düzenleyici işlemlerine karşı açılan davalar

110. Uyuşmazlık mahkemesinin başkanı kimdir
Anayasa Mahkemesi

111. Bir davaya hangi yerdeki mahkemenin bakacağı sorunun çözümlenmesi için konulmuş bulunan kurallara ne ad verilir?
Yetki Kuralları

112. Meclis tarafından yapılan denetime ne ad verilir?
Siyasal Denetim

113. İdare üzerinde uygulanan en etkili ve nesnel denetim yolu nedir?
Yargısal Denetim

114. Çeşitli nedenlerle özellikle siyasi nedenlerle mahkemelerin bir davaya bakmayı reddetmesine ne denir?
Yargı Kısıntısı

115. İptal Davasının özellikleri?
İdareye özgü bir dava türüdür
Konusunu idari işlemler teşkil eder
Amaç, idari işlemin iptal edilmesidir
Menfaati ihlal edilenle tarafından açılır.

116. İdarenin belli koşul durumların gerçekleşmesi halinde, mutlaka belli bir çözümü benimseyerek belli bir idari işlemi yapmak zorunda ise bu yetkiye ne ad verilir?
Bağlı Yetki

117. Tam Yargı Davası niteliğinde olanlar?
Tazminat Davaları
İstirdat Davaları
İdari sözleşmeden doğan davalar
Geri alma davaları

118. İdareye takdir yetkisi bir yasa hükmü, bu yetkiyi idari işlemin hangi öğesinde verebilir?
Konu

119. Danıştay hangi tarihte kurulmuştur?
1868

120. İdare ve vergi mahkemelerinin kurul kararlarına karşı yapılan itirazlar nerede incelenir?
Danıştay

121. Hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemelerinin karar ve hükümlerininin son inceleme yeri neredir?
Yargıtay

122. İdari Mahkemelerin karar ve hükümlerin temyiz yeri neresidir?
Danıştay

123. İdarenin özel hukuksözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların giderildiği yer neresidir?
Adli Yargı

124. uyuşmazlık Mahkemesinin başkanını kim seçer?
Anayasa Mahkemesi

125. Olumlu görev uyuşmazlığının hükümleri?
Görev itirazında bulunulmuş olması
Görev itirazının reddedilmesi
Davanın esası hakkında karar verilmemiş olması
Olumlugörev uyuşmazlığın çıkarılması

126. Uyuşmazlık mahkemesinin başkan ve üyeleriningörev süresi nedir?
4

127. Danıştay ve idare mahkemelerinde iptal davaları için öngörülen süre kaç gündür?
30

128. İdare davalarda izlenecek kanun yolları?
Temyiz
İtiraz
Karar Düzeltme
Yargılamanın yenilenmesi

129. İdari yargıda itirazı karara hangi mercii bağlar?
Bölge idare Mahkemesi

130. Temyiz Süresi kaç gündür?
30

131. İtariz için tanınansüre kaç gündür?
7

132. İptal davasının konusunu ney oluşturur?
İdari işlemler

133. İptal davalarının Danıştayda açılması için kanunda öngörülen süre kaçtır?
60

134. İptal davasını açma süresinin durmasını sağlayan koşullar?
Başvurunun idari dava açma süresi içinde yapılmalıdır
Başvuru idari işlemi yapan makamın üst makamına yapılmalıdır
Başvuru idari işlemin kaldırılması gibi nedenlerle yapılmalıdır
İdari başvuru yolunun kapatılmış olması gerekir

135. İdare iptal davası kararlarının gereğini kaç gün içinde yerine getirmelidir?
30

136. >Yürütmenin durdurulması koşulları?
Bir istem üzerine verilebilir
Ancak açılmış olan bir iptal davasında istenebilir
Durdurma kararı bir güvence karşılığı verilir
Karar gerekçeli olmalıdır

137. Tam yargı davasının sonucunda ilgili borçlar ilama bağlı borçlar tertiplerinden ödenir. Bu tertiplerde yeterli ödenek bulunmaması halinde, ödenek artırımı yoluna gitmeye kim yetkilidir?
Maliye Bakanı

138. İdari Yargıda Temyiz mercii nedir?
Danıştay

139. Kanun Yolları?
Temyiz
İtiraz
Karar düzeltme
Yargılamanın yenilenmesi

140. İdari yargıda olağan Kanun yollarından olan itirazın karara bağlanacağı mercii nedir?
Bölge İdare Mahkemesi

141. İlk derece mahkemeleri tarafından verilmiş olup, yanlış olduğu ileri sürülen kararların yeniden incelenmesini sağlamak üzere davanın taraflarına tanınmış hukuki yolun genel adı nedir?
Kanun Yolu

Popularity: 22% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 29th, 2009

İDARE HUKUKU SORU CEVAP ÇALIŞMASI

İDARE HUKUKU

Bakanlar Kurulu ile Cumhurbaşkanı’nı, yürütmenin diğer kanadı olan idareden ayıran en önemli kıstas hangisidir?

BAKANLAR KURULU VE CUMHURBAŞKANI,SİYASAL NİTELİKTE GÖREV YERİNE GETİRİRLER

Devletin temel kuruluşuna ve işleyişine ilişkin kuralların tamamına ne ad verilir?
MADDİ ANLAMDA ANAYASA

Kanun teklif ve tasarıları hangi mercii tarafından komisyonlara havale edilir?
TBMM BAŞKANLI?I

Milli İstihbarat Teşkilatı, nereye bağlıdır?
BAŞBAKANLIK

Devletin milli güvenliğin korunması için giriştiği gizli polis faaliyetleri hangisidir?
SİYASİ POLİS

Konusunu oluşturan faaliyet özel kesime tamamen yasaklanmış olan kamu hizmeti türüne ne ad verilir?
TEKELLİ KAMU HİZMETİ

İdarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işleyişindeki bozukluk veya aksaklığa ne ad verilir?
HİZMET KUSURU

İdari yargı yerleri tarafından verilen kararların, bu kararları uygulamak durumunda bulunan kamu görevlilerine uygulanmaması, hangi tür kusuru oluşturur?
YARGI KARARLARINA UYMAMA

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre; sözleşmeli personel ve geçici personelin alınmasına kim karar verir?
BAKANLAR KURULU

657′de sayılan; memurlar, sözleşmeli personel ve geçici personel dışında bir iş akti ile çalışan işçilere hangi hukuk kuralları uygulanır?
KARİYER

Siyasal denetimde, yasama organı, idareyi hangi organ aracılığı ile denetlemektedir?
HÜKÜMET

Dilekçe Komisyonunun dilekçenin esası hakkında almış olduğu kararlara karşı milletvekilleri kaç gün içinde itiraz edebilir?
30

İdarenin yargısal denetiminin genel mahkemelerde yapıldığı sistemlere ne ad verilir?
YARGI BİRLİ?İ SİSTEMİ

İdari yargı ile adli yargı düzenine dahil mahkemeler arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle yetkili yargı mercii hangisidir
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

Hukuk devleti ilkesinin karşıtı hangisidir?
POLİS DEVLETİ

Kamu kuruluşlarının belli bir yörede uygulanacak olan yönetmeliklerinin yargısal denetimi hangi mahkemede yapılır?
İDARE MAHKEMESİ

Kamulaştırma işlemi sonucu idarenin mal malikine belli bir bedel ödemesi hangi ilkenin sonucudur?
FEDAKARLI?IN DENKLEŞTİRİLMESİ İLKESİ

Malikin geri alma hakkının doğması için kamulaştırılan malın kaç yıl süresince hiçbir işlem yapılmadan olduğu gibi bırakılması gerekir?
5 YIL

Genel idari kolluk kimin emri altında görev yapar?
KAYMAKAM, VALİ, İÇİŞLERİ BAKANI
TCDD’nin yürüttüğü kamu hizmeti, hangi kamu hizmetine örnek teşkil eder?
MİLLİ KAMU HİZMETİ

Toprak kayması, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran sebeplerden hangisinin kapsamına girer?
MÜCBİR SEBEP

TBMM üye tamsayısının ne kadar çoğunluğu ile Meclis dışından cumhurbaşkanı adayı gösterilebilir?
1/5

“Devletin üstlendiği kamu hizmetlerinin konularına göre uzmanlaşmış ve örgütlenmiş bölümleri” hangisidir?
BAKANLIK

Devlet memurlarına verilen doğum ve evlenme izni hangi tür izinlere örnek teşkil eder?
MAZERET İZNİ

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararlarına karşı nereye başvurulabilir?
HİÇBİR YERE BAŞVURAMAZ

Yerinden yönetim kuruluşlarına tanınan özerkliğin istisnası hangisidir?
İDARİ VESAYET

Danıştayın tüzükleri inceleme yetkisi hangi unsur açısından sonuç doğurur?
ŞEKİL

Bir idari kararın niteliğini ve sonuçlarını değiştirmeden, yanlış hükümleri yerine doğruların konulmasına ne ad verilir?
DÜZELTME

Kamulaştırma kararına karşı idari yargıda kaç gün içinde dava açmalıdır?
30

Köyde mahsul zamanlarında eşkıya ve çapulcunun türemesi halinde, mahsulü yağmadan korumak amacıyla köy ihtiyar meclisi ve muhtar tarafından atanan kolluk personeli hangisidir?
GÖNÜLLÜ KÖY KORUCULARI

Kamu hizmetlerinin konularına göre sınıflandırılmasında eğitim hizmetleri hangi tür kamu hizmetlerine girer?
İDARİ KAMU HİZMETLERİ

İYUK’na göre yargı kararlarının uygulanması için kamu görevlilerine tanınan süre ne kadardır?
30 GÜN

Baraj ve nükleer tesislerin yapımında doğabilecek tehlikeli durumların meydana gelmesi hangi ilke ile ilgili bir durumdur?
RİSK İLKESİ

“Bir Bakanını, bakanlığının yürüttüğü hizmet alanında devlet adına hukuki işlemlere girişmesi, devleti borçlu ve alacaklı kılması” ne tür bir idari yetkidir?
DEVLET TÜZEL KİŞİLİ?İNİ TEMSİL ETME YETKİSİ

Radyoaktif ışınlara maruz kalan memurlara, yıllık izinlerine ek olarak verilen izin aşağıdakilerden hangisidir?
SA?LIK İZNİ

Kişilerin, kamu hukukuna tabi görevliler ile ilgili olarak, uğradıkları zarardan ötürü, bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açmalarını öngören sisteme ne ad verilir?
GÜVENCE

Memurlar, kendilerine verilen uyarma cezalarına karşı hangi merciye itiraz edebilirler?
DİSİPLİN KURULU

İdarenin yapmış olduğu işlem ve eylemlerin idari kuruluşlar tarafından denetlenmesine, ne ad verilir?
İDARİ DENETİM

Popularity: 42% [?]

posted by: admin
posted on: Aralık 27th, 2009

Finansman: İşletmenin ihtiyacı olan fonların sağlanmasıdır.

Finansal yönetim: İşlemenin ihtiyacı olan fonların sağlanarak uygun varlıklara yatırılmasıdır.

Sermaye bütçelemesi: Sermayenin uzun süreli varlıklara yatırılmasıyla ilgili kararlar sürecidir.

Finans: Kişi yada kurumların faydalanabileceği para,fon ya da sermaye anlamına gelir.

Finansal yönetimin 3 tane genel amacı vardır.
1-Karı en yükseğe çıkarmak
2-Pay başına gelirleri en yükseğe çıkarmak
3-İşletmenin piyasa ( Pazar ) payını en yükseğe çıkarmak

Finansal yönetimin fonksiyonlarını 3 başlık altında toplamak mümkündür.Bunlar
1-Yatırım kararları
2-Finansman kararları
3-Dividant kararları

1-Yatırım Kararları
Finans yöneticisinin vereceği kararlardan hemen hemen en önemlisi yatırım kararlarıdır.İşletmeler sahip oldukları kıt kaynaklarını,çeşitli seçenekler arasında en uygun olanı seçerek kullanmak durumundadır.İşletmeler faaliyet özelliklerine bağlı olarak çok sayıda kısa ve uzun vadeli reel ve finansal varlıklara yatırım yapmak durumundadırlar.Sermayenin uzun süreli varlıklara yatırımı ( Sermaye Bütçelemesi) bu kararın en önemli rolü olup,gelecekte sağlanacak faydalar için seryameyenin uzun süreli yatırılmasını gerekli kılmaktadır.Yatırılan sermayenin sağlayacağı faydalar,gelecekle ilgili ve kesinlikle bilinmediğinden risk içerirler.Uzun süreli yatırımlarla ilgili risk,süre uzun olduğu için daha da artmaktadır.Dolayısı ile yatırımlardan beklenen getiri ile bu yatırımın taşıdığı risklerin birlikte ele alınması zorunludur.
Reel yatırımlara örnek olarak,makinalar,binalar,araç-gereçler gösterilebilir.
Reel olmayan yatırımlara ise teknik uzmanlık,patent,marka örnek gösterilebilir.

2-Finansman kararları
İşletmelerin faaliye geçebilmesi,faaliyetlerini devam ettirebilmesi için,çok sayıda varlıklara ihtiyaçları vardır.Dolayısı ile finans yöneticisinden,işletmeye gerekli olan varlıklara yönelik olarak fon ihtiyacını belirlemesi ve bu ihtiyacın en iyi şekilde nasıl finanse edileceğini ortaya koyması,gerekli fonların nereden,nasıl ve ne zaman karşılanacağına ilişkin kararları alması beklenir.
İşletmeler borçlanarak ya da öz sermaye kanalıyla kaynak sağlayabilirler.İki kaynak arasında temel farklılık; borçlanma durumunda işletmelerin,zarar bile etseler faiz ve anapara ödeme yükümlülüğü altında olmalarıdır.Genelde borçla finansmanın en önemli avantajı faizin gider olarak vergiden düşülebilmesidir.
Hisse senedi yoluyla finansmanda ise,faiz ve anapara ödemei gibi zorunlu bir ödeme söz konusu değildir.Faaliyetlerden kar elde edildiği halde,genel kurul kararıyla karın dağıtılmaması mümkündür.Ayrıca hisse senetlerinde vade olmadığı için anapara ödemesi gibi bir durumun olmaması nedeniyle hisse senedi yoluyla finansmanın riski borçla finansmana göre daha düşük olmaktadır.
Finansal yönetim; gerekli sermayenin ne kadarının borçla,ne kadarının öz sermaye ile finanse edileceği yanında,borçlanmanın ne kadarının kısa vadeli,ne kadarının uzun vadeli olacağına da karar vermelidir.Kısa ve ve uzun vadeli finansmanın bankalardan ya da finansman bonosu,tahvil gibi finansal varlıklarla tasarruf sahiplerinden sağlanabilir.İşletmenin niteliğine,ekonominin koşullarına bağlı olarak çeşitli finansman seçeneklerinin maliyeti ve riski farklılık gösterebilir.
Finansal yönetime düşen görev,çeşitli seçenekleri risk ve maliyet açısından karşılaştırarak işletmeye en uygun gelecek bir bileşimi oluşturabilmesidir.
Önemli:İster kısa vadeli,ister uzun vadeli yatırımlar olsun kararlar daima yatırımın riski ile getirisi karşılaştırılarak verilmelidir.Daha riskli yatırımlardan daha fazla getiri beklenmelidir.

3-Dividant kararları
Finansal yönetimin üçüncü önemli karar alanı da dividant ya da kar payı dağıtımı ile ilgilidir.Dividant kararları,faaliyetlerden sağşanan karların ne kadarının işletmede ne kadarının ortaklara dağıtılacağı ile ilgilidir.Yine kar dağıtım politikası belirlenirken,kar dağıtılması sonucunda işletmenin azalan fonu yerine sağlanacak ilave fonların maliyetinin ne olacağı gibi durumların analiz edilmesi gerekir.Kar dağıtımında halka açık olan ve halka açık olmayan anonim şirketlerde sermaye piyasası kanuna göre bazı farklılıklar söz konusudur.
Gerek finansmanla ilgili karalar,gerekse yatırımla ilgili kararlar,ancak işletmenin içsel ve dışsal kaynaklardan sağlayacağı çok sayıda analiziyle alınabilir.Dolayısı ile finans yöneticisinin,finansal öngörülerde bulunma,finansal piyasalardaki artan kısa ve uzun dönemli fonların etkilerini değerlendirme,yatırım alternatiflerinin işletmenin değeri üzerindeki potansiyel etkilerini araştırma,dividant politikalarını ve sermaye yapısını oluşturma,fiyatlama politikasını değerlendirererek bunun işletmenin satışları ve karları üzerindeki etkilerini saptama,potansiyel birleşme ve satın almaları analiz etme ve zaman zaman da uluslar arası iş fırsatlarını değerlendirme gibi her geçen gün artan,çok sayıda fonsiyonu vardır.Finans yöneticinsin;işletmenin halka açılmasında,işletmenin tamamının ya da bir bölümünün satılmasında,mali açıdan yeniden organizasyonunda,konkordata önerilerinin kabulü ya da konkordata teklif edilmesinde,işletmenin tasfiye edilmesinde ve benzeri periyodik olmayan durumlarda da sorumluk alanı gelişmektedir.Görüldüğü gibi finans yöneticilerinin etkin kararlar verebilmek için çok değişik alanlarda temel bilgilerinin olması gerekir.Bu nedenle finans fonksiyonu,küçük işletmeler dışında belirli büyüklüğe ulaşmış pek çok işletmede belirli alanlarda uzmanlaşmış çok sayıda kişilerce yerine getirilmelidir.

Yukarıda belirtilen yüm bu finansal kararlar işletmenin piyasa değerini etkileyecektir.İşletmenin,piyasa değerini maximum yapmak amaçlanıyor ise,karar verilirken kararın işletmenin piyasa değerine olan etkisi düşünülmelidir.
Karın ne kadar dağıtılması gerektiği konusunda karar verilirken,karın işletmede kullanılmsıyla sağlanacak karlılıkla,ortaklara dağıtılması durumunda ortakların tatmini karşılaştırılır.

Finans yöneticisi: İşletmelerde yatırım ve finansman kararlarından sorumlu olan kişidir.

Finans Yöneticisi ( Haznedar ) Muhasebe Müdürü ( Kontrolör )

Finans yöneticinin ve Muhasebecinin Tipik Sorumlulukları * Banka ilişkileri
* Nakit yönetimi
* Finansman
* Kredi Yönetimi
* Dividant kararları
* Sigorta
* Emeklilik fonlarının Yönetimi * Mali tabloların hazırlanması
* İç Denetim
* Muhasebe
* Bordro işlemleri
* Kayıtların korunması
* Bütçelerin Hazırlanması

Ülkemizde işletmelerin büyük bölümünün küçük aile şirketi özelliği göstermesi nedeniyle haznedar ya da fon yöneticisi yerine,finansman müdürü,kontrolör yerinede muhasebe müdürü terimleri kullanılmakta ve bu iki fınksiyo aynı kişinin sorumluluğunda yerine getirilmektedir.Bu fonksiyonların aynı kişilerin sorumluğunda gerçekleştirilmesi durumuunda bu kişilerin bağlı olacağı tepe finans yöneticisi olmaktadır.Tepe Finans yöneticisi genellikle genel müdürü yardımcısı düzeyindedir.

Sabir varlıklara yatırım kararı ya da sermaye bütçelemsi faaliyetlerinden fon yöneticisi,muhasebe müdürü ya da tepe finans yöneticisi sorumludur.Ancak önemli yatırım projeleri,üretim,pazarlama ar-ge gibi alanlarda çok yakından ilişkilidir.Bu durumda bu alanlarda çalışanların da sermaye bütçelemesi faaliyetlerine katılmaları gerekmektedir.

Kar dağıtımı gibi kararlarda, yasa ve geleneklere göre yönetim kurulu ya da genel kurul kararı gerekmektedir.Yönetim kurulları,küçük ya da orta ölçekli yatırım harcamalarıyla ilgili kararları yöneticilere bırakabilmektte,ancak büyük ölçekte yatırım harcamalarında böyle bir durum söz konusu olmamaktadır.

Finansal Yöneticinin Görevleri
Finansal yönetici genel olarak fonların bulunması ve bunların harcanması yani yatırımı ile ilgilenmektedir.Kısaca para ile ilgili tüm işler finansal yönetimin faaliyetleri arasındadır.

Ayrıca;
Çağdaş finans yöneticisinin Görevleri:
* İşletmenin fon kaynaklarının bileşimine karar verme
* İşletmenin büyüklüğü ve gelecekteki büyüme hızını tespit etme
* Üretim miktarının,maliyetlerin ve satış fiyatının belirlenmesi
Günümüzde Finansal Yönetimin Amaçları:
*İşletmenin yatırım yapacağı varlıkların seçimi
* Varlıklar yatırılacak fon miktarının belirlenmesi
* Yatırılacak fonların nasıl ve hangi kaynaklardan sağlanacağının kararlaştırılması
* Finansal analiz,planlama ve denetim yapma
* Yatırım kar ve risk analizleri yapma
* Yeni yatırım alanlarının araştırılması

Finansal yöneticinin görevlerini oluşturmaktadır.Örneğin; Pazar alanlarının araştırılması,dağıtım kanallarının belirlenmesi gibi pazarlama biriminiilgilendiren konular ile,üretim planlaması,mal dağıtım politikası gibi işlevler ve muhasebe birimini ilgilendiren Finansal Tabloların hazırlanması Finansal yöneticinin denetiminde değildir.

Finans fonksiyonunu etkileyen etmenler:
Aşağıda bulunan etmenler,işletmenin fonlarını bulma,bu fonları kullanma ve koruma işlevini daha önemli hale getirmektedir.
* İşletmenin büyümesi (büyüme ile birlikte ihtiyaç duyulan fonların bulunması ve yönetimi daha da önem kazanmıştır.)

* Pazarın gelişmesi (Pazarların gelişimi rekabeti arttırmıştır)

*Rekabetin artması ( Rekabetin artması firmaların kar marjlarını daraltmıştır)

*Enflasyonun artması ( İşletmelerin çalışma sermayelerinin yetersiz jakmasına yol açmıştır.Enflasyon dönemlerinde ayıca ; gerçek olmayan aşırı karlar oluşur,yatırımın politikaları ölçüsüzleşir,yabancı kaynağa talep artarve uzun dönemli kaynak arzı daralır.

*Bazı sektörlerin öneminin artması ( Önemi artan sektörlerde finasns fonksiyonu daha önem kazanmıştır)

* Taşıma ve haberleşmenin hızlanması (Firmaları ek bir giderle karşı karşıya bırakmıştır)

* Genel Ekonomi politikasındaki değişmeler (Bu politika özellikle faiz oranlarının yükselmesine neden olmuştur.

İşletmenin amaçları
* Mal ve hizmet üreterek toplum refahını arttırmak
* İşletmede istihdamı sürekli kılmak
* İşletmenin sürekliliğini sağlamak
* Üretimi ve satışları arttırmak
* İşletmenin Pazar payını arttırmak
* İşletmenin büyümesini sağlamak
* İşletmenin karını maximum yapmak
* İşletmenin değerini maximum yapmak

Yukarıda sayılan amaçlardan ilk üçü sosyal amaçlar olarak nitelendirilirken,diğerleri son iki amaca hizmet ederler.Sosyal amaçlar daha çok vakıf,dernek,KİT gibi kurumlar için öncelikli amaç olabilmektedir.Özel işletmeler için ekonomik amaçlar öncelikli olup,sosyal amaçlar ikinci derecede gözetilen amaçlar olmaktadır.

Karı En Yükseğe çıkarma Amacı ( Kar maksimizasyonu ) Kar maksimizasyonu amacının en önemli iki eksikliği Zaman ve Risk faktörlerini dikkate almamasıdır.
Günümüzde klasik “ kar maksimizasyonu yerine,çağdaş ve bu amacın eksikliklerini tamamlayan “ işletme değerini maksimum yapma,hissedarların servetini ya da varlıklarını maksimum yapma” şeklinde ifade edilen amaç,nihai amaç olarak benimsenmektedir.

İşletmenin Piyasa değerini Maksimum yapma Amacı ( Değer maksimizasyonu )
İşletmenin cari piyasa değerini maksimize etme ya da hissedarların varlıklarını maksimize etme,işletmenin gelecekte beklenen gelirlerinin şimdiki değerinin maksimum edilmesi anlamındadır.

Piyasa fiyatı : Hisse senetlerinin piyasadaki arz ve talebe bağlı olarak belirlenen fiyatıdır.

Finansal Yönetim ve İlişkide Bulunduğu Disiplinler
Muhasebe: Finans yöneticisi karar vermede sık sık muhasebe verilerinden faydalanır.Genellikle muhasebeciler,geleceği öngörmede ve geçmişi değerlendirmede yönetime yardımcı olacak verileri ve finansal raporları hazırlamaktan sorumludurlar.

Finans yöneticinin başlıca ilgi alanı işletmenin nakit akışlarıdır.Nakit akışları finanslama ve yatırım kararlarının uygunolup olmadığını ortaya koyan en önemli faktördür.Nakit akışlaının saptanmasında ise muhasebe verilerinden faydalanmak gerekmetir.

Küçük ya da orta boy işletmelerde muhasebe ve finansman görevleri aynı kişiye ya da bir gruba verilebilmektedir.Bu durumda yukarıda ayrılmış görevleri açık olarak görmek zordur.

İktisat: İktisatta finansal yönetimle ilgili iki alan mikro ekonomi ve makrı ekonomidir.Mikro ekonomi işletmelerin,bireylerin ve ailelerinin iktisadi kararlarıyla ilgilenir.Makro ekonomi ise ekonomiyi bir bütün olarak ele alır.
Tipik olarak bir işletme, ekonominin genel durumuyla çok yakından ilgili olup,yatırım için para ve sermaye piyasasına bağlıdır.Dolayısı ile fnans yöneticisi,kredinin elde edilebilirliliği ve fonların maliyetine,parasal politikaların nasıl etkileyebileceğini anlamak ve bilmek durumundadır.Aynı zamanda finans yöneticisi,mali politikalarda ve mali politikaların ekonomiye etkileri konusunda da uzmanlaşmış olmalıdır.

Finans yöneticisi mikro ekonomiden,özellikle uzun vadeli yatırım kararları almada,nakit,stok ve alacakların yönetiminde faydalanır.
Pazarlama,üretim ve Kantitatif Yöntemler: Finansal yönetim ile ona ikinci derecede fonksiyon gören disiplinler pazarlama,üretim ve kantitatif yöntemlerdir.Bu disiplinler,finans yöneticisinin günlük kararlarıyla dolaylı olarak ilgilidir.Örneğin,finans yöneticisinin pazarlamada yapılacak yeni ürün geliştirmelerinin ve yeni pazarlama yöntemlerinin,işletmenin öngörülen nakit akışlarına ve sermaye harcamalarına ekkilerini düşünmesi gerekir.Benzer şekilde,üretim sürecindeki değişikliklerin gerektireceği sermaye harcamalarını değerlendirmek durumundadır.Nihayet karmaşık yönetim problemleri analiz etmede,kantitatif yöntemlerden gittikçe artan bir biçimde faydalanılmaktadır.

Finansal Yönetim ve İşletmelerin Hukuki Yapıları
İşletmeler kuruluş aşamasında istedikleri yasal türü seçebilirler.Ancak hukuki şeklin seçiminde bazı yasal sınırlamalara da uyulması gerekmektedir.Söz konusu sınırlamaların bir kısmı işletmenin yer aldığı işkolu ve faaliyetlerin niteliği ile ilgilidir.Örneğin,ülkemizde bankaların,sigorta şirketlerinin,sermaye piyasası aracı kuruluşlarının anonim şirket şeklinde kurulması gibi bir sınırlama söz konusudur.

Karın dağıtımı,vergi tahakkuku,alacaklılara karşı sorumluluk,faaliyet sonuçlarının açıklanması,son sağlama miktarı ve şekli gibi konularda alınacak kararlar işletmelerin hukuki yapısı ile doğrudan ilgilidir.

Bireysel İşletmeler ( Ferdi Teşebbüsler )
Bireysel işletmeler tüzel kişiliği bulunmayan ve üçüncü kişilere karşı ortakların tüm varlığı ile sorumlu olduğu bir girişim türüdür.Bireysel işletmelerin kuruluşu için yazılı bir sözleşmeye gerek duyulmadığı gibi,belirli sermaye tabanı da aranmamaktadır.Bireysel işletmelerde kişiler tüm mal varlıklarıyla sınırsız şekilde sorumlu olduğundan kredi bulunması daha kolay olabilmektedir.Bununla birlikte alınan kredi geri ödenmez ise,alacaklı tüm kişisel varlık üzerinde hak sahibi olacaktır.Ancak bu tür işletmelerde tüm kararlar tek bir kişi tarafından alındığından,hatalı karar alma olasılığı artmaktadır.

Ortaklıklar:
Ortaklıklar şahıs ve sermaye ortaklıkları olarak iki grupta toplanabilir.Adi ortaklıklar,kollektif ortaklıklar,komandit ortaklıklar şahıs, Limided ve anonim ortaklıklar sermaye ortaklıklarıdır.

Adi Ortaklıklar:
Adi ortaklıklar,iki yada daha fazla kişinin herhangi bir şekil şartına tabi olmaksızın yalnızca sözlü bir anlaşma ile geçici ya da sürekli olarak kurdukları ortaklık( şirket ) türüdür.Bu tür ortaklıkların en önemli avantajı düşük maliyetlerle ve kolayca kurulabilmesidir.

Adi ortaklıkların dezavantajları bireysel işletmelerin dezavantajlarına benzer.Bireysel işletmeler gibi,ortakların da sınırsız sorumlulukları vardır.İşletmenn finsansal krize girmesi durumunda her ortak kendi payı ile değil,işletmenin tüm borçlarından sınırsız olarak sorumludur.

Kollektif Ortaklıklar ( Kollektif Şirketler )
Kişilerin belirli şekil şartıyla ve belli unvan altında oluşturdukları bir ortaklık türüdür.Tüzel kişiliği de olan bu ortaklık türünde ortaklar,şirketin borçlarından dolayı tüm varlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.Alacaklılar,ortaklığın borçlarından dolayı ortaklardan dilediğine karşı,yasal yollara başvurabilirler.Dolayısıyla bu tür ortaklıklar genellikle birbirlerini iyi tanıyan kişiler tarafından kurulduklarından,bu tür ortaklıklıklara şahıs ortaklıkları denir.
Şirketin ömrü,ortaklar arasındaki anlaşmaya bağlıdır.Bu ortaklık türünde de fon sağlama olanağı,ortaların elde edebilecekleri olanakların toplamı kadardır.Ticaret kanunu’na tabi olan kollektif ortaklıklarda ortaklar tacir sıfatını kazanırlar.

Adi Komandit Ortaklıklar:
Ticari bir şirkette ortaklardan bir kısmı aynen şahıs şirketlerinde olduğu gibi sınırsız ve müteselsilen sorumluluk yüklenirken,bir kısmı da yanlızca koydukları sermaye kadar sorumluluk ( sınırlı sorumluluk ),yüklenmeleri durumunda adi komandit ortaklık türü ortaya çıkmaktadır.Bu şirket türünde sorumluluğu sınırsız olanlar şirketin yönetimini elinde bulundurduklarından kollektif şirkete benzer ve önemli avantaj ve dezavantajlarına sahipolabilir.Ancak bu tür şirketlerde toplanabilecek fon miktarı,sınırlı sorumlu ortak sayısı arttırılarak,kollektif ortallığa göre daha kolay arttırılabilir.

Sermayesi paylara bölünmüş Komandit ortaklıklar:
Sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık adi komandit ortaklığa benzer Tek farkı sınırlı sorumlu ortaklar olarak bir ya da birkaç kişinin daha yer almasıdır.Adi komandit şirketlerde sınırlı sorumlu ortakların payları yanlızca sözleşmede yer alır ve sermayeye karşılık olarak herhangi bir pay senedi vermez.

Bu tür ortaklık türü de yukarıda belirtilen ortakların sakıncalarını taşımaktadır.Sınırlı sorumluluğun,ortak bulmada araş olarak kullanılması fazla bir yarar sağlayamamaktadır.Çünkü ortaklık gerçekte sınırsız sorumlu ortakların aralarındaki anlaşmaya bağlıdır.

Limidet ortaklıklar ( Şirketler )
İki veya daha fazla gerçek ve tüzel kişi tarafından bir ticaret ünavanı altında kurulan,orakların sorumluluğu,koydukları veya koymayı tahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi belirli olan ticari ortaklık tipine limited ortaklık denir.Limited ortaklıklar en az 2,en çok 50 ortak arasında kurulabilir.Ortaklara sermaye payları için pay senedi ( hisse senedi ) verilmez.Ortağın koyduğu sermaye devir ve miras hariç bir bütündür.Sermaye arttırmak ya da ortakların sorumluluklarını genişletebilmek için,ortakların oybirliği gereklidir.Limited ortaklıklar hisse senetleri gibi tahcilde ihraç edemezler.
Limited ortaklıklarda,ortaklar yanlızca koydukları sermaye ile sorumlu olduklarından,tüm varlıklarını riske atmak istemeyenlere önemli bir ortaklık türü olarak görülmektedir.

Anonim Ortaklıklar ( Anonim Şirketler )
Limited ortakılarda olduğu gibi anonim ortaklıklarda da ortaklığın sermayesi paylara bölünmüştür.bu paylar ( hisseler ) kıymetli evrak hükmündeki hisse senetleriyle temsil edilirler.Sermayenin paylara bölünmesi ve hisse senetleriyle temsil edilmesi bunların örgütlenmiş ya da örgütlenmemil piyasalarda kolayca el değiştirmesine olanak sağlamaktadır.Anonim şirletlerin iktisadi önemi,bu özelliklerinden kaynaklanmaktadır.Şirketler açısından küçük sermaye paylarının bir araya gelmesiyle büyük sermayelerin sağlanması,yatırımcılar açısından da riskin küçük ve yalnızca yatırılan sermaye payı ile sınırlı olması,bu şirket türünün seçiminde en büyük etken olmaktadır.

Anonim şirketler ani yada tedrici olarak kurulabilirler.Sınırlı sayıda ortakla kurulan anonim şirketler ani şekilde kurulurken,halka açık olarak kurulmak istenen anonim şirketler tedrici olarak kurulurlar.Tedrici kuruluşun çok sayıda formaliteleri vardır.Günümüzde halka açık olarak kurulan anonim ortaklıklar, TTK ya göre değil,SPK(sermaye piyasası kanunu) na göre kurulduklarından kuruluş formaliteleri az da olsa basitleştirilmiştir.

Organize piyasalar: Resmi bir piyasa yerinin olduğu,devletin gözetimi ve denetimi altında olan piyasalardır.Ülkemizde TTK ya göre anonim ortaklık”bir ünvana sahip,ana sermayesi paylra bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile sorumlu olan ortaklık” olarak tanımlanmaktadır.Ortaklık ticaret bakanlığının izni ile kurulup,ticaret sicilinde tescil ve ilan edilerek tüzel kişilik kazanırlar.

Halka açık ortaklıklar :,
Anonim ortaklıklar halka kapalı ya da halk açık olabilir.Az ortaklı anonim ortaklıklara aile şirketleri yada kapalı şirketler denilir.Bir şirketin halka kapalı ya da açık olarak tanımlanmasında yalnızca ortak sayısı değil diğer özellijlerin de ele alınması gerekir.

Ortak sayısı yanında pay sahipliğinin devredilip devredilmeği,kuruluş şeklinin halkın da katılımını sağlayacak biçimde olup olmadığı,hisse senetlerinin borsaya kota edilip edilmediği, yönetimin bir ya da birkaç ana pay sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı gibi özellijlerinde dikkate alınması gerekir.
Ülkemizde SK ya göre hisse senetleri kanundaki prosedür dahilinde halka arz edilen şirketlerle,ortak sayısı 250 ‘yi aştığı belirlenen şirketler halka açık şirket olarak kabul edilir.Halka açık Şirketler SPK ya göre tabi olmakta ve SPK nun denetimine girmektedir.

Hisse senedinin nonimal değeri,tescil edilen ve bilançoda sabir bir kalem olarak gösterilen sermayenin hisse sayısına bölünmesiyle bulunur.
Kayıtlı sermaye sistemi: Esas itibari ile sermaye arttırımı sistemi olup,sermayenin daha az formaliteyle arttırılabileceği bir limittir.Sadece halka açık Şirketler geçebilir.

Kayıtlı sermaye arttırımı tavanı tamamen SPK nın taktirine bırakılmıştır.Kayıtlı sermaye sistemine geçecek şirketlerin belirli bir başlangıç sermayelerinin olması gerekir.

* Enflasyon fonların aşınmasına neden olarak çalışma sermayesinin yetersiz kalmasına neden olur.
* Planları ve bütçeleri uygulama rakamları ile karşılaştırarak,varsa sapmaları ortaya çıkarma ve düzeltici önlemleri lma sürecine,FİNANSAL DENETİM adı verilir.
* Finansal yöneticilerin önceden hangi varlıklarla fon oluşturulacağı ve fonların hangi kaynaklardan sağlanacağı konusundaki karar verdikleri sürece FİNANSAL PLANLAMA adı verilir.
* İşletmeye ait paranın toplanma ve harcanmasını üzerine alan görevliye HAZNEDAR adı verilir.
* Kar planlaması,sermaye bütçelemesi ve finansmanda yararlanılacak maliyet standartları için planları hazırlamak ve yürütmekten KONROLÖR sorumludur.
* Hisse senedi ihraç etmek,finansmanla ilgili kararlardan biridir.
* Sabit varlıklara yatırım sermaye bütçelemesi kapsamındadır.
* Kar pay,hisse senedinin getirisidir.
* İşletmelerin birincil amacı İŞLETME DE?ERİNİN MAKSİMİZE EDİLMESİDİR.Yani işletmenin değerinin arttırılması amacıdır.
* İşletmelerin finansmanında uzun vadeli kaynaklara ağırlık verilmesinin sonucu,RİSK DÜŞMESİ dir.
* Halka açık anonim şirket kayıtlı sermaye sistemine geçebilir.Ancak Halka kapalı Anonim şirket,Limited ŞTİ, ve kollektif şirketler kayıtlı sermaye sistemine geçemezler.
* Halka açık şirketlerde tahvil çıkarma sınırı,Ödenmiş sermaye ve yedek akçeler toplamıdır.
*Sermayenin uzun süreli varlıklara yatırılması ile ilgili kararlar sürecine SERMAYE BÜTÇELEMESİ denir.
*Yatırım kararları verilirken yatırımın RİSK ve GETİRİSİ ne bakılır.
*Kısa vadeli yabancı kaynaklar uzun vadeli yabancı kaynaklara göre daha RİSKLİ dir.Yani,işletme finansmanda uzun vadeli yabancı kaynak kullanırsa RİSK DÜŞER.
* Uzun vadeli yatırım kararları,kısa vadeli yatırım kararlarına göre daha RİSKLİ dir.Bunun sebebi,uzun süreli varlıklara büyük tutarlarda harcama yapılması,bu tür yatırım kararlarından kolay vazgeçilmemesi,kolay revize edilememesi,vadenin uzun olması ve belirsizliğin artmasıdır.Bu nedenerle sermaye bütçelemesi yapılır.
* Dividant kararları,kar dağıtma veya dağıtmama kararlarıdır.
* Finans Yöneticisi ( Haznedar ) Fonu bulur ve harcar,yani işletmenin yatırım ve finansman kararlarından sorumludur; muhasebeci ( Kontrolör ) bu fonksiyonların etkin kullanılıp kullanılmadığını kontrol eder.Görevleri de bu çerçevede tanımlanır.Örneğin iç denetim muhasebecinin görevi iken,nakit yönetim finans yöneticisinin görevidir.
* Mal ve hizmet üreterek toplum refahını arttırmak,işletmede istihdamı sürekli kılmak,işletmenin sürekliliğini sağlamak işletmenin SOSYAL AMAÇLARI arasında yer alır.
* İlk defa fonların kullanımı,yani bilanço aktifleri ile uğraşılması,aynı zamanda kantitatif yöntemlere ağırlık verilmesi,sermaye bütçelemesi problemlerinde iskonto edilmiş nakit akışları tekniğinin uygulanması 1940-1950 li yıllarda söz konusu olmuştur.
* Halka açık A.Ş lerde tahvil çıkarma yetkisi Yönetim Kuruluna verilmiştir.
* Eğer işletmenin piyasada hisse senedi satılıyorsa işletmenin değerini hisse senedi piyasa değeri belirler.
* Makine alımı, bankaya para yatırılması,vadeli satış yapılması,hisse senedi ve hammadde alışlarına göre daha risklidir.Çünkü,makine alımı uzun süreli yatırım kararlarından biridir.Uzun süreli yatırım kararları kısa süreli yatırım kararlarına göre belirsizlik nedeniyle daha risklidir.
* Kısa vadeli banka kredileri, tahcil ihracı,uzun vadeli banka kredileri,hisse senedi alışı ve otofinansmana göre daha risklidir.Çünkü Kısa vadeli finansman kaynakları,uzun süreli finansman kaynaklarından faiz,enflasyon,vade riski,toplu ödeme etkenlerinden dolayı daha risklidir.Oto Finansman karların dağıtılmayarak işletmede alıkonulmasıdır ve özkaynakta finansman türüdür..
* Kar maksimizasyonunn birincil,normatif amaç olarak benimsenmesinin en önemli EKSİK YANI,Risk ve zaman Faktörünün dikkate alınmaması olarak kabul edilir.Çünkü kar maksizmisazyonu amacı,geleceğin belirsizliğini yani zaman faktörünü ve buna bağlı olarak riski dikkate almamaktadır.Aslında karın mutlak karmı,fiktif karmı olduğunun açıklanamaması,karlılık ölçüsünün belirsiz olması,hissedarların çıkarlarına ters düşmesi ve kar maksimizasyonunda toplam karın mı,kar marjınınmı dikkate alınacağının belirlenememesi de eksik yanlarını ifade eder.Ama bu iki unsur yani Risk ve Zaman faktörünü dikkate almaması en önemli eksik yanı olarak tanımlanır.
* Piyasa değeri maksimizasyonu,işletmelerin en normatif amacı olarak tanımlanır.Çünkü piyasa değeri maksimizasyonhem hissedarların çıkarlarını hem işletmenin tüzel kişilik olarak çıkarlarını,hem de kamu yararını korur.Aynı zamanda zaman ve risk faktörünü dikkate alması en birincil amaç olarak tanımlanmasını sağlar.
* İç denetim muhase müdürünün ( Konrölör ) görevlerinden birisidir.Çünkü muhasebe müdürü,yani kontrolörün görevi fonların etkin biçimde kullanılıp kullanılmadığının kontrolünü yapmaktır.İç denetim bu temel görev içinde tanımlanır.Nakit yönetimi,kredi yönetimi,Finansman ve Emeklilik fonlarının yönetimi,Finans yöneticisinin yani haznedarın görevleri olarak ifade edilir.
* Kişi yada kurumların yararlanacağı para,fon ya da sermayeye FİNANS adı verilir.En çok karıştırılan yanıt Finansmandır.Dikkat etmeliyizki Finans ihtiyacın kendisi,Finansman ise sağlanmasını ifade eder.
* İşletme için gerekli olan fonların sağlanmasına FİNANSMAN adı verilir.
* Sermayenin dolaşım hızının artması,İşletmenin büyük ölçekte faaliyette bulunmaları,Faiz ve döviz dalgalanmalarının artması ve piyasalarda rekabetin artması Finansal yönetimde 1980’li yıllardan sonra meydana gelen gelişmelerdendir.Ancak Kar marjlarının artması bu dönemde meydana gelen bir gelişme değildir.Çünkü 1980’li yıllardan sona işletmelerin çok çeşitli ürünler üretmesi,AR-GE faaliyetlerinin artması,işletmeler arası birleşmenin artması gibi sebeplerle rekabet fazlalaşmış ama tam tersi kar marjları azalmıştır.Rekabet artarsa kar marjları daralır.
* İşletmelerin gelecekte beklenen şimdiki değerinin maksimize edilmesine PİYASA DE?ERİ MAKSİMİZASYONU adı verilir.Değer maksimizasyonu,gelecekte beklenen nakit çıkışlarının şimdiki değerinin minimize,gelirlerin ise maksimize edilmesinin bir sonucudur.
* Sermaye Bütçeleşmesinin yatırım kararları içinde kısa süreli yatırım kararlarına göre daha önemli olmasının nedeni Uzun vadeli yatırım karalarının riskinin yüksek olmasıdır.Çünkü,sermaya bütçelemesi uzun süreli varlıklara yapılacak yatırımlar ile ilgili kararlar sürecidir.Vade uzadıkça,yatırım kararlarında risk ve Belirsizlik artar.Bu da daha fazla önem gösterilmesi gerekek yatırım kararı olarak ifade edilmesini sağlar.
* İşletme eğer riskinn düşmesini istiyorsa,yatırım kararlarının finansmaınında TAHVİL İHRAÇ ETME yolunu seçmelidir.Çünkü,İşletmeye ortak alma ve Otofinansmana gitmek İşletme riskini ortalama kılar ve özkaynakla finansman yollarıdır.Kısa vadeli banka kredisi kullanmak ve finansman bonosu (kısa vadeli borçlanma senedi ) İhraç etmek kısa vadeli finansman yollarıdır ve işletme risklerini arttırır.Tahvil ise ( Uzun vadeli borçlanma senedi ) uzun vadeli finansman yoludur ve riski düşürür.
* İşletme için gerekli olan fonları belirlenmesi,bu fonların nereden,nasıl ve ne zaman karşılanacağının kararlaştırılmasına FİNANSMAN KARARLARI adı verilir.
* Sabit aktif,stok,alacak,nakit gibi aktiflerin dağılımında optimizasyonun ön plana çıktığı,matematiksel modellerin uygulanmaya başlandığı dönem 1960 ‘lı yıllardır.
* Sermaye piyasası kanunu hükümlerine göre,Halka Açık Anonim şirketlerin ortak sayısı 150 den fazla olmak zorundadır.
* Riske göre düzeltilmiş modellerin uygulanmaya başlandığı dönem 1970’li yıllardır.
* İşletme için gerekli olan fonların sağlanması ve bunların uygun varlıklara yatırılması işlemine FİNANSAL YÖNETİM adı verilir.
* Finans yöneticilerinin geleceği öngörmede ve geçmişi değerlendirmede yardımcı olacak verileri ve finansal raporların hazırlanmasında gerekli olan bilgileri sağladığı disiplin,MUHASEBE dir.
* Finans yöneticisinin uzun vadeli yatırım kararlarını almada,nakit stok ve alacakların yönetiminde faydalanacağı disiplin MİKRO İKTİSAT tır.
* İşletmenin reel varlıklara yatırım yapmasıyla ilgili faaliyerlerin bütününe SERMAYE BÜTÇELEMESİ adı verilir.
* Tahvil ihraç etmek,finansman kararlarından biridir.
* Muhasebe,finansal yönetimin birinci derecede ilişkili olduğu disiplinlerden biridir.
* Sözleşmenin yazılı ve sözlü olabileceği,tüzel kişiliğe sahip olmayan şirket türü ADİ ŞİRKET tir.
* İşletmeler finansmanda uzun vadeli yabancı kaynaklara daha fazla yer verirse,RİSK DÜŞER.
- Kısa vadeli finansman kararları uzun vadeli finansman kararlarına göre daha risklidir.
- Uzun vadeli yatırım kararları,kısa vadeli yatırım kararlarına göre daha risklidir.
- Kısa vadeli yatırım kararları işletmenin riskini azaltır.
- Uzun vadeli finansman kararları işletmenin riskini azaltır.
- Otofinansman ve hisse senedi ihracı özkaynakla finansman şeklidir.
-Kar dağıtım politikası,Alacaklılara karşı sorumluluk,vergi tahakkuku,fon sağlama işletmelerin hukuki yapısı ile ilgilir.Ancak Dönem karının hesaplanması hukuki yapısı içinde yer almaz.
*Anonim şirketler,tahvil çıkarma hakkına sahiptir.Ancak adi,limited,S.P.B şirket ve bireysel işletmeler tahvil çıkarma hakkına sahip değildir.
* Satış politikası,stok miktarı,günlük faaliyetler ve kasa ve bankadaki nakit durumu finans yöneticisinin görev alanına girer ancak personelin çalışma saatleri finans yöneticisinin görev alanına girmez.
*Bütşenin hazırlanması,muhasebe müdürünün yani kontrolörün görevidir.
* Faaliyetlerin sonucu oluşsan karın ne kadarının işletmede bırakılıp,ne kadarının ortaklara dağıtılacağının belirlemek için alınan kararlara DİVİDANT kararları adı verilir.

Popularity: 25% [?]

eskişehir forum